Bu Terör Ne Zaman Biter?

Bu halinizle bu terör bitmez. Daha sittin sene devam eder.

[1] Bu uzun bir yazıdır, sabrın yoksa başlama kardeş!

Küllî belalar, külli hatalara gelir çünkü. Siz halinizi düzeltmedikçe, hatanıza binaen size musallat edilmiş bela çekip gitmez! Hele bizim gibi Müslüman toplumlarda.

Gayrı Müslimlere zaten kolay kolay bela gelmez. Esasında eğer Müslümanlar, “Allah da hep kâfirlere nimet veriyor” deyip kalplerine zarar vermeyecek olsalardı Allah, ahireti unutup dünya hayatını tercih edenleri nimete boğardı. Başlarını ağrıtacak bir bela bir musibet bile vermezdi.

Kur’an-ı Azimuşşan’da Cenabı Hak, “Eğer insanların (kâfirlere vereceğim nimetlere özenip küfür üzere birleşmiş) tek bir toplum olma ihtimalleri olmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.” (Zuhruf, 33) buyurur.

Ben de bu açıklamayı, Cenab-ı Hakkın kâfir ile mümine, fâsık ile müstakîme, fâcir ile müsterhime aynı davranacağını sanan ahmaklar için yapıyorum. Yoksa mümin sözün ne kadarının nereye gittiğini bilir, hisseder.

Allah bir Müslümana bir kâfire davrandığı gibi davranmaz.

O, kâfire, sonuna kadar mühlet vermiştir. Müminin ise en küçük hatasını hemen burada cezalandırır ki öbür tarafa fazla bir sıkıntısı kalmasın! Mümini kayırır böylece!

Zaten bizi kayırdığı ve merhamet ettiği için şu kırımlar, belalar, musibetler başımızdan eksik olmuyor. O kadar çok hatamız, Kanun-ı İlahiye aykırı o kadar çok davranışımız, evrensel hukuka aykırı o kadar çok fillerimiz, edeb-i Rahmana aykırı o kadar çok tasavvurlarımız var ki, eğer Allah onları burada böyle acılar, belalar, savaşlar ve kırımlarla, öldürülmelerle temizlemese, şu Müslümanların yüzde biri cennetin yüzünü bile göremez!

Ha şu da bir realite! Hakiki manada kurala uyan, niyetini ve amelini rızayı ilahiye uyduran müminin başına hiçbir şey gelmez. Zina yapmamış, büyü veya benzeri işlerle bir insana zarar vermemiş, yalanı meslek edinmemiş, faiz yiyerek Rabbine savaş açmamış, yetim ve devlet malını aşırarak hukukullaha meydan okumamış… bir insana –inansın inanmasın- Allah ne bela verir ne de ağır imtihan!

Ama Allah ahmak toplumları iflah etmez. Onlara gün yüzü göstermez. Sözün muhkemâtı açıkken ondan farklı bir şeyler çıkarmak için tevile giden, öküz altında buzağı aramayı huy edinmiş kavme merhamet indirmez.  Yazık ki en büyük sıkıntımız bu. Kimse kimseyi duymaz olmuş. Kimse kimseyi dinlemiyor sadece kusur arıyor. Tabii kendisinden saymıyorsa!

***

Eskiden okuyucularıma çok güveniyordum. Sanıyordum ki onlar maksadımı bilirler ve öyle davranırlar. Sonra anladım ki hitap ettiklerim arasında sadece ‘Allah’ın evliyası’ yok, ‘İblisin de vahyettiği evliyaları’ var. Onlar her sözün hakikatine değil, amaçlarına kullanabilecekleri teviline bakarlar, çarpıtmak için! O sözden ders alacak ehli hikmetin de kafasını bulandırırlar!

Mamafih o dahi bir hikmettir. Kişinin muhtaç olduğu mana ve söz, çoğu kere, onun reddedebileceği hal ile ortaya gelir. Ta ki kişi seçimini hakkıyla yapabilsin. Kalbinde maraz olanla olmayan birbirinden ayrışsın!

Rahmetli Necip Fazıl, Abdülhakim Arvasi hazretlerini ilk ziyarete gittiği halini anlatırken, diyor ki, “ben oraya giderken, evliyalar esnemez diye bir ön kabulü ile gitmiştim. Baktım ki şeyh namazda bile esniyor!”. Evet o ön-kabul doğrudur. Ama o, esnemenin bin hali olduğunu bilmiyor. Bir harf üzere bir yere takılmış ve “bir insan esniyorsa evliye değildir” diyor. Hâlbuki onun muhtaç olduğu hal de o zatta. Eğer, Necip Fazıl, kafasındaki o bariyeri yıkıp geçmeseydi, belki de o hikmet deryasına dalamayacaktı.

Hâsılı şimdi söyleyeceklerimi de o minval üzere alın! Biz “başımıza gelenler şundan, bundandır” diyeceğiz, hemen bakacaksınız fasık bir İblis evliyası ahmak, ortaya atılmış “Peki öyleyse gâvur memleketlerinde bu belalar niye yok!” diyecek. Böylece, söyleyeceğimiz hak sözden nasipdar olacakları da engelleyecek!

Bilmiyor ki biri ehli ahirettir, bir ehli dünya! Birisine sıkıntılarının ekseriyeti dünyada çektiriliyor, ötekine nimetlerinin tamamı dünyada veriliyor. Ahiretten nasibi olmayanın tüm iyilikleri burada kendisine peşinen verilir. Ahiretten nasibi olanın da azaplarının çoğu burada verilir ki orada rahat etsin!

Bu hep böyledir. Hatırlayın, Mehmet Kutlular Bey, 99 depreminden sonra, depremin manevi sebeplerini açık etti diye bu facir ahmaklar tarafından hapishaneye bile atıldı! Efendim, “Deprem fiziki bir olaymış. Ahlaklı olmakla, emir ve yasaklara uyup uymamakla ne alakası varmış!”

İşte tam da o yüzden o tiplere “ahmaklık sıfatını bir frak gibi üstünüze giymişsiniz! Size mübarek olsun” diyoruz. Kuran da kalbinde marazı olanlara “Allah marazınızı arttırsın!” diye beddua eder!

Bendeniz, yazdıklarımdan istifade etme niyetindeki gerçek okuyucularıma ve onların zekâsına hep güvenmişimdir ve güvenmeye devam edeceğim. Ben onların zekâsına güveniyorum, onlar da benim fikrime itimat ediyorlar. Biz birbirimizi Allah için seviyoruz. İblis, Allah’ın gerçek dostlarına bir halt edemez zira!

Bu bir Terörse

Bu uzun açıklamadan sonra şu terör meselesine girebiliriz.

Ne demiştim baştan; toplumun şu hali böyle devam ederse, bu terör sittin sene yakamızdan düşmez! Unutmayın, Hasan Sabbah’ın,  Haşhaşîn terörü 160 yıl sürmüştü. Ancak Cengiz Han belasıyla son buldu. Bir zalimi bir başka zalimle imha etti Allah!

Hasan Sabbah nasıl ki tek başına değildi. “Ehlisünnete düşmanlık besleyenlerin” gizliden gizliye destekledikleri bir örgüttü, şu terör belası da öyle. Türk milletine düşmanlık besleyen herkes ona destek veriyor. Dinlisi dinsizi, Hristiyan’ı, Müslümanı!

Hasan Sabbah ve taifesine karşı Kur’an’ın ahkâmıyla karşı çıkabilecek, onlarla onların anladığı dilden mücadele edecek bir hükümet de yoktu… O yüzden de 160 yıl sürmüştü. Bizimki de 35 kırk yıla baliğ oldu. Eğer hükümet onlara anlayacakları dilden mücadele etmeyi başlatmazsa, “Amerika ne der Avrupa ne der” diye kınayıcıların kınamasından korkar, pısırık hareket ederse daha bir kırk elli sene daha terör devam eder!

PKK da Hasan Sbbah haraketi gibi. Onun Alamut’u vardı, Bunun Kandili! , Onun koruyucusu İran’ın gizli devletiydi, bunların sadece iran da değil. Yedi düvel! Bugüne kadar, ne kararlı bir hükümet dikildi PKK’nın karşısına ne de Türk halkı!  Zaten toplum öyle bir irade beyan edecek kudrette olsaydı, bu başkaldırı da olmazdı. Ben bu işe başkaldırı diyorum, birileri ise terör diyor!

Biz, meselenin daha adında bile uzlaşamamışız.

Hakikaten şu yaşananlar ne?

Eğer gerçekten bir terör hareketi ise neden bir takım siyasilerden ve toplumun az da olsa bir kesiminden destek görüyor?

Bence de bu bir terör hareketi değil. Eğer siz bunu terör hareketi sanıyorsanız, vallahi aldığınız tedbirler yanlıştır. Eksik değil, yanlış!

Sizin yaptığınız canavarı daha da azgınlaştırıyor. Terör örgütüyle gizli gizli anlaşılmaz, anlaşma yapılmaz, verdiği söze güvenilmez. İşte gördünüz, elinizi uzattığınız her seferinde sizin eliniz ısırıldı. Bu haller gösteriyor ki bu bir terör hareketi. Ama etrafındaki destekçilerine bakılınca anlıyoruz ki sadece bir terör hareketi de değil. Bu, “başkaldırı süsü verilmiş bir terördür” diyebiliriz, illa da terör diyeceksek!

Hem her türlü cinayeti işliyorlar sonra da dönüp suçu sizin üstünüze atıyor, dalga geçer gibi! “Siz beni böyle davranmaya zorladınız” diyerek sizden bir de diş kirası istiyor. Bir sonraki eylemlerine de sizi gerekçe yapıyorlar. Bu tipik bir anarşistliktir, teröristliktir!

Öyleyse bu örgütle sürdürdüğünüz mücadele yanlıştır! Çünkü teröristle böyle mücadele edilmez!

Peki, terörle nasıl mücadele edilmesini bilen yok mu? Var elbet! Amma birincisi; Allah fırsat vermiyor ki o tedbirleri uygulayasınız! İkincisi; bu işi terör bilip ona göre davrananları siz mahkemeler ve cezalar yoluyla caydırdınız!

Zira teröriste insaf edilmez, edilmemeli! Eğer bu insanları hakikaten terörist biliyorsanız, yakın onları barındıran dağları ve obaları! Çünkü terörist merhametini kaybetmiş bir canavardır! Aklını ve zekâsını o canavarlığının hizmetine sunmuş bir müfsittir. Onlarla mücadele, siyasetle, kanunla ve insafla olmaz!

Nasıl olur?

Buyurun, Bediuzzaman hazretlerine kulak verin:

“Kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilmez.”

Bir mümin, bir Müslüman nasıl bu hale gelir? İşte cevabı:

“Bir Müslüman, başka milletler gibi değil. Eğer dinini bıraksa anarşist olur, hiçbir kayıt altında kalamaz; istibdad-ı mutlaktan (yani hiç merhamet etmeden, gözünün yaşına bakmadan insaf dahi etmeden imha etmek amacıyla güç kullanmak), rüşvet-i mutlakadan (yahut her istediklerini yapmalarına göz yummakla onlarla baş edebilirsiniz) başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez.”

Evet,

“Bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemâlâta medar (iyilik ve merhamete sebep olacak) hiçbir hâlet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye (toplum hayatı için) bir zehir olur.”

Bir toplumda anarşinin olmaması için belli şartlar var!

Bir kere, toplumun her bir ferdinde (yani ekseriyeti), hürmet duygusu olmalı. Merhamet sahibi olmalı, haramdan çekinmeli, emniyeti asayişi bozmamak için azami gayret göstermeli ve serseriliği bırakıp itaat etmeli ki toplum barışık yaşasın. Kuran bize, eğer toplumsal barış ve huzur istiyorsanız, ‘hamr’dan (içkinin her türü), ‘meysir’den (kumar ve her türü), ‘ensab’tan(bedavadan para kazanma yolları)  ve ‘azlam’dan (piyango, lotari gibi toplumsal katılımla oynanan kumarlardan) uzak durun diyor.

Biz ne yapıyoruz? Bunların hepsini müesseseleştirmişiz ve devlete gelir kapısı yapmışız. Parasında haram bulunan babanın çocuklarının başına iş gelmesi nasıl mukadderse haramı hazinesinin temeli yapmış bir Müslüman ülkenin de başına işler açılması öylece mukadderdir.

İmdiii, insanlar ıslah-ı nefs etmeli ki devlet de düzelsin. Yoksa bu belalardan başımızı kurtaramayız!

Evet, bir toplumun kendisine musallat olmuş anarşiden kendisini kurtarması için beş esas lâzım ve zaruridir: Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir.”

Bu Bir Başkaldırı İse

Yok, eğer bu terör değil de bir halkın bağımsızlık mücadelesi ise, o zaman da uygulanacak yöntem, teröre karşı uygulanacak tedbirlerden farklı olmalı! Çünkü sizin terörist dediğinize bir yığın insan var ki “kahraman” diyor.

Şu mesele ciddi bir tahlil gerektirir. Bu insanların bu hale gelme süreci iyi incelenmeli. Şu kadar zamandır kaderlerini birleştirmiş iki halktan biri bu ortaklıktan neden şikâyetçi oldu. Taleplerinde haklılık payı var mı yok mu?

Bu gerçekten, halkın bir talebi midir, yoksa birilerinin iğvasına mı gelmişler.

Bunların her birisine göre uygulanacak yöntem farklıdır.

Hiçbir devlet, göz göre göre parçalanmasına müsaade etmez.

Aynı babanın çocukları bile bazen birbirine düşerler. Mirasın adil paylaşılmaması veya gelirin adil dağıtılmaması soruncunda kardeşler birbirine girerler.

Böyle bir durum varsa ehli insaf bir heyet iki kardeşin arasını bulabilir.

Bazen de iki kardeşin dostluğunu ve ittifakını çekemeyenler olur. Onlar dışardan içeriyi körüklerler ki iki kardeş birbirine düşsün!

Ben yaşanan şu hadiselerde, her iki şıkkın izlerini de görebiliyorum. Yani, hem büyük kardeşin küçük kardeşi mağdur etmişliği söz konusu, hem de küçük kardeşin ağabeye karşı dışardan kışkırtılması söz konusu.

Devlet –artık halk da demeye başladı yazık ki- , “Kürtler ihanet ediyor” diyor, Kürtler de “Türkler bizi eziyor” diyor. İkisi de doğru değil, ikisi de hata ediyor.

Çünkü bir kere şu mağduriyeti var eden irade tam da milli bir irade değil. Yani Türklere ait bir irade değil. Bunu defalarca tekrar ettim. Türkiye Cumhuriyeti devletini kuranların İslam’a ve Müslümanlara verdikleri zarar umumidir. Bundan, dininde samimi Türler de ciddi zarar gördüler! Kürtler de… Kürtler hem daha dindar, hem de aslî unsur sayılmadıkları için biraz daha fazla sıkıntı yaşadılar. En azından dillerini konuşmak, örflerini yaşatmak konusunda…

Devletin, bunu bir Kürt hareketi görmesi yanlış, Kürtlerin de bunu Türklerin bir zulmü sayması yanlış.  Haaa şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer Türk halkı bunu, kendi meselesi yapsa,  ne meclistekiler bu kadar rahat olabilir, ne de dağdakiler. Kandil, Türklerle savaştığını sanıyorsa halt ediyor. Türk, daha hiç ama hiç müdahil olmadı. Olmaz da inşallah!

Kürtler adına savaştıklarını sanan bu sergerdeler, her sıkıntıya girdiğinde hemen ya İsrail’in, ya Amerikan’ın veya İran’ın eteğinin altına girip saklanıyor. Bu, onların kim hesabına çalıştığını gösterir! Devlet maalesef bu konuda da aciz davranıyor! İran mı sahip çıkıyor, bildiğin yollarla fatura ödeteceksin. Amerika mı yapıyor, aynı İsrail, İngiltere, Almanya mı yapıyor, aynı! Yapamıyorsan e zaten bu toprakları yarın onlara teslim etmek zorunda kalırsın!

Devlet baba artık her iki seçeneği de masaya yatırmalı ve karar vermeli. Bir terör örgütü ile mi savaşıyor, bir bağımsız hareketi ile mi karşı karşıya, yoksa ‘bağımsızlık hareketi süsü verilmiş’ bir uluslararası törele mi karşı karşıyayız bunu tespit edip ona göre tedbirler geliştirmeli. Hem deve hem kuş olunmuyor!

Artık devlet baba acilen, iki evladının şu kavgasına çare olacak iradeyi ortaya koymalı. Bu irade ortaya konduktan sonra küçük kardeşi büyüğe karşı kışkırtan odaklara karşı net tavır takınmalı. Son bir iki yıla kadar durum buydu. Şimdi tam olarak nedir bilemiyorum. Ama sanırım, son bombardımanlarda devlet gibi davrandı. Siz Amerika’ya danışmadan iş yapamayacak durumda iseniz, emin olun bu badire daha uzun sürer. Çünkü kavganın sürmesinde en çok onun çıkarı var! Bir de onun ağababası İsrail’in

Fakat yazık ki herkese serbestlik verecek, iki kardeşi barıştıracak bir anayasa bile yapamıyoruz. Tuhaftır, yeni anayasaya en çok karşı çıkanlar en çok hak hukuk isteyenler. İçine düştüğümüz açmazı görüyorsunuz değil mi? Bu bir hak ediş değil de nedir!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir