Arap Baharının Rüzgarı Acem’i Üşütmüş

Yine sular bulanıyor diyeceğim ama siz ‘sular ne zaman duruldu ki” diyeceksiniz haklı olarak.

Evet, bu coğrafyada sular pek durulmuyor. Hiç kimse karışmasa sular Müslüman halkların tepişmesiyle bulanıyor. Batının son üç yüz yıllık müdahalelerinin bir gayesi vardı: Türk milletini i’rabdan düşürmek!

Seksen yıllık bir dayatma rejimine rağmen bunu başaramadılar. Ama içimize yeterince fitne ateşleri de attılar.  O yüzden de her daim içimizde, uluslararası organizatörlere hizmet etmeye teşne gruplar çıkagelmiştir. İstiklal savaşında bile bu böyledir. Müstevlileri bağrına basmış onlarla işbirliği yaparak komşusunu, devletini, toprağını satan az mı çıktı?

Esasında suçu, tamamen onlara atmak, yani ‘ahali puşt’ deyip ‘veledi mazbut’ sanmak yanlış! Toplumlar zalimlerinin zulmüne alkış tutmasa kim zulmünü sürdürebilir?

Maalesef, Ortadoğu coğrafyasında yaşayan halklar, uzun zamandır, idarecilerinden gördükleri istibdadı, baskıyı, aşağılanmayı kader bildiklerinden ‘gelene ağam gidene paşam’ demeyi maslahat edinmişler. Dolayısıyla kim biraz daha fazla imkân gösterse peşinden gitmeye ona hizmet etmeye hazırlar.

Vatan ve din gibi kavramlar, her coğrafyada birlik ve beraberlik sebebi iken bu coğrafyada münafıklığın sebebidir.  Çünkü Müslüman toplumlar adına hareket edenlerde gerçek amaç, ekseriyetle, inanca veya imana hizmet değil, aksine dini ve imanı kendi çıkarının hizmetkarı yapmaktır. O yüzden de başımız dertten kurtulmuyor ve hakkımız da değil ki kurtulsun.

Hz. Ali ile Muaviye arasında yaşanmış olan kavgadan bu güne kadar bu coğrafyada din adına imiş gibi görünen savaşların nerede ise tamamına yakını ırkçı, menfaatçi ve siyasi ihtiras eksenlidir. O yüzden de Allah bu topraklara huzur vermiyor. İslam gibi kuşatıcı ve Kur’an gibi muhteşem bir rehberliğe rağmen insanca bir yaşam tarzı edinemeyen toplulukların zaten huzura hakları olmaz amma insan yine de kahroluyor.  Ben isterdim ki geride bırakılmış bin dört yüz yıllık İslam tarihi boyunca, tamamen insani değerlere istinat ettiği için yücelmiş bir dönemimiz de olsun. Ama yoktur.

İslam medeniyeti adı altında huzurlu yaşanmış tüm dönemler, merkezi otoritenin insanı ezecek kadar güçlü olduğu dönemlerdir. Esasında tüm haklılığına rağmen kaderin Hz. Ali’yi mağlup saymasının nedeni de Müslümanlardaki bu ‘güce tapma’ alışkanlığıdır. Hz. Ali, Kur’an’ın gerçek maksadı olan insan öncelikli bir hukuku yönetimin esası yapmak istiyordu. Bunun yanı başındakiler anlamadılar ki etrafındakiler anlasın. Hariciler güya onun yanında yer almışlardı. Onlar anlamadılar ki iktidar hırsıyla her türlü cinayeti göze almış Emeviler anlasın!

***

Türkiye Başbakan Erdoğan’ın son İran ziyaretini ve yaşananları izlerken bir kere daha içim yandı. Çünkü anladım ki İslam toplumları –toplum dememek lazım artık. Çünkü toplumlar kendilerini idare edenlerden daha geniş ufuklu bakmaya başladılar çok şükür meselelere- hala eski yerlerinde otlanıyorlar. Maalesef birlikte hareket etme veya âli bir maksat etrafında birleşmek için basit hesapları; kabileci yaklaşımları terk etmek gerektiği gerçeğini hala kavrayamamışlar. Önümüzde AB gibi bir örnek de varken, maalesef yüksek maksatlar etrafında birleşemiyoruz.

Bu noktada en doğru yerde bulunmaları gereken medya mensupları maalesef siyasi liderlerden bile daha bağnazlar. Hiç birinde ‘yüksek ideal’ fikri yok. Ne Arap ne İran ne de Türk basınında, yaklaşmakta olan yüksek medeniyeti sezecek basiret var.  Ben zannediyordum ki, İran basını nispeten daha şuurludur. Sayın başbakan’ın İran ziyareti öncesinde yazılanlar gösterdi ki, İran İslam inkılâbı bir gramlık bir şuur kazandırmamış -Mamafih İran milliyetçilerinin 1400 yıllık bir huyudur, hep İslam’ın genel aksının haricinde yer almak!-  Güya Erdoğan, saygınlık kazanmak için İran’a geliyormuş da, İranlı liderlerin bu oyuna gelmemeleri gerekiyormuş. İşte İranlıları ta başta, İslam’a karşı aykırı yol izlemeye sebep olan da bu dipteki ırkçı yaklaşımdı…

Tam bizdeki CHP mantığı! Demek bu bir tıynet!

Biri yükseliyor mu çelme atacaksın. Biri kötü gidişatı değiştirmek için arayışlara mı girmiş, hemen hainlikle suçlayacaksın. Dünyanın en kolay işi. Karaya ak, aka kara diyeceksiniz. Daima itiraz edecek ve hiçbir öneri getirmeyeceksiniz. Her çözüme karşı çıkacak ve çözüm de üretmeyeceksin. (Şimdi 4+4+4 için çırpınıyorlar. Ben yapılanların doğru şeyler olduğundan emin değildim. CHP’nin halini görünce anladım ki çok isabetli yapıyorlar. Neyse…)

İran şimdi tam o konuma oturtmuş kendisini. Dünyanın CHP’si olmuş yani! Türkiye prestij kazanmasın tek, memleket yanmaya, kan dökülmeye devam etsin. Suriye’de ölenler nasıl olsa Sünni! Güya Yezid’den intikam alırken bizatihi Yezidin makamında oturduklarını bile görmüyorlar!

Ben umuyordum ki, İslam dünyası artık olgunlaşmıştır. Yeni gözyaşlarına ve acılara fırsat kalmadan, bu coğrafyada yüksek bir medeniyet kurmak için menfaat birlikteliği yapılabilir. Ama görüyorum ki hiçbir toplum o olgunlukta değil. Hala ‘bende yoksa senin de olmasın’ mantığı hâkim.  Bu da gösteriyor ki, önümüzde acılı bir dönem var.

Arap baharının rüzgârı herkesin kafasını karıştırmış. Ve sanırım en çok da Acemler’i üşütmüş! “Bu rüzgârın arkasında Amerika var” diye bir şey uydurdular ya böylece bir halkın uyanması itham altına sokuldu. Dolayısıyla Suriye’de biraz daha insanca yaşamayı isteyenler Amerika’nın uşakları.  Öldürülmeleri, her gün yok edilmeleri ne mollaların yüreğini rahatsız ediyor, ne Şii liderlerin basiretini açıyor. Bin dört yüz yıl önce yaşanmış Kerbela faciasının seremonilerine katılıp dövünmek bir şey ifade etmez eğer yaşanan acıyı göremiyorsanız!

Kuran bir tek zalime karşı cihadı farz sayar. Kafire karşı gerekçen yoksa cihad açamazsın ama zalime karşı her daim cihat edebilirsiniz. Esasında Hz. Hüseyin’in şahadeti bunun sembolüdür. Yoksa senin Esad’ın zulmederken alkış tutacaksın Ama Sadam yapınca Yezid diyeceksin! Beyler her zalim Yeziddir! Siz kendi içinizde sulhu sağlayamazsanız, birileri size demokrasi getirir(!) Bedelini de size ödetir. Nitekim Amerika’nın müdahalelerine o yüzden müstahak oluyoruz. “Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, (yani birilerinin yaptığı zulmü diğerlerinin müdahalesiyle gidermeseydi) yeryüzü bozulurdu.” (Bakara, 251) ayeti bununa çık bir ifadesidir.

Ben bir yazımda “Acaba İsrail ile erken mi ipleri attık” demiştim. ‘şimdi diyorum ki “Galiba Amerika’ya daha çoook ihtiyacımız var!”

Yıllarca Kürtlerin acısına bigâne kalındı, Şimdi onlarla müzakere etmeyi konuşabiliyorsak, Amerika sayesindedir. Yarın Arap halkları da ayağa kalkarlarsa Amerika sayesinde olacak. Bu ülkede Müslümanların rejimin hışmından kurtulmaları bile Amerika sayesinde olmadı mı?

Diyeceksiniz ki “bizi ezenler de onlar sayesinde ezdiler, darbe yaptıranlar da onlardı, 28 Şu bat onların eseridir.” Evet, bu da doğrudur. Ama inanın buz de bunlara müstahaktır!

İşte görüyorsunuz, İran, Suriye’deki zulmü ‘arkasında Amerika var’ diye görmezlikten geliyor. Yahut Esad’a dur demek yerine Çin ve Rusya’yı da çıkar ortağı yaparak destek veriyor.

Türkiye de bu acıları durduralım dediği için Amerika’nın uşağı oluyor ve İran basını, “Aman Erdoğan’a yüz vermeyin prestiji artmasın”  diye feryad ediyor!

O zaman da bölgedeki mazlumlara ”Yaşasın Amerikan adaleti!” demekten başka çare kalmıyor.

Beyler insanlık uyanmıştır. Yaklaşmakta olan çağ “malikiyet çağıdır” bütün mütegallibe başlar düşecek. Bütün despot düşünceler ayaklar altına inecek. “İnsanlar vahşi idiler, bedevi oldular, esir oldular, ecîr oldular. Şimdi onu da parçalamak üzereler. Malikiyet çağına giriyorlar. Kendi menfaatlerine sahip çıktıkları gibi hürriyetlerine ve izzetlerine de sahip çıkacaklar. Esat gibi zalimler mutlaka tepelenecekler…

Mutlaka değil Çin –ki onun hükümranlığı Amerika’ya bile rahmet okutacak- ve Rusya, tüm dünya, zulmün yanında saf tutsa hepsi birlikte yıkılacaklardır. Yakın bir zamana kadar, tüm Müslümanların gelmekte olan saadet ikliminin inşasına katılacaklarını sanıyordum. Ama Şii dünyası kendisini yeniden kenara çekti. Demek ki o da Esat ile birlikte dalgaya kapılıp gark olacak. Bugün hiçbir dağ, zalimi koruyacak yükseklikte değil. İslam’ın uyanış dalgaları bütün zulüm zirvelerini yutacak.

Bu millet (Müslüman Türk Milleti) her direnişe rağmen, yeniden ayağa kalkacak. Savaşlar, gözyaşları, ihanetler bunu durduramayacak. Zira zalimlere müşevveş bir mazi, İslam’a parlak bir istikbal düştü. Kim o istikbal hesabına gayret gösteriyorsa gelecekte izzet sarayında oturma hakkı da o millete nasip olacak.

Çevrenize bakın! Türk milletinden başka kim var ortalıkta tüm Müslümanların derdiyle dertlenen!

Allah şeriat-i gara ve ona hizmet edenlere zeval vermesin…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir