Darbe Girişimi Mıntıka Temizliğine Engel Olmamalı

Bir haftadır Almanya’da idim. İki kitap fuarına katıldım. Ve tabii gitmişken biraz da kafamı dinledim diyebilirim.

Türkiye hakikaten insanı yoran bir ülke… Ömrü kısaltıyor, ruh sağlığını bozuyor, aklı bulandırıyor, hezeyanlaştırıyor.

Çünkü hiçbir söz, sadece ondan anladığınızdan ibaret değil ve hiçbir tavır fıtri değil. Her duyduğumuzun, her gördüğümüzün başka bir maksadı olduğun var saymak insanı hasta ediyor. Altından buzağı çıkmayan hiçbir öküz yok. Her söz çok maksatlı… Kimsenin kendisi olma şansı yok. Ne kadar masumane bir söz söylerseniz söyleyin, muhatabınızın ondan ne anlamak istediği esastır! Sizin kastınız kimsenin umurunda değil. Her kelimenin arkasına “vallah – billah” koysanız bile insanlar yine de kendi istedikleri noktaya çekiyorlar. Hariciye mantığı hükümran olmuş!

Bu nasıl bir dünya, bu nasıl bir ülke ve biz bunu nasıl hak etmişiz anlayamıyorum…

Dün akşam Türkiye’ye dönerken, birinin ak dediğine ötekinin kara dediği birkaç gazete aldım, uzun zamandır takip etmediğim gündemi yakalamak için. Hadiseler o kadar taban tabana zıt aktarılıyor ki, bu memlekette yaşıyor olmaktan dolayı kendime acıdım. Ve tabii o yazılanlara bakarak yön tayin eden, haklıyı ve haksızı birbirinden ayırt etmeye çalışan vatandaşlara da! Bir insan nasıl bir günah işler ki böyle değer yargıları tepe taklak olmuş bir toplumda yaşamaya mahkûm edilir?  Ne ağır bir bedeldir bu insanın ruh ve akıl sağlığı açısından…

Düşünün ki, bir kaza sadece bir kaza, bir TIR sadece bir TIR, bir operasyon sadece bir operasyon, bir yargısal hüküm sadece kanuni bir hak ediş değil!

‘Hayır’ın, hayır, ‘evet’in evet olduğu bir dünyada yaşamak ne kadar mutluluk vericiymiş Allah’ım. Türk toplumu olarak maalesef biz bundan mahrumuz!

Eğer bir tarafa tam anlamıyla angaje olmamışsanız, yazı yazmak bile çileye dönüşüyor. Çünkü kimsenin doğru sözü dinlemeye tahammülü yok. Herkes kendi bulunduğu yerin en isabetli yer ve kendi duruşunun yegâne duruş, olduğunu kabul etmenizi ve onun propagandasını yapmanızı istiyor… Kimse hakikatin peşinde değil!

Ve maalesef bu durum, hızla toplumu heterojen bir yapıya; her an her şeyin olabileceği bir kitleye dönüştürüyor.  Televizyondaki bir sohbetin, radyodaki bir söyleşinin, gazetedeki bir yazının duyduğunuzdan, okuduğunuzdan başka bir şey oyduğuna inanmak hakikaten şizofrenik bir durum.  Ve yazık ki, bizim toplum, her şeyin altından mutlaka başka maksatlar aramayı marifet sanmaya başlamış.

17 Aralık’ta başlayan hadiseleri bir düşünün. Makul iki insan gibi konuyu konuşabilme ihtimaliniz var mı?

Kimine göre o yalnızca bir yolsuzluk operasyonudur. Hükümete karşı hiçbir ‘garez’ içermiyor. Kimine göre ise yaşananlar bir hükümet darbesidir.

İşin bir hükümet darbesi olduğuna inananlar, ortada bir yolsuzluk da olabileceğini hesaba katmıyor. Bunun yalnızca bir yolsuzluk operasyonu olduğunu söyleyen ise neden o yolsuzlukların içene Türkiye’nin imkânlarını baltalamayı öngören hadiselerin de işin içine sokulduğunu sorgulamıyor…

Bu çok zor bur durum. Toplumu bu ruh halinden sahil-i selamete nasıl çıkarırız bilemiyorum.

Evet, ben de şahsen, 17 Aralık’ta yaşananların aynı zamanda ‘bir tür hükümet darbesi’ olduğuna inanıyorum.  Hem de geçmişte, defalarca hükümeti, kendi içinde mıntıka temizliği yapması gerektiğini yazmış biri olarak, yaşananların hiç de masum bir yolsuzluk operasyonu olmadığına inanıyorum. Öyle olsaydı, basit bir mantıkla başka bankaların da işin içinde olması gerekirdi.  Ve en azından benim bildiğim isimlerin de…  Oradan biliyorum ki bu yönlendirilmeli bir operasyon.

Sonra neden illa da Halk bankası! Çürük Türkiye, ekonomik açıdan üçkâğıda bağlandığını anlamış ve kendisine nefes alabilecek bir mecra bulmak için çare aramıştı. Dünyanın büyük mafya örgütü kendisine rağmen iş yapılmasını istemediği için, Halk Bankası üzerinden Türkiye’ye racon kesti. Ve o operasyon sayesinde, bu ülkenin uzaktaki dostlarının listesini ele geçirdi. Önümüzdeki dönemde yaşanacak olanlar onların temizlenmesi olacaktır. Türkiye’nin diğer ülkelerdeki gizli dostlarına ulaşıldı. Önümüzdeki dönemde onlar temizlenecek yazık ki!

Evet, bu yaşananlardan nihai maksat budur bence de… Yani, yükselişe geçen, artık Avrupa’nın yedeğindeki bir ülke kalmak istemeyen; tarih içindeki rolünü arayan Türk milletinin bu arayışını baltalamak istiyorlar.

Fakat bu böyledir diye, iktidarın bu yaşananlardan kendi hesabına da bir pay çıkarmaması da yanlış olur! Yolsuzluk iddialarının, şu operasyona sos edilmesi, koca bir partiyi ve iktidarı pir u pak kılmaz zira. Tamamen temize de çıkarmaz.

Evet, şu mağduriyet, iktidarı yeniden güçlendirdi. Tıpkı Gezi olayları gibi, şu operasyon da iktidar etrafındaki kitlenin safları sıkılaştırmasına hizmet etti.  İyi de oldu. Hükümet, kısa vadede, şu olaydan karlı çıkabilir. Ama uzun vadede mensuplarına dair zihinlerde kalacak tortuları da temizlemesi gerekir.

Sayın Başbakanımızın yolsuzluk iddialarını yok sayması, tüm kitleyi temize çıkarmayacağı gibi, koskoca bir kitle içinde birilerinin harama bulaşmış olması da tüm partiyi lekelemez. Bunu herhalde en iyi bilen Başbakandır. Ben şahsen orada olsaydım -ki Türkiye’de olsaydım bile beni oraya davet etmeyeceklerini de biliyorum- bu soruya cevap vermesi için bir makul sual bulurdum…

Evet, hem Türkiye’nin hem de iktidarın, şimdilik en önemli sorunu şu badireyi atlatmasıdır. Kabul, ama birilerinin vicdanları da ayıklaması ve şüpheleri gidermesi lazım… Hiçbir yolsuzluk da olmayabilir hakikaten.  Fakat Ak Parti dışındaki belediyelilerde bir yığın yolsuzluk oluyorsa Ak Partili belediyelerde de mutlaka bir şeyler oluyordur. Birkaç küçük ilçe ve belde dışında bir şeyler duymadık bugüne kadar Ak Parti açısından. Oysa devasa işler yapıldı bu dönemde… Ve hatırı sayılır servetler de edinildi. İlla bir şeyler bir şeylere karışmış olabilir…

Hükümet ne yapıp edip, içeriden bir mıntıka temizliği yapması lazım… Sonraki seçimler için buna ihtiyacı olacaktır zira…  Ben hatırlıyorum, bir yazımda, iktidar seçimlere varmadan, kendi mensupları da dâhil, eğer varsa bir operasyon yapmalı. Aksi takdirde onu oradan vuracaklar diye yazmıştım. Gördünüz, oradan vurmak istiyorlar!

Şimdi de diyorum ki, seçimlere varmadan acilen bir mıntıka temizliği yapmalı. Talut‘un, ırmaktan bol bol su içenleri –(iktidar nimetinden şahsen yararlananları)- saf dışı bıraktığı gibi, başbakan da kitleyi ayıklamalı ve vicdanları rahatlamalı…

Birilerinin, yolsuzlukları darbeye sos yapmaya kalkışmaları, hükümetin de o alanı görmezlikten gelmesine neden olmamalı.  Çünkü bu iktidardan daha çooook şey yapmasını bekliyoruz!  Bunun için de eli yüzü temiz insanlara ihtiyacımız var!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir