"Hak Şerleri Hayreyler…"

Bakara Suresinde bir ayet-i kerime var. Okuduğum her seferinde, beni sarsar. Şöyle haber verir basiret sahiplerine:

“Kital, hoşunuza gitmese de üzerinize yazıldı. Zira bir şey var ki siz ondan hoşlanmazsınız ama o sizin hayrınızadır. Ve yine öyle bir şey var ki siz onu seversiniz o sizin hakkınızda fenalıktır. (işlerin nereye varacağını, neyin ne şekilde sonuçlanacağını) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)

Dünya üzerinde hoşumuza gitmeyen, yüreğimizi acıtan, bize evrensel rahmeti sorgulatan sayısız hadiseler olaylar yaşanıyor. Birçok insan biliyorum ki, zahiren insanın vicdanına sığmayan hadiselerden dolayı, kâinatta,  külli bir vicdanın, galaktik bir merhametin var olduğuna dair inançlarını bile kaybetmişlerdir. Çünkü yaşanan acıları, zahiren zulüm gibi görünen hadiseleri, o büyük ve külli rahmetin içine sığdıramamaktadırlar. Kendilerince Allah’ın rahmetini tenkid ederler ve sonunda Alla korusun imanlarından olurlar…

***

Eminim bugün birçoğunuz, iktidar ile cemaat arasında yaşanan şeyleri de anlayamıyorsunuzdur. Belki bu yüzden tüm Müslümanlara ve İslam dinine karşı yüreğinizde şüpheler, hatta tepkiler oluşmuş olabilir. Ve yazık ki bu tavrınızda, bu tepkinizde haksız da sayılmazsınız. Çünkü bize anlatılan ve telkin edilen İslam kardeşliği ile yaşanmakta olanları, bağdaştırmak çok zor. Ve acıdır ki İslam tarihinde böyle sayısız hadiseler var.

Fakat insan, meselelere şu büyük ayetin adesesinden bakacak olsa, o şerlerin altında ne büyük rahmetler olduğunu da görebilir…

Bazen, Hz. Peygamber‘den sonra hilafetin doğrudan Hz. Ali’ye geçmiş olmasını hayal ediyorum. Ondan da iktidarın çocuklarına veraset yoluyla geçtiğini düşünüyorum. Doğrusunu Allah bilir elbet ama öyle sanıyorum ki, İslam birkaç yüz yıl sürer, sonra sönüp giderdi. Çünkü manen dini korumakla görevli oldukları anlaşılan ehlibeyt, her iktidar gibi dünyanın cazibesine kapılacak ve dine sahiplenmeyi ihmal edecekti. Diğer insanlar da -Ak Parti iktidar sürecinde olduğu gibi- “nasıl olsa din, ehil insanların elinde” diyerek gaflete düşeceklerdi.

Ama öyle olmadı. Çünkü dest-i kudret, dünyevi iktidarı onu isteyenlere vermişti. Ehlibeyti de onların karşısına temiz ve sarsılmaz bir muhalefet olarak koydu ki, din sahipli olsun ve iktidar da muhalefetten sakınarak dine hizmet etsin! Acaba Emevi ve Abbasi iktidarının karşısında, Ehli beyte gibi, hak ve hakikatin tavizsiz savunucuları bir muhalefet olmasaydı neler olurdu bir düşünün. Bediuzzaman, “Lakayt Emevilik, nihayet sünnet cemaate… dayandı” diyerek, Ehlibeyt muhalefetinin onları nasıl iyi olmaya mecbur ettiğini anlatır… Hakikaten de Emeviler, iktidarı kaptırmamak için dine ciddi hizmet etmişler; Ehli Sünnet vel Cemaat‘i var etmek zorunda kalmışlardır…

Esasında o tarihlerde yaşanan yürek yakıcı hadiseler, fitneler, acılar ve katliamlar, o acılar yanında bir büyük gayeye de hizmet etmiştir. Çünkü o hadiseleri, fitne gören ehli feraset ve ehli takva, dört elle Kur’an’a sarılmışlar ve ondaki hakikatleri insanlığın hizmetine sunmaya çalışmışlardır. Eğer o elim hadiseler yaşanmasaydı, belki Kur’an’ın hakikatleri de bu kadar eşelenmeyecekti…

***

Hiç şüpheniz olmasın bu gün yaşanan cemaat ve iktidar kavgası ileride sayısız hayırlara müncer olacaktır. Hatta olmaya başladı bile…

Zira kendisini la-yüsel saymaya başlamış iktidar, yeniden köklerine dönmeye, kendisini besleyen, iktidara taşıyan kaynaklara yönelmeye ihtiyaç duymuştur. Sadece bir yıl önceye kadar “bilmem ne ola ola bize oy vereceksiniz…” diyenler, süngülerini düşürdüler ve seçmene muhtaç olduklarını hatırladılar.

Bununla da kalınmadı… İktidar cemaatleri ve kanaat önderlerini görmeye, isteklerini kale almaya başladı. Geçtiğimiz günlerde, Türkiye’deki tüm kanaat önderlerini Ankara’ya toplayan iktidar, adeta yeniden bir “muahede” imzaladı… “Biz ceketimizi koyarız seçilir” sanıyorlardı ya, öyle olmadığını anladılar.

Acaba iktidar için bundan daha güzel bir uyanış olabilir miydi?

Görülüyor ki iktidar daha şimdiden, Gezi olaylarının ve yolsuzluk adı altında başlatılan darbe girişimlerinin ‘müsbet meyvelerini’ toplamaya başladı.

Ben şahsen, bu kere kesinlikle Ak Partiye oy vermek niyetinde değildim. Çünkü gönlümü yeterince incitmişlerdi ve benim gibi sayısız küskünler de oluşmuştu. Ama şimdi, çoğu insan, ‘namus belası’ diyecek ve iktidara sahip çıkacak!

Bu hadiseler yaşanmasaydı iktidar bunu neyle yapabilirdi?

***

Bu olaylarda cemaatin hanesine düşen güzelliklere gelince…

İktidardaki kibir ve tepeden bakmacılığın bir başka versiyonu da cemaatte yaşanıyordu. Kendilerinden başka hiçbir dini cemaate itibar etmeyen, onlara tepeden bakan, kendilerini dünya liginde, diğerlerini de yerelin taşrasında top koşturan takımlara benzetiyorlardı. Kendilerinden başka hiçbir cemaate, hatta nurculara bile itibar ettiklerini görmedim. En fazla, bir din adamı ölse, basit bir haberini koyup geçerlerdi…

Geçenlerde baktım, rahmetli Esat Coşan Efendi ile ilgili uzun bir yazı yayınlamışlar ölümünün 11. Yılı münasebetiyle. Gazetenin arşivine bakın, büyük ihtimalle ölüm haberi dışında bir bahis, bir yazı veya haber göremezsiniz…

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın Erzurum’da yaptığı ve hakikaten de yakışık olmayan konuşması üzerine, baktım bir yığın âlim ulema STV tarafından ekranlara çıkarılıp çıkarıp konuşturuluyor…

Onları izlerken “Elhamdülillah” dedim, “cemaat, bu ülkede kendi mensuplarından başka mümin/Müslüman bulunduğunu hatırladı”

Acaba bir tek şu netice bile şu hadiselerin yaşanmışlığına değmez mi?

Geçenlerde baktım bir televizyonda bir sunucu, karşısına almış bir konuk, sohbet ediyor. Konu cemaat ve iktidar kavgası… Sunucunun dili, alışkanlıkla ikide bir “Fethullah Hoca Efendi” demeye yöneliyor, ama o, her seferinde kendini toparlayıp “Fethullah Bey” diye düzeltiyordu…

İçim acıdı. Kendi kendime “Bütün insanlık için bile umut olabileceğine inanılan bir zatın kendisini bu hale düşürmesi değer miydi, dünya saltanatı için?” diye düşündüm.

Birileri bu ifademden rahatsız olabilirler ama acıdır ki iş bu noktaya geldi. Ama ben hissediyorum ki bu şerlerin altıda da sayısız hayırlar çıkacak.

Mesela cemaat medyasının, hoca efendiyi savunmak için bile olsa, bir yığın mübarek alim ulemayı ekranlarına çıkartıp konuşturması o hayırların mukaddemesidir inşallah. Kendilerinden başka da “ehli necat” olabileceğini öğrenmeleri az bir şey mi? Tıpkı iktidarın, hala halka muhtaç olduğunu bir kere daha anlamış olması gibi…

“Hak şerleri hayreyler/ Zannetme ki gayr eyler/ Arif onu seyreyler/ Mevla Görelim Neyler/ Neylerse güzel eyler! ” (İbrahim Hakkı Hazretleri)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir