Fethullah Gülen Hocaefendi

Ben kendimi Kur’an ile tashih ederim. Ben kendimi Resulullah ve onun ashabının halleri ile tashih ederim Ben kendimi mürşitlerin tenbih ve ikazları ile tashih ederim. Ben kendimi Bediuzzaman ve Risale-i Nur ile tashih ederim. Ben kendimi Fethullah Gülen Hocaefendi ile tashih ederim. Ve ben kendimi, aklı-selim sahibi insanlar ile tashih ederim.

‘Tashih ederim’ diye başladığım bir cümle, zaten “yanlış da yapabilirim” demektir. Yanlış da yapabilirim ve yanlış yaptığımı vicdanım bana kabul ettirdiğinde dönerim, o yanlışı tashih etmeye çalışırım. Tabii kırılan kalpler ne kadar düzeltilir bilinmez, fakat samimi bir şekilde peşimanlığımı ortaya koyarım…

Yanlış yaptığım veya aceleye geldiği için amaçlamadığım bir neticede karar kılmış cümleler, ifadeler dönüp sineme çarptığında perişan olurum. Uykum kaçar, ahiret endişesine düşerim.

O zaman da hiçbir kınayıcının kınamasına aldırmadan dönüp özür dilerim. Nitekim, maksadımı aşmış iki vukuatım oldu bugüne kadar ve her ikisinde de dönüp hatamı tashih etmeye çalıştım.

Bunlardan biri Şeyh Nazım Kıbrısî hazretlerinin, Risale-i Nur’a yönelik birtakım haksız ifadelerine yaptığım “sert” itirazdı. Diğeri de yine Risale-i Nur’un tahrif edildiği iddiaları üzerine bir zata yönelttiğim eleştirilerin doğrudan Abdülkadir Badıllı ağabeye yöneltilmiş gibi algılanması idi…

Döndüm ve özür diledim. Maksadımı da ifade ettim.

“Ne cihaddır, ne değildir” başlıklı yazımda da öyle bir cümle yer almış. Burada bir kere daha anmayacağım o cümleyi…

Muhterem Fethullah Gülen Hoca Efendi’ye bir tür ‘basiretsizlik’ isnadı gibi algılanmış.

Hâşâ! Öyle bir iddiam nasıl olabilir? Ümmetin büyük bir ekseriyetinin etrafında bir araya geldiği, milyonlarca insanın kendisiyle dine bağlandığını böyle zatlara yönelik tenkitler insanın ahiretine de zarar verebilir. Kendi akıbetinden emin olamayan ve ahiret kaygısı had safhada bulanan benim gibi bir adamın, böyle bir hatayı olsa olsa sehven yapar.

Rahmetli Ömer Lütfü Mete, böyle zamanlarda suçu, ‘kalem şehveti’ne atardı. Ama ben onu da yapmayacağım. Çünkü gerek Hoca Efendi hakkındaki fikrim ve inancım, gerekse faaliyetleri hakkındaki düşüncem çok nettir ve senâ doludur. Her zeminde, hatta kimsenin sahiplenmeye cesaret edemediği zamanlarda bile hiç tereddütsüz ondan yana tavır koymuşluğumu bütün basın camiası bilir…

‘Ben Hoca Efendi’den daha iyi biliyorum’, ‘benim gördüğümü bile görememiş’ gibi kibri tazammun eden ifadeler ve bilgiçlikler ise zaten bana göre değildir. Bilen bilir.

O zatların her hali isabetli ve hikmete uygun olabilir. Hatta çoğu kere haklı olduklarını zaman herkese kabul ettirir. Ama ilk anda, herkesin onların her halini hemence anlayıp algılaması da beklenmemelidir…

Benim bu yaklaşımım da o türden bir çıkıştır. Hem de bu tür itirazlar, o makamlarda bulunan mübarek zatlara karşı dahi yapılabilmeli. Edep dairesinde…

Hatırlayın, Bedir ve Uhut savaşı sırasında Peygamber Efendimize (asv), sıklıkla ‘Ya Rasulallah bu söylediğiniz vahiy mi? diye sorarlardı. Vahiy ise kayıtsız şartsız itaat ederlerdi. Değilse “Böyle böyle olsa daha iyi olmaz mı?” diye kendi fikirlerini de beyan ederlerdi.

Bence, bu tür meselelerde mürşide karşı bile insanlarda, itiraz etme cesaretini yok etmemek lazım…

Mesela büyük bir İslam alimi olan Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, -içinde bulunduğu psikolojinin de etkisiyle- Anadolu’da başlatılan Milli Mücadele hareketine karşı, İstanbul Hükümetinin hatırı için karşı çıktı ve ‘Bu, hurûc alessultandır, yani isyandır” dedi.

Bediuzzaman ise o zaman sıradan bir âlimdi ve itiraz etti. Dedi ki “Sabri Efendi, esaret altındaki bir şehrin müftüsüdür; fetvası geçerli değildir.” Acaba, Bediuzzaman’ın o itirazı olmasaydı ümmet arasında ne tür ihtilaflar olurdu?

Evet, ehlullahın her hali hikmetlidir. Ama o hikmetli hali hemen anlamamak hakkımız vardır. Çünkü biz sıradan insanlarız. Aklımızın basmadığı bir meseleye itiraz hakkımız da bulunması lazım…

Aksi, İslamın hakikatine ters düşer. Nitekim, başlangıçta hak ve hakikatin sümbüllendiği ocaklar olan tarikatlar, zaman içinde, mürşide itiraz hakkını tamamen edep dışı saydıkları için o alandaki inkişaf durmuştur.

Evet, benim de anlamadığım bir hale itiraz etme hakkım vardır. Fakat bana itirazlar gelince ben de meseleyi detaylı anlamaya karar verdim. Nitekim o yazıdan hemen sonra Amerika’dan bir kardeşle görüştüm ve meselenin nasıl geliştiği ve nasıl oluştuğu hakkında detay bilgi aldım. Çoğumuzun, ‘çakma bir metin’ üzerinden konuştuğumuzu anladım.

Elbette Hoca Efendi’nin dünyada “terörle eş anlamlı”  kullanılan ‘radikal İslamcılık ile aynı karede’ görünmeme gibi bir hakkı var. Bu zamandaki Risale-i Nur çizgisindeki kimi yaklaşımların, asırlardan beri süregelen geleneksel İslami anlayışla her zaman mutabık düşmediğini de görüyoruz. Zaten Risale-i Nur akımını diğer anlayışlardan ayıran en büyük özellik de bu: Yani her zeminde ve her şartta ‘müsbet hareket etme’. Sulh-ı Umumîyi bozmamaya azami riayet! Bu yönüyle bildiğimiz cihad anlayışına dahi yeni şerhler getirmesi…

Hoca Efendi de o açıklamaları, müsbet hareket adına yapılması gereken şeyler varken onlar yapılmadan böyle bir eyleme kalkışılmasına itiraz ediyor… Sulh-ı Umumi adına… Ona ben de katılıyorum. Zaten ilk gün Moral FM’de yaptığım konuşma da bu minval üzereydi…

Anlamadığım bir noktada itiraz ettim; şimdi onu da, -biraz gecikmeli de olsa- anladığımı söyleyebilirim.

Yani bir kere daha anladım ki ehli halin her hali hakka ve hakikate uygun olabilir amma onların her halinin herkes tarafından her daim doğru anlaşılması beklenmemeli…

Ben de dahil…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir