Göz Göre Göre Savaş

Benim, en birinci derdimin İslam birliği olduğunu tüm okuyucularım bilirler. Tabii ki, ayağım da yere basıyor.

Gerçek hayatın hiç de ideal eksenler üzerinde gelişmediğini; yani sosyal değişmelerin, beraberinde, yıkımlar, belalar ve felaketler getirdiğini biliyorum. Ve tabii bize çirkin görünen birçok olayın çok büyük hayırlara kapı açtığını da!

İlahi saltanatın usul ve kanunları küllidir ve külli maksatlara/gayelere bakar. Adetullah (deprem, savaş, semavi afetler vs gibi) dediğimiz ve her biri esma-i ilâhiyenin külli iradelerinin temsilcisi olan umumi ve külli kanunların kendilerini açığa vurmaları esnasında, sıradan insanların çirkin, acı ve zulüm diye niteleyebilecekleri çok değişik sonuçları da görünebilir, yaşanabilir.

Peygamberimiz bir hadisinde “Yeryüzünden kaldırılacak ilk rahmet taun (bulaşıcı hastalık) dur.”  (Ramuz’ul-Ehadis, 159) buyuruyor.  Sıradan ve düz mantıkla bakan bir insan asla şu hadisteki hikmeti anlayamaz. Oysa ahret hayatı ekseninde bakıldığında bulaşıcı bir hastalıktan ölmek, gafil ve ömrünü doğru kullanamamış birçok mümin için, belki idam-ı ebediden veya haps-i münfertten kurtulma sebebi dahi olabilir. Öyle semavi afetler, inanmayanlar için bile hayır olabilir.

Evet, Cenab-ı Hak, kendi mülkünde saltanatının icabını yapacaktır; yaratacak, yok edecek, yeniden var edecektir. Kabz ve Bast sıfatıyla sürekli yokluktan varlık sahasına çıkarıp sonra tekrar kendi ilmi ilahinsine gönderecektir. İşte görüyorsunuz evrende muazzam bir devinim ve faaliyet gerçekleşiyor her saniye. İnsan havsalasının almayacağı cesamette ve kolaylıkta hadiseler. Kuazarlar patılorn, yeni yıldızlar doğuyor, mevcut galaksiler, sistemler, yıldızlar, küreler, çarpıştırılıp yeni  varoluş ve yok oluşlara sahne oluyor. Aynı faaliyet ve icraatlar tabii ki bu küremiz ve üzerinde yaşananlar için de geçerlidir. Ve çoğuna da aklımız ermiyor…

Elbette bu faaliyetlerin insana bakan yönü milyonda bir bile değildir ama insan kalp taşıdığı için her olup biteni ancak kendi ekseninden ölçüp değerlendirdiği için, küçük aklıyla da olsa zarar gördüğünü  ‘şer, fayda elde ettiğini da ‘hayır’ diye niteler. Fakat bu,  Zat-ı Zülcelal’ın saltanatını icra etmesine mani olmaz.

Aynı saltanatın bir de rahmet ciheti vardır. Nasıl ki o dev kanunlar, faaliyetler ilahi saltanatın nihaî maksatlarını gerçekleştirmek için cereyan edip dururlar, aynı anda Rububiyet Saltanatı’nın bir diğer yansıması olan Rahman ve Rahim sıfatları dahi, icap ettirir ki, o külli kanunların incittiği kalpler tamir edilsin;  acıları, zararları telafi edilsin, hususi talep ve niyazları karşılansın. Zira abd olarak insanın en büyük vazifelerinden biri de tazarru ve niyazdır. Rububiyet saltanatına yakışan da o tazarru ve niyazlara icabet etmektir.

İşte olup bitenlere bir de bu açıdan bakmak lazım. BediuzzamanBirinci Dünya Savaşı yenilgisinin neden olduğu derin acı ve ümitsizliğin etkisi altında yaşadığı manevi bir hadisede, çağrıldığı meclis’te, Osmanlı’nın başına gelen felaketin, İslam’ın gelecekteki parlak zaferiyle telafi edilmemesi halinde bunun bir zulüm olacağını meclistekilere hatırlatınca onlar da ‘evet Osmanlının mağlup edilmesiyle yaşanan acıların parlak bir istikbal ile telefi edileceğini’ haber vererek bu acının dindirileceğini söyleyerler.  (Bknz. Rüyada bir hitabe)

Dünyanın mütegallibe güçleri hala ipleri ellerinde tutuyorlarken, hala istedikleri zaman Müslüman halkları birbirine düşürebiliyorlarken ve hala içimizdeki uşakları da bizi şaşırtmaya devam ediyorlarken, bölyle parlak istikballerden söz etek size tuhaf gelebilir.

İşte görüyorsunuz, Ortadoğu yeniden ateşe veriliyor. Göz göre göre bir savaş tezgâhlanıyor. Hiç şüpheniz olmasın, bütün bunlar yıldızı parlayan Türkiye’yi durdurmaya onun yeniden silkinip ayağa kalkmasını önlemeye yönelik tedbirlerdir. (Bir önceki yazımı özellikle de Türkiye İçin Planlananlar bölümünü bir kere daha okuyun derim)

İsrail, sırtlanını (Amerika) ve çakallarını (Avrupa) İran üzerine gönderdi. Güya ambargo ile İran’ı nükleer silah üretmekten alıkoyacaklar. İran’ı kendi ininde vurmak istiyorlar. O da onların boğazını sıkmaya kararlı. Siz benim, gazımı ve petrolümü satmamı engellerseniz, ben de size gelen petrolün yolunu tıkarım diyor. Taraflar olası bir savaşın tedbirini almaya başladılar.

Öbür taraftan Rusya güya Suriye’yi korumak için savaş gemilerini getirip Doğu Akdeniz’e konumlandırdı. Aynı yerde Türkiye ile Mısır büyük bir tatbikata hazırlanıyor. Ve tabii Amerika görülmemiş bir askeri yığınak yaparak, Doğu Akdeniz’de, İsrail ile birlikte hava savunma tatbikatı yapacak.

Bu, halklardan gizlenen dehşet bir savaşın hazırlığından başka bir şey değildir. Savaş bağıra bağıra geliyor. Ve yazık ki yine Müslümanların kanı akacak. Tabii ki bizim ahmaklıklarımızın da rolü var belaların dönüp dolaşıp gelip bizi bulmasında. Elbette müminin gerçek bir kaybı yok; malını kaybetse sadaka, canını kaybetse şehid, kazansa dünya ve ahiretini kazanır. Yani mümin olanın bir kaybı yok. Fakat aynı delikten defalarca ısırılmak hiç de Müslüman yakışmıyor.

İsrail, bölge için artık tam bir fitne, fesat ve nifak madeni haline gelmiş olmasına rağmen, hala bir grup müslümanı diğeri aleyhine sevk ve idare edebiliyorsa bu bizim belaya çarptırılmamızın da zımni gerekçesidir. Tabii ki İsrail bölgedeki varlığını uzun vadeli garanti altına almak istiyor. Amerika, iktidarını yükselmekte olan Çin’e ve Hindistan’a kaptırmamanın yolunu arıyor. Avrupa çakalları, bu avda kendilerine düşecek payı bekliyor.  Rusya ise gözlemde. Kimden yana olması gerektiğine sonra karar verecek.

Ama biz hala paramparça ve bölük pörçüğüz. Arap birliği daha Suriye’ye bile söz geçiremiyor. Irak muazzam bir kaosun içine doğru sürükleniyor. Arap yurtlarında bahar nezlesi sürüyor. Türkiye, dört bir tarafından yeniden kuşaklandı ki, olaylara müdahil olamasın.

Türkiyeye karşı yürütülen ‘Firavun tedbiridir’. Biliyorsunuz, Firavun, Musa (as)’nın mücadelesine ve ısrarlı taleplerine karşı duramayacağını anlayınca kendince dehşet bir plan yaptı. İsrail halkının Hz. Musa’nın peşine takılıp gitmesine müsaade etti fakat aksadını da ileri gelenlere açıkladı: “Mademki  ‘beni israil’i (yani inananları) artık bizim boyunduruğumuzu ret ediyorlar, onlara nihai bir ders verebiliriz. Bırakalım Musa halkını alıp gitsin. Şehirden çıkıp uzaklaşınca onları Kızıl Deniz kenarında sıkıştırıp yok ederiz.”

Daha sonrası malum! O denizde kendileri boğuldular.

İsrail, elindeki ‘sır’ bilgilerle, kendisinin de dâhil olacağı büyük bir yenilgi yaşayacağı savaşta (Armagedon), savaşın kaderinde Anadolu’da oturan halkın büyük rol oynayacağını bilmektedir. Bu halkın Türkler olması durumunda yenilgi kaçınılmazdır. Öyleyse, ya Türkler Anadolu’dan atılacak, ya da bu ülkenin idaresinin başka bir kavme geçmesini sağlayacak. Ta ki, mukadder olan son gelip kendilerine çatmasın.

Esasında gerek İşaya’da gerekse Tevrat’ın Şifresi kitabında bu konu açık açık anlatılıyor. Ve gariptir ‘Esat’, ‘Dünya Savaşı’, ‘ Suriye’ ve ‘Kudüs’ isimleri, Armegedon ile birlikte aynı metriksin içinde yer alıyorlar. Suriye’nin müttefikleri olarak da Pers ve Phut(?) zikrediliyor.

Hem İşaya hem Yeremya, belanın kuzeyden geleceğini haber veriyor. Çağdaş Tevrat yorumcuları, ‘Kuzey’den maksat Suriye’dir’ diyorlar. Oysa Suriye, ‘Aşur’ değildir. Çünkü İsrail’i yakıp yıkacak olan ‘Aşur’ kralının ordusudur. ‘Aşur’ Güneydoğu Anadolu ve Mezopotamya’dır. Orayı kim idare ediyorsa Suriye için tehdit de odur.

Ve İsrail’i bekleyen o acılı günün başlangıcı 2006’dır. 2006 ile ilk adımı atılacak olan o gidişatın sonucu Armagedon, yani İsrail’in, kozmik bir darbe ile yerle bir edileceği savaş. Tabii ki bu savaş tüm dünyayı tutuşturacak bir savaş haline gelebilir.

Bunun müsebbibi de aklını İsrail’in cebine koymuş Amerika olacaktır.  İsrail yeryüzü krallığını kurmak için tüm imkânlarını insafsızca kullanıyor ama unutuyor ki bu gidişatın muhtemel bir sonucu da top yükün yok edilmektir.

Oysa barış yolunu seçse, eminim bu, tüm insanlık için hayır olacak. Zira İsra Suresi’nin sekizinci ayeti,  İsrail için barış yolunun da açık olduğunu gösteriyor. “İn ahsentüm ahsentum” (düzgü bir politika izlerseniz, düzgün neticeler alırsınız) anlamına da gelir. O durumda da ‘umulur ki Rab size merhamet eder’ (İsra, 8)seçeneği geçerlilik kazanır.

Evet, Ortadoğu bağıra bağıra bir savaşa sürükleniyor. Ve maalesef kimse de bir şey yapmıyor, yapamıyor. Ben, geçen beş altı yazımda, bir Şii- Sünni çatışmasının körüklendiğini, tarafların bu tuzağa düşmemeleri gerektiğini tarihten de örnekler getirerek anlatmaya çalıştım ama yeni düşmanlar kazanmaktan öteye geçemedim. En son bir okuyucumun dediği gibi “M. Ali Bey, siz kendinizi boşuna paralıyorsunuz bir savaş çıkmasın, Müslüman kanı dökülmesin diye. Ahir zamandır, büyük kırımlar, belalar olacaktır ve hiç kimse bunu önleyemez. Sen de kendini helak etme” demişti.

Evet ahir zamandır, dünya hızla değişiyor ve birileri sanıyor ki mühür hep onlarda olacak. Ama öyle değil. Hüküm Allah’ındır. Birileri gelip gelip bizim mahalleyi ateşe veriyor.  Bu yangının kendi mahallelerine de sıçrayabileceğini hiç düşünmüyorlar.

1912’de, İstanbul’u kül eden büyük yangın da dâhil sayısız acılar yaşanmıştı ama Cumhuriyeti kuracak kadronun isimleri de yavaş yavaş belirlenmeye başlamıştı.  Umarım bu acılar ve olaylar da bize geleceği kurma açısından ciddi dersler verecek ve yeni kurucu kadroların doğmasına hizmet edecektir. Bu da her bedele değer.

Umalım savaş olmasın. Zira olursa bizim bağlarımız bahçelerimiz yanacak. Ama emin olun neticesi er veya geç İslam’ın zaferiyle sonuçlanacak. Yeter ki biz iman ve azmimizi kaybetmeyelim. Hapemezen aynı bilinç düzeyinde olması gerekmiyor. Toplumun yüzde 7.8’i şu seviyeye gelse yeter de artar bile…

Selam ve dua ile…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir