Amerika’nın Lavrens’i Tapınakçı Ricciardione

Riccardione, Tapınakçı bir şövalyedir. Görevlendirildiği her yerde son darbeyi vurmak üzere tasarlanmış bir tiptir. Türkiye’ye ilk geldiği zaman onun bu yönüne dikkat çeken çok yazılar yazıldı. Ben de yazdım.

En büyük özelliği istihbaratı ve yerel güçleri iyi kullanmasıdır. Her işe burnunu sokar ama hiç mesul tutamazsınız. Çünkü profesyoneldir. Her meseleden, ak kaşık gibi çıkar. Amerika’nın Lavrens’idir…

Bu adamın, son birkaç yıllık ziyaret ve söylemlerine ve eylemlerine dikkat ederseniz, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Daha önce görev yaptıkları yerlere de iyi bakmak gerekir…

Gezi olayları onun eseridir. Bugün yaşanan operasyonlar da onun eseridir. Temel hedefi, Ortadoğu’da büyük İsrail’in kurulmasıdır. Diğer bütün maksatlar ona varan yolu kolaylaştırmaktır yahut o hedefe gidilmesini zorlaştıracak unsurları ortadan kaldırmaktır. Bu açıdan Dünyanın en ciddi paralel devlet sendromunu yaşayan bir ülkedir Amerika.  Amerikan halkının gücü kendi memurları tarafından israilin hizmetine kullandırılmaktadır. Bu açıdan birçok Amerikalı diplamot ve ajan, dış dünyaya çıkınca MOSSAD ile tam bir dirsek teması içinde yaşarlar. Riccardione onların en profesyonelidir…

Türkiye’ye gönderildikten sonraki gelişmelere bakın. Türkiye hep açığa düşmeye başladı. İran dahil, her meselede türkiye açığa düştü. Politikalarında isbat edemedi. Oysa sıfır sorun ciddi bir gelişme idi. Süreci baltalayan Riccardione ve onhun sahadaki adamlarıdır. Maalesef MİT de hala toparlanabilmiş ve içindeki kriptolardan ve dış servislerle çalışma alışkanlığı edinmiş elemanlardan tamamen temizlenebilmiş değildir. Yeni alınanların çoğu henüz çömez! Bir kısmında da ciddi sıkıntılar yaşanıyor. 11 yıllık iktidara rağmen iktidar her alanda iktidar olabilmiş değil. Bütün bunların yanında bir de Riccardione gibi hinoğlu hinlerin markajında bir Türkiye!

Ama gözden kaçmayacak kadar da ciddi ve hırslı bir yükselme tutkusu içinde bulunan bir Türkiye. Yükselişini durduramıyorlar. Batı açısından en korkulanı, Türkiye’nin kontrol edilmekten çıkmasıydı. Son birkaç yıldır o da yaşanıyor. Ve tabii Ortadoğu’da var olduğu bilinen ama sahipleri bilinmeyen çok büyük miktarda kayıt dışı para’nın hatırı sayılır bir kısmı Türkiye’ye yöneldiğini biliyorlardı. Ama ne kadar olduğunu bilmiyorlardı. İşte Halk Bankasını hedefe koymalarının sebebi o yüzdendi. Zaten tek hedef oydu. Yolsuzluk masallarını o amaca ulaşmak için ortaya attılar. Ve başardılar.

-Kim sayesinde?

-Günümüzün Lavrensi Riccardione sayesinde!

Yolsuzluk dosyaları her daim vardı. Onların elinde zaten hereksin dosyaları mevcuttur. Yalnızken de Rabbin huzurunda imiş gibi davranmayan herkesin dosyası vardır ellerinde. Hatta temiz bile olsanız, vakti geldiğinde az bir ses kaydınız veya az bir film kaydınızla istedikleri işi size yaptırır ve sesinizle kayıt edebilirler…

Dolayısıyla şunun hırsızlığına bunun yolsuzluğuna delil sayılabilecek konuşma ve belgeler her daim bulunabilir, oluşturulabilir.  Dolayısıyla daha önce Deniz Feneri olayında ad söylediğim gibi, eğer bir mümin yolsuzluk ve hırsızlık yapmışsa şeriat onun kolunu keser ama Müslüman kardeşi olarak muhafaza eder. Yani bedel ödedikten sonra o senin Müslüman kardeşindir, ona kâfir muamelesi yapamazsın.

Peki, zındık ve zındıka öyle mi?

Hayır! Zındık dürüst olsa bile zındıktır ve İslam düşmanıdır.  Bizim maksadımız ‘insaniyet-i kübra’ olan İslam’dır. Maksadı sadece ‘insan’ olanlar, bu hakikati ıskalayabilir. Bir insan mümin değilse, kardeş de olmaz. Ne buyurdu Resulullah (sav); “Küfür bir millettir”. Onlarla işbirliği yapanlar da onlar gibidir. Ticaret yaparsın beşeri ilişkiler kurarsın ama hepsi o kadar!

Hendek Savaşı‘nda, Kureyşliler, bölgenin diğer kavim ve aşiretlerini de yanına alarak Medine üzerine yürüdüler. Zahirde haklı idiler ve intikamlarını alacaklardı. Kureyş’e yardımcı olmaya kalkışanların her birinin maksadı da farklı farklı idi ama neticede Kureyş o savaşı kazansaydı, bugün İslam olmayacaktı.

Türkiye’de yolsuzluk yapılmamış bir dönem hatırlamıyorum. İstisnasız bütün iktidarlar zamanında yolsuzluk yapıldı, belki daha sonra da yapıldığını göreceğiz. Buna karşı mücadele de yapılır. Ama kimin tarafından servis edildiği belli olmayan belgelerle bulgularla yaparsanız, başkalarının tuzağına hizmet etme ihtimaliniz yüksek olur! Ergenekon dosyaları da öyle servis edilmişti. Onları servis edenler, şimdi de bu dosyaları servis ediyorlar. Ve yazık ki müthiş bir Truva atını kullanarak…

Kılıçdaroğlu, bayağı hevesli görünüyor. Ne de olsa Deniz Baykal‘ı dosya ile indirip kendisini o makama çıkaranlara bir borcu var. Düne kadar İktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan’ı Amerikancılıkla suçluyordu şimdi kendisi o makam için çırpınıyor. Yoksa rezidansa çağrılıp ağırlanır mıydı?[1]

Coni Kemal olmanın marifet olduğunu sanıyor ama bu hizmetin bedelini şimdi ödeyenlerin halinden hiç ibret almıyor. İşte görüyorsunuz, onlara hizmet etmeyi terk ettiğinizde nasıl ipinizi çekiyorlar. Hem de BOP eş başkanı olduğunuz halde…

Ne ise bir gün, siyaset yapak için mutlaka İngiltere’nin veya Amerika’nın onayını almaya ihtiyaç duymayacak liderler çıkarsa biz de kendi Osmanlımıza kavuşmuş oluruz. Yoksa hepsi boş! Bir ayakkabı kutusuyla bile koca iktidarları sarsabiliyorlar…

İşin en komik yanı ise Riccardione’in “Amerika’nın bu meselede dahli yok” demesi! Olsaydı şaşardım zaten. Eminim yoktur. Çünkü MOSSAD ve CİA, Amerikan halkına değil, İsrail menfaatlerine hizmet etmekle görevlidirler. Dolayısıyla Riccardione yalan söylemiyor.

TÜRKİYE BU ADAMI DERHAL GÖNDERMELİ… Ne yapıp edip göndermeli! Göndermezse, aha size yazıyorum bu siyasi ekip de bu iktidar da tarih olacak. Biz de bön bön baka kalacağız.

Bugün yaşananlar, inşallah Türkiye’nin bünyesindeki habis ur ve pis unsurların toptan temizlenmesine hizmet eder de ardından bu milletin hakkı olan güzel günler gelir inşallah…

Ben eski yazılarımdan iki alıntı ile size veda edeceğim bu gün:

8 Kasım 2012

Rahman suresindeki “Senefruğu lekum eyyühe’s-seqalân” (Ey iki süper güç sizin de icabınıza bakacağız) ifadeleri esas itibarıyla ins ve cinni hedef aldığı gibi bu çağın iki ‘süper gücü’nü de dışarıda bırakmaz. Şeytan imparatorluğunun sol kanadı olan komünist SSCB dağıldıSıra sağ kanadı olan kapitalist Amerikan despotizminde!

Çünkü her ikisi de şeytani düzendir ve insan fıtratına aykırıdır. Bediuzzaman‘ın ifadesiyle Batı medeniyeti(nin bu iki insafsız yapılanması), İslam nezdinde merduddur/reddedilmiştir. Ve seyyiatı/kötülükleri, hasenatına/iyiliklerine galebe ettiğinden; maslahat-ı beşer fetvasıyla mensuhtur/uğursuzdur, insanlığın uyanmasıyla yıkılmaya mahkûmdur. Sefih, mütemerrid, gaddar, manen vahşi bir medeniyettir ki o medeniyetin ‘inkişâı’ndan Asya Medeniyeti doğacaktır.

İşte bugün yaşanan dağdağa ve kargaşa, o istikbale gidişin kapılarını aralamaktadır bizim için.

Hiçbir şey durup dururken olmaz. Türkiye acilen içerde kullanılabilecek zaaflarından kurtulmalıdır. Çünkü önümüzdeki birkaç yıl sefinemiz sert ve dalgalı denizlerden geçecek. Doğum horoskopu esas alındığında Türkiye bir Akreptir. Satürn Kasım ayından itibaren Akrep burcuna yerleşti. Bu, etkisi bir yıl kadar sürecek. Bu da yeni şartların gündeme gelmesi anlamına gelir astroloji lisanıyla. Yani Türkiye’de liderler arası sıkıntılar yaşanabilir, liderlerin ciddi sorunları olabilir ve daha da önemlisi Türkiye uzun zamandır birlikte hareket ettiği lider bir ülkeyle restleşebilir.

Mamafih, Türkiye, nasıl ki bölgedeki zorunlu dostu İsrail ile restleşmek durumunda kalmışsa, çok uzun olmayan bir zamanda Amerika ile de restleşebilir. Bunu bir yere not edin.

Madem ki “Âlem-i küfür bütün vesaitiyle, medeniyetiyle, felsefesiyle, fünunuyla, misyonerleri ile âlem-i İslama hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettiği” halde, içimizdeki zındıka komitelerinin ve dalalete girmiş grupların çabalarına rağmen, İslam alemini tam olarak mağlup edemediler ve maddeten dahi yıkamadılar, bundan sonra da yıkamazlar inşallah

Çünkü artık sıra bize geliyor. Kendimize güvenmeliyiz.

Bütün istibdat, baskı, darbe ve oyunlara rağmen bizi ayakta tutan, yok olmaktan koruyan ve en zor şartlarda bile geleceğe umutla bakmamızı sağlayan dinimize, sımsıkı sarılalım ve ahlakımızı güzelleştirelim.

Özellikle haram lokmadan uzak durmalıyız ki, hidayet ile helal lokma mıknatıs ve demir gibidir. Biz halimizi İslam ahlakı ile tasfiye etsek, Allah da önümüzdeki manileri tasfiye eder.  Suriye meselesi de dâhil, bizi ürküten her mesele, lehimize tecelli eder inşallah.” (Amerika da yıkılacak! 8 Kasım 2012)

11 Şubat 2013

“Osmanlıyı yıkan yedi düvel, herhalde Türk milletinin ayağa kalkma çabalarına ilgisiz kalmaz. Çünkü kimse hesap ödemek istemez. O yüzden de içimizdeki adamlarını da kullanarak bizi eski yerimizde tutmak isteyeceklerdir. İşte kavga bu! Siz ister doğu-batı kavgası deyin ister Asya-Avrupa kavgası! Temel amaç, Türkiye’nin çıkış yapmasını önlemek!

Son iki yüzyıldır bu tür kavgaları hep Batı kazandığı için yine kazanacaklarını sanıyorlar. Ama bu kere yanılıyor. Hakikaten yanılıyor. Sizde göreceksiniz. Çünkü artık kader Asya’dan yana. Merak etmeyin, korkuya kapılmayın ve umudunuzu kaybetmeyin.

…… Korkunun ecele faydası yoktur. Mülkün sahibi Allah’tır. O, Musa’nın yıldızını parlatacaksa, hasmı Firavun da olsa, bunu yapar. Hem de yapacak. Amerika ile kapışmamız mukadderdi. Ama bu kadar erken geleceğini düşünmemiştim.

…… Kurtlar Vadisinde, açılımdan ve büyümekten yana olan  ‘ak saçlı’yı alaşağı edip yerine statükocu ihtiyarı ak saçlı yapan irade, gelecek hayatta da mı hâkim acaba? 

Hükümet buna bigâne kalırsa, sanırım fazla uzak olmayan bir zamanda da Ricciardone’nin çocukları darbe yapar, ‘bizim çocuklar bir kere daha başardı’ demesi için[2]

Amerika haklı çıkmak için elçisini öldürten, ticaret merkezini uçaklarla bombalatan bir ülke. Size mi acıyacak!” (Riccardione’nin Çocukları, 11 Şubat 2013)


[1]) Kılıçdaroğlu’nun rezidansta ağırlanması önemli bir işaret fişeğidir. İnşallah, Irak ve Suriye’de yaşananların başlangıcı olmaz…

[2]) 17 Aralık günü AB elçileriyle yaptığı toplantıda ‘bir diktatörün yıkılışını izliyorsunuz’ diyec ve işin içinde olduğunu ele veriyor. Hükümet onu göndermekte aciz kalırsa emin olabilirsiniz ki iktidarını inkisarla kaybetme senaryosunu da izleme bahtsızlığına uğrar!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir