Adam Gibi Devlet Olmayı Öğretecek 2 Bela

Öyle anlaşılıyor ki, iki bela bize yeniden adam gibi devlet olmayı öğretecek.

Bunlardan biri İsrail, diğeri PKK!

Hemen kızmayın canım. Hele bir okuyun. Sonra küfredersiniz.

Çünkü terör, sonunda bize, devlet gibi davranmayı öğretmeye başladı.  İnşallah İsrail’in bize karşı yürüttüğü politikalar da ‘hükümet nasıl olmalı’ nın yol ve yöntemini öğretir!

Evet, benim kanaatim odur ki, Türkiye hızla ‘kendi halkının menfaatlerini önceleyen’ bir devlet olma yönünde ilerliyor. Ordumuz dahi, inşallah ‘ne idüğü belirsiz bir rejim bekçiliği’nden, milletinin bekasını esas alan,  ilay-ı kelimetullah çerçevesinde hareket eden bir güç olma yolunda seçecektir.

Türkiye’nin kendi içindeki parçalanmışlığı olmasa, bu işler daha hızlı gelişecek ama içimizdeki CHP varlığı gelişmeleri yavaşlatıyor.

Onda dahi bir hayır vardır çünkü eğer CHP gibi doğru olana bile muhalefet eden bir kitle olmasaydı belki Ak Partililer çamurdan kendilerine bir heykel dikerlerdi. Cenab-ı Hak işlerini bilir. CHP’yi dahi büyük ihtimalle, nurunun tamamlanması hususunda istihdam ediyor olabilir. Tıpkı PKK’yı, yeniden adam gibi bir devlet olmamız için kullandığı gibi…

Şu bir gerçek;  siyasette CHP’nin temsil ettiği bir kesim var ki, AK Parti iktidarı döneminde yaşanan her olumsuzluğa hemen sahip çıkıp pireyi deve ediyorlar. Hayırlı hiçbir gelişmeyi görmüyorlar. Terör gibi belimizi karan dahilî bir meselede aykırı hareket etmelerini anlamak mümkün. Ama milli bir mutabakat gerektiren İsrail’e karşı tavırda bile ekseriyetin içinde kalmayı beceremediler.

Ben bunda dahi bir hayır görüyorum! Çünkü millet ekseriyeti, meselenin farkına varıyor. Esasında bu tür şokların yaşanması, milletin kendisine gelmesi, içerde ‘kim kimdir, bilinip ortaya çıkması’, kim hakiki dost kim düşman bilinmesi için kıymetli fırsatlardır!

Mesela şu PKK olayı başımıza açılmasaydı, gerek Türk milletinin yeteneklerine, gerekse İslam’ın tabiatına zıt olan, laikçiliğin bekçisi olmayı en büyük marifet bilmiş rejimden sittin sene kurtulamayacaktık.

Ordumuzu, kendi halkının değerlerine karşı savaştıran darbeci kriptolardan elinden kurtaramayacaktık.

Ülke gelirlerinin nerede ise yarısını alıp yan gelip yatan askerleri en büyük asker bilmeye devam edecektik.

Cumhuriyetimiz, kapalı bir rejim, demokrasimiz elitlerin keyfi yaşamlarının korunduğu bir ucube olmayı sürdürecekti.

Milletin seçtikleri fasa fiso sayılacak;

Hiç birisi esasında, Türk bile olmayan ama kendilerini ‘Beyaz Türk’ diye halka yutturmuş, ekseriyeti Yahudi, bir kısmi Ege ve Akdeniz adalarından devşirilmiş Rum(?) ve bir kısmı da terekeme Ermeni –kendilerini alevi Kürt diye tanıtanların büyük bir kısmı aslında o tür ‘kırma’lardır-([*]), olan ama sistemin kilit noktalarını elge geçirmiş bulunan sabetaistler, masonlar ve ön kollurı memleketi idare etmeye devam edeceklerdi.

Darbe yapmaktan başka elinde marifet ve işlev bırakılmamış, sayesinde sınırlarımızın kevgire döndüğü bir orduyu , ‘en büyük asker bizim asker’ bilecektik.

3 bin yıldır, yeryüzünde hüküm koymayı bilmiş, bin yıldır İslam’ın bayraktarlığını yapmış, aleme nizam vermenin, mazlumun imdadına koşmanın sembolü olmuş bir ordunun ipini onun eline vererek, kadük, dûn himmet; kendi halkının değerlerine karşı durmayı gaye edinmiş bir orduyu ‘peygamber ocağı’ bilmeye devam edecektik…

İşin aslını bilen biliyordu ki, askerimiz yaklaşık 90 yıldır İslam’ın bazı şeairine karşı kullanılagelmiştir.

İşte PKK karşısında düşülen acz, bize bütün bunları göstermiştir. Acaba şu hakikatlerin farkına varmak neye değmez?

Şu ordu, hakiki manada milletin bekasını esas alan bir gayeye yönelse, İslam’ın î’lâsını üstlenmiş bir ordu olsa  –ki sayın Koşaner’in itirafı bu yönde atılmış bir adım olabilir- şu terör meselesi daha ne kadar dayanabilir?

Alicenap birkaç siyasetçi, basiretli istihbaratçı bir ekip, bölgeye gönderilecek ‘zülcenaheyn’ idareciler ve birlik beraberliğe iman etmiş,  kalbi huşyar komutanlarımız olsa –en fazla 314 kişi olsalar yeter- ne Kürt meselesi kalır, ne haksızlık kalır, ne de insanlar, sözünü devlete dinletebilmek için dağa çıkarlar…

Evet, her gün içimiz yanıyor. Acılarımız büyüyor. Bayraklara sarılıp bu topraklara gömülen evlatlarımızın bu fedakârlıkları inşallah boşa gitmeyecek ve onların canı ve kanı sayesinde bu millet, bir kere daha ayağa kalkıp, mazlumların koruyucusu olacaktır. Onlar dahi Rablerinden şehitlik ücretini alarak, kanlarını vatanı için akıtmış olmanın bedelini ziyadesiyle alacaklardır inşallah!

Sizi temin ederim, burunlarından kıl aldırmayanlar bugün dokunulabilir haldeler ise,

Dün halka tepeden bakanlar, bugün halkın yüreğini girmek için çaba içine girmiş görünüyorlarsa,

Dün, evladı şehit olmuş başı örtülü kadını kışlaya, oğlunun cenazesine sokmayanlar bugün camilerde Mehmetçik namına mevlit okutma ihtiyacı duyuyorlarsa,

Düne kadar ‘devlet biziz’, deyip ne hukuk ne kanun tanıyan ‘derin eşkıyalar’ dokunulabilir hale gelmişse,

Ve onlara dokunabilmeyi göze alabilecek siyasetçiler iktidar olabilmişse, bunda PKK terörünün payı çok yüksektir. Bunlara başkaca şıklar da ekleyebilirsiniz.

***

Düne kadar, bütün komşuları ile düşman vaziyette tutulan Türkiye’nin, bu iktidar döneminde geliştirdiği ‘komşuları ile sıfır problem’politikasının iş yaptığı, Türkiye’nin önünü açtığı görülünce, düşmanları da yeni taktikler uygulamaya başladı. Bunlardan biri İsrail kuşatmasıdır!

İsrail, One Minute olayından sonra çevremizdeki tüm komşularımızla –Azerbaycan dâhil- net ve parasal ilişkiler kurup, Türkiye’nin bu açılımını baltalamak istiyor. Hayli de mesafe aldı. Esasında Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’in seyir ü seferine müdahil olacağını söylemesi işin arkında olduğunu gösteriyor.

Bir diğer kuşatma Şii kuşatma! Bunu bu şekilde yazmak istemezdim ama aslı bu. İran,  Türkiye’nin güneyinde, onu Sünni dünyadan uzak tutacak bir tür mayınlı alan oluşturuyor. Afganistan’ın güney batısından başlayıp ta Lübnan’a kadar uzanan bir Şii blok… Türkiye’nin Suriye ile iyi ilişkiler içine girmesini kabullenemezdi zaten. Arap baharının Suriye’ye sıçraması olayını İran, iyi kullandı ve hemen Suriye rejiminden yana tavır aldı. Ve Türkiye’nin telkinlerine kulak asmaması yolunda onu güçlendirdi. Rusya’yı ve Çin’i de yanına alarak…

 (Ara not: –Çin, Rusya ve İran, daha derinde bir ittifak içindeler, Amerikan karşıtı bir ittifak. Bu Anti Amerikancılık hoşumuza gidiyor olabilir ama Çin hegemonyasının ne menem bir şey olduğunu henüz bilmiyoruz. Bence onun Asya’daki hegemonyası, Amerika’ya bile rahmet okutacak. Ne demek istediğimi anlamak isterseniz gidin Doğu Türkistan’a ve Tibet’e… Onun, Yecuc Mecuc olayında Mecüc olduğunu da yakında dünya öğrenecektir ama inşallah oraya varmadan dünya uyanır. Çin, hâkimiyetini tamamladığında, dünyanın nasıl bir çekirge afetine duçar kaldığını göreceğiz korkarım. Şuradan anlayın ki, dünya Siyonizm’i, Amerika’yı terk etmeye ve sermayesini Çin ve Hindistan’a aktarmaya başladı.)

Esasında bu, İran’ın, Anadolu’daki Sünni tüm iktidarlara karşı yürüttüğü bir politikadır. Ne zaman Anadolu’daki devlet palazlanmışsa, ya rkadan vurmuştur, ya batı ile işbirliği yapmıştır.

Evet, Türkiye maalesef şu anda yeniden bir kuşatma altına alınıyor. Türkiye elbette bunun da farkında ama sanırım buna karşı nasıl bir strateji geliştireceğini henüz bilemiyor.

Türkiye pekâlâ, Suriye’deki,- 400 bin Sünni Kürdün nüfus kaydı bile yok- Sünni Kürtlere sahip çıkabilir. Onların haklarını üstlenebilir. Onlara kimlik yerine Türk pasaportu vererek en azından dünya vatandaşı olmalarını sağlayabilir. Onların gönlünü kazanarak, altının oyulmasını önleyebilir. (Son iki aydır Öcalan ve Karayılan’a rağmen, PKK’nın Türkiye’de kan döken grubu Suriyeli Bahoz’un idaresindeki grup olduğu belirlenmiş durumda. Hiçbir şekilde uzlaşmaya yanaşmıyor. Bahoz’un Suriye ve İran gizli servislerinin kontrolü altında olduğu söyleniyor.  İran Kandil’e saldırarak, PKK’nın kendisine dokunan ucunu (PEJAK)  köreltmeye çalışırken, bize dokunan ucunu sivriltiyor anlaşılan!)

Şimdi Türkiye de PKK’ya bir hizmet gördürebilir. Eğer Suriye nush ile uslanmak istemiyorsa Esad’ın bize karşı yürüttüğü politikayı Türkiye Suriyeye karşı yürütebilir!

İçerde, bizi zebun eden rejimden kurtulmamıza vesile olan şu örgüt, kim bilir belki Suriye rejiminden de Suriye halkının kurtulmasına hizmet edebilir! Ne dersiniz?


[*] Anadolu’da Alevilik Türkmenlere hastır. Osmanlıların Beyliklere karşı sürdürdüğü fetihçi mücadele, onların çoğunu karşı duruşa sevk etti. Anadolu’daki bu durumdan yararlanmak isteyen Şii Safeviler onları yanlarına çekmek için siyasi/dini mücadele başlatınca ekser Türkmenler ve bir kısım Yörükler Şahismail tarafına geçtiler. Uzun süren Osmanlı – Safevi didişmesi, Anadolu Türkmenlerini Osmanlıdan küstürdü. Kendi içlerine kapandılar ve Anadolu Aleviliğini var ettiler. Kürtler o mücadelede Sünni Osmanlıdan yana tavır aldılar. Kürtlerin hiç biri alevi olmadı. Aleviliği seçenler, daha sonraki dönemde Müslümanlaşmak zorunda bırakılan Ermenilerdir. Müslüman olamadılar Türk de olamadılar. Kendilerini Kürt aleviler diye konuşlandırdılar. Bu konu ciddi anlamda bir incelemeyi hak ediyor. Yahut var da ben mi bilmiyorum.  Tarih sosyolojisi açısından incelenmeyi bekleyen merakaver bir konu. (MAB)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir