Ev Danası Öküz Oluyormuş!

Can Boğazdan Çıkar kitabımın toplum nezdinde ilgi görmesi üzerine birçok il ve ilçeden konuyla ilgili halka hitap etmem için davetler alıyordum. Fakat ‘vakitsizlik’ dolayısıyla bu taleplere ‘evet’ diyemiyordum.

Umre dönüşü, gücüm nispetinde bu taleplere cevap verme karar verdim. İlk katıldığım etkinlik Malatya Kitap Fuarı oldu.

Bugüne kadar, dışarıda ve içerde bir çok kitap fuarına katıldım ama itiraf etmeliyim ki ilk defa bir fuardan keyif aldım. Malatya, Anadolu Mefkûresinin oluşmasında daima rol oynamış illerimizden biridir. Fakat son zamanlarda nispeten sönük bir dönem geçiriyordu. Ancak Malatya’nın kültürel hayatını canlandırmaya kararlı görünen, cidden mütevazı ve bilge kişiliği ile herkesi etkilemiş saygıdeğer valimiz Ulvi Saran’ın gayretiyle Malatya yeniden eski kültürel mevkisini almaya soyunmuş görünüyor.

Yüzün üzerinde yazarın davet edildiği kitap fuarı hakikaten tam bir şölen havasında geçti. Sayın valimiz de her bir misafiriyle, her bir yazarla bire bir ilgilendi. Mütevazı kişiliği cidden beni etkiledi. Ve sanırım Malatyalılar da onun o kişiliğinin farkındalar ki onu da fuara katılan yazarları da yayınevlerini de mahcup etmediler.

Malatya yeniden okumaya ve Anadolu Mefkuresinin inşasına katılmaya karar vermiş bir kent gibi geldi bana. Toplumunun her kesimiyle toleranslı olmasını beklediğimiz bazı şehirlerimiz vardır -ki Mardin, Hatay, İstanbul, Trabzon bunlardandır- Malatya da onların arasındadır. Ve sevinçle belirteyim ki toplumda o yüksek tolerans var. Ve tabii gerçek bir toplumsal uyanış da!

Elbette bunda, bilginin ve bilgeliğin hamisi ve banisi olan Vali Ulvi Saran’ın payı büyük Bir insanın ‘çok şey’ olabileceğini topluma göstermiş bir idareci. Zaten denmemiş midir ki ‘himmeti milleti olan bir insan tek başına bir millettir’ diye…

***

Bu toplumsal uyanışın sadece Malatya’ya mı yoksa tüm Anadolu’ya mı ait olduğunu merak ediyordum. Çünkü kader bazında da Anadolu’nun artık uyanması gerekiyordu. Benim hesaplarıma göre artık Anadolu’nun yeniden ayağa kalkması vaktiydi. Anadolu insanı, kültür ve harsına sahip çıkması, bugüne kadar Rumeli kliği -Rumeli’den göçüp gelmiş insanları kast etmiyorum bu ifade ile;  Osmanlı sarayını da uzun süre pençesinde tutmuş zihniyeti kast ediyorum- tarafından sevk ve idare edilen iktidarına bizzat el koyması gerekiyordu. O yüzden de önce uyanması ve medeniyet üretecek kültür birikimini edinmesi gerekiyordu.

Bir millet, durup dururken medeniyet kurucusu olmaz. Önce bir özgün soluk gerekliydi, sonra o soluğun tüm bedenleri kuşatması ve ardından o soluk ile zindeleşmiş ruhların yeni bir hayat tarzı kurmaları sayesinde oluşur ve ortaya çıkardı medeniyetler.

***

‘İkra’ emriyle, asırlardın uyuyan Arap kavmini ayağa kaldıran Kur’ani tefekkür, kısa zamanda o insanların aleme üstat olmalarını sağlamakla kalmamış, koca bir medeniyeti inşa etmelerini de sağlamıştır.

Hz. Peygamber (asv)’in eliyle insanlığa armağan edilen Meşale (Kur’an), cengaver ve alicenap Arapların (sahabe ve onların ardından gelen tabileri) eliyle dünyanın dört bir tarafına taşınarak insanlık aydınlatıldı ve cehalet bir daha asla eski itibarını kazanamayacak şekilde imha edildi… Bugün başta batı medeniyeti olmak üzere, insanlığın tamamı, beşerin aydınlatılması yolunda o güzel insanların emeklerine çok şey borçlular.

O medeniyet meşalesinin tam sönmeye yüz tuttuğu bir dönemde Abdülkadir Geylani hazretleri ortaya çıkarak, Kura’anî anlayışa farklı bir yaklaşım getirdi ve o güne kadar İslamiyet’e karşı soğuk durmuş bir çok topluluğun İslam’a ilgi göstermesini sağladı ve böylece sönmeye yüz tutmuş meşale, Horasan erenlerinin yeni bir soluk üflemesiyle yeniden alevlendi Selçuklu dediğimiz, hakikaten insanlığın tanıdığı en müstesna beşeri sentezlerden bir ortaya çıktı.

Ne zaman ki o nefes de yorgunluk emareleri gösterdi Horasan bir kere daha İslam’ın imdadına yetişti. Kader-i ilahinin sevk ettiği Moğul hışmıyla batıya yönelen Sultan Veled, beraberinde İslam meşalesine yeni bir soluk üfleyecek zatı da Anadolu topraklarına getirmişti: Mevlana!

Anadolu topraklarını yurt edinen ‘Aslem Türkest eğerçi Hindî guyem’ (Aslım Türktür her ne kadar Hint (fars) lisanıyla söylüyorsam da) diyen Mevlana, Kuran’a yeni bir mana ve anlam yükleyerek insanlığı bir kere daha Kur’an meşalesi etrafında bir araya getirdi. Var ettiği yeni insan tipi alp-eren tipti. Bu alp-eren tip kısa zaman içinde Osmanlıyı meydana getirdi ve altı asır boyunca cihan hâkimiyetini elinde tuttu, 32 milleti bir arada ve adalet içinde yaşattı.

Sonra Osmanlı da istikametini kaybedince o meşale bir kere daha sönmeye yüz tuttu. Müslümanlar uzun bir müddet, kısık bir aydınlıkta yaşam sürdüler. 19. Yüzyılın başlarında, gerek 1293 harbiyle gerekse Birinci Cihan Harbi neticesinde dayatılan Sevr muahedesiyle o ışığı tamamen söndürmek istediler… O ‘Meşale’ye artık ihtiyacınız yok, size yeni bir ‘aydınlık’ verelim’ dediler. Bir kısım idarecilerimizi de ikna ettiler. ‘Bizim gökten indiği iddia edilen hurafelere değil aklın ışığına ihtiyaecımız var’ diyorlardı. Kur’an Meşalesi’ni sönmeye bırakmışlardı.

İşte tam bu sırada yeni bir soluk üflendi o meşaleye. “Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez bir hakikat olduğunu tüm dünyaya isbat edeceğim” diye ortaya atılan Bediuzzaman, yeni bir Nur ile o meşaleye ‘ziya’ üfledi. Anadolu yeniden ışığına kavuştu. Artık sadece zamana ihtiyaç vardı. O nur tüm Anadolu sathını ve sonra yeryüzünü kuşatarak Kur’an’ın adilane hükmünü yeryüzüne yayacaktı.

İşte bugün,  Anadolu’nun her köşesinde bu uyanışın emarelerine, yeniden ayağa kalkmanın cehdine tanık oluyoruz. Gittiğim her yerde müthiş bir koşuş var nura ve o nurun aydınlatacağı geleceğe. Kitaba ilgi var, kitapçıya ilgi var fuarlara ilgi var. Çünkü bilgisiz olmayacağı, cahil toplumun medeniyet kuramayacağı herkesin malumu olmuş artık. Her yürekte o medeniyeti kurmanın gayreti  var.

Bu millet, yeniden sözünün dinlendiğini görmek, yeryüzünde yaşanmakta olan adaletsizliklere ve acılara müdahil olmak istiyor.

Üçüncü sınıf bir toplum olmaktan, geri kalmış bir topluluk olarak nitelendirilmekten, beceriksiz bir millet gibi gösterilmekten ve hakikaten de fakr u zaruretten bıkmış. Bundan kurtulmanın yolunu arıyor ve bunun da okumaktan, bilgilenmekten geçtiğini artık biliyor.

***

Çünkü aynı gayrete Birecik’e de İslâhiye’de de tanık oldum. Birecik ve İslâhiye çok çok ilginç iki örnek, demografik yapıları ve siyasi duruşlarıyla…

Umre ziyareti sırasında tanıştığım Birecik Belediye Başkanı Faruk Pınarbaşı kardeşimin nazik davetini alınca, Birecik’e öncelik verdim. Yıllar yıllar sonra yeniden kitapla buluşmanın keyfi yaşanıyordu ilçede. Çünkü 1980’yıllıranı ortalarında terk edilmiş kitap fuarı yeniden başlatılmıştı.  Birecik Kaymakamı Oktay Erdoğan, Birecik Belediye Başkanı Faruk Pınarbaşı, İlçe Jandarma Komutanı Dursun Çiftçi, İlçe Emniyet Müdürü Barış Ertuğrul, İlçe Müftüsü Mekki Solmaz’ın katıldığı açılış töreninden sonra bendeniz de kitap imzaladım. Fuarı tertip eden ve aynı zamanda fuarın sponsorları arasında da bulunan Köprü Kırtasiye’nin sahibi Müslim Kağan ve oğlu Tahir de kitabın bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmemiş olmalılar ki kısa zamanda kitap bitti.

Okuyucular ve fuarı gezenlerle yaptığımız sohbetlerde anladım ki Malatya’daki heyecanın aynısı burada da mevcut. Gençler ve özellikle kızlar okumaya teşne. Anadolu cidden uyanmaya başlamış.

***

Birecik’ten Gaziantep’e geçtim. Orada da dost meclislerinde sohbetlerimiz oldu. Ve derken, İslahiye!

İslahiye benim memleketim. Belediye Başkanımız Malike Uludağ ve eşi eskimez Başkan Mehmet Uludağ kardeşimin, özel itinasıyla hazırlanan salona girdiğimde dizimin bağları çözülecekti. Hiçbir yerde o kadar heyecanlanmamıştım. Çünkü ilk defa İslâhiye’de kendi insanlarımın huzuruna çıkıyordum. Çocuğu beni, ailemi, çocukluğumu, kaba ifadeyle cemaziyel evvelimi bilen insanlardı onlar. ‘Ev danası öküz olmazdı” biliyorum. Bu insanları nasıl etkileyecektim, beni dinlemelerini nasıl sağlayacaktım. Cidden heyecanlandım. Ve anladım ki ‘ev danası da öküz olabiliyormuş’ artık!

Ama hayretle gördüm ki aynı heyecan, aynı coşku burada da var: akrabalarım, hiç de tanıdık birini dinler gibi dinlemediler beni. Can kulağıyla takip ettiler. İlgileri hiç eksilmedi…

Can Boğazdan Çıkar kitabı, toplumu yeme içme konusunda uyandırmakla kalmamış, bana da kendi milletimi ve halkımı daha yakından tanıma fırsatı vermişti. Bugüne kadar o tür toplantı taleplerine gönülsüz bakıyordum. Meğer insana ne kadar çok şey katıyormuş toplum ile hasbi temaslar.

Bu ülke toprakları hala mümbit! Hannibal’ın neden Kartaca’dan kalkıp Anadolu’ya, cengâverler toplamaya geldiğini bir kere daha anladım.

Selam olsun Malatya’ya Urfaya, Birecik’e, Gaziantep’e ve benim şehrim İslahiye’ye… Geleceğe bir kere daha umutla bakmamı sağladıkları, var olan ümidimin boş olmadığını gösterdikleri için…

Bir de sitemim olacak Cihan Haber Ajansına. Birecik Fuarı ve kermesiyle ilgili yapılan haberde, bana dair tek kelime etmemelerine şaşırdım. Bu tür aşiret mantığıyla yapılan haberciliğin İHA ve CİHAN’ sayesinde son bulduğunu sanıyordum. Acaba CİHAN da mı eskilerin hastalığına kapıldı diye üzüldüm. O ajansın kuruluşunda da yapılanmasında da az çok emeğim var. Resimlerimi ve bana ait bilgileri adeta cımbızla ayıklayıp haberden çıkarmaları bana ilginç geldi! Nevzat Bayhan kardeşimin kulakları çınlasın!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir