Aynı Delikten Sayısız Kere Isırılmak

Bugün Miraç Kandili… Rabbim bizi miracın anlamını kavramış müminlerden eylesin.

Ama yazık ki biz seremonileri ve hatıraları aktarmaktan manaları ıskalıyoruz…

Resulullah, eşref-i mahlûkat olduğunu bütün âleme gösterip gitti. Bize de yaşamından pratikler bıraktı… Kendi miracımızı nasıl gerçekleştirebileceğimizi de bize göstererek…

“Namaz müminin miracıdır” buyurdu. Nefsin ruha, bedenin huzura, ruhun rabbine nasıl varabileceğini gözler önüne koydu. Miracı, bir tür hayvan olan insanın ademiyet mertebesine yükselişinin merdiveni yaptı.

Ama yazık ki, değil normal insanlar, Müslümanlar dahi onun hakkını veremiyor, veremedi. Hele bu asırda! Bu, öyle acipbir asır ki Müslümana dahi dünya hayatını tercih ettiriyor:

-Bugünün Müslümanı, Miraca çıkmak istiyor ama namaz kılmıyor…

-Sağlıklı yaşamak istiyor ama oruç tutmuyor.

-Toplumsal huzur olsun istiyor ama zekât vermiyor.

-Kargaşadan, terörden, ihtilal ve darbelerden uzak yaşamak istiyor ama faizden ve onu meşrulaştıran kredi belasından uzak durmuyor…

-Bağımsız olmak, başkalarının uzaklardan gelip iç işlerine karışmasını istemiyor ama haccın hakkını vermiyor…

Oysa bir Müslüman toplumda bunlara riayet edilmediği takdirde, bela, musibet, kargaşa, huzursuzluğun; hatta yurtlarının manen ve madden işgaline sebep olacak büyük savaşların gelip kapıya dayanacağını düşünmüyor.

Bir Müslüman, kendini bir Hristiyan, Yahudi ile veya bir tür sabii veya pagan olan toplumlarla kıyaslayamaz:

-“Onlar da namaz kılmıyor, zekât vermiyor, her türlü hatayı işliyor ve bir şey olmuyor” diyemez.

Zira onlar, yürürlükten kalkmış bir esasa muhalefet ediyorlar. Mümin ve Müslüman ise yürürlükte olan İlahi Yasa’ya muhalefet ediyor. Çünkü Cenab-ı Hak, “Artık Allah katında geçerli din İslam’dır” buyuruyor. Ondan başka bir din ile gelenlerin yaptıklarının, karşılık görmeyebileceğini haber veriyor biz kullara…

Yürürlükten kalkmış bir kanuna muhalefet etmek ceza gerektirmez. Ama siz beğenmeseniz de yürürlüktü olan bir yasaya muhalefet müeyyidesiz/cezasız kalmaz.

İslam dünyası bu gerçeği yaşıyor.

Başının dertten kurtulamaması, hayatının bir kan ve gözyaşı deryasına dönmesi bu nedenledir… Dualarının kabul görmemesi de bu nedenledir!

Biz ilahi yasayı ihlal ediyoruz ama huzuru da istiyoruz. Biz kardeşlik hukukuna uymuyoruz ama istiyoruz ki herkes bizi sevsin. Biz komşumuz açken uyuyoruz ama istiyoruz ki döşeğimiz “rahat döşeği” olsun. Olmuyor.

Rahmetli Akif’in “Nur istiyoruz sen bize yangın gönderiyorsun? Yandık diyoruz boğmaya kan gönderiyorsun!” dediği hali yaşıyoruz.

Esasında bir yönüyle bu da rahmettir. Hatalarımızın cezasını burada bize ödetiyor Allah merhametinden. Ya Büyük Günün mahkemesine bıraksa ne yaparız? Bu yüzden yaşananlar bir tür rahmettir ki kefaret oluyor günahlarımıza… Yani hep kefaret ödemekten, kulluğun keyfini yaşamaya fırsat bulamıyoruz ki bir iyi gün yüzü görelim…

***

Bediuzzaman, Birinci Dünya Harbi yenilgisinden sonra yaşanan umutsuzluk günlerinde, muhteşem bir rüya görür. Rüyasında onu, İslam dünyasının o tarihten sonraki mukadderatının konuşulacağı bir meclise çağırırlar. O da gider. Dünyada benzerini görmediği bir meclisle karşılaşır. O mecliste ona birileri “Neden bu savaşta yenildiniz?” diye bir soru sorar.

Bediuzzaman da rüya içinde bu soruya hiç de makul/nesnel değilmiş gibi görünen ama ince düşüldüğünde son derece isabetli ve hikmetli olduğu anlaşılacak cevaplar verir…

O zatın “neden yenildiniz?” sorusuna Bediuzzaman şu mealde cevap verir:

  • Rabbim bizi İslam ile şereflendirdi, karşılığında da günde beş vakit namaz istedi. Biz onu ihmal ettik. O da birikmiş secde ve rükû haklarını, milletin evlatlarını beş yıl siperlerde yat kalk yaptırarak aldı…
  • Rabbim, içimizdeki çaresizlerin ve açların halinden anlamamız ve vücudumuza sıhhat kazandırmamız için senede bir ay oruç tutmamızı istedi, biz nefsimize güya acıdık ve oruç ibadetini ihmal ettik. O da millete beş yıl kıtlık yaşatarak, birikmiş oruç haklarını aldı…
  • Rabbim, aramızdaki fakirleri de koruyup kollayalım, toplumun huzur içinde yaşaması için vazifemizi yapmış olalım diye bizden kırkta bir zekât istedi. Biz vermedik. O da milletin tüm sermayesini topa tüfeğe barut yayıp soktu ve yaktı. Böylece birikmiş zekât haklarını birden aldı…

Bediuzzaman, her cevabının sonunda “Sadakte” (doğru söyledin), karşılığını alıyor.

***

Bugün maalesef toplumsal huzur yeniden dinamitleniyor. Birileri huzurumuzu bozmak için çomak sokuyor. Ve yazık ki içimize fitne atmak isteyenler, her daim kullanılacak maşalar buluyor…

Birbirine karşı bu kadar öfke ve fitne biriktirmiş bir topluma Allah neden huzur versin ki!

Hırs ve tamah gözümüzü kör etmiş. Hiç kimse fedakârlık yapmaya yanaşmıyor. Toplumun huzuru avdet etsin diye kimse fedakârlık yapmıyor… Zahirde, iki veya üç kişinin iktidar kavgası yüzünden millet birbirine girmiş görülüyor.(Mamafih tarih denilen şey, muhteris liderlerin kavgasından ibarettir… )

İsrail Oğulları Şamul peygambere gelip, “biz de diğer milletlerde olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral istiyoruz, Rabbimize yalvar bize bir kral versin” dediklerinde Rab onlara, “sizi emrinin altında çalıştıracak, oğullarınızı asker, kızlarınızı köle edinecek, sizi savaştan savaşa, badireden badireye sürükleyecek birini mi isitiyorsunuz?” diye karşılık vermişti… Verdi nitekim. Ondan sonra da başları dertten ve zilletten kurtulmadı…

İşte realite budur. Bazen iki kişinin, bazen üç kişinin şahsi ihtiras ve çekişmesi bir toplumu helake kadar götürebilir. Nitekim götürüyor. Tabii o insanların o şekilde ortaya çıkmalarının nedeni, yine toplumun kendisidir. Çünkü bir toplum neyi hak ediyorsa onunla idare olunur. Bu bir ilahi yasadır…

Şimdi;

*Muhalefet, ülkede yaşanan tüm olumsuzlukları, iktidara ve Başbakan’a hamlediyor. “Her şey onun ihtirası yüzünden başımıza geliyor” diyorlar. Kendilerinin de aynı hırs ve haset kürsüsünde oturduklarına bakmıyorlar.

*İktidar da her bela ve musibeti ‘paralelcilerden’ biliyor. Öfkelenmeyi hakkı biliyor. Hiç kendi nefsindeki hırsa ve tamaha nazar etmiyor.

*Toplum ise iki taraf olmuş, derin bir tarafgirlik duygusu içinde, ancak duymak istediğine kulak veriyor. Ötekinin ne dediğine bakmıyor.

Bu hal, tam bir semavi afettir işte.

Hiç kimse aklını kullanamayan bir halkı, Rabbin be’sinden kurtaramaz. Ve yazık ki hiç birimiz ötekinden daha masum değiliz!

İşte görüyorsunuz, yine birileri, halkı kışkırtıyor iktidarı hata yapmaya sevk etmek için… İktidar öfkeleniyor, bu yapılanlar dış mihrak eseridir diye.

Tam da böyle! Bizim ayağımızda nasırımız var ve birileri de ha bire oraya basıyor. Bu iş nereye varır bilmiyorum.

Millet, şu kandiller suyu hürmetine, nefsine dönüp hakta karar kılar mı? Hakta karar kılsa ne ala. Yoksa daha bir süre başımız ağrımaya, İktidar, “kışkırtma var, polis ne yapsın yani!”demeye devam edecek, birileri de polisin öfkeli davranışını bahane ederek kışkırtmanın dozunu daha da yükselecek.

Hızla 1980 öncesindeki akibete sürükleniyoruz. Amerika yeniden çocuklarını iş başına çağırmanın tezgâhını açmış bulunuyor. Biz de hem iktidar, hem muhalefet ve hem de toplum olarak oyunu tam bir sadakatle oynuyoruz!

İktidar öfkelenecek, öfkelendikçe daha sert davranacak, o sertleştikçe toplum içinde kışkırtılmak üzere hazır duran odaklar kışkırılacak, toplum ya ondan ya bundan yana tavır alacak.

Sonra hayat öyle bir cehenneme dönecek ki, millet, birileri gelip darbe yapsın diye dua edecek! O zaman da her Holywood filminde olduğu gibi Amerikalı oğlan, büyük kurtarıcı olarak dünyayı kurtarmış olacak!

Biz de sayısız kere aynı delikten ısırılış ahmak olarak tarihteki yerimizi alacağız!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir