Bari Veli Küçük’ü de Bırakın

Türk milletine şaşıyorum.

Başkalarının derdi için ağlar, sızlar, öfkelenir, miting yapar, yardım toplar, hatta varlığını ve milli çıkarını bile riske ederek mağdur adına zalime kafa tutar.

Ama kendi derdi için çare aramaya gelince tısss!

İşte Ergenekon meselesi!

Acaba Gazze’deki zulmü protesto etmekten daha mı az önemlidir, darbe kışkırtıcılarının hukuka meydan okumaları! Bahaneler bulup bulup tüymeleri

İçine düştüğümüz sefalet ve çaresizliğin gerçek sebebi olan şu ‘saklı istibdat ve cuntaların’ yakasına yapışılmışken, milletin bu kadar duyarsız kalması anlaşılır değil. Halbuki milletin iradesine ipotek koyan şu istibdatçılardan kurtulmak Gazze’yi Çeçenistan’ı, Bosna’yı kurtarmaktan daha mühimdir. Ama yazık ki millet Gazze zulmüne gösterdiği hassasiyet kadar bile hassasiyet göstermiyor.

Oysa ilk defa millet, hayatı zindan etmiş bir gulyabani ile hesaplaşma fırsatı yakalamış. Ama ne bir miting, he bir ışık söndürme, ne bir tepki.

İşte bu millet böyle. Saf, alicenap ve aymaz!

Saf; herkes onu kandırabiliyor.

Alicenap; en azılı hasmını bile affedebiliyor.

Aymaz; çünkü başına gelenlerden ders almasını bilmiyor! (Daha başka şeyler yazıp başıma iş açmak istemiyorum.)

***

Çok geriye gitmeye gerek yok. Cumhuriyet tarihine bakmak kâfi!

Kim ‘ben daha iyi yaparım’ demişse millet onu iktidar yapmıştır ama hiçbir zaman vaad edileni bulamamıştır.

İktidarlar her seferinde ‘Efendim bana yaptırmıyorlar’ demiş, millet de inanmıştır. Çünkü o da biliyor ki ‘derinde’ birileri var ve ‘birileri’, her hayra mani oluyorlar!

Onun adı bazen ‘derin devlet’tir, bazen ‘encümen-i daniş’tir, bazen ‘fesat komitesi’dir ama hep askerle de ilintilendirilmiştir. Bediuzzaman ona ‘zındıka komitesi’ demiş.

Şekli, şemaili, kaç kişi olduğu, ne zamandan beri var olduğu pek önemli değildir. Önemli olan onun varlığıdır ve ‘irtica’ karşısındaki duruşudur. Laikçi yapıyı korumak için kanunu keyfi yorumlarla çarpıtabilir. Benimsediği yaşam tarzını sürdürmek için cebir uygulayabilir. Cebren uyguladığı sistem tehlikeye girdiği zaman askeri göreve çağırmaktan geri durmaz. En büyük düşman irticadır, irticadan murat islamdır. Nitekim, 1908’den bu yana yapılan bütün darbeler, ‘irtica’ adı altında İslami gelişmeleri durdurmak için yapılmıştır!

İşte gördünüz Encümen-i Daniş(!) dedikodularını. İşleri güçleri askeri tahrik.

Güya hepsi vatanperverdir. Ama yalan! Çünkü bütün yaptıkları, vatan ve millet aleyhine işler…

Güya milletin selameti için uğraşıyorlar. Milletin selameti tabii ki ‘Kemalizm’dedir. Ekonomi, hukuk, demokrasi, teknoloji, toplumsal refah umurlarında değil. Varsa yoksa‘laikçi’ rejim. Bu perde altında her türlü insafsızlığa cevaz vardır.

Şu anlayışın temel amacı, Türk milletini Siyonist ve Sebataist planlara itiraz etmeyecek bir boyunduruk altında tutmaktır. Esas gaye Türk milletinin, İslam ile bağlarının kesilmesi, bin yıllık tarihinin lekedâr edilmesi ve İslam’ın şeref defterine yazılmış ‘mefahir’inin (övünçlerinin) unutturulmasıdır.

O zaman Avrupa o kıtada rahat oturacak. O zaman, İzak’ın çocukları, İsmail’in oğullarını kasaplık davarları ayırır gibi ayırıp boğazlayacak, zalim zulmünü sürdürecek.

Çünkü Ergenekon diye isimlendirilen şu çete (raht) ve benzerleri, bizim yaşama azmimiz üzerine çökmüş habis bir ruh gibi nefes almamızı, ayağa kalkmamızı önlüyor. Bir al basması gibi göğsümüze çöreklenmiş şu zındıka komitesidir ki, ayağa kalkıp İslam ile yeniden buluşmamızı önlüyor. Çünkü şu millet, İslam’ın bayraktarlığını yaptığı zamanlarda bugün dünyada terör estirenlerin esamisi okunmuyordu.

İşte şu şebekelerin ve örgütlerin en birinci maksadı, şu kutlu yeniden buluşmayı önlemektir.

Melanetli bir istibdadın; toplumun en derin noktalara kadar nüfuz etmiş şu habis urun bütün damarlarını çıkarıp bedeninden atmadıkça mille ayağa kalkamayacaktır. Ekonomide ve ahkâmda Avrupa’ya, teknolojide İsrail ve Amerika’ya dilenci kalmaya devam edecektir. Zaten milletin selameti ve refahı da bunların pek umurunda değildir. O yüzden de milletin muhtaç vaziyeti ve borçlu hali asla son bulmayacaktır.

O habis urun damarları zannetmeyiniz ki, sadece milliyetçiler, ulusalcılar ve Kemalistler içinde dal budak salmıştır. Sizi temin ederim ki, en derin damarlarından biri de dindar cemaatler içindedir. Başlangıçta büyük bir vecd ve cehd ile ortaya çıkıp büyüyen ve bir müddet sonra paramparça edilerek güçleri tar u mar edilen dini cemaatlere ve onların ağabeylerine dikkatle bakın. Çoğunun simasında bir Veli Küçük Paşa göreceksiniz.

***

Nasıl olsa, millet duyarsız. Günü kurtarmanın derdinde! O yüzden Gazze için bağırıp çırpınıyor ama kendi mukadderatını yakından ilgilendiren şu meselede, bir miting bile yapmıyor. Oysa hatırlayın, Susurluk olayı için aylarca elektrik yakıp söndürmüştük.

Millet ya işin farkında değil, ya da çetesinden memnun! Başına vurulmaktan, adam yerine konulmamaktan, iktidara getirdiği ekiplerin, encümenlerde üç beş gizli cunta meraklısının düzmece tedbirleriyle alaşağı edilmesinden rahatsız değil.

Rahatsız olsaydı, ‘Yakaladığınız bu insanlar, suç işlemişlerse niçin bırakıyorsunuz, işlememişlerse niye alıyorsunuz?’ diye sorardı. Hatta hukukuna, hukuk adamlarına ve savcılarına sahip çıkmak için ‘çetelere hayır’ mitingi yapardı!

***

O yüzden ben de bir vatandaş olarak başta Sayın Zekeriya Öz olmak üzere tüm savcılardan bir istirhamda bulunmak istiyorum:

Lütfen, eğer köklerine kadar işin içinde oldukları ayan beyan ortaya çıkan askerlere gücünüz yetmiyorsa,

Bütün işaretlerin gösterdiği siyasetçilere dokunamıyorsanız,

Dindarlık kisvesi altında şu veya bu cemaatin içine hulul edip ağabeylik makamlarına kadar çıkmış birtakım çete üyelerini içeri almakta dinî sakınca görüyorsanız,

Canavarı besleyip büyüten; sonra da onu arkasına alıp hükümetlere şantaj yapan ve milletin paralarını kasalarına indiren ‘finansçılar’a ulaşamıyorsanız,

Ve ellerindeki sihirli kutularla masumu maznun, zalimi asil, soyguncuyu şerefli gösteren işbirlikçi medya imparatorlarına erişiminiz engelleniyorsa,

Biz de millet olarak sizden Veli Küçük’ü salıvermenizi istiyoruz.

Çünkü Veli Küçük, şu ulaşamadığınız kodamanların kullandığı ‘küçük bir memur’dan ibarettir.

Mademki suç aletleriyle birlikte yakaladığınız askerler, bir bir hastalanıp(!) elinizden sıvışıp gidiyorlar, diğerleri de ya tebahhur edip ya da havaya karışıp kayboluyorlar. Biz de mağduru seven bir millet olarak diyoruz ki, “Hiç mırın kırın etmeyen, başım ağrıyor demeyen, tansiyonum çıktı diye sızlanmayan mert ve yürekli Veli Küçük’ü tahliye ediniz!

Herkes bir hatır bulup sıvışıyor madem, biz de Veli Küçük için hatırımızı kullanmak istiyoruz.

Ha, yapamıyorsanız, lütfen onu da 12. veya 14. Ağır Ceza mahkemelerine sevk edin.

Orada bir gerekçe bulup salıverirler. “Onlar bizden” zaten…

Böylece milleti de ‘Küçük’ meselelerle oyalamamış olursunuz! Biz de bin yıllar sürecek 28 Şubat süreçlerinde 10. Yıl Marşı eşliğinde cuntacılık oynamaya devam ederiz.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir