Dokuzlu Çete

(Seb’a Rahtun)

Bir Şii – Sünni çatışmasıdır gidiyor.

Sahi siz bu kavganın bir Sünni Şii çatışması olduğuna mı inanıyorsunuz? Çin hangi Şia’dan dır. Rusya Şia’yı velayet mi hilafet mi?

İngiltere, Fransa, Amerika Sünniliğin neresinde duruyorlar?

Rusya mı, Şii Amerika mı?

Irak’ı bölüp parçalayıp, ufalayıp yutulabilir halde İran’ının önüne koyan kimdi? Rusya mı yaptı Çin mi?

Selefi olan kim? Amerika mı İsrail mi yahut Arabistan mı?

El-Kaide’yi DEAŞ’ı ve İŞİD’i Arabistan mı kurdu? Bu örgütleri idare edenler Suudlular mı İngilizler mi? Bir lavrens le tüm Arap halklarını bize karşı kışkırtmayı başardılar. İmdi binlerce Lavrens cirit atıyor bu topraklarda. Ama biz haini şinin ve sünninin içinde arıyoruz!

Kim selefi, kim harici?

Evet, İran’ın bölgede sayısız milisleri var. İran, reel politiği uygulayan bir ülke! Öyle olmasaydı, kendi mezhepdaşları olan Azerbaycan’a karşı Karabağ konusunda Ermenileri destekler miydi?

İran, yani Farslar,  tüm İslam tarihi boyunca hiçbir zaman yakalayamadığı bir fırsat yakalamış bugün, Araplara (yani İslam iktidarına) karşı. Fırsat geçmişken etki alanını genişlettikçe genişletiyor… İşin köklerini İran İslam Cumhuriyeti isminde aramayın, Fars’ın kindar kimliğinde arayın!

İslam’ın yayılmaya başladığı dönemlerde denilebilir ki “milli” kimlik denilebilecek bir kavram bir tek Farslarda vardı. O yüzden de, küçümsedikleri Araplar tarafından gururlarının cerh edilmesini hazmedemediler.

O dönemde İslam iktidarına karşı açıkça meydan okuyabilecek durumda olmadıkları için, İslam yurtlarını/iktidarını içeriden çürütmeyi, ikiliği diri tutmayı esas aldılar ve esasında bir Arap partisi olan Şia’yı benimseyip ona dini bir mahiyet kazandırdılar… Ve kim iktidar olmuşsa ona arkadan vurmayı iş edindiler.

Önce Emevileri vurdular. Sonra Abbasileri içeriden çürüttüler. Sonra Selçuklu ve Harizimşahların içinde nifak ürettiler. Osmanlının en has düşmanı ve batının Ortadoğu’daki en sadık stratejik ortağı oldular. Ama hiçbir zaman hiçbir zaman Müslümanların ortak yaralarının sarılmasına yanaşmadılar. İran demiyorum, Fars kavmiyetçiliği diyorum… Şu anda İslamlar içinde insafsızca paramiliter operasyonlar yapanlar onlardır. Fars derin devleti. İslamdan intikam alıyorlar! Devletlerini yıkan üç Ömer’den hınç alma peşindeler. Hz. Ali’nin veya Hüseyin’in intikamını almak değil!  Çünkü İran her şeye rağmen Müslümandır. Tıpkı Türkiye ve TC farklılığı gibi… Türk halkı hep Müslümandı ama TC bütün zamanları boyunca Müslümanlara karşı Avrupa’nın yanında yer aldı. Allah’tan şu iktidar sayesinde Türkiye bu ikilikten kurtuldu.

Fakat Fars hiçbir zaman İran olmadı. Esasında 19. Yüz yılın ilk çeyreğinden sonradır İran yönetiminin yeniden tam olarak Farslara geçmesi. Humeyni devrimi ile tamamladılar. Biz o devrimi dini bir şey sanmıştık ama o İran derin devletinin yeniden hayatlanması oldu. İran’ın Sünni olduğu zamanlarda da o derin Fars devleti hep dipten dibe aktı. Ben şuradan biliyorum ki, Farsça Yazılmış tabakat kitapları, Fars olmayanlara hiç yer vermez. Halbuki Arapça ve Türkçe yazılan tabakat kitaplarında Fars ulemasına da yer verilir.

Bu kavim, her fırsatta İslam iktidarların karşı bu kinini kullanmakta beis görmediler. Peşinde oldukları Hz. Ali’nin hakkını aramak veya Kerbela’nın intikamını almak değildi. Her daim onları bahane ederek, İslam dünyasının güçlenmesine, İslam’ın tüm Ortadoğu coğrafyasını kuşatmasına mani olmaktı. Nitekim Müslüman Arap’tan Şia ile intikam alan Fars milleti, Türkleri de kendi içinden vurarak yarı nüfusunu Alevileştirdiler. Hem de Safevi bir Türk eliyle…

İran ‘çaşut’u ve ‘Acem oyunu’ (Fars desisesi) hep anılır olmuştur yakın Asya’da kadim Türkler haklarından gelebiliyordu. Onlarla bağları teze olan Osmanlılar da. Ama Türkiye Türkleri maalesef İran’a karşı açık! Bugünkü Türk, saf! Hep kanıyor. İçindeki Türkleri (Azerileri) kullanmak hiç aklına getirmez. Ama İran PKK’ya pervasızca destek vermekten sakınmaz!

Hatırlayın, Cumhurbaşkanımız, Başbakanlığı döneminde kapı kapı dolaştı İran için. Güya Batının baskısını azaltmak istedi. Peki, İran siyasiyyunu ne yaptı? İlk fırsatta onu arkadan vurdular, yüz üstü bıraktılar.

Suriye meselesinde İran eğer birazcık İslam bilinci ile hareket etseydi, Türkiye ile birlikte İslam dünyasına iyi hizmet edebilirlerdi. Ama yanaşmadı İran. İslama karşı bin üçyüz yıldır var olan Derin Fars kini, ona bu fırsatı vermedi. Çünkü niyeti İslam değil! Nifak!

İran’ın Şiileştirilmesinde de Anadolu’nun alevileştirilmesinde de bu derin Fars kininin büyük rolü olmuştur! İkisinin de temelinde Fars milliyetçiliği var. Hasan Sabbah Örgütü, Nizamülmülk’ü, “Türkler hizmet ediyor” diye öldürttü.

O döneme kadar İran’ın üçte ikisi Sünni idi. Şurada burada Şii örgütlenmeler vardı (Büveyhoğluları ğibi) ama çoğunluk Sünni idi.  Orta İran havzasının Şiileşmesi, Hassan Sabbah örgütünün uzun ve kalıcı çabalarıyla gerçekleştirildi. Unutmayın İran’ın en ünlü şairlerinden biri Ömer Hayyam’dır. Bugün tüm İran’da bir tek Ömer ismine rastlayamazsınız. Çünkü İran, kavmiyetçilikte Arabistan’a on beş basar.

Suudileri bir Şii vaizi öldürmekle suçlayan İran, kendi ülkesinde Sünni bir tek vaiz bırakmadı. Hiçbir insan, oğluna Ömer, kızına Ayşe adını bile koyamaz. Tabii ki bunu, dini hamaset süsü vererek yapıyor ama bu bir ırki intikam ve asabiyet kinidir, dini hassasiyet değil! Maalesef Sünni dünya, İran iç dünyasını bilemiyor, takip edemiyor. Derin Fars yapılanması ile saklı bir Yahudi cemaati olan Meşhediler (bizdeki Sebataistlerin bir benzeri) işbirliği içinde. (Bir zamanlar bizim derin devletimiz de tam anlamıyla Sebataistlerin kontrolünde değil miydi? Boşuna demiyorlardı Türkiye en büyük Yahudi devletidir diye. Hele bir Cumhuriyetin kuruluş belgeleri su yüzüne çıksın da…)  İran Meşhediler’i ile Bizdeki Pakraduniler[1] de birlikte hareket ediyorlar. Her ikisi birlikte Neokonların bölgedeki tatbikatçısıdırlar… Bu yerel güçler, kürese ağababalarının desteğiyle tarihin içinde kalmış intikamlarını  gerçekleştiriyorlar Müslümanlar üzerinden…

Nasıl ki, İsrail, Irak’ı işgal ettirerek, bundan iki bin yıl önce yurtlarını tar-umar edip kendilerini de dağıtan Irak (Babil ve Ninova)’tan intikam almışsa, şimdi de Farslar, kendi yurtlarını işgal eden, iki bin yıllık iktidarlarına son veren İslamiyet’ten, intikam alıyorlar. Kendi nüfusunun yarısına yakını Azeri Türk olmasına rağmen, İran’ın cesaretle Türkiye’nin içindeki Kürtleri kışkırtabiliyor olması bu yüzdendir.

Azerbaycan halkına aynı mezhebin mensupları olma şarkısını söyletiyorlar ama arka planda Azerilerin baş düşmanı Ermenilerle işbirliği yapabiliyor. Ve yazık ki Türk stratejistleri bu ikiyüzlülüğü dahi kullanamıyorlar Farslara karşı!

Farslar bugün Türkiye dâhil, tüm İslam halklarını ele geçirmiş durumdalar. Hz.Ömer’den intikam alma peşindeler. Osmanlı’nın yıkılmasında kaderin kullandığı en güçlü faktör olan Rusya’yı ve Turanın en kadim düşmanı Çin’i yanına alarak nihai bir darbe vurmaya çalışıyor Afrasyab, İslam dünyasına!

Bu durum tabii ki, Batının da Doğunun da işine geliyor.

Birinci Haçlı Savaş sırasında haçlıların buralarda tutunup 200 yıl kalmalarını sağlayanlar dahi Şia adı altında şu veya bu şekilde yapılanmış Fars ve onların iğva ettiği unsurlardı. Haçlılara uzun süre gönüllü hizmet verdiler.

Şimdi aynısını yapıyorlar.

Malum Batı, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra varlığının devamı için gerekli olan düşman olarak İslam’ı seçti. Batının gözünde İslam da eşit Türk’tür. Çünkü Batı, iki kavim üzerinden tanıdı İslam’ı. Biri Endülüs Emevileri, diğeri Türkler. Endülüs Emevilerinden bir eser kalmadığı için onu hatırlamıyorlar şimdi. Ama Türkün Viyana’nın bağrına sapladığı hançerin yarası daha taze… O yüzden de onların İslam adına düşman bildiği Türk’tür! Arap bile değil. Araplardan da kim Türk’e destek verirse onu, hemen düşman safına koyuyorlar ki İslam uyanmasın. Bediuzzaman Hazretleri Arap uyanmadan İslam uyanmaz, diyor. Onun uyanması da Türkü tanımasıdır. Tanımasını istemiyorlar. En taze örnek Suudiler ve Katardır!

Hâsılı kelam, Suriye tarafında yaşanan dünya menfaat çatışmasının zahirdeki sebebi Şii – Sünni çatışması gösteriliyor ya külliyen yalandır. Bu savaş, zahirde Batılı güçlerin orta doğudaki çıkarlarını sürdürmenin savaşıdır. Batılı güçlerden muradım da Amerika, İngiltere falan değil. Onları da avucunun içine almış bulunan Evangelik destekli Deccal örgütlenmesidir. İsrail halkı dahi bunların elinde zebundur.

Dünya şehrinde Deccal örgütlenmesi “Tis’a Raht” (dokuz çete) üzerinde yükseliyor… Bunlar Amerika, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya, İran ve Kuzey Kore’dir!

Mamafih bu da verilen kıyamet öncesi haberler arasındadır. Bir rivayette kıyamete doğru bir süreliğine de Şuayp Peygamberin kavminin hali hükümran olacaktır. Şimdi kanaatimce o çağı yaşıyoruz.  Çünkü Dokuz Raht alemi kasıp kavuruyor.

Bilindiği gibi Şuayb (as)’ın kavminin en bariz özelliği mala-taparlıktı.  Medyen (Media kelimesi de aynı köktendir. Bunların kendilerini haklı çıkarmak için kullandıkları aracı da medyadır nitekim), o dönem dünya ticaret yollarının tam ortasındaydı. Şehirde dokuzlu bir çetevardı. Bunlar herkesin elindekini ya zorla ya da aldatarak alıyorlardı. Malını kendiliğinden vermeyenlere ise hepsi birden tebelleş olur onu canından bezdirir ve elindekini yine alırlardı (Neml, 48). Tıpkı bugün bu güçlü ülkelerin tüm dünya halkalarını sömürdükleri, kendisini sömürtmek istemeyenleri de el birliği ile yok ettikleri gibi…

Bakmayın karşı cephelerde durduklarına. Hepsi menfaat birliği içinde hareket ediyorlar. Hiçbir Müslüman ülkeye göz açtırmayan dünya nükleer gücü önleme komitası, Kuzey Kore’ye hiçbir şey yapamıyor öyle mi?  Hepsi tezgâh! Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin İsrail’e gücü yetmiyor öyle mi? Yalan. İyi polis kötü polis numaraları ile dünyayı tezgaha getiriyorlar. Rusya ve Amerika hep danışıklı dövüş içinde oldular ve dünyayı iki kere aralarında pay ettiler.

Şu anda yaşanan bu arbedeler de üçüncü kere pay etme çabasıdır! Fakat bu sefer Beşli değil dokuzlu çete hâkim! Dokuzlu Çete, dünyanın leşi başında homurdanıp duruyorlar. Biraz sonra o leşi pay edecekler.

Fakat bu sefer anlaşamayacak gibi görünüyorlar. İnşallah birbirlerine düşecekler. Allah onları kendi kılıçlarıyla vuracak.

Yeryüzünde şu kadar nükleer füze var. Şu veya bu şekilde hırstan gözü dönmüş çetelerin hesap verme zamanı gelecek. Kendi yarattıkları cehennemin içinde boğulacaklar.

Elbette garibanların da mal ve canı telef olacak. Ancak mağdurun ve mazlumun Rabbi onların mağduriyetini kendi katından telafi edeceği için, bizim kaybımız en fazla bir can olur. Onlar ise hem taptıkları dünyayı kaybedecekler, hem de cehennem gayyasına yakıt olacaklar!

Çünkü bu kadar adaletsizliği, bu kadar gözyaşını dünya taşıyamaz, insanlık kaldıramaz. Dolayısıyla ya onların hırsı bu küremizi ateşe salacak, ya bu kürenin Rabbi onları ebter kılacak!

Biz inanıyoruz ki, İslam bir kere daha hâkim olacak ve insanlar fevç fevç İslama koşacak. Çünkü insanlık adaleti ve huzuru kaybetti. Kim ona adalet ve huzur vaat ederse o da ona teslim olacak. Acaba Kur’an’dan daha fazla böyle bir vaadi gerçekleştirmeye kim layıktır?

Mademki Resul haber verdi, olacaktır. Elbette biz de görmek ve yaşamak isteriz. Görmesek bile inşallah onun tahakkukunda bir eserimiz olusun diye gayret içindeyiz.

Haa kendisi zalim olan hiçbir topluluk, adaletin gelmesine hizmet edemez! Türkiye önce kendi halkına karşı adil olmayı öğrenmeli ve yapmalı. Siyasi tarafgirliklerle zaten tırlık ipliği ile birbirine bağlı insanımızın bağlarını adaletsizlik kıyıcı ile kesmemeli. Önce bizim, her halimizle adalete hizmet etmemiz gerekiyor. Ama görüyorum ki Türkiye dâhil, hala hiçbir İslam ülkesi, adaleti önceleyen, adaleti çıkarından üstün tutan bir kemale ulaşmış değil!

Rabbim basiretimizi ziyade kılsın!


[1]) Pakraduniler, kendilerini asırlarca Ermeniler içinde gizlemiş, kadim Yahudilerdir. Tehcir sırasında “biz Müslüman olduk” deyip Anadolu’da kaldılar. İslamiyetle alakaları kendilerini Alevi diye tanıtmalarıdır. O kadar. Alevi de değiller. Aleviler Türktür çünkü. Bu ülkeye zarar vermezler. Terörün elebaşısı APO (!)’nun yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesiyle PKK’nın kontrolü Pakraduniler’e geçti. Belki de asıl o yüzden Abdullah Öcalan devre dışı bırakıldı(MAB).

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir