Gün Ağarıyor, Yarasalar İçin Çekilme Zamanıdır

Kısas, Kur’an’ının, insanlık barış ve huzur içinde yaşasın diye önerdiği en ciddi tedbirlerden biridir. Lakin Kuran bu öneriyi, insanın ihyasının gerçekleşmesinden sonra yapmıştır.

Yani insanı yaşatmayı bilmeyen toplumlarda kısas ve idam cezası, zorbaların sultasını sürdürme aracından öteye geçmez.

İdam ve kısas gibi tedbirler, ancak, Dicle karnındaki bir kurdun bir kuzuyu kapmasından bile yönetimsel bir sorumluluk bilinci çıkaran bir idarede, zulme vasıta edilmeyebilir. Onun dışındaki bütün yönetimlerde idam, müstebid sultanların kendi diktalarını sürdürmelerine hizmet etmiş gaddar bir uygulamadır ve çoğu kere haksızlıklara itiraz edenlere uyguladıkları bir ceza…

Bundan, idama ve kısasa karşı olduğumu çıkarmayınız. Açık acık idama taraftar olduğumu söylüyorum.

Hukuku beşeri mahveden, bütün kutsallarını kaybettiği için bir canavara dönüşen, her türlü şefkati ve merhameti acz zannedip, onu kendi canavarlığına gerekçe yapan ruhsuz mahlûkların idam edilmeleri beşerin selameti ve saadeti için şarttır. Uygulanmasa bile, kanunda böyle bir seçeneğin var olması bir hukuk sisteminin sağlıklı çalışmasının teminatıdır.

1993’te yazdığım bir yazıda ‘kısassız, idamsız şeriat olmaz mı?” diye sorduğumu bana hatırlatanlar çıkabilir. Fikrim değişmiş değil. İdam cezası, sistemin içinde bulunmalı. Ancak uygulanmasına bir takım kayıtlar getirilmesi lazım ki, önüne gelen sorgusuz sualsiz idam edilmesin.

Çünkü bizim medeniyetimizin zemini, milletin iradesine oturmaz. Esasında, genel anlamda Doğu milletleri hiçbir zaman kendi kendilerini idare etmelerini bilmemişlerdir.  Dolayısıyla da bizde ne hukuk, ne yönetim ne de toplusal örgütlenmeler beşeridir, fıtridir.

Eski dönem Siyasetnamelerimizin en önemli bölümünü, astığı astık, kestiği kestik sultanlara biraz insaflı olmayı tavsiye eden ‘adil Sultanlar’ bahsi teşkil eder. Çünkü doğulu toplumlarda toplum olma bilinci hiçbir zaman oluşmamıştır. Hala da bilinçli, kendi kendini idare etmenin ne demek olduğunu bilenlerin sayısı toplumda yüzde 7’yi geçmez. Toplumsal aksaklıkların nasıl giderilmesi gerektiği konusunda konuşan her vatandaşımızın hemen eli sopalı bir despottan söz etmesi boşuna değildir.

Batılı toplumlar bu noktada ne kadar övünseler yeridir ve hakkıdır.

Doğu toplumlarında kendi kendini yönetme çabalarının ilk ve tek örneği, asrı saadet dönemidir. Hz. Peygamberin alem-i bekaya irtihalinden sonra devleti idare edecek halifenin bir tür seçimle tespit edilmesi uygulaması –ki o da çok kısa sürmüştür- Doğu toplumlarındaki yegane kendi kendini yönetme pratiğidir.

Bunun dışında, ne göklere uçurulan eski Mısır uygarlığı, ne kanun ve nizam devleti olduğu iddia edilen Sümerler, ne Hitit, ne Pers, ne Selçuklu, ne Osmanlı ne de kadının da hakana yönetimde yardımcı olduğu eski Türk kavimlerinde, halk ve millet vardır.

Hep bir kral vardır ve insanların hayatı iki dudak arasındadır. Hiçbir zamanda kamu değdiğimiz gücün farkına varmamışlar ve hep bir sürü mantığı içinde, adil bir idarecinin gelip kendilerini gütmesini beklemişlerdir.

Bugün de demokrasinin ve benzeri kendi kendini idare etme tarzlarının hiç birisinin, Doğu toplumlarında bulunmuyor olması gösteriyor ki, doğu toplumları –en iyileri, kendi kendini idare etmeyi komünistlik zannedip başka bir tiranlık yarattılar- kendi kendisini idare edemiyor. Batının ikide bir kendi çıkarlarını temin için bize demokrasi ihraç etmeye kalkışmasının sebebi de budur.

Zaafımızdır.

Güya demokrasi istiyoruz ama ağalık bizde kalmak şartıyla…

***

Şu meseleyi yazmak için fırsat kolluyordum. Çünkü birkaç zamandır, Üsküdar’dan her geçtiğimde bir takım gençlerin ‘idam cezası’nın yeniden hukuk sistemimize kazandırılması gerektiğini savunduklarına şahit oluyordum.

İnsanları imzaya çağırıyorlar, idam cezası yeniden gelsin diye. Doğrusu ben de idam cezasının yeniden hukuk sistemimiz içine konulması gerektiğine inanıyordum. Demek ki gençler hayırlı bir hizmet yapıyorlardı. Ben de imzalayayım, diye düşünürken, baktım gençlerin dilinin altındaki bakla farklı. Diyorlar ki “İdam cezası gelsin, APO idam edilsin!”

Birden bire irkildim. Zahirde haklı olabilirlerdi; APO asılmayı hak etmiştir.

Ama sırf bir insanı asmak için idam cezasının hukuk sisteminin içine sokuşturulmak istenmesi, tam bir doğulu mantıktır. Yani mütegallibe sultan, sendromu…

Geçenlerde, eski arşivleri karıştırırken, ak partinin yeni iktidara geldiği dönemlerdeki ulusalcı kafaların yazıp çizdiklerine baktım. Bir yığın vehim. Hiç birisi çıkmamış. Hiçbir tahminleri tutmamış, hiçbir korkuları gerçekleşmemiş ve hiçbir ifadeleri, bugün ‘makul’ denilebilecek bir önerme içermiyor.

Ama baktım hepsi asmaktan, kesmekten, darbeden, askeri göreve çağırmaktan ve birilerinin sallandırılmasından söz etmişler.

Laikçilik, Kemalistlik, ulusalcılık ve CHP’lilik (altı okçuluk) gibi zihinleri dumura ve aklı akamete uğratan, insandaki doğru düşünme yetisini ortadan kaldıran yaklaşımların revaçta olduğu Türkiye gibi memleketlerde, idam, yalnızca keyfi muamelelere hizmet eder. Cumhuriyetin ilk yıllarını düşünürseniz, ne demek istediğimi anlarsınız.

Zaten dikkat ettim. Şimdi Apo’yu asalım diyenler, dün de boğaz köprülerine karşı çakanlardır. 50 yıldır bir tek düşüncelerinin isabet ettiğine tanık olmadık ki bu talepleri makul olsun.

Evet, idam cezası olmalı. Kişilerin canına, malına, geleceğine, iktidarına ve egemenliğine kast edenleri caydıracak bir idam cezası olmalı.  Fakat sadece Apo’yu asmak için değil. Zaten yapabilseydiniz şimdiye kadar yapardınız. Boş boş meselelerle milletin mesaisini tüketmeyin.

Tamam, eğer APO ile birlikte, gözünü kırpmadan içi insan dolu camileri bombalamayı planlayan ‘legal teröristleri de idam edebilecekseniz, buyurun illegal teröristleri de asın!

O idam cezasının yeni İskilipli Atıf Hocalar için kurulmayacağını kim garanti edebilir?

Sistem insanileşmedikçe, demokrasi en azından toplumun yüzde 60-65’i tarafından hazmetmedikçe getirilecek bir idam cezası, yalnızca sistem karşıtlarının imha edilmesine hizmet eder. Hatırlayın, 12 Eylül sonrasındaki idam geleneğini. Yanlışlıkla asılan bir gencin yarattığı acıyı bir başkasını asmakla telafi ettiler…

Onun için diyorum ki “hayır kardeşim, sadece Apo’yu asmak için getirilecek bir idam cezasına karşıyım”

Siz suç işlemiş eli silahlı askerlerinizi mahkeme salonuna bile getiremiyorken, neden masumların da canına kast etmeniz ihtimali bulunan bir ceza sistemine evet diyelim?

Şu meselenin, tam da referandum gibi mevcut sistemin belini kıracak bir dönemde gündeme getirilmesi manidar.

Yemezler!

Artık tüm numaralarınızı biliyoruz. İşte gün ağarmaya başladı. Yarasalar için çekilme vaktidir! Birlikten ve beraberlikten olanların şafağı söküyor. Varlığını, ötekileştirme üzerine bina etmiş olanlar için çanlar çalıyor…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir