AK Parti’yi Bekleyen Gerçek Tehlike

Türkiye’nin, 80-90 yıldır, bütün siyasi ve ekonomik zafiyetine rağmen bu coğrafyada varlığını sürdürmesini, ben kendimce üç küre teoremi ile izah ediyordum. Bunlar Rusya, Avrupa (İngiltere / Almanya / Fransa), Amerika / İsrail küreleridir.

Ortadoğu’da ciddi menfaatleri bulunan bu üç süper güç, dengelerin değişmesine müsaade etmedikleri için, Türkiye yıllarca bir badireye uğramadan varlığını sürdürdü.

Üç büyük küre yan yana geldiğinde aralarında piramitvari bir boşluk oluşur. O tarafa bu tarafa da yuvarlansalar boşluk hiç bozulmaz. Türkiye yıllarca kendini o boşlukta tutmayı başardı.

İşte Türkiye, o boşluk (stratejik konum) sayesinde varlığını sürdürdü. Yoksa, bu kadar karışık ve sürekli birbiriyle didişen iç nifaklarla laik-antilaik, solcu-sağcı, alevi-sünni, Kürt-Türk, gerici-ilereci vs- belki de bugünlere gelemezdi.

Ne zaman bir küre harekete geçse, öbürü direnç gösterirdi. Bu bir ilahi lütuftu. (Ara not:Tabii bu lütufta-rejimi kollamak hesabına yaptığı hatalar hariç- toplum üzerinde kahir bir nüfuz ve otoritesi bulunan ordumuzun da payı büyüktür. Hüt dedi mi herkes hizaya girdi bugüne kadar. Askerde kulağı kesilmemiş kimse var mı?)

Şimdi zahirde tek küre var: Amerika!

Fakat ‘karşılıklı rövanş’ı andıran ve farklı odaklara hizmet ettikleri hissedilen olaylara bakılırsa, diğer küreler de en azından tetikçileri ve o tetikçileri sevk ve idare eden ajanlarıyla bölgede varlıklarını sürdürüyorlar. Ergenekon örgütü içindeki farklı renkler de -tutuklu zevatı geçmişleriyle gözünüzün önüne getirin, anlarsınız Amerikancı, Almancı, İngilizcisini…- bunu gösteriyor. (1900’lerin başında da öyleydi)

Aslında az çok tarih bilgisi olanlar yaşananları yadırgamaz. Tanıdık şeyler. Osmanlı’nın da, en azından 1800’lerden itibaren Rusya, Fransa ve İngiltere’nin çatışan çıkarları sayesinde varlığını sürdürebildiği biliniyor. Osmanlı’yı en az iki kere Rus ayısının pençesinden kurtaran İngiltere’dir. Çünkü Rusya’nın tek başına Osmanlı’yı yutmasını istemiyordu İngiltere. (Şimdi de Amerika’nın tek başına malı götürmesini istemeyen vardır). Ne zaman ki, kendisi de parsadan gerçek anlamda pay alacak hale geldi -donanmaları ve askeri güçleri sayesinde- oturup ‘hasta adam’ın mirasını birlikte paylaştılar.

Dolayısıyla, dün, bu topraklardaki çıkarlarını kollamak için dünyayı ateşe vermeyi (I. Dünya Savaşı) göze alanların bugün rahat durması düşünülmez. Bu açıdan bakıldığında Ergenekon örgütünün de  ‘müteharrik bi’n-nefs’ (kendi iradesiyle ve milletin çıkarı için hareket eden) bir örgüt olmadığı anlaşılır.

Ergenekon ve derin devlete mal edilen olaylara bazen bu perspektiften de bakmak lazım.

NEDEN HAİN NİYETLER HEP TARAFTAR BULABİLİYOR?

Türkiye’de bu coğrafyada olan bitenlerin vebali son dönemlerde hep Amerika ve İsrail’in üzerine atılıyor. Sanki teröre bulaşan bütün Kürtlerin ipi de onların elinde. Açılım karşıtları, “Kürtleri onlar kışkırtıyor” diyorlar.

Beri taraftan birileri de ‘Türkiye’yi parçalanmak ve bir bölümü Kürtlere verilmek isteniyor. Açılım bir Amerikan projesi’ diyorlar.

Diyelim bütün bunlar doğru.

Peki, öyleyse, neden açılım Kürtler eliyle baltalanıyor? Neden PKK ve BDP(DTP) bu oyuna geliyor. Amerika’nın dediğini yapsalar kısa zamanda emellerine ulaşacaklar! Neden işi şehir eşkıyalığına döküp açılımı baltalamaya kendilerine uzanan şefkat elini ısırıyorlar?

Demek ki onların da ipi tek elde değil?

Mesela MI5’in olan bitenlerde hiç mi parmağı yok? Geçmişte, bu bölgedeki haritaları ve sınırları çizen İngiltere şimdi neden ilgisiz kalsın? Ortadoğu’ya varmak için Bağdat tren hattını yapmayı bile göze alan Almanya vaz mı geçti? Fransa’nın da parmağı olamaz mı?

İşin acı tarafı, bütün gizli servislerin, bu topraklarda kolayca tetikçi ve tahrikçi bulmalarıdır. Türk devleti, maalesef 200 yıldır yaralarını kapatmayı bilmiyor. Yaralar açıkta kalınca da herkes kaşıyabiliyor.

Bugün her türlü, kötü niyetli dış aktörler, içimizde yandaş faktörler bulabiliyor. Neden?

Bu nasıl bir tarih ve millet bilincidir ki, her daim bol miktarda hainimiz bulunabiliyor? Bu nasıl bir ekonomik yapıdır ki, her daim, dışarıdan birinin attığı lokmaya muhtaç açlarımız var ve bunlar beş yüz lira için topluma kurşun sıkabiliyor veya 500 dolara devlet sırrı satabiliyor.

Yazık ki kalemlerimiz satılık, medyamız ısmarlama, zenginlerimiz demokrasi düşmanı, aydınlarımız hain, imamımız yobaz, dindarımız gerici, gericimiz bağnaz, bağnazımız acımasız, teröristimiz allahsız kitapsız.

Neden?

ASIL BELA İLKESİZLİK

Çünkü toplum ‘göre’siz, siyasetçimiz ilkesiz.

İlkesi, göresi olmayanlar nasıl doğru bir idare şekli belirleyebilir? Nasıl topluma örnek olabilir. Boşuna dememişler: balık baştan kokar!

Siz bana bir siyasetçi veya parti gösterin ki, halka verdiği sözlerini tutmak veya yapamadığında “özür dilerim, yapamadım” deyip istifa edecek bir erdemi olsun!

İktidarda başka muhalefette başka konuşmayı toplum bile kanıksamış. Oysa bu, düpedüz bir ahlaksızlık ve Kur’anî tabirle, toplumların yok edilme sebebidir.

Kur’an, birkaç ayette, böyle toplumların ‘mücrim/çok suç işlemiş’ ve ‘fasık/menfaat için kayıt kural tanımayan’ liderler ve siyasi önderler eliyle helak edileceğini söyler.

Türkiye’nin siyasi tarihine bakın; parti cenazeleri ile doludur. Parti demek, siyasi ekip demektir. Demek ki bugüne kadar bir yığın siyasi ekip çıkmış milletin huzuruna ve tard edilmiş. Neden?

Çünkü samimi değiller!

Çünkü iktidara gelenler ya tanrı katına çıkıp toplumdan kopuyorlar, ya da yaratıcı kudretin ortağı olduklarını sanıyorlar. Ülkenin idaresini bir süreliğine devralanların yaptıkları ilk iş, mülkü babalarının mirası haline getirmektir. Son 100 yıldır elini harama uzatmamış bir siyasi ekip hatırlıyor musunuz?

AK PERTİYİ BEKLEYEN ASIL TEHLİKE

Maalesef Ak Parti de hızla o yöne doğru gidiyor.

Bundan dört yıl önce, -en azından Gaziantep – İslahiye mıntıkasında- Ak parti, aleni eleştirilmezdi bile. Eleştirilse dahi orda bulanan birçok insan hemen savunmaya geçerdi. Hatta DYP belde başkanının, babası ile yaptığı bir tartışmayı izlemiştim de babası, “Ak parti gibi bir parti gelmedi, o varken başka bir partiye gitmek abestir” demiş ve bir yığın gerekçe sayarak Ak Partiye oy vereceğini söylemişti. O zat, şimdi aynı hararetle Ak Partiyi savunamıyor. Tabii yine kendine göre bir yığın gerekçeleri var küçük küçük.

Neden böyle olmuş diye çevreye kulak verdim. Gördüm ki yerel siyasetçilerin basit çıkar entrikaları ve kendilerini, ‘adil olmaları zorunlu olan’ devlet memurlarının kaderi üzerinde fail-i muhtar bilmeleri, insanları rahatsız etmiş, ediyor…

Söz gelimi bir öğretmen, bir yerel Ak Partilinin çocuğuna ağır bir şey mi söyledi, soluğu başka yerde alıyor. Almıyorsa müdürü gidiyor. Bunları abartı falan sanmayınız. Partiler böyle çürüyor. Dişiniz de dibindeki ip ince bir delikten iltihap alır. Sonra tamamı çürür de söküp atmak için de ayrıca büyük acılar çekersiniz.

Sizi temin ederim Ak Parti’yi bekleyen gerçek tehlike budur. Ne Ergenekoncuların atraksiyonları, ne askerlerin suret-i haktan görünüp darbe temrinleri yapmaları. O tür işler, artık tümüyle Ak Parti’nin lehine!

Ak Parti’nin aleyhine çalışan tek ve en etkili faktör, teşkilatların sistem üzerindeki vesayet kültürüdür. Bin senedir devam eden ağalık kültürünün farklı suret takınmasından ibaret olan bu küçük siyasetçi esnafıdır.

Tepede açılım, değişim, dönüşüm gibi ciddi meselelerle meşgul olan Ak Parti, köklerinin topluma temas eden uçlarında çürüme başladığını fark etmeyebilir. Ama çürüyor.

İslâhiye’deki belediye seçimleri böyle küçük basiretsizliklerle kaybedilmiş. Bu gidişatın daha çoook İslahiyeler kaybettireceğini tahmin etmek kehanet olmaz!

BU KERE ‘İTİMAT’ YETMEYEBİLİR!

Türkiye azim bir döneme giriyor. Hani sık sık ‘Türkiye kritik bir dönemden geçiyor’ denir ya. Evet, Türkiye, kritik bir dönemden geçiyor. Çünkü kapıda, çok ciddi yapısal değişiklikler var. Türkiye bunları başarmak zorunda… Bu da, güçlü bir hükümet ve arkasında gerçek bir kamuoyu desteği ile olur. Ak Parti’nin arkasında güçlü bir halk desteği olmasaydı, şu Ergenekoncu çetesini kim derdest edebilirdi? Kim elinde silah taşıyan memurları savcı huzuruna çıkarabilirdi?

Büyük değişimler, particilik illetine yakalanmış, her nimetin illa da kendilerine gelmesini veya kendileri üzerinden dağıtılmasını bir hak zanneden partililerle başarılacak iş değil.

Hele din adına yapılan bir yığın yanlışlıkların ve kocalarının, kaynağı belli olmayan servetlerini nasıl tüketeceğini bilemeyen sonradan görme ‘taze’ eşlerin, fakir halkın yüreğinde açtıkları yaraların da Ak Parti’ye fatura edildiği göz önüne alınırsa, durum daha da vahim hale geliyor.

Bu parti eski söylemleriyle bir kere daha halkın önünü çıkamaz. Bu kere ‘bir dakikalık’ mucize de yetmeyebilir. Çünkü toplumdaki ‘inanç ve itimat’ sarsılıyor. Onu düzeltmek gerekiyor önce. Başbakanın kahramanlığı ve yiğitliği her yarayı sarmaya yetmeyebilir artık!

Ama ne var ki bu yapısal değişmelerin sürmesi için de Recep Tayyip Erdoğan’ın -bireysel cesaret ve karizması nedeniyle- en azından bir dönem daha Başbakan olması gerekir.

Bunun gerçekleşmesi için: 1-Acilen parti teşkilatı gizli müfettişlerle elden geçirilmeli. 2-Parti tabanında da değişiklikleri gidilmeli ve toplumun önüne kesinlikle yeni, temiz yüzler çıkarılmalı. 3- Mutlaka yeni bir umut yaratmalı. Unutmamalı ki partiler dipten gelen çürümelerle yıkılıyor. Enişteler, yeğenler, dayılar, danışmanlar ve ‘aileden olanlar’ın yarattığı rezillikler, önünde sonunda partinin hanesine yazılıyor.

Mesela şu, marketlerde ilaç  satılması işi. Belki gerçekten de toplum yararınadır. Ama halk bunu, Başbakan’ın bir danışmanının tezgâhı olduğunu ve kendi mağaza zincirlerinde bu işi yapmak için bunu tezgâhladığını sanıyor. Bu doğru olmayabilir. Ama algı bu! Algı bu ise, yok öyle değil demek bir şey değiştirmiyor.

Osmanlıyı yıkıma götüren de, toplumun, yerel idarecilerin ve vergi toplayıcılarının insafına bırakılmasıydı. Ak Parti, istikbalini kurtarmak istiyorsa acil bir şekilde, eteklerini temizlemeli. En azından eteğine bulaşmış pislik ve çamurlardan kurtulmalı.

Türkiye’nin olmazsa olmazı haline gelen ‘yapısal değişiklikleri’ yapmak istiyorsa Ak Parti, -ki artık dönüşü yoktur- hemen ve hiç vakit kaybetmeden, her bölgeye ‘gizli müfettişler’ göndererek halkın gözüyle teşkilatını gözden geçirmeli. Ta ki o yapısal değişiklikleri yaparken, önüne partisi ile ilgili mide bulandırıcı haller çıkarılmasın.

Beyazlarla meşgul olacakların kendi elleri de temiz olmalı. Öyle değil mi?

ANAP macerası, hala hatırlanabilir bir tarih içinde iken ibret almamak hata olur!


Bütün haber7.com ailesine, okuyucularıma ve Türk halkına bu yeni hicri/miladi yılın hayırlar ve bereketler getirmesini niyaz ediyorum. (MAB)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir