Bu Nevruz da Nerden Çıktı ki?

Mülk’ suresi’nin –ki bu dünya hayatı demektir- son iki ayeti, insanlığın son iki büyüt derdinin su ve asayiş olacağını gösteriyor.

***

Zihnimin, ‘acaba insanoğlu nasıl bir günah işleyecek ki, o dünyanın yok edilmesine gerekçe olacak?” sorusuyla çokça meşgul olduğu bir zamanda Mülk suresi’nin o iki ayeti dikkatimi çekmişti. O zaman o iki ayeti kendimce şöyle ‘te’vil’ etmiştim:

Ahir zamanda inananlara karşı, tüm dünyada acımasız bir saldırı başlayacak.Romalıların Hıristiyanları aslanlara parçalattığı, Nemrut’un İbrahimleri ateşe atağı, Mısırlıların, kendilerinden olmayanları yaktığı gibi, inananlar yok edilmek istenecek!

Akıl bunların olabileceğini hemen kabullenemiyor elbet. Ama, çağımızın tasarlanmış cinnet örgütlerinin (komünizm) cinayetleri, ırkçı illüzyonizmin yol açtığı faşizan savaşlar, modernlik/gerçekçilik safsatası altında inanlara dayatılan laikleştirme -‘aklileştirme/dünyevileştirme’- operasyonları ve o toplumların, kısa sürede, o cinayetleri işleyen liderleri bağırlarına basmaları gösteriyor ki, her kes her an, çok basit yöntemlerle ‘sadist bir faşist, çılgın bir anarşist ve Allahsız bir canavar’a dönüştürülebilir…

Hele bugün, insan beyninin nasıl  çalıştığının, bilincin ve zihin kodlarının ne kadar kolay değiştirilebilir olduğunun anlaşıldığı bu dönemde, iyi örgütlenmiş bir ‘beyin ve kafa yıkama metodu’ ile her toplum saptırılabilir. İnancının, ahlakının, kültürünün tam tersiyle hareket eder hale getirilebilir. Ve nitekim insanlık, müzik, internet, bilgisayar ve televizyonlarda kullanılan dip okumalar, 24. kareler ve alta döşenmiş telkinlerle o yöne doğru akmaktadır…

Dikkat ediyorsanız, tüm dünyada, semavi olandan paganist kültüre açılış(!) var. Sanal oyunlar ve internet ortamında, gelecek nesilleri efsanelerini oluşturmak için dehşetli bir savaş yaşanıyor. Semavi dinlerin tadil ettiği yahut ayıkladığı tüm eski paganist sembollere yeniden hayat veriliyor. Bunun dışarıya yansıması da işte böyle Güneş’e ve Ateş’e tapma döneminin şükran bayramı olan Nevruz’un nerede ise milli bayram ilan edilmesi şeklinde oluyor.

Benim aklımın almadığı; kuzey kavimlerinin yılbaşı kutlamalarını dinsizlik/ küfre özenti addeden İslamcı siyasetçilerin, Nevruz’u benimsemeleri? Yani tağut dayatması olan bir usul, bir sembol, sizin atalarınıza aitse meşru mu oluyor?

İslam,

  • Beni ademi, İnsanlığı mesh eden; onu taşa, toprağa, puta, bayrağa, aya, güneşe tapacak ilkelliğe sürükleyen hallerden temizlemişken;
  • Beşeri, kahramanlarını  ilahlaştırmak –Hatırlayın, Bayar aşırı sevgisinden Mustafa Kemal için, ‘Sana hizmet ubudiyettir’ demişti-ve sembolleri ilahi kutsiyetlerin yerine koymaktan alıkoymuşken;
  • Ve insanı, iradesini kullanmaktan alıkoyan ‘şeytani duygusallıktan’ temizleyip, onu ‘soyut/mücerred’ olan üstün duyguları algılar mahiyete kavuşturmuşken, onu yeniden hayvaniyet hallerine dönüştürmek veya onun yolunu açmak Samiri’ye hizmettir. Denizi yarıp sizi huzura kavuşturan Rabbi bırakıp Buzağıya tapmaktır!

Yazık ki, Müslümanlar da dâhil, inançlı toplumlar, hızla seküler bir hayata; yani, inanç unsurlarının en asgariye indirgendiği bir yaşam biçimine sürüklenmektedirler. Bu konuda, bizde en büyük vebal maalesef Ak Parti’nin boynunda.

Bilerek veya bilmeyerek, Ak Parti dönemi kadar, Müslümanları dünyevileştiren ve seküler hayata doğru eviren hiçbir dönem yaşanmamıştır Türkiye’de. İslama ve Müslümanlara karşı kasıtlı ve bilinçli bir yıldırma ve uzaklaştırma politikasnın güdüldüğü tek parti döneminde bile İslam ve Müslümanlık bu dönemdeki kadar aşınmamıştır…

Şimdi de bakıyorum, güya huzursuz unsurların da kendilerini mutlu hissetmeleri için, pagan dönemine ait ne kadar kültür unsuru ve sembol varsa, hepsine yeniden hayat veriyorlar. Koca koca adamlar hatta Cumhurbaşkanı bile gidip o ateşin üstünden atlıyor, bir ‘muvahhid’ olarak.

Yazık ki, PKK, Kürt halkının önderliğini ele geçirmiş, onu hızla Ezidi kültürüne doğru eviriyor. Kullandıkları renkler, her nevruz’da eteşin üstünden atlama seremonisi, Aya İrini’de yapılan şükrün ayininden veya Maya’ların kurban etme seremonisinden farklı değildir.

Ateş yakıp ona arz-ı  ubudiyet etmek ve onun etrafında dans etmek, cahiliye âdetidir ve Zerdüştlük ibadetidir. PKK bunu bilerek yapıyor. Türkler de yok bu bizim adetimizdir, aman Kürtlere kaptırmayalım diye işin üzerine atlıyorlar. Birlikte birbirimizi cehennem sürüklüyoruz.

Sanki Türkiye’nin bayramları, tembellik günleri az da yenisini ekliyorlar. Göreceksiniz, bir iki yıl sonra meclise önerge verilip, Nevruz’un resmi tatil olmasını  da isteyecekler!

İşte bütün bu yaşananlara bakarak, hissediyor ve görüyorum ki, dindar toplumlar bile hızla hak dinden pagan dinine doğru sürükleniyorlar.

Oysa biz, (Yusuf(as)’un dediği gibi Allah’a inanmayan, ahreti bilmeyen münkir bir kavmin milletini (dinini) bırakarak bu dine (İbrahim milletine) dâhil olduk. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmayacak, terk ettiğimiz yıldız, güneş ve ateşlere yeniden dönüp tapmayacaktık!

Bu (yani insanı insan eden İslam anlayışı) bize ve insanlığa açık bir ilahi lütuftu. Bu lütuf azam bir şükür gerektirirken, en basit vesilelerle nankörlüğümüzü ortaya koyuyoruz.

Rıza Pehlevi, İran halkını İslam’dan uzaklaştırmak için, “Bizler Pehlevi’yiz ve Perslere dayanırız” dedi. Allah onu ve etabını helak etti, yerlerine mümin insanları getirdi. Irak’ın Saddam’ı, ‘biz Babailiyiz’ dedi, güya İslam’dan tecerrüt etmek istedi Allah onu da helak etti. Bizimkiler de Cumhuriyeti kurarken, İslam’ı beğenmeyip kendilerini Sümerler, İskitler ve Hititlilerle ilintilendirmek istediler. Allah’tan ki millet o hatayı tashih etti. Yoksa biz de helak olurduk.

Eğer iktidar -bilerek bilmeyerek- bu milletin meshine veya o eski pagan kültürlere özenmesine sebep olursa o da Rahmani bir yer!

O yüzden onlara ve topluma Yusuf Aleyhisselamın, atalarının dinine tapan Mısırlılara seslendiği gibi sesleniyorum: “…Ayrı ayrı ilâhlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?” “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (uydurma bayram ve geleneklere) tapıyorsunuz. Allah, onların hak ve doğru şeyler olduğuna dair hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 40)

***

Böyle bir yazı yazdım diye, sakın, İslam’ın yakın gelecekteki muvaffakiyetinden şüphem var sanmayın.

Hayır, hayır. Nasıl gecenin arkası gündüz ise o kadar yakin ile biliyorum ki o gelecek gelecek!. Hatta geldi bile… İnsanlık, ‘iyilerin bir demosu’ mahiyetinde bir adalet çağını yaşayacak. Ama o dönem çok kısa. İşte bugün yaşanmakta olan küfrî yönelmeler ve dünyevileşmeler, o iyi dönemin arkasından gelecek karanlık çağın gerekçelerini hazırlıyor!

Malum, insanlık macerası, 45 yıllık evreler –jenerasyon/kuşak- halinde biri diğerinin zıddı yahut tamamlayıcısı olarak birbirini takip eden periyotlar halinde akıp gitmektedir.

Her kuşak, kendi yaptıklarıyla tarihe geçer ve insanlık kasidesinde ya nurani veya zulmanî bir satır/mısra olarak kaydedilir. Nitekim geride bıraktığımız 1900’lü yıllar, insanlık tarihine ‘felaketler ve helaketler asrı’ olarak yazılmıştır. O asrın ilk kırk beş yılı tam bir yıkım, felaket ve acılar dönemi olduğu halde, ikinci kırk beşi, nispeten acıların sarılması ve ekonomik hayatın canlanması çağı olmuştur. (Ekonomik hayat demişken, bilelim ki onun da periyotları vardır. Her, 7 yılda bir nispi daralmalar ve bolluklar birbirini takip eder. Yedinin, yedili katlarında ise külli daralmalar veya bolluklar görülür. Girmekte olduğumuz bu dönem –benim tahminim- tüm dünyada nispeten huzurlu, adil ama ekonomik açıdan -özellikle de temiz gıda ve su kaynakları bakımından- sıkıntılı bir dönem olacaktır!

Patlamış bir nüfus, yetersiz beslenme kaynakları ve hak inancın yok olmasından kaynaklanan merhametsizlik ve canavarlaşmış bir insan profili içinde bir dünya hayatı düşünün… Asayişin yok olduğu, insanların küçücük nimetler ve bir bardak su için birbirini yok ettiği bir dönem…

Eğer, şeytanî bir tasarım olan mevcut hayat algısı değişmezse, bu asrın –ki bugün yaşı 10 ve altında olanların çoğu onu görecek- son çeyreğinde, daha dehşet bir 11 Eylül ve/veya 28 Şubat süreciyle inananlar için hayatın cehenneme döneceği bir dönem başlayacak denilebilir!

Çünkü Mülk Suresi’nin son üç ayetindeki ‘de ki’ ifadesi, Resul ile birlikte ‘dünya denilen mülkün son dönem insanları’na da bakıyor. Yani diyor ki “Ey inkarcı zalimler, sizin gibi değiller diye mümine zulmetmeyi hak zannedenler, diyelim ki tüm inananları yok ettiniz. Size huzurlu yaşayacağınız bir dünya mı bırakılacak sanıyorsunuz? İşte bakın Allah, bu nankörlüğünüzün cezası olarak sizi temiz sudan mahrum bıraktı. Hadi bakalım hangi gücünüzle temiz su elde edeceksiniz!

Bu ayetin uzak anlamlarından biri de bize işmam ediyor ki ahir zamanda müminler sürek avına tabi tutulur gibi yok edilecekler. Sonra da ceza olarak susuzlukla sınanacaklardır.

***

Bazı ehli keşif rivayetlerinde, “Hz. Peygamber’den sonra üç peygamber gelir, (yani, Müslümanlar o peygamberlerin çağındaki hali yaşarlar)” denilmiş. Bunlar Hz İsa, Hz. Nuh ve Hz. Salih (as)’tır. Hz. İsa, vaad edilen, ‘kurtla kuzunun birlikte yaşayacağı’ adalet çağına işarettir. Hz. Nuh, ise onun ardından gelecek dönemi temsil ediyor ki, o dönemde vah inananların haline! Üçüncü dönem onlardan sonra gelecek Hz. Salih çağıdır ki, insanlık, bir damla su için birbirini gırtlaklayacak! Salih peygamberin ümmeti, suyumuzu içiyor diye nasıl deveyi kestilerse, o günün insanları da hırs ve tama’ yüzünden tüm kutsalları yok edecekler ve başlarına kıyameti koparacaklar! Ya böyle işte!

Hadi Nevruzunuz piruz olsun bakalım(!)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir