Batı, Türkiye ile İlişkilerinde Samimi Olabilir mi?

Tarihi hadiselerin verdiği tecrübeye dayanarak buna evet demek zordur.

Hem Batı bizimle niye samimi olsun ki. Bütün korkuları ve deruni endişeleri seninle ilgilidir. Batının yaşadığı en son korkular telaşlar da seninle ilgilidir.

Adamlar, Türklerin batıya yönelişini ve ilerleyişini durdurmak için sayısız haçlı ittifakları yapmışlar, defalarca Kıta Avrupası, -onların tabiriyle- baş belası Müslüman Türkleri kendi coğrafyalarından def etmek için dev savaş orduları oluşturmuşlar. Bu da yetmemiş en son Osmanlı’yı yıkmak için yedi düvelden asker toplayıp üzerimize çullanmışlar. Birinci Cihan Savaşı,  Türk’ün dünya ile imtihanıdır. Bakmayın Almanların o savaşta zahiren yanımızda olduklarına. Onlar bize imdada gelmediler, aksine bu millet Almanların selameti için harcandı. Onların gerçek niyetini bugünkü Almanya’dan ve Alman idarecilerinden anlayabiliyoruz.

Çanakkale Savaşındaki zayiatlarımızın büyük bir kısmı Alman komutanlar yüzündendir. Az çok dönemin hatıratını okur ve gelişmelere bakarsanız göreceksiniz. Almanya bizlere yardım etmek için Çanakkale’de olmamıştır. Kendisini korumak ve nihayetinde de Osmanlı’yı tek başına sömürmek istediği için bize yakın durmuştur.

İngiltere ve diğer kıta ülkeleri de Osmanlıyı tek başına Almanlara kaptırmak istemedikleri için ittifak ettiler…

Bugünkü AB Almanya demektir. Bel kemiğini Almanya oluşturuyor. San ayar olmalarını beklemek ahmaklıktır.

Bu kadar yüzyıllardır, seni mahvetmek, ortadan kaldırmak, yok etmek için uğraşmış Avrupa, şimdi niye seni içine alıp de kendi elleriyle semirtsin? Neden seni Kendi bünyesine dâhil kılsın. Eğer dâhil kılarsa bilesin ki, kendi menfaati var. Çünkü o asla Müslüman Türk’e razı olmaz. Eğer Türk, Türklükten de çıkmışsa -Bulgarlar ve Macarlar gibi- o zaman alır ve kapısında uşak yapar…

Şimdi bir takım insanlar görüyorum güya da poflar, dünya tarihinden dem vuruyorlar. İletişim dehası filan gibi kendilerini satıyorlar, ahmakça, Batının, ha bire bir tıkama kriterleri önümüze sürmesini sureti haktan zannedip, Türkiye’yi, hükümeti kınıyorlar. Sanki hükümet onların istediğini yapsa razı olacaklar.

Ahmak! Ne tarih biliyor ne haysiyeti kalmış! Bir de çıkıp televizyonlarda ahkâm kesiyor! Vize başka bahara kalmışmış da, hükümet şöyle yapaymış, şöyle böyle olacakmış da.

60 senedir bu ülke bir altına yatmadığı kaldı Batı’nın. Razı oldular mı? Her seferinde başka bir şey çıkarmadılar mı?

Geri zekâlı mahluk, onlar senden dinini terk etmeni istiyor, kriterleri yerine getirmeni değil. Bu milletin tamamı senin gibi olsun istiyor. Gerçi sen bu halinle bile onlara dahalet etsen, senden razı olmazlar. Adını da değiştirmeni isterler…

Bu millet Müslüman kaldıkça ve sen de o Türk adını taşıdıkça senden razı olmayacaklar. Dininden, haysiyetinden, cibilliyetinden Türklüğünden vaz geçersen belki.

Bak senin nasipsiz kaldığın Kuran-ı Azimuşşan nasıl haber veriyor onların gerçek yüzünü ve niyetini:

“(EY Müslüman) Sen onların milletine -‘kriterlerine- uymadıkça (dininden çıkıp onlara dehalet etmedikçe), ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar (kurumsal anlamda) senden razı olurlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur. (Uyulması gereken asıl yol Allah’ın gösterdiği hidayet yoludur).” Sana gelen (bu gerçek) ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” (Bakara, 120)

Haa, Avrupa ile ilişkilerimiz olmayacak mı?

Niye olmasın canım! Senin Hristiyan bir hanımın olsa sevmeyecek misin?

Elbette batı ile ilişkilerimiz olur, ticarette bulunuruz, iyiliklerini, insanın rahatına hizmet eden ilmini, teknolojisini alırız. O tür şeyler zaten insanlığın ortak malıdır. Batı da o ilimlerin aslını ve astarını Doğu’dan çaldı ve geliştirdi.

Bununla birlikte Batı ikidir. Biri ilim ve teknolojiyi geliştiren batıdır ki –Hristiyanlığın hakikatinin yansımasıdır- onun ürettiği kıymetler umumundur. Ve üstelik ilim nerede olsa müminin yitiğidir, alır.

Diğeri ise Roma dehasıyla Grek felsefesinin sapık izdivacından peydahlanmış veledin Avrupa’sıdır ki dinden ve haysiyetten nasipsizdir. Aşağılık bir menfaat düşkünüdür. Gücü ele geçirince zorbadır. Bütün gayesi nefsi tatmin etmek ve hayvaniyetini semirtmektir. Şu anda da onlar galebe çaldığı için Batı zulmün, ahlaksızlığın ve ikiyüzlülüğün yuvası olmuş!

Amerika’ya gelince. Yukardaki anlamda Amerika “batı” değil. Aksine Batının bu dayatmalarından, akıldışı ikiyüzlülüklerinden kaçanların kurduğu bir dünya! Avrupa gibi hin ve hain niyetler barındırmaz Türk’e karşı. Hem bilinçaltında korkusu da yok.

Ama batının bilinçaltı Müslüman Türk’ün korkularıyla dolu… Viyana’nın surlarında ala Mehter’in sedası yankılanıyor.

Türk, Batının kafasındaki kırmızı kuvvettir. İmha edilmesi gereken güçtür her daim. Tıpkı Çinliler ve Farslar için de böyle olduğu gibi… Çin, Türk’ü, fıtri düşman bilir. Adamın yeryüzüne kondurduğu en büyük eser ebak. Türk akınlarını durdurmak için binlerce kilitlere duvar örmüş. Farsın, efsaneler çağının yansıtıldığı Şehname’sinde de düşman Türk’tür. Bu hakikatleri bilmeden strateji geliştirmek, ilişkiler oluşturmak veya ilişkileri değerlendirmek sizi yolda bırakır.

(Bakın İran, rahatlıkla PKK ile işbirliği yaptı. Şimdi de Barzani ile Türkiye’nin yakınlaşmasından rahatsız olduğu için onunla yakınlaşmaya çalışıyorlar. Nitekim Barzani’yi, İran’ı ziyaret etmeye ikna ettiler. Hariciye ’de bu ziyaretin ne anlama gelebileceğini düşünen var mı?  Türkiye nasıl kuşaklandığını, Sünni Arap dünyası ile tek bağlantı noktası olan Kuzey Kürt bölgesinin de kendisi için kapatılmak istendiğinin farkında mı? Ne ise bahsimiz İran değil.)

Dolayısıyla AB’nin Türkiye’yi bu haliyle –yani Müslüman kimliği ile- içine alması, mümkün değildir. Bizi kendilerinden biri sandıkları gün asıl bitmiş oluruz. Bu kadar yıldır kurtulmak istedikleri seni; Hatta Çörçilin tabiriyle Asya’nın tozlu yollarına yeniden sürülmesi uygun görülmüş seni nasıl içine alsınlar?

Haa tarafların bunu içerdeki siyasi dengeler açısından kullanmalarını bir şey diyemem. Türkiye hakikaten batıya katılıyormuş gibi görünebilir ve Batı da hakikaten Türkiye’yi de kendine dâhil etmek istiyormuş görünebilir. Ama iş gerçeğine oturdu mu herkes kendi menfaatini yapar. Yani ne AB bizi içine alır ne de biz hakiki manada ona dahil olmak isteriz!

Zaten sen Müslüman ve Türk kaldıkça AB dahalet etmenin ne imkan var ne de razı olurlar. İşte İngiltere’yi gördünüz. Son birkaç ay önceye kadar Türkiye’nin AB topluluğuna dahil olması için çabalıyor görünüyordu zahirde. Ne zaman ki iş biraz hakikate binecek gibi oldu, hemen çark ettiler. “Bin yıl geçse bile Türklerin Avrupalı olması düşünülemez” dedi Cameron Efendi.

Merak etme İngiltere, biz Avrupa’ya dâhil olmayacağız, seni kendi evinde kendi vatandaşlarınla indireceğiz. İslam’a teslim olacaksın. Başka çaren kalmadı. Kibrinle ayaktasın. Nefesin kokmaya başladı bile. Ben yazıyorum. Sen de not et!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir