Anne Olmak İnsana Öldürme Hakkı Verir mi?

Türkiye’de öyle bir kesim var ki, Başbakan “Allah bir” dese “hayır ikidir” diyecekler. İşin tuhafı onların Başbakan’da eleştirdikleri şeyler, tam da bizim dört gözle beklediğimiz, hoşlandığımız şeyler.

Onlar Başbakan’da neyi sevmiyorlarsa, tuhaftır ki biz de onları seviyoruz.

Neymiş efendim, “Beden kadınınmış, başbakan karışamazmış!”

“Hadi oradan!” diyeceksin ama değmez. Adamlar sanki İblis’in avukatı! Kur’an neyi insana tavsiye ediyorsa ona ‘muhalif’ler, neyden de insanı sakındırıyorsa ona ‘taraf’lar!

Unutuyorlar ki bu millet, tam da onların hoşlanmadığı hallerinden dolayı bu başbakanı seviyor, baş tacı ediyor ve böyle devam ettikçe de sevmeye devam edecek…

Onların o tavrına da ihtiyacımız var; çünkü onların tepkileri, bizim açımızdan Başbakan’ın çıkışlarının kalibresi oluyor…

***

Kürtaj elbette, ihtiyaç duyulduğunda başvurulabilecek “cerrahi” bir operasyon. İnsan hayatı her şeyden daha önemli zira! Eğer doğumda risk varsa veya gebelik, annenin sağlığını ciddi manada tehdit ediyorsa kürtaj elbette haktır ve yapılabilir.

Bunun dışındaki her türlü kürtaj, trajik bir cinayettir.

Hiçbir kadın esasında rahmine düşen çocuktan ikrah etmez. Ediyorsa muhakkak bir problem vardır.  Ya yanlış/yasak bir ilişkinin eseridir o, ya artık sevilmeyen bir eşin çocuğudur, ya rızasız oluşmuş bir meyvedir ki kadın ondan kurtulmak ister.

Peki, bir kadın, bu sebeplerle bile olsa bir insanı öldürme hakkına sahip olmalı mı? Buna kim “evet” diyebilir? Madem “evet” diyemiyoruz, o zaman “beden kadının, karar erkeğin” demek kirli niyetlere kapı aralamaktan başka işe yaramaz.

Kur’an, herhangi bir rahme istenmeyen bir tohumun düşmemesi için tüm tedbirleri almıştır. Çünkü cenin safhasında da olsa insan canı ve kanı, bu evrenin korunası en başat kutsallarının başında gelir, hatta ilkidir. İslam, kadını, kendi yavrusunun katili olmaması için, ısrarla yasak ilişkiden uzak tutmaya çalışmış; onu sonunda ikrah edeceği bir yavruyu doğurmaktan muhafaza etmiştir.

Çünkü kadının rahmi, Rahman’ın atölyesidir; kadının mülkü değil. Kadının orada hiçbir tasarrufu da yok. Eğer tasarrufu olsaydı, yeryüzünde doğuramamış hiçbir kadın kalmaz, herkes istediği miktar ve şekilde çocuk sahibi olurdu.

Ama olamıyor. Olamayacak da.

Çünkü rahimde neyin karar kılacağına ancak Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn karar verir. Sen ise, en fazla ona zarar vererek akıbetini berbat edebilirsin.

Rahim o kadar Rahmanidir ki Allah onu kendi sıfatıyla andı. Ve onu, insanlar arasındaki sorumluluğun ve bağlayıcı hukukun kaynağı kıldı. İnsanlar aynı rahmin meyveleri ve aynı Rabbin kulları olmaları münasebetiyle birbirlerinden bir şeyler isteme ve bekleme hakkına sahiptirler. (Yetesâelûne bihi ve’l-erhâm) (Kadın Suresi, 1). Eğer siz rahimlerin hukukunu yok sayarsanız, tüm hukuk sistemleri temelinden göçer gider…

Dolayısıyla rahme müdahale, kesinlikle insanın kendi hakkı değildir. Bazıları, çıkıp “Efendim kürtaj olup olmamak kadının hakkıdır, buna kimse müdahale edemez!” diyorlar. Peki, ben size soruyorum, birisinin kendi yaşamı için diğerinin yaşamına -hiçbir mücbir sebep yokken- müdahale etme hakkını kim veriyor size? Ve bunu hangi hukuka sığdırıyorsunuz? “Ben sizin varlığınızı kendim için tehdit görüyorum…” deyince bana hak doğar mı sizi öldürmek için?

Elbette ki hayır!

“Hayır!”sa “Beden benim bedenim, rahim benim rahmim, istediğimi yaparım!” demeye hakkınız da  haddiniz de yoktur. Ha, yaparsınız, sonunda da gidip cehennemi boylarsınız o başka! Zaten denmemiş mi ki “Yaşasın zalimler için cehennem!”

Hayır hayır, hiçbir kadının kürtaj yapma hakkı yoktur. Ne yapıp edip rahmine o tohumu düşürmeyecek. Düşmüşse ve can halini almışsa ona müdahale etmek cinayettir! Hele bunu eğer “haşyete imlak” (bakamam korkusu) ile yapıyorsa… Bakamam, edememem, bu adamın çocuğunu doğuramam vs. O zaman kardeşim, o çocuğu rahme düşürmeyeceksin!

Aksi takdirde kürtaj cinayettir. Hem de bal gibi cinayettir. Hiçbir kadının cinayet işleme özgürlüğü olamaz. Anne bile olsa!

Dolayısıyla, 10 hafta bile uzun zamandır. Bir aylık ceninin bir can olmadığını kim iddia edebilir?

Mesela; diyelim bir adam vefat etti. Ve ondan miras kaldı. Karısı hamile olduğunu biliyor ama bir aylık bile değil. Mal paylaşımı yapılacak. O cenin miras hesabına girer mi girmez mi?

Tabii ki girer.

Aynı şey can ve hayat hakkı için de geçerlidir. Hem de miras hukukundan çok daha net!

Şeytan, kendi avenesine “insanlığa duyduğu düşmanlığı” sevdiriyor. Ne tuhaf, “çağdaşlık” adı altında dayatılanların ekseriyeti, Kur’an’ın nehyettiği, Şeytan’ın emrettiği şeyler…

Evet, çok çok mücbir şartlar yoksa kürtaj cinayetin dik alasıdır. Hem de tertemiz bir masuma karşı işlenen bir cinayet!

Kim demiş ‘Piç’i öldürebilirsin!

Kur’an-ı Kerim’de ‘eyâmâ’ diye tabir vardır. Kur’an’ın, “Sizin kardeşlerinizdirler” diye kendileriyle evlenmeyi tavsiye ettiği ‘eyâma’, esasında yetimlerden ziyade annesi babası tam belli olmayan çocukları kasdeder.

Elbette Kur’an, böyle nesiller olmasın diye her tedbiri alır ve insanı dehşetli tehditlerle öyle bir fiilden alıkoymaya çalışır. Ama yine de insanın haddini ve edebini aşacağını bildiği için Cenab-ı Allah, insanları, o masumlar hakkında adaletli olmaya sevk etmiştir…

Onların, yasak ilişkilerin meyveleri olmalarında veballeri yoktur. Dışlayamazsınız ve yok sayamazsınız. Nitekim Peygamberimiz zamanında böyle bir hadise var…

Bir kadın Hz. Peygambere (asv) gelir, nefsine uyup zina ettiğini söyler ve recm edilmesini ister!

Peygamber Efendimiz, ondan, zina yaptığına dair dört tanık ister. Tabii ki kadın tanık getiremez. Peygamberimiz (asv) “Belki kendi nefsinde tövbe eder de Rabbi ona bir yol gösterir.” diye onun tanıklığını kabul etmez.

Bir müddet sonra kadın gebe kaldığını anlar ve gebeliği gözle görülecek bir hal alınca tekrar Resulullah’a (asv) gelir, “Beni recmet ya Rasulallah, bu günahı taşıyamıyorum!” der.

Peygamberimiz ona “Tamam sen bu kusuru işlemişsin ve seni recmetmemi istiyorsun. Peki, karnındakinin ne günahı var? Git onu doğur ve sonra gel.” buyurur.

Kadın yine umduğunu elde edememiştir. Üzüntüyle döner ve çocuğunu doğurur. Doğurduktan hemen sonra yine gelir ve “Ya Rasulallah ben bu yükü taşıyamıyorum. Rabbimin yüzüne bakamıyorum beni bu yükten kurtar, beni recm et!” diye yalvarır.

Peygamber Efendimiz bu kere de “Git çocuğunu emzir gel!” der.

Ve kadın gider, iki yıl boyunca çocuğunu emzirir ve gelir. Resulullah onun recmedilmesine müsaade eder. Ardından da onu “gerçek bir cennetlik” diye sena eder. Ama doğuracağı ‘piç’tir diye çocuğunu da onunla birlikte ölüme mahkum etmez, öldürülmesine müsaade etmez.

İnsan canı ve kanı bu kadar önemlidir.

Kimsenin Allahlık yapmaya hakkı yoktur. Kim haksız yere bir cana kıyarsa cinayet işlemiş olur. O vebal önünde sonunda gelip ruhunuzu hapseder, ebedi bir haps-i münferitte sizi mahkûm eder… Ahiret hesabı da başka.

Başbakan kendince insanları o akıbetten korumak için bir tavsiyede bulunuyor. Neden hayrı tavsiye etmek bir kısım insanları bu kadar rahatsız ediyor anlayamıyorum.

Sezaryen konusunu da bir sonraki yazıya bırakalım…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir