Dikkat Edin, Mazlum Olacakken Zalim Olmayalım

Türkiye inşallah bu seçimleri de sağ salim atlatacak ve halkın iradesi ile herkes, yasama içindeki yerini, değerini ve görevini layıkıyla anlamış olacak.

Seçim sonuçlarına duyulan saygı ve neticeleri hazmetme kabiliyeti, toplumların demokratik vasıflarının en bariz özelliğidir. Türkiye bunun acısını çok çekti. CHP her ne kadar çok partili düzene geçişin mimarı ise de dış baskıların etkisiyle aldığı o kararından hemen sonra iktidarı kaptırması ve bir daha da halkın iradesiyle iktidarı alamaması nedeniyle, her daim, iktidarı elde etmenin diğer yollarını arama potansiyel ve niyetinde olmuştur. CHP, daha sonraki dönemlerde, İsmet İnönü’nün 1960 darbesinin hazırlanmasında oynadığı kadar açık bir rol üstlenmiş olmasa da demokrat güçler nezdinde, hep böyle bir şaibesi bulunmuştur. 28 Şubat sürecinde de olduğu gibi…

CHP, askere göz kırpmakta sakınca görmemiştir. Hatta Ak Parti iktidarının büyük bir taraftar desteğiyle gelip iktidarı devralması ve uzun süre de bırakacak gibi görülmemesi nedeniyle daha birinci ikinci yılından itibaren darbeler için el altından teşvikler yapılmış, bir gece ansızın askerin gelip el koyacağı umudu hep saklı tutulmuştur, ama başarılamamıştır.

Mamafih, darbe teşebbüsünde bulunanlar da bir gün yakalarından yapışılacağı gerçeği ile bu dönemde tanıştılar. Tarih kayıtlarına Ak Parti’nin başarısı olarak geçecek ‘darbecilerin yargılanıp bir kısmının cezalandırılması’ olayının son dönemde, paralelcilere duyulan öfke ile salıverilmeleri anlaşılır bir şey değildir ama yine de ‘darbeciliğe meraklı unsurların, dokunulabilir olduğunu görmüş olmaları’ önemli bir gelişme oldu. (Burada şunu belirtmeden geçmeyeceğim. Son zamanlarda aklanarak temize çıkarılan darbecilerin yeniden Ak Parti’nin ayağına dolandığını görmek için fazla beklemeyeceğimize eminim!)

Türk askerinde darbe geleneği kolay kolay yok olmaz. Çünkü en eski dönemlerden beri asker daima iktidarın ortağı olmuştur. Türklerin eski hakanlık dönemlerinde hakan çıkaran aile ile başkumandan çıkaran aile birbirinden farklı olurdu. Başkumandan çıkaran ailenin çocukları hakan olmazlardı ama hakan olmak için o askerlere ihtiyaç duyarlardı. Dolayısıyla her hakanın iktidarında askerin hakkı olurdu. Bu gelenek sonra unutuldu ama bilinçaltında bu hakkı asker kendisinde hep görmüştür.

Bu gelenek sadece eski Türk devletlerinde değil, Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılarda da kendisini hissettirmiştir. Hatta Abbasî Devletinin hâkim askerî unsuru Türkler olduğu için onlar da darbelerden kendilerini kurtaramamıştır. Abbasi devletinin çöküş dönemlerinde sıkça söylenen bir deyim vardı halifenin ne kadar hilafet makamında kalacağına dair: ”Kimin halife olacağına aile içinde karar verilir ama ne kadar kalacağına Türk askerler karar verir” diye… Hakikaten de en az 8-9 Abbasi halifesi Türk askerlerinin darbesiyle tahttan feragat etmek zorunda kalmıştır.

Dolayısıyla Türk askerinin darbeci geleneğinin tamamen yok olduğunu var saymak doğru değildir. Ancak önemli bir mesele var. Türk askeri, kendisine biçtiği rolün takipçisidir. Darbeyi de ekseriyetle kendi uhdesinde kalan göreve bir zarar geldiğini hissettiğinde yapar.

Mesela cumhuriyetle birlikte Türk askerine verilen temel görev ‘laikliği korumak’tı. Laikliği kime ve neye karşı koruyacağı tabibi ki konjüktüre bağlıdır. O da buna göre hareket etmiş, ne zaman ki laikliğin tehlikeye girdiğini sanmış kendince darbe yapmaya kalkışmıştır. Demem o ki, Ak parti, askerde hedef değişikliği yapamazsa, yakın bir gelecekte laiklik ilkesine muhalefetten hükümetlerin başı yeniden askerlerle derde girebilir.

Eğer askere yeni bir hedef tanımlar ve asker de bu yeni hedefini benimserse mesele biter. Mesela laikliği korumak yerine, Türk milletinin bekasını ve onu var eden kutsal değerleri korumayı temel gaye edinse vallahi onun için de en yüksek fedakârlığı yapar askerimiz. Birinci Cihan Harbinde ve sonrasında o kadar destansı örnekler yaşanmıştır ki askerlerimizin bireysel fedakârlıklarıyla ilgili insanın havsalası almaz. O örnekler düşünüldüğünde inanın bu milletin ordusuna toz kondurmaya gönlünüz razı olmaz.

Harameyn-i Şerifeyni korumakla görevlendirilmiş Fahreddin Paşa’yı düşünün. Savaşın bittiğini, Osmanlının hükmen yenildiğini bildiği halde, Resullaha duyduğu saygıdan dolayı, Medine savunmasını sürdürmüştür. Sonunda Vahdeddin’in talebiyle cepheyi terk etmek zorunda kalınca gidip Resullahın huzuruna kılıcını ona teslim etmiştir. Çünkü o zamanlar -ve tabii Çanakkale efsanesini gerçekleştirenler ve Mustafa Kemal de dâhil- Türk askerinin yegâne gayesi Allah’ın adını yüceltmekti. Öyle olmasaydı, Mustafa Kemal gidip camilerde hutbe mi okurdu? Sonradan Batının igvasıyla o gayeyi ter edip laikliği milletin dini haline getirdi ve askere de o görevi verdi. Asker de vazifesini yaptı sonuç olarak…

Ak Parti 13 yıldır iktidarda şu meselede nasıl bir mesafe alındı tam bilemiyorum. Eğer asker hala eski anlayışta ise sıkıntı devam ediyor demektir. Ak parti bu yeni seçimlere üçüncü lideriyle giriyor. Üç ayrı genel başkanının da başbakanlık koltuğunu oturduğu bir partimiz hiç olmadı. Olursa bu da Ak Partinin ilklerinden olacak.  Dolayısıyla hakikaten bir takım şeylerin –eski rejimi despot kılan unsurlar gibi- artık kalıcı şekilde değişmiş olduğunu beklemek hakkımızdır. Bu millet, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’a verdiği desteği Ahmet Davutoğlu’na da verecek gibi görünüyor.

 Davutoğlu, iyi yetişmiş olduğuna inandığımız bir vatan evladı. Yarası olan, davası olan, derdi olan bir insan. Liderlik konusunda henüz özgünlük kazanmamış olabilir ama kısa zaman içinde kendisini ikmal edeceğine inanıyorum. Çünkü okuyan ve düşünen bir insan! Bu milletin içine düşürüldüğü hacaletli durumdan rahatsız olan bir siyasetçi. Bu halkın nasıl ayağa kalkabileceğine dair stratejiler geliştirmiş bir bilim adamı. Bahtı yaver giderse inşallah, büyük ihtimalle önümüzdeki dönem, kurumların, kurulların ve yapısal değişikliklerin gerçekleştirileceği bir dönem olacak. Askerimizin, gaye, müfredat, dost düşman tanımlaması konusunda yeniden yapılandırılması da dâhil! Hem de olmalı.

Çünkü Talut dönemi bitti ve Davut dönemi başlamalı. Talut bir kavga adamıydı. Calut’a (bizim hikâyemizde laikliği din edinmiş keyfi, küfri, cebri rejime) haddini bildirecekti ve bildirdi. Deccaliyetin, Türklüğü ve Türk askerini bir süreliğine kendine hizmet ettireceği, sonradan o askerin, hatasını anlayıp, yapılan tahribatı tamir edeceğine dair rivayetleri tahakkuk ettirip mecrasına oturdu. Şimdi ise askerin, ipini deccaliyetin elinden kurtarıp, imkân ve kabiliyetlerini Türk milletinin ve manevi değerlerinin hizmetine vermesi zamanıdır.

Evet ordunun hedef ve gayeleri yeniden belirlenmeli. Müfredat behemehal gözden geçirilmeli ve taa Mete’den beri devam eden mefkure yeniden askerlerimize kazandırılmalı. Dost düşman tanımlamaları yeniden yapılmalı. Kırmızı kitap yeniden ele alınmalı ki önümüzdeki dönemde işler rayına otursun.

Eski dönemin kalıntıları ve kırıntıları kalırsa Davut dönemi de mücadelelerle heba olup gider. Çünkü Davut, devleti yeniden kurmak/kurgulamak ve “beniisrail”e (yani inananlara/ve Tabii Türkiye’ye) konulan yasakları kaldırmak; yani iki yüz yıldır bizim, “biz olmamızı” önleyen talihsizliklere bir son verip, sosyal ve siyasal manileri ortadan kaldırmak durumundadır.

Zamanı geldi ve artık bu milletin talihi açılmaya başladı. Hz. Zekeriyya (as)’ ya kısır karısından evlat veren Allah, nasıl ki skolastik bataklığındaki Avrupa kıtasından bir akıl medeniyeti var etmiştir, umuyor ve bekliyoruz ki, insan stoku açısından medeniyet üretme kabiliyetini kaybetmiş Müslümanlara da yeniden ayağa kalkma fırsatı verecektir. Eğer böyle bir ayağa kalkış olacaksa istiyoruz ve diliyoruz ki bu milletin öncülüğünde olsun. Hem de olacak görünüyor. Zira şu ümmetin başını çekmeye Türkiye’den daha ehil bir ülke görünmüyor. Bunu umre ve hac gibi ümmetin çok katılımlı organizasyonlardan da hissedebiliyorsunuz.

Esasında bunu batı da görüyor. Batı demekle, bizi bu halde tutmayı gaye edinmiş ülkeleri kast ediyorum. İngiltere’yi, Amerika’yı ve onların ağababası İsrail’i ve Almanya’yı… Ve tabi Fransa’yı! Ne tuhaftır ki Rusya’yı da yanlarına aldılar son bir manevra ile…

Ermeni soykırımı gibi bir saçmalığı bahane ederek, başta papa ve ardından bütün haçlı sürülerinin tek ağızdan havlamalarının –ben böyle nitelendirmeleri pek sevmem ama şu yaşananları ancak böyle ifade edebiliyorum- arakasında Türkiye’nin bu şahlanış umudu ve iradesi var. Türkiye’yi artık eskisi gibi yönlendiremedikleri için tedbiri de elden bırakarak, tüm yandaşlarını, kendi adamlarını, Truva atlarını harekete geçirerek, bu iradenin canlanmasına hizmet eden siyasi ekibi imha etmek istiyorlar.

Ben bu saldırıları bir talih gibi gördüm. Zira tüm İslam Türk düşmanlarının aynı noktada birleşmesine neden olan şu iktidardır. Neden? Biz bilmesek de görmesek de demek şu iktidar onların arzu etmediği şeyleri de yapıyor ki uluslararası terbiyeyi ve diplomasiyi bile gözetmeksizin Türkiye’ye/Türk milletine  ağır hakaretler ediyorlar.

Sizi temin ediyorum, eğer tehciri bir soy kırım gibi görmeye yaracak mini minnacık bir kırıntı veya belge bulsalardı, bunu 1920li 30lu yıllıda Türkiye’ye dayatırlardı. Ve Türkiye de hiçbir şey yapamazdı. Almanya’ya aynısını yapmadılar mı? Daha yaşayanlar hayatta iken alıp cezalandırdılar, Yahudilere soykırımı reva görenleri. İngiltere işgalden sonra tüm Osmanlı askeri erkânını ve aydınlarını kontrolü altına aldı. Bir yığını insanı Malta’ya sürgüne gönderdiler. Açın bakın o dönemin gazetelerine, belgelerine ve istihbarat kriptolarına, bir tane soykırım ifadesi bulamazsınız. Çünkü böyle bir şey yoktur. Ama karşılıklı insanların birbirini kırımı vardır. Türkiye 12 yıl için balkanlarda katledilen 500 bir insanın peyine düştü mü? Hâlbuki ordular eliyle yapılmış dehşet cinayetler ve toplu kırımlar olmuştur Balkanlarda. Sanırım Rusya kendi vicdanının huzursuzluğundan rotasını şaşırıp Ermenilerin yanında yer aldı. Ne de olsa tehcir felaketinin onların başına gelmesinin baş müsebbibi Rusya’dır.

Esasında onlar da biliyorlar ki, özellikle de Rusya –benim tahminin Putin’in o ahlaksızca tutumu, Ermeniler konusunda kendi kusurlarının, yani onları ölüme ve tehcire sürükleyenlerin kendileri olduğu gerçeğinin açığa çıkması telaşıdır. Aynı şekilde Fransa, aynı şekilde İngiltere, Amerika… 600 yıllık dostumuz olan bir halkı, bizi arkadan vurmaya ikna eden onlardır. Fakat Almanya’yı anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü İttihat ve Terakki’nin akıl-danesi Almanya’dır. Tehcir karanının alınmasında bizdeki Alman kurmaylarının da payı ve tavsiyesi vardır. Şimdi onlar da utanmadan Türkiye’nin soy kırımı kabul etmesini istiyorlar.

Emin olabilirsiniz ki bu bir açık haçlı saldırısıdır. Papa talimat verdi.

Katolik kilisesinin Fener Rum patrikliği ile arayı düzeltme girişimleri dahi niyetlerini açık ediyor.

Bunlara En Güzel Cevap Ayasofya’yı Açmak Olur

Türkiye’nin bunlara karşı vereceği en güçlü cevap acilen ve hemen Ayasofya’yı ibadete açmasıdır! En mukni cevap budur. Bu, İslam dünyasında One Minute’den 100 kat daha etkili bir sarsıntı ve uyanış var eder! Batının korkusunu da tepesine indirir.

Tabii ki bütün bunlar dışında hükümete çok ciddi başka görevler de düşüyor. Ekonomide, bilim alanında ve adli sistemde kalıca ve güçlü yapılar oluşturulmalı. Bu yapıyla Türkiye’ye yönlendirilecek bir ambargoya uzun süre dayanamayız. Kendi içimizde özelikle tarımda ve enerji üretiminde mutlaka kendimize yetecek hale gelmek zorundayız. Çünkü öyle sanıyorum ki, Türkiye’ye arzu ettikleri çeki düzeni veremezlerse yaptırımlara gidecekler. Bir Sünni Şii çatışması gündeme getirilip içerdeki alevi vatandaşlarımız üzerinden bir takım sıkıntılar var edilebilir. Çünkü Almanya’nın üzerinde çalıştığı konu ağırlıklı olarak bu… Türkiye bu oyuna gelmemeli. Bu açıdan sayın cumhurbaşkanımızın o kadar yoğun söylentilere rağmen gidip İran’ı ziyaret etmesi son derece yararlı olmuştur.

Aynı politikalar sürdürülmeli. Etrafımızdaki bataklığa sürüklenmemek için azami sabır göstermekte büyük yarar var. Şu anda temel hedef kusurlarımızı, eksikliklerimizi tespit edip ıslah yoluna gitmektir. Özellikle de askerin morali ve ekipmanı güçlendirilmeli. İstihbarat teknolojisi geliştirilmeli. Kendimize özgü bir iki silah var etmemizde ciddi yarar var. Büyük fetihlerimizin ardında, çağın en öncü silahlarının bizim elimizde olmasının da büyük önemi vardır. Mesela fatih şahi topunu yapamasaydı fetih belki de ertelenirdi. Mısırın fethi sırasında Yavuz Sultan Selimin döner topları olmasaydı o çöl savaşında o galibiyet gelmeyebilirdi… vs.

Bu konuda yazılacak çok şey var. Elbette onlar da akıl ediyorlar ama birilerinin hatırlatmasında da yarar var. Türkiye iyiye gidiyor. Bütün menfi söylemlere rağmen… 200 yıllık ihmalin neticeleri 13 yılda giderilemez. Önce siyasi vesayet kalkmalıydı, kalktı. Şimdi batının hegemonyasını kırma zamanıdır. Bu hegemonyanın varlığını gösteren belge saklıdır ama mührü Ayasofya’dır. Biz o mührü kırarsak hegemonya da son buldu demektir. Ayasofya meselesi, bir konjonktür meselesi değil, bir irade ve cesaret meselesidir. Merak etmeyin, dünyanın bir yanı, siz bir müzeyi cami yaptınız diye size karşı ayağa kalkarsa diğer bir yanı da onlara karşı durur… Mümin kınayıcıların kınamasın aldırmayandır. Sizi temin ediyorum artık vaktidir.

Cesur olun ve açın Ayasofya’ıy! Ermeni meselesini bahane ederek haçlı ittifakı yapanlara vereceğiniz en iyi cevap odur. Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıçarsaln’ı düşünün. 25 bin süvarisi vardı. 605 bin kişilik bir yılhı halinde İznik’ten Anadolu’ya giriş yapan haçlı sürüsünü, vur-kaçlarla imha etti. Sadece 5-10 bin tanesi Antakya’ya varabildiler. “Ben ne yapabilirim ki 25 bin askerle 600 bin askere karşı” demedi.

Hem bu hamle seim açısından da elinizi rahatlatır!

Parti gibi davranmak…

Bir mesele daha kaldı. O da cemaatin şu akıl almaz tutumudur. Hırsla ve inatla bir parti gibi davranmayı sürdürüyor. Oysa bu millet mazlumu sever. Sahip çıkar. Ama görüyorum ki cemaat bir CHP’den veya MHP’den ve yahut HDP’den daha çok siyaset yapıyor ve her meseleye maydanoz oluyor.

Yahu kardeşim biz, sizi siyaset yapan insanlar olarak değil, siyasetçilere yön veren bir dava ve misyon erleri bildik ve biliyorduk… Bu tutum giderek sizi zalimlerin ve hak hakikat tanımız olan ehli ilhadın safına itiyor. Müslümanların ekseriyetinin sizin hakkınızdaki zannından sakının. Çünük bir Müslüman topluluk şer üzerine ittifak etmez.

Elbette her iktidarın eleştirilecek, tarafları vardır. Siz onlarla beraberken ve hiçbir kusurlarını görmezken ben fakir, sizin yeni yeni yakınmaya başladığınız hallerden bahis açardım. Siz ise iktidara güzellemeler yapıyordunuz. Bu gidiş hayra alamet değil. Tepe noktasındakiler belki kendilerini koruyabilirler ve hareketlerinin maksadı aşmasını önleyebilirler. Ama alt tabakalar bunu başaramazlar. Onların nezdinde asırların mülhitlerini din düşmanlarını meşrulaştırıyorsunuz. Bu iş nereye varır bilmiyorum ama tarihte benzeri bir durdum var ki Allah korusun!

Siz de biliyorsunuz ki başlangıçtı Muaviye ve taraftarları haksız Hz. Ali ve taraftarları haklıydı. Emeviyet zalim, Aleviyet mazlumdu. Birisinin dayanağı güç ve iktidar hırsı, ötekinin hak ve adaletti…

Sonra ne oldu?

O zalim diye addedilen Emevilik, “Ehli Sünnet Velcemaat” çizgisinde karar kıldı. Ama mazlum olan Aleviyyet, muhalefette inat ede ede Emevilerin en hayırlı işlerini bile görmezlikten gele gele –ki Emeviler hakikaten Ehli beytin muhalefetini kırmak için iyi olmaya çabaladılar- sonunda kendilerini, içinden her türlü batıl fırkanın ve sapkın mezheplerin çıktığı ‘şiayı gulat’ (sapkın taraftarlık) içinde buldular. Emevilere muhalefet edeceğiz derken İslam’a ve Müslümanlara muhalif oldular. 1400 yıldır da o muhalefet devam ediyor.

Dikkat edin! Siz de aynı hale düşmeyin. Elbette ki muhalefet etme hakkınız  ve hem de bazı meselelerde vardır. Ama  “Tayyip Erdoğan’a muhalefet edeceğiz” diye, bu ülkeye ve onun devletine ve halkın huzuruna düşman olmayasınız! İnanın bütün insafımla size bakmaya çalıştığım halde halinizi anlayamıyorum! Oysa Müslümanın en belirgin hali “ve iza merru billağvi merru kirama”dır…

Rabbim basiretimizi açsın. Biz körsek bizim, siz körseniz sizin!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir