Erken Bir Hamle ve NATO Oyunu

Benim İsrail ve Siyonistler hakkındaki yaklaşımımı bilirsiniz. Zamanı geldiğinde, dünyadaki her türlü melanetin zahiri müsebbibi olan Siyonist Yahudi örgütlenmesinin ‘kozmik’ bir operasyonla yok edileceğini söyler dururum. Bunda, Anadolu(Aşot)’da oturan kavmin büyük rolü olacağını da bilirim ve söylerim.

Elbette İsrail; yani Kabalacı örgütler de bunu bilirler, hatta bizden dahi iyi bilirler. Ve onlar bir şeyin daha farkındalar; “olacağı haberverilmiş bir hadisenin, ‘mukaddem’leri değiştirildiğinde olmayabileceği” gerçeği!

Bu mesele, eşya ve hadiselerle ilgili çok önemli bir konudur. Yani ‘olacağı haber verilmiş bir olayın’, gerçekleşmesinin zahiri nedenleri ile oynadığınızda, o olmayabilir.

Yeni yeni yeşermekte olan bir bağın filizlerini silktiğinizde nasıl o bağ tamamen kuruyorsa aynı bunun gibi gelecekle ilgili haber verilmiş birçok hadisenin mukaddimesinde yer alan ön koşulları değiştirildiğinde veya iptal edildiğinde o hadise de değişir veya iptal olunur. Bu ilahi bir sırdır, sünnetullahtır…

Bir zamanlar, ‘Canımı sıkan bir ayet’ diye bir yazı yazmıştım, beni tefe koymuştunuz. O yazıda, bütün bu zulüm ve haksızlıklarına rağmen, İsrail’in, kendilerine vaad edilen kötü akıbete çarptırılmayabileceklerini söylemiştim. Tabii ki bir dayanağım vardı ve o şık halen de yüksek bir ihtimal. İsrail’in ‘ahiret zamanı’ geldiğinde yerle bir edileceğini hatırlatan İsra Suresi’nin 8. ayeti, bu akıbetin gerçekleşmeyebileceğini de bize hatırlatıyor.

Neden böyle? Çünkü İsrail, kendisini bekleyen hadiseleri biliyor ve o hadiselerin gerçekleşmemesi için gidişat ve mukaddimelere müdahale ediyor. Karşısındakilerin ahmaklığı ve aymazlığı da onların elini güçlendiriyor…

Evet, Kuran, Siyonist Yahudi örgütlenmenin cezalandırılacağını bildiriyor. Ama önce,  dünyaya yayılmış bütün Yahudilerin yeniden o topraklarda bir araya gelmesi şart. İsra Suresi’nin 104. ayetinde bu konu işlenir. Kuran, onları yok etmek isteyen ‘firavun’un nasıl suya ğark edildiğini belirttikten sonra şöyle der:

“Arkasından da Benî İsraîle dedik ki: haydin Arzda sâkin olun (yeryüzüne dağılıp yerleşin), sonra Âhıret va’di geldiği vakit (dünyanın sonu yaklaştığında) hepinizi dürüp bükerek (bu topraklara) getireceğiz.”

Evet, bugün İsrail devletinin en büyük politikalarından biri de dünyadaki tüm Yahudileri o topraklara çekebilmektir. Çünkü o toplanma gerçekleşmeden ‘vaad edilen dünya hakimiyeti’nin gerçekleşmeyeceğine inanıyorlar. Evet, tüm Yahudileri İsrail’de toplamak istiyorlar ama çoğu mezhep buna yanaşmıyor. Zira mabet (Mescid-i Aksa yerine kurulacak Süleyman Mabedi) inşa edilmeden kimse gelmek istemiyor. O yüzden de İsrail bir takım oldubittilerle Yahudileri çekmek istiyor. Eğer bir yerde, Yahudilere karşı bir tehdit söz konusu ise, emin olabilirsiniz ki, tehdit ne kadar yerli olursa olsun, muhakkak i arkasında bir Siyonist parmak vardır… Biliyorsunuz, Hitler faşizmini bile, Yahudilerin Filistin’e gelmeleri için düzenlenmiş bir operasyon olarak nitelendirilenler var…

Sonuç olarak, İsrail bütün Yahudileri Filistin’e toplamadıkça, ‘mescid’i yeniden inşa etmedikçe ve kendilerine haram kılınmış olan fiili (yani Kudüs’ü tamamen zapt etmek) işlemedikçe, vaad edilen akıbetin tahakkuk etmesi beklenmemeli. Bunu İsrail oğulları da bildiğine göre, sonuna kadar bu şartı oluşturmazlarsa, Cenab-ı Hak da (yani kevnî hadiseler de) onlar hakkındaki kozmik yok edilişi devreye sokmaz ve ‘Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder” (8. ayet) ayeti hükmünü icra eder!

***

Şu meseleyi temas etmemin sebebi, Türkiye’nin NATO içinde üstlendiği roldür.

Bilindiği gibi NATO bir savunma paktıdır. Başlangıçta, Komünist Sovyetler’in yayılmacı politikalarını engellemek için kurulmuş bir örgüt.  Dünya iki kutuplu bir dehşet dengesi üzerine kurulmuş, bir tarafta Amerika diğer tarafta da Rusya ağalıklarını sürdürüp gidiyorlardı.

Sonra Sovyetler dağılınca NATO anlamsız kaldı. Var oluş sebebi ortadan kalkan NATO için Amerika, hemen yeni bir düşman üretmişti: İslam! Biliyorsunuz, Sovyetlerin dağılmasının ardından, NATO için yeni düşman tanımlaması yapılmış ve İslam ve İslam dünyası, ‘kırmızı kuvvetler’ konumuna getirilmişti. Ama yine de bir savunma örgütü idi. Yani, ancak bir saldırı söz konusu olduğunda savunma yapabilen bir örgüttü NATO. O statü içinde, Türkiye’nin bir gram hakkı ve inisiyatifi yoktu. Ancak söylenenin yapardı…

Şimdi ise, NATO bir güvenlik örgütü haline getiriliyor. Daha doğrusu getirildi. Sayın Cumhurbaşkanımız Gül’ün övündüğü ve ‘her toplantıda Türkiye konuşuldu, Türkiye olmasaydı, NATO toplantısı 10 dakikada biterdi’ dediği toplantılarda NATO’ya yeni misyon biçildi. Bakmayın siz füze kalkanı falan konuşulduğuna.

O füze kalkanı hiçbir zaman olmayacak. Buna ihtiyac da yok. İran’a karşı böyle bir tedbirin yersiz olduğunun en iyi delili Irak’tır. Irak için ne dehşetli tezler ileri sürülmüştü. Hepsi boş çıktı. Peki, öyleyse bu kadar tantana ne?

İsrail’in güvenliği!

Amerika, NATO konseptini İrsali için değiştirdi. Çünkü İsrail’in tehdit algısı değişti. Türkiye’yi de kendisi için tehdit saymaya başladı. O yüzden de NATO bir güvenlik örgütü haline getirildi ve Türkiye, güya insiyatif verilerek İsrail’i savunmakla görevlendirildi.

Malum savunma örgütü başkadır, güvenlik örgütü başka! Güvenlik örgütü tehdit algıladığında saldıra da bilir (Eskiden böyle bir yetkisi yoktu NATO’nın). İşte Türkiye bu örgütün aktif gücü haline getirildi. Belki zaman zaman tetikçilik yaptıracaklar. Uzun vadede bu, Türkiye’nin lehine olabilir mi bilmiyorum ama şimdilik Türkiye’ye verilen rol ‘İsrail’i savunmak’ olmuştur.

Esasında öteden beri de Türkiye’nin bölgedeki vazifesi oydu. Türkiye, İsrail ile dost olduğu için, Amerika ile dost idi. Çünkü Amerika için, İsrail bir yana, bütün dünya bir yanadır. Zira Amerika, Yahudi lobisinin bir örgütlenmesinden ibarettir. Amerikan devleti, toplama bir halktan oluşur. Yönetimi zahiren Anglosaksonlardadır. Onların içinden kimin başa getirileceğine ise Yahudi lobileri karar verir.

Çünkü Amerikanın parası Yahudilere aittir, bankası onlara aittir, medyası tümüyle onlara aittir. Temsilciler meclisinde ve Senato’da onların istemediği hiçbir karar geçmez. Böyle olunca da Amerika için dost düşman ilişkisi de bu çerçevede belirlenir.

İşte Türkiye yıllarca İsrail yanlısı bir dış politika sürdürdüğü için Amerika açısından bir anlam ifade ediyor ve  ‘stratejik ortak’ diye biliniyordu. Yahudi Lobisi Türkiye’yi dost görür ve aleyhine cereyan edecek hadiselere müdahale ederdi…

***

Türkiye, son dönemlerde kendine göre doğru bildiği politikalar izliyor. Bazı açılımları biz de zaman zaman alkışlıyoruz. Fakat hadiseler gösteriyor ki, İsrail konusunda ‘erken ve aceleye getirilmiş” bir hamle yaptı Türkiye.

Evet, ‘şövalye ruhu’, bazen yel değirmenlerine karşı savaşmayı da kahramanlık sayar ama basiret ve feraset akıllı ve temkinli hareket etmeyi öngörür. Dünyanın en güçlü ve yaptırım kabiliyeti en yüksek ikilisine karşı bir tavır koyacaksanız, önce onlarla baş edecek karşı bir denge gücü oluşturmalısınız. Yoksa hamleniz, size zarar verir ve kendi oyununuzla tuş olursunuz.

Türkiye maalesef kendi oyunu ile alta düşmüş gibi görünüyor. Çünkü şu sıralarda izlenen dış politika, Washington-Tel Aviv ekseninde farklı algılanıyor. Bu nedenle de, Türkiye, Washington’daki konumunu hızla kaybediyor. Düşünün ki, ‘kardeş’ bildiğimiz Azerbaycan dahi artık, İsrail etkisi altında hareket ediyor Türkiye’ye karşı.

Elbette Türkiye’nin izzetli bir dış politika sürdürmesi hepimizin göğsünü kabartır. Elbette sürekli Batının ve Amerika’nın gözünün içine bakarak sürdürülecek bir dış politika Türkiye’ye bir kişilik katmaz. Ama Türk dış politikasına bir kişilik kazandıracağız diye iki gulyabaniyi karşımıza almaya değer mi bilmiyorum!

Pekâlâ, İsrail ile aleni bir kavgaya girmeden de dış politikayı sürdürebilirdik. Ben de hamaset yapıp, ‘Amerika kim, İsrail de neymiş’diyebilirim.

Aklı başında her insan gibi siz de biliyorsunuz ki bu doğru olmaz. Çünkü hala Amerika’ya  –(dolayısıyla İsrail’e)- rağmen Ortadoğu’da politika yapmak imkânsız! İşte bakın, Irak’ta iç bünye tasarlanırken, her şey Türkiye’nin istediğinin tam aksine gerçekleşmiştir.

Güya Amerika çekilirken orada inisiyatif Türkiye’ye verilecekti. Ama İsrail ile hiçbir netice vermeyen; hamasetten başka amacı olmayan gerginlikler nedeniyle her şey, Türkiye’nin aleyhine cereyan etti. Talabani’nin Cumhurbaşkanı olmasından kabinenin oluşmasına kadar, Türkiye neyi istememişse o gerçekleşti Irak’ta.

***

Fransa, dönemin Amerikası olan Osmanlı’yı yıllarca parmağında oynatmıştır. Kanuni döneminde başlatılan ‘stratejik ortaklığı’ Fransa, öyle kullanmıştır ki, sonunda Osmanlı Fransa’ya verdiği ‘bahşiş’lerden (kapitülasyonlar)  dolayı batmıştır. İşte stratejik ortaklık böyle olur!

Türkiye ise Amerika ile ‘zorunlu stratejik ortaklıktan’ sadece zarar görüyor. Bugüne kadar dış politikamız, ya kayıtsız şartsız bir teslimiyet ve dostluk, ya da akılsızca düşmanlık üzerine bina ediliyordu. Sayın Davutoğlu bunu değiştirdi. Buna rağmen demek ki bazı şöyler dikkatten kaçabiliyor. Ya da biz konuyu tam ihata edemiyoruz.

Elbette komşularımıza karşı sürdürülen ‘sıfır problem’ politikası, yeni dostlar edinmek açısından alkışlanası bir politika! Ama bu politika, stratejik ortaklarımızı gücendirmeden de yapılabilir diye düşünüyorum.

Türkiye’nin ne ekonomik durumu, ne demografik yapısı, ne de iç dengeleri eski dostlarının taleplerini göz ardı etmeye uygundur.

Seni içerden vuran örgütlerin varken, bu örgütlerin ipleri ellerindeyken, ekonomin, dışardan getirilecek sıcak paralara mahkûmken, halkın,  her an birilerinin iğvası ile harekete geçebiliyorken, eski dostlarına karşı sonu belli olmayan hamlelere girişmek zarar verir.

Türkiye, NATO’daki operasyonla belki bir takım üstünlükler elde etti ama sanırım temel görevi İsrail’i korumak olacaktır. Sarkozy’nin “Bizde kediye kedi derler” sözünün Türkçesi de budur. Sarkozy de “Türkiye İran karşısında İsrail’i savunacağına söz vermiştir”demeye getiriyor. Yıllardır zaten bunu yapıyorduk. O zaman İsrail’i, aleni düşman ilan etmemizin ne manası kaldı?

İsrail, uzun zamandan beri sürüp gelen Arap – İsrail kavgasında sonucu etkileyecek olan Türkiye’yi bir kere daha nakavt etmiştir. İsrasuresinin başında geçen üçlemede (Hz. Peygamber Arapları, Musa Yahudileri, ‘Nuhun zürriyetinden gelenler’ ise Türkleri temsil eder diye yazmıştım) bahsi geçen Nuhun çocuklarına (yani Türklere) yine sabır düşmüştür.

Yeni dönemde, Türkiye bunu nasıl telafi eder, bu yanlış hamlesini nasıl düzeltir bilemiyorum. Ama herhalde, ‘düşman ilan edilen’ birinin savunuculuğunu yapmak son dönemde yıldızı parlayan ve doğru işlere imza koyan Davutoğlu’nu da rahatsız etmiştir. Yahut birisi çıksın, yanıldığımızı söylesin!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir