CHP Olmasa Sağ İktidarlar Ne Yapardı Bilmem

CHP SAĞ İKTİDARLARIN TEMİNATIDIR!

Kahvehanelerde siyasi sorunlara önerilen tek çözüm var: Sallandıracaksın üçünü beşini, bak memleket nasıl düzeliyor!

Bu tedbir (postüla) şekli, padişahlık döneminden kalma bir ‘engram’. O dönemde adalet ve insaf kişilerin inhisarında idi. Kanun da onlardı, güç de. Vezir, ayan, paşa, mültezim vs. her kimse devlet namına halka muhatap olan, insanlar onun adalet ve insafına bakardı. Adam Allah’tan korkuyor ve adil davranıyorsa ne iyi, davranmıyorsa işiniz Allah’a kalmıştır. Görevlilerin yolsuzlukları, ahlaksızlıkları, zulümleri ayyuka çıkmadıkça, merkezi hükümet (yani padişah) onu fark bile etmezdi. Fark edinceye kadar da milletin canı çıkardı. Şikâyet edecek olsanız kime edeceksiniz ve nasıl edeceksiniz. Eğer halkın şansı varsa, padişah onun zulmünün farkını varır, alır adamı ipte sallandırır ve böylece halk da rahat bir nefes alırdı.

İşte o yüzden, bizim toplumumuzun meseleleri çözme pratiği, ‘sallandırma’ üzerine kuruludur. Yani padişahlık düzeni hala içimizde devam ediyor. Demokrasi denilen ve kişilerin yönetime müdahil olabildiği idare tarzına henüz alışmış değiliz. Çünkü çoğu insanımız hala kanuna ve kanun hâkimiyetine alışmış/inanmış değil. Yanlış yapanı sallandırmak tek çözüm!

***

Padişahlık döneminden kalma bu ‘sallandırma’ geleneği, sadece bireylerin saklı belleklerinde varlığını sürdürüyor olsaydı bir parça hoş görülebilirdi. Ama o kurumsal bir yapı haline bürünüp bir parti düzeninde insanın karşısına dikilince insanı çileden çıkartıyor. CHP ‘sallandırma’ geleneğini kurumsallaştırmış bir parti!

Malum, CHP,  padişahtan iktidarı devralmış bir ekibin kurduğu bir siyasi kurumdur. Sultanı gönderdiler ama yetkilerini bir tür saklı padişahlığa dönüştürüp sürdürdüler. O ebter düzenin siyasi bir varlık olarak yaşatılması görevini de Cumhuriyet Halk Fırkasına verdiler. O yüzden de CHP’nin huyu suyu padişahlık gibidir. Astığı astık kestiği kestik. Hoşlarına gitmeyen birileri çıktığında ilk düşündürdükleri çözüm, onu ‘sallandırmak’tır. İnanmıyorsanız tek parti düzeninin yaptıklarını şöyle bir düşünün.

Acaba, o dönemde jandarma dipçiği yememiş veya ‘rejimin verdiği manevi rüşvetlerle kendisini rejimin bekçisi konumuna yükseltmiş’memurlardan azar işitmemiş kaç Türk Vatandaşı kalmıştır.

Bugünün gençleri, CHP düzeninin ne olduğunu bilmedikleri için, onun kartondan tayyare olan laflarına kanabilirler. Demokrasi imiş, sosyal demokratlıkmış, bunlar CHP mantalitesinin kavrayabileceği şeyler değil. Onlar bir tek sallandırmayı bilirler. Asıl padişahçı ve padişahlık düzeninden yana olanlar onlardır! Darbeciliğe bu kadar düşkün olmaları da bu yüzdendir.

Eğer güçleri yetse, kendilerine oy ermeyenleri bile ipe çekerler. Geçmişte de, kendilerine aykırı gelen fikir ve yaklaşım sahiplerini ya ipte sallandırdılar, ya da iple korkutup susturdular. O zaman ipe çekme kudretleri de vardı. Şimdi ipe çekme kabiliyetleri olmadığı için, ikide bir askeri iş başına çağırıyorlar.

İktidar olamadıkları için hırçınlaşıyorlar. Bu ‘aptal’(!) halk onların kıymetini bilemiyor, sahibini tanımıyor. Sahibini tanımayan, aptal değil de nedir? CHP ‘sahip’(!) halk ‘tebaa’dır!

CHP anlayışının padişahlık düzeni olduğu şuradan da bellidir ki, CHP’liler, kendileri dışındaki her iktidarı gayr-ı meşru sayıyorlar ve bunu bir tür  ‘huruç ale’s-sultan’ (meşru bir hakkı hakkı gasp etme) diye addediyorlar.

Mantıkları şöyle çalışıyor:

Birinci önerme: Türkiye Cumhuriyeti’ni Atatürk kurdu. O olmasaydı Türkiye olmazdı. Öyleyse Türkiye onundur, halk da onun metbûudur!

İkinci önerme: CHP’yi Atatürk kurmuştur. Hükümet etme görevini de ona vermiştir. Öyleyse onun dışındaki her iktidar gayr-ı meşrudur. Yaptıkları bir gasptır, bir ihanettir! Onu iktidardan indirmek ‘sathı müdafaadır’ ve milli bir meseledir!

Ve sonuç: İktidar bir tek CHP’nin hakkıdır, CHP’yi iktidar etmeyen millet, haindir. Hain merduttur, merdudun hakkı ipte sallandırmaktır. İşte CHP’nin bilinçaltındaki yaklaşım bu!

O yüzdendir ikide bir ‘rejimi korumakla memur’ askerleri göreve çağırmaları! Çünkü Türk askerinin birinci vazifesi rejimi kollamaktır. Rejimin teminatı da CHP olduğuna göre askerin vazifesi CHP’yi iktidarda tutmaktır!

***

Ama yazık ki asker artık onları dinlemiyor. Çünkü asker de anlamaya başladı ki, asıl vazifesi ‘rejim’i korumak değil. Rejimi kollamak bile olsa, bunun CHP ile olmayacağını anladı. Hem zaten dayatılmış rejimler bir bir düşüyor. İsterse koruyucuları firavun ve askerleri olsun. Türk askeri bu gerçeği görmeyecek kadar kör değil!

Eskiden, asker de sanıyordu ki, Türkiye ‘CHP’siz olmaz! Çünkü CHP Atatürk’ün emanetiydi! Milletin de onu iktidar yapmaktan başka şansı yoktu medeni olmak için! Zaten halk, CHP’yi iktidar etmek için vardır.

CHP’yi iktidar etmeyen halkın kıymeti de yoktur. Öyle bir halk camilere tıkıştırıp yakabilir, iktidara getirdikleri indirilip asılabilir veya hapishanelere tıkıştırılabilir. Böylece asker kutsal vazifesini yapmış olur. Çünkü bu rejim, Atadan armağanıdır ve CHP onun teminatıdır. Öyleyse CHP’nin isteği kutsaldır(!) Tıpkı padişahlık düzeninde olduğu gibi… Padişahlık döneminde gücü meşru yapan, tahtta oturanın padişah soyundan geliyor olmasıydı ya!

Cumhuriyetlerde ise meşruiyet, halkın teveccühü ve onayıdır. Mustafa Kemal de bunun bilincindeydi.

İktidarı almak için meşru bir gerekçesi olmadığını biliyordu. Yani padişah soyundan değildi. O yüzden de iktidarı ele alıncaya kadar sürekli toplumla birlikte hareket etti. Erzurum ve Sivas kongreleri, sonra Büyük Milet Meclisi, hep o meşruiyetin temini yolunda atılmış adımlardır. Pekâlâ, gücü ele aldıktan sonra ‘bundan böyle padişah benim’ deseydi, belki güçlü bir itiraz ile karşılaşmazdı ama iktidarı da bu kadar güçlü olmazdı. Yapmadı. Meşruiyetini halkta aradı. Millete hizmet etmiş olmakla övündü. Şan ve şereflerin tamamının millete ait olduğunu, millet kime itibar ederse izzet ve azametin de ona ait olacağını biliyordu. Öyle yaptı.

Ama sonra etrafındakiler, -özellikle de son dönemlerinde ve tek parti döneminde- onu adeta bir padişaha dönüştürdüler. Hatta nerede ise ilah yaptılar. Böylece de Mustafa Kemal, millet için bir örnek bir ufuk olmaktan çıkarıldı. Çünkü ilahların fanilere örnek olama şansı yoktur. Oysa milletler, daima hakiki rol modellere muhtaçtılar. Siz o rol modelleri tanrılara dönüştürürseniz, rol model olma sıfatlarını da kaybederler.

Benim kanaatim, CHP yöneticileri bunu kasıtlı yaptılar. Tıpkı Romalılara karşı iktidarını meşrulaştırmak için Hz. İsa’yı ve dinini yeniden kurgulayan Bizans gibi! Konstantin, iktidarını güçlendirmek için İznik’te bir konsül tertip ettirdi ve Hıristiyanlığı kendisinin iktidarını kutsayan bir öğretiye dönüştürdü. Var edilen yeni meşruiyeti olgusunu da iktidarlarının payandası yaptılar.

CHP de aynı şekilde Atatürkçülüğü mihverinden çıkarıp onu kendi iktidarının kuluçkasına dönüştürdü. Ne zaman milletten zılgıt yiyecek olsalar hemen Atatürkçülük kartını oynuyorlar. Bir arı türü var. Kendisi yumurtalarını besleyip çoğaltamadığı için, gidip başkalarına ait larvalar bulur. O larvaların bedenini yumurtalarına rahim yapar.  Önce iğnesiyle larvalara, onlara keyif alacakları bir salgı enjekte eder. Larva uyuşur. Sonra yumurtalarını onun bedenine bırakır. Bir müddet sonra o yumurtalar, o larvanın bedeninden istifade etmeye başlarlar. Larvalar sürekli acıkma hissettikleri için yerler de yerler. Zannederler ki bedenleri istiyor ve besleniyorlar. Oysa bir süre sonra o yumurtalar o bedeni bütünüyle tüketip yok ederler ve kendileri ortaya çıkarlar.

CHP’nin yıllardır yaptığı bu. Atatürkçülüğü o larvanın bedeni gibi kullanıyor. O da yetmiyor, başı sıkışınca askerleri darbe yapmaya çağırıyor.

İsmet İnönü, 1960’ta “Şartlar tamam olduğunda ihtilal meşru bir haktır” diyerek o yolu açtı.  12 Eylül darbesi sonrasında CHP; SHP adıyla yeniden siyaset dışı güçlerin temsilcisi olsun diye iktidara getirildi. Başında İnönüzade Erdal Efendi vardı. O da Özal karşısında acze düşünce hemen “asker gelir ha!” demeye başlamıştı.

2008’de Baykal, ‘asker gereğini yapsın’ demişti. Şimdi Kılıçdaroğlu çıkmış, İnönü’yü taklit ederek “Askeri darbe meşru bir haktır”diyor. Batum Efendi ise, bu kadar çağrı ve davete rağmen kışlasından çıkmayan askeri, CHP’nin imdadına koşmayan askeri ‘karton’a benzetiyor.

Beceriksizlikleriyle Atatürkçülüğü tükettiler. Zaten Atatürkçülüğü yaymakla vazifeli dernek ve kuruluşlar da oraya buraya kız pazarlamaktan CHP’ye imdat edemiyorlar. En fazla, Baykal gibi birini CHP koltuğundan indirmek için darbe öneriyorlar.

Yani anlayacağınız CHP zihniyeti cidden zorda… İktidarını kaybetmiş. Taşeron hizmetlerini gördürdüğü kurumlar bir bir elinden çıkıyor. Asker artık onu dinlemiyor. Ben korkuyorum bu travma ile yakında bir yerlerine inme gelecek!

Hele bir de ‘askerin, dizginini onun elinden aldığı’ zaman gelecek ki ‘asker o gün hatasını anlayıp yapılan tahribatı tamir etmeye’ başlayınca vay CHP’lilerin haline!

‘Allah bu milleti,  tez zamanda şu zihniyetten kurtarsın’ diyeceğim ama CHP olmazsa bu millet, şu yiyici sağ iktidarlara bir dönem bile tahammül etmez!

Ama CHP milleti o kadar ürkütmüş ki, milleti ‘o gelmesin diye’ iyi niyetten başka bir vaatleri olmayan sağ iktidarların her türlü hatasını görmezlikten geliyor. Sağ iktidarlar da CHP sayesinde tüm yanlış ve hataların rağmen iktidarlarını sürdürüyorlar.

O açıdan da milletin CHP’den kurtulması gerek. Çünkü CHP yönetimi gelmesin diye mevcut iktidarların yanlışlarını kınamaktan bile korkuyoruz. Bu konuda söylenecek çok söz var ama vakti değil. Onun da vakti gelir inşallah!

Haram yiyicilikle hakka ve halka hizmet edilmeyeceğini felek göstermezse millet gösterir!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir