Bu İttifak Hayra Alamet Değil

Tuhaf bir seçim arifesindeyiz.

Evet, Türkiye sayısız kere kritik seçimler yaşadı ama sanırım hiç biri bu önümüzdeki seçim kadar kritik olmadı. Ülkedeki tüm partilerin tek bir şahsa karşı örgütlendiğini görmek insanı ürkütüyor.

İnsanı ürküten sadece bu değil. Asla birbiriyle anlaşması beklenmeyecek anlayış gurupları, siyaseten birbirine taban tabana zıt cemaatler, klikler, çıkar gurupları aynı çatı altında bir araya gelebiliyorlar.

Bu nasıl bir iştir ki, Netanyahu ile Beşşar Esed’i, İran ile Amerika’yı, İsrail ile Almanya’yı, Ermenistan ile Suriye’yi, Sünni Kürtlerle alevi Türkmenleri, Kürtler ile Türkleri –ki ben sayısız güya milliyetçi Türk’ten duydum; bu kere oyumu HDP’Ye vereceğim diye- cemaat ile PKK’yı, Kandil ile Ulusalcıları aynı amaç etrafında; yani Erdoğan’ı alaşağı etme amacında bir araya getirebiliyor?

Çıkarları bu kadar farklı gurupları bir araya getiren şeyin, bu insanların Türkiye sevgisi olabilir mi? Türk halkına duydukları sevgiden dolayı baş belası(!) olmuş bir insandan bu halkı kurtarma sevdası olabilir mi? Değilse ne?

Hakikaten anlayamıyorum. Samimi söylüyorum anlayamıyorum. Nasıl oluyor da bu kadar zıt düşünceler, maksatları ve siyasi emelleri farklı guruplar nasıl oluyor da bu amaç etrafında; Ak Partiyi iktidardan indirmek veya en azından güçlü bir hükümet kuramayacak kadar zayıflatmak amacı etrafında bir araya gelebildiler. Bu bir insiyak mı, yoksa gizili bir el bütün bu farklı farklı grupları şu maksat etrafında bir araya getiriyor?

Ben bunun çok güçlü bir operasyon olduğu kanaatindeyim.  Elbette ki bu gurupların her birinin kendilerince şu amaca hizmet etmek için bir gerekçeleri olabilir. Kendilerince haklı da olabilirler. Esed kendi açısından, Netanyahu kendi açısından İran kendi açısından, CHP kendi açısından, HDP kendi açısından, cemaat ve aleviler kendi açısından hatta Mısır kendi açısından, Amerika ve Avrupa kendi açısından –ki en sağlam gerekçe onlarınkidir- iktidara veya Erdoğan’a kızmış olabilirler ve her biri de  kendi gerekçesinde haklı olabilir.

Ama hiç kimse bana bu ittifakın makul ve kabul edilebilir olduğunu söyleyemez, haklı gösteremez! Çünkü asla bir araya gelmesi düşünülemeyecek gruplar birbiriyle ittifak kurmuşlar. Karanlıkla aydınlığın aynı karede olması mümkün mü?

Diyelim ki Netanyahu, One Minute ve Mavi Marmara’dan dolayı Erdoğan’a hınç duyuyor. Diyelim ki Esed, dostluğuna güvendiği Erdoğan’dan böyle bir muamele görmekten kırılmış. Diyelim ki İran, Erdoğan’ın niyetini ve misyonunu kendi siyasi çıkarları açısından tehlikeli buluyor. Diyelim ki Mısırın darbecileri Erdoğan’ın karşı tavırlarından rahatsızlar, cemaat, hınç ve öfkesini tatmin peşinde, aleviler zaten sağ iktidarları öteden beri sevmezler, CHP oldum olası hayrın karşısındaki örgütlenme, HDP çözüm sürecinden rahatsız… Bütün bunlar öteden beri vardı ve hiçbir zaman ittifak etmeye ihtiyaç duymuyorlardı.

Neden şimdi? İktidarın eleştirilecek yanları çok ben hiçbir zaman iktidarı eleştirme hakkımdan vaz geçmedim. Bugün ayaklarına dolanın şeylerden kurtulmaları için ben 2009’dan beri dil döküyorum… Dinlemediler. Diyelim ki bu dinlememe hali, bu iç kibirleri, bu “ben bilirimci” rey-i vahid, Türk insanını zıvanadan çıkardı. Bunlara bir ders vermek lazım dedirtti! Peki, hariçtekilere ne oluyor?

İşte bence asıl oraya bakmak gerekiyor. Amerika’yı, İngiltere’yi ve Almanya’yı aynı safta yer almaya götüren nedir?

Bence dış basında Türkiye ile ilgili çıkan yazılara bıkılırsa maksat hemen anlaşılır. Türkiye artık batının kontrolünden çıkıyor. Türkiye, NATO ülkelerin olan askeri bağımlılığını azaltıyor, Türkiye kendi silahlarını ve askeri araçlarını üretmeye çalışıyor, Türkiye dünyanın dört bir tarafında TİKA sayesinde adeta misyoner faaliyetler yürüterek, batının dünya üzerindeki hegemonyasını kırıyor. Daha da önemlisi Türkiye iki yüz yıldır adeta uşaklık yaptığı batıdan yüzünü çeviriyor. Sana ihtiyacım yok diyor. Birinci Dünya Savaşı ve Sevr muahedesiyle bize dayatılan, Lozan anlaşmasıyla büyük bir kısmı da tatbik edilen saklı ve açık dayatmaları ret ediyor, yok sayıyor…

Ayasofya’nın açılacağı düşüncesi o kadar ağırlık kazanmış ki, gizlilik artık onu taşıyamıyor. Bir bakanlar kurulu kararıyla müze yapılan ulu mabedin yine bir bakanlar kurulu kararıyla kapılarını ibadete açması an meselesi. Ayasofya, Batı’nın İslam dünyasına vurduğu pranganın lehimidir. O kırıldığı zaman, batının otoritesi kırılacak. Ortadoğu coğrafyasında kendi varlığını savunamayacak! Bütün İslam halkalarının ruhunda “ben yapabilirim, batıyı yüreğimden söküp atabilirim” inancı yeşerecek. İslam’ın manevi bedenine can ve kan yürüyecek!

Ve yazık ki iktidar Ayasofya’nın açılmasında hala mütereddit! Menderes’e kaybettiren o tereddüt şu hükümette de kendisini göstermeye başladı. Oysa şu hamle, karşıdaki tüm barikatları alaşağı edecektir!

Mamafih Batı da, bu olmasın diye bütün güçlerini bir araya getirmiş. Bütün imkânlarını, bütün dostlarını, içimizdeki ön karakollarını bu kere, hem de bir itiyat endişesi bile duymadan hepsini göreve çağırıyor. Aydın Doğan’dan cemaate, Doğu Perinçek’ten Meclis içindeki Pakradunilere varıncaya kadar herkesi, elinin altındaki tüm örgütleri aynı anda sahaya sürüyorlar bu kere. Eğer bu kere de baş edemezlerse, kendileri yıkılacak çünkü. Çünkü Türkiye dayatmaları red ediyor artık, inisiyatiflerinden çıkıyor. Ona istediklerini yaptıramıyorlar ve seçimde de ona durduramazlarsa, artık hiç laf geçiremeyecekler.

Bu durum, adeta, Ameliklerin Talut üzerine topyekûn saldırısına benziyor. Ve yazık ki Talut birçok askerini kendinden küstürmüş. Oğlu mesabesindeki Yonatan bile kenarda! Bu kere hakikaten iş çetin!

Türkiye bu sınavı geçebilir mi? Yoksa bu kadar maksatları birbirinden farklı insanları bir araya getiren odak bir kere daha mı muvaffak olacak?

7 Haziran seçimlerinde göreceğiz!

Allah bu ülkenin bahtını karartmasın. Hakkımızda hayırlı olanı versin. Neyin hakkımızda hayırlı olduğunu biz bilemeyiz. Biz Rabbimizden hayrını ve lütfunu dileyelim. Çünkü “yavmülmelhame” günü hayli yaklaştı. O gün geldiğinde, bu ülkenin idaresinin Nuh’un Çocukları olan biz Türklerde olması gerekiyor. Aksi takdirde Siyonizm kazanacak ve bu yurtlar bir daha dönmemek üzere Tamara’nın çocuklarına gidecek.  Ta ahiret vadi gelinceye kadar…

Vaat edilenlerin gelmesi, mukaddemlerin sağlıklı gerçekleşmesiyle mümkündür. Mukaddemeler bozulunca vaat edilenler de olmayabilir! Bir taraftan re’y-i vahidin hakimiyeti endişesi, diğer yanda ülkenin tar umar olması… Sen bizim şemlimizi topla ey Rabbim!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir