Başbakan Büyük Bir İşe Hazırlanıyor Ama Ne?

Cidden anlamakta güçlük çektiğim bir durum var. Bunu sizinle da paylaşmak ve bir neticeye varmak istiyorum.

Sepetteki bazı elmaların çürük olduğunu söylediğimde, bu, o sepetin tamamını kötülediğim anlamına mı gelir, yoksa sağlıklı olanları çürümüş olanların şerrinden korumuş mu olurum?

Ben tenkidi, “çürükleri, sağlıklı olandan ayırt etme” olarak anlıyorum. Zaten tenkidir asıl manası da odur. Açın bir sözlüğe bakın onu hemen göreceksiniz. O yüzden de ben ancak, değer verdiğim, sahip çıktığım şeyi ‘tenkid’ ederim. Diğeriyle ilgilenmem bile.

Mesela CHP’yi mevcut düşüncesini koruduğu sürece, tenkit etmem. Tarafını belirlemiş. Dünya görüşü benimle taban tabana zıt! Onu tenkit etmem, ona karşı mücadele ederim, gözden düşürmeye çalışırım. O da bunu bana karşı yaptı ve yapıyor zaten yıllardır. Dünya görüşü belli… Benim iman ettiğimi, o ret ediyor. Onlara yönelteceğim bir tenkidin hiçbir faydası yok. Bana göre CHP, İbrahim’in ateşine ot taşıyan karıncadır. Ben ise o ateşi söndürmekten yanayım. Nasıl aynı yerde durabiliriz ki?

Ama bakıyorum benimle birlikte İbrahim’in ateşine su taşıyanın ağzında benzin var. İşte o zaman müdahale ederim ve derim ki “Aman kardeşim su zannettiğin bu şey benzindir!”

Ben tenkidi tam böyle anlıyorum. Yoksa yürekteki nefreti gizleyerek düşmanlığı, suret-i haktan sunmak değil. Maalesef Türkiye’de tenkid öyle bir şey sanılıyor. Seviyorsan hiç bir kusurunu görmeyeceksin. Aksi takdirde sevmiyorsun. Sevmiyorsan da “Allah yarattı demeyeceksin!”, öyle mi? Bu düpedüz vicdansızlıktır.

Tenkidin iki şekli vardır: Ya “şefkatin tatmin edilmesi” veya “nefretin teşeffisi” (yani yürekteki nefreti şifa bulması) için yapılır.  Benim Ak Parti’ye zerre kadar nefretim yok ki onu tatmin edeyim. Aksine, yıllardır özlemini çektiğimiz işleri başardıkları için minnettarız ve duacıyız. O yüzden de şefkat ve rikkatle bazen yüzlerine tokat atıyoruz. Yanlış yapıp kendisine zarar veren çocuğa ebevynin de bir tokat atması gibi. O tokat öfkenin değil, şefkatin telaşındandır…

Hele Sayın Başbakanımıza… Ben onun mümin, Müslüman, müstakim ve gerçek bir hak ve halk dostu olduğuna inanıyorum ve gıyabında da hep dua ediyorum ki muvaffakiyetleri devam etsin. Hatta işin en başında (2003 yılında) ona gönderdiğim mektupla, kendisini bekleyen büyük hizmetlerden söz ettim. Allah’ın bu millete vereceği nimetleri onun eliyle halka ulaştıracağını söyledim. O mektupta da, “şunu şöyle yapmayın bönü böyle yapmayın, çünkü siz büyük bir maksada hizmet ettirileceksiniz” dedim. Sanırım aynı gerekçe ile olsa gerek Ali İhsan Tola da -Allah rahmet eylesin- bir layiha yayınlayarak, milleti AK Parti’nin kıymetini bilmeye çağırdı.

Evet, ümmetin bir asırdır ceht ve gayretle başarmak istediğini, Allah onun eliyle bu millete nasip etti. Bu büyük bir şereftir, büyük bir makamdır ve aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.  Fakat bu makam ve sorumluluk, aynı zamanda onu masum kılmaz. Ve tabii etrafındakileri de… Bizim dinimizde tenkit edilmeyecek tek makam vardır, nübüvvet makamı!  Çünkü onların her hal ve hareketi doğrudan vahye mazhar olduğu için bizim haddimiz değildir ki kınayalım. Aklımız ermez. Ama siz bu ölçüyü getirip siyasi bir lidere de tatbik ederseniz bu zulüm olur.

Şöhret, “insanın hakkı olmayanı da insana mal ederek”, zamanla o kişiliği zalim bir hale dönüştürür.  Mübalağa zıddını celb eder ve muhabbeti nefrete inkılab ettirir… Lideri mahveden etrafındaki dalkavuklarıdır zira… İslam medeniyetinin yarı müstebit dönemlerden ibaret olmasının sebebi de o dalkavuklardır ki yöneticinin yanlışlıklarını da alkışlayarak, tarihe zalim olarak geçmelerine sebep olmuşlardır.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’den daha temiz, daha elyak, daha düzgün idareci geldi mi? Hayır. Açın bakalım, o dönemin hadisatını okuyun, nasıl tenkid edilmişler görün. Hz. Ömer’e “Yanlış yaparsan seni kılıçlarımızla düzeltiriz” diyen sahabÎ, sonra da gidip Ömer’in tayin ettiği komutanın emrinde canını feda edebiliyordu. Onun Ömer’i tenkid etmesi, taraftarlığına zarar vermezdi.

Ben de o meşreptenim elhamdülillah. Biz Ak Parti’yi tenkid ederiz. Etme hakkımız da vardır. Onların da tenkid edilecek halleri mevcuttur. Neden bunu yaparız. Çünkü daha sağlıklı ve daha güçlü devamını istiyoruz da ondan. Hatta aynı gerekçe ile yazdığım bir yazıda, Sayın Başbakanımızın -eğer başkanlık sistemi olmayacaksa- icranın başında kalması gerektiğini söyledim. Üç dönem seçilme şartını tenkit ettim. Gayem ne? Yapılan güzel işler devam etsin. Daha yapılacak çok işi var diye…

Ama yazık ki biz ya göklere çıkarıyoruz ya da yerin dibine batırıyoruz. Seviyorsanız, hiçbir kusurun görmeyeceksiniz öyle mi? Sevmiyorsanız, hiçbir kemalini görmeyeceksiniz öyle mi?

Bu bir iman küfür mücadelesi değil ki! Öyle bile olsa, ben komutanımın hatalarını münasip bir lisan ile tenkid ederim ve etmeyi de sürdürürüm. Ama o tenkide rağmen, istişareden çıkan karara uyarım. Mümin budur.

AYASOFYA’YI HELE BİR AÇSIN

Son zamanlarda özellikle partililerde gördüğüm ve artık halkın da dile getirmeye başladığı bazı hususları tenkid ediyorum diye, bana ‘muhalif’ muamelesi yapmaya başladılar. Beni tanıyanlar da tanımayanlar da! Sanıyorlar ki partinin şahs-ı manevisini tenkid ediyorum.

Hayır, benim eleştirilerim ne şahsı maneviyedir ne de manaya! Benim eleştirilerim “sıfatlar’adır. İnsanın sıfatları sevilir veya yerilir. Kendisi değil. Kötü sıfatı gördüğümde dün tenkit ettiğim gibi yarın da tenkid ederim. Bu ayrı bir bahistir ama şu partinin manası; millet için ne anlama geliyor, sanırım bunu çoğu Ak Partili de bilmiyor.  Bunu Ak Parti’nin üst düzey bir yöneticisine de söylemiştim, “Bu partinin bizim için -millet için- ne anlama geldiğini siz dahi bilmiyorsunuz.  Bilseydiniz, onu kendi yanılmışlarınızla zedelemekten sakınırdınız” diye.

2009’da yapılan referandumun ne anlama geldiğini bilmeyen, benim bu kaygılarımı anlayamaz. “Mezardakileri bile kaldırıp oy kullandırtmak gerekir” diyen zat, öylesine mi söyledi o sözü sanıyorsunuz.  Sizi temin ederim, o referandum, belki de Üçüncü bir Bedir Savaşı idi. (Birinci Bedir Savaşı Talut- Calut Savaşıydı, ikincisi Malum).  İşte benim partiye ve liderine bakışım böyle hassas ölçülere sahip.

Siyasetin diğer hiçbir şeyi umurumda değil. Benim halimi, yaşantımı, dünyalık karşısındaki tutumumu herkes bilir. Aradan 10 yıl geçti. Daha bir kere bir kapıya varıp halimi arz etmedim ve bir talepte bulunmadım. Gelirim azaldıkça ayağımı çektim ve yorganıma göre ayarladım. “Yorganım kısa, uzatın” diye minnet etmedim. Siyasetin hiçbir şahsi getirisi umurumda  olmadı. Götürüleri de. O yüzden rahatım. İslam ve millet adına yanlış sandığımı tenkid ediyorum ve etmeye de devam edeceğim.

Çünkü bu partiden ve liderinden çok şey bekliyorum. Asıl yapması gerekeni henüz yapmadı çünkü. Eğer başarır da Ayasofya’yı açarsa, onun kim olduğunu o zaman anlayacaksınız! Biz kim kimdir bilemeyiz. Ama kişinin eseri ortaya çıkınca “ha” deriz “demek ki bu imiş”.  Ricalu’l-gayb’ın zahir olması böyle olur.

Mesela Hz. Ali (ra), ‘urcuze’sinde, “Bi harfi ucmin suttiret tastira. Bâte biha’l-emîru  ve’l-Fakiru”  (O yabancı bir harfi zorla tatbikata koyar ve herkesi de onu kullanmaya mecbur eder) diyerek, harf değişikliği yapanın aynı zamanda dinin meselelerini de tahrif edeceğini söylemiş. Bin dört yüz sene önce. Harf inkılabı olmadan, kim onun kimi kast ettiğini bilebilirdi?

İşte Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi de öyle bir remizdir.

Zahiren aklıma takılanları elbette tenkid ediyorum, edeceğim de. Ama öbür yandan içimdeki diğer bir M. Ali, “Başbakan büyük bir iş planlıyor. Yoksa zahiren bizim bile aklımıza ters gelen bunca işi niye yapsın. On yıldır neleri başardığına bir bak ona göre karar ver” diyor. Yaptığı işleri alt alta dizdiğimde ona hak vermiyor değilim. Ama biz aklımıza uymayanı tenkid ediyoruz işte. Fakat bu, ‘istilzamımı’ (yani davasına taraftarlığımı) bozmuyor.

Kimse de birkaç tenkidim oldu diye, beni muhalif sanmasın. Ben taraftarı olduklarımı tenkid ederim. Ta ki testiyi kırmasınlar. Çünkü bir buçuk asırdır, bu günlerin gelmesini bekliyoruz…

Elbete biliyorum, “hayrın ortaya çıkışı, hep bizim arzu ettiğimiz gibi olmaz”. Hatta çoğu kere, hayır bizim sandığımızın tersiyle tecelli eder. Her beklenen, beklentilere uygun tezahür etse, imtihan sırrı bozulur. Yoksa Yahudiler 2 bin yıldır bekledikleri Hz. İsa’yı, O ortaya çıkınca, beklendikleri gibi çıkmadığı için asmaya kalkıştılar mıyd?

Aynı risk bizler için de var. Ama bu durum, körü körüne bağlılık göstermenin gerekçesi de değildir. Evet, ‘ululemr’e itaat etmek farzdır fakat bu, ‘ululemr’in her hareketinin masum kılmaz. Sırf tenkid olsun diye de gevezelik yapmanın âlemi yok.

Bendeniz kendi gönlümce iktidarın güzel işlerini alkışlamayı, aklımın ermediğini de eleştirmeyi yeğliyorum. Benim vazifem bu. Sorabilsem, yazmadan sorar öğrenirdim. Mesela Başbakan’ın balyozcuları ziyaret gerekçesini anlayamadım, yazdım, acaba ne gerekçesi vardır diye. Keza Ricciardone‘ye Sayın Hüseyin Çelik’in verdiği cevabı da -üslup açısından- yanlış buldum, eleştirdim. Ama bu beni ne adalet düşmanı yapar, ne de Ricciardone‘nin taraftarı…  Balyozcuların adil bir şekilde yargılanmaları ayrı bir meseledir, Başbakan’ın bir balyozcuyu ziyareti ayrı… Gerçi öğrendim ki kişisel bir karabet de söz konusu imiş.

Ne ise, bilmiyorum derdimi anlatabildim mi?

Bir yazar olarak tenkid hakkımdan vaz geçmem. Ama ben de bir insanım ve tarafım. Hayra ve iyiye! Siz iyi yerde durmaya devam ederseniz ben hep yanınızdayım. Yanlış yaparsanız sizi uyarırım. Ama bu taraftarlığıma zarar vermez. Sizden daha iyisi çıkmadıkça…

Ve biliyorum ki, şu anda, millet olarak beklentilerimizi gerçekleştirmek açısından, Tayyip Erdoğan’ın değil yerini tutmak, dizine ulaşacak lider yok. Allah güç kudretini daim etsin. Biz ondan daha çok hizmetler bekliyoruz!

Hem de yakındır ki en büyük işini başarsın!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir