Hakan Fidan Hangi Savaşın İşaret Fişeği

Peres’in, İran’a karşı bıçakların bileylendiği bir anda, barış çubuğu uzatması çok tuhaf. Ama ondan daha tuhafı, Hakan Fidan’ın, savcı tarafından ifadeye çağrılmasıdır.

Silahsız Bir darbe Girişimi mi?

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada yine tuhaf şeyler dönmeye başladı…

Şimon Peres’in, Batının, İran’ a karşı bıçaklarını bileylemeye başladığı bir anda, barış çubuğu uzatması çok tuhaf.

Ama ondan daha tuhafı, görevden alınması için İsrail’in çeşitli operasyonlar yürüttüğü MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın, savcı tarafından ifadeye çağrılmasıdır.

Bir genelkurmay başkanı pekâlâ çağrılabilir ifadeye bizim gibi ülkelerde. Çünkü darbe girişimleri hep ordu mensuplarının gündemdedir. Dolayısıyla kuvvetli bir siyasî ekip, pekâlâ kendisine karşı darbe girişimine kalkışan bir askeri rütbesi ne olursa olsun ifadeye çağırabilir. Ama ifade vermeye çağrılan, bir MİT müsteşarı ise bu durum ‘tuhaf’ kaçar.

MİT müsteşarı, vazifeleri kanunla düzenlenmiş ve sorgulanmaya açık olmayan bir pozisyonda. Hele görevde iken! Eğer MİT müsteşarı alınıp sorgulanıyorsa gerekçe sadece açık bir ihanet olabilir. MİT müsteşarını bir savcı, hangi hakla ve hangi kanun verdiği yetki ile ifade vermeye çalışır bilmiyorum ama mutlaka savcının dayandığı bir istinat noktası vardır. Darbe yapan generallerin istinat noktası yok muydu?

1960’tan sonra yapılan tüm Anayasalarda askerlere, müdahale etme hakkı verilmiştir. Onlar da canlarının istediği zamanda, o hakkı kullanmışlardır. Dolayısıyla savcı da böyle bir gerekçe bulmuş olabilir. Ne olursa olsun bir MİT müsteşarının vazife başında iken devletçe yürütülen bir operasyon münasebetiyle ifadeye çağrılması en az darbe kadar önemlidir!

***

MİT müsteşarının KCK soruşturması çerçevesinde ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrılması, açık bir ‘ihanet’ işmamıdır!  Düşünebiliyor musunuz, devlet içinde devlet olma faaliyetini icra eden KCK’yı soruşturan bir savcı, KCK ile mücadeleyi sürdüren ve devletin bütün sırlarına vâkıf bir kurumun başındaki insanı ‘şüpheli’ sıfatı ile ifadeye çağırıyor! Ne dehşet!

Devlet çökmüş de biz mi farkında değiliz! Değilse ne? Bu kimin ve neyin kavgası? O savcıya o yetkiyi ve cesareti veren ne?  Yoksa Türkiye dışarıda ve içerde bir hesaplaşmaya mı çekiliyor?

Acaba Amerika ve İsrail, Uludere olayında suçüstü yakalanmanın intikamını mı alıyorlar. Hatırlayın ABD Elçisi, hemen açıklama yaparak kendilerinin bir dahli olmadığını duyurmuşlardı.

Kimse onları böyle suçlamamışken bu açıklamanın yapılması tuhaf değil mi? Fakat herkes biliyor ki orada yanlış ve maksatlı bir istihbarat var.

Öte yandan, Türkiye’yi Suriye karşısında yalnız bırakıp tek başına bu problemle uğraşmaya mecbur etmek gibi bir plan da seziyorum. Böyle bir durum, özellikle Şii dünyanın Türkiye’ye karşı hınçlanmasına yol açar. İsrail’in tam da bu sırada İran’a parlamento üzerinden barış mesajları göndermesi ilginç değil mi?  Demek ki İsrail, Hakan Fidan’ın Türk MİT’inin başında bulunmasını, İran’ın, elinde nükleer silah bulundurmasından daha tehlikeli buluyor! Neden?

Zira Hakan Fidan MİT müsteşarı olduktan sonra MOSSAD, Türkiye içinde her istediği yere elini uzatamaz oldu. Oysa eskiden, istedikleri zaman TC’nin donunu bile kontrol etme yetkileri vardı!

Bu coğrafyada İsrail için en stratejik bilgi, Türkiye’nin niyetini bilmektir. Bu, İsrail için ölüm kalım meselesidir. Bu da ancak MİT’i kontrol edebilmekle mümkündür. Bu noktada artık sıkıntıları var!

O açıdan ben, Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasını uluslararası bir planın parçası görüyorum. ‘Olmaz böyle bir şey!’ diyemezsiniz. Bu ülke, sayısız ‘tasarlanmış’ lider, bindirilmiş iktidar görmedi mi? “( Demirel, tepeden inme bir demokrat(!)tı. Keza Özal! O da planlanmış bir proje idi. 28 Şubat’tan sonra kurulan hükümet tam bir dış güç operasyonu idi! (Elbette o insanların icraatı, milletin de faydasına olacak çok neticeler verdi. Ama neticede tamamen ve yalnızca millet iradesi değillerdi. Başka bir iradenin talebi, milletin arzusu olarak tezahür ettirildi.) Bu konuyu fazla açmayacağım. Sadece size şunu söyleyeyim, 60 darbesi dâhil tüm darbeler ve ondan sonra gelen hemen hemen tüm hükümetler, ‘tasarlanmış tesadüfilik’lerdir.  Sayın Erdoğan’ın şiir okudu diye mahkûm edilmesini siz anlayabildiniz mi? Sonra ‘muhtar bile olamaz’ denilen bir insanın gümbür gümbür gelip siyasetin göbeğine oturmasını anlayamadığımız gibi. Kimse sorgulamadı o yasak hangi irade tarafından kondu ve kaldırıldı!

***

Şimdi, yine tuhaf bir olayla karşı karşıyayız. Milletin omuzları üzerinden uzanan bir el, sanki millet iradesi imiş gibi icraat yapıyor. Ne zaman ki bir lider gerçeği kavrar ve milletinden yana tavır koymaya başlar, hemen bir illizyonla o insan gözden düşürülür ve yerine başka birisi getirilmek istenir!

İşte bu açıdan Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması bir turnusol kâğıdıdır. Çünkü o, Başbakanın müsaadesi olmadan ifadeye çağrılamaz. Eğer Başbakanımızın müsaadesi varsa, başka türlü, yoksa başka türlü bakmak gerekecek olaya. Eğer müsaadesi olmuşsa, iç güçlerin yeni bir çatışması ile karşı karşıyayız demektir. Değilse, dış irade, iktidarı kendi taleplerini kabule zorlamak istiyor. Bunu da eskiden de olduğu gibi yargı üzerinden yapıyor!.

Savcı, Hakan Fidan’ı, terör örgütü liderleri ile konuştuğu için mi sorgulayacak, devlet içinde devlet uygulaması olan KCK’ya karşı operasyon yürüttüğü için mi? Bunu tam bilemiyoruz.

Bir başka rivayete göre de Uludere olayında MİT’in de haberi olmasına rağmen inisiyatifsiz kalmaları sorulacakmış! Böyle bir durum varsa bu demektir ki Türkiye Devleti çürümüş! Henüz yıkılmıyorsa güçler, pay dağılımında analaşamadıkları içindir. Hatırlayın, Ayastefanos Anlaşması’nda Rusya’nın tek başına malı götürdüğünü fark eden İngiltere anlaşmaya karşı çıkmış ve Osmanlı’yı 1877’de yıkılmaktan kurtardı. Sonra, parsadan aslan payını, kendisinin alabileceği ortam oluşunca Birinci Cihan Savaşı’nı çıkardılar ve Osmanlı’yı yıktılar.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın “Efendim bu ülkede Genelkurmay Başkanları yargılanıyorsa…” söylemi, bir bilgisizlik ve habersizlik alametidir. Makul bir söylem de değildir. Neymiş efendim, genelkurmay başkanının sorgulandığı bir ülkede MİT müsteşarı sorgulanamaz mıymış? Emekli genelkurmay başkanı, darbeye teşebbüsten sorgulanıyor; MİT müsteşarını ne ile itham ediyorsunuz peki?  Darbe mi yapmış, ülkenin çıkarlarını birilerine mi satmış, ülkeyi yıkmaya çalışan KCK’lılarla işbirliği mi yapmış!

Bunlar açık edilmeli. Aksi takdirde, kısa bir süre sonra tüm mızraklar Başbakana döner!

***

Bir diğer ihtimal daha var ki ben de o ihtimali olası görüyorum ama bu ihtimali şimdilik seslendirmek bile fitne vesilesilesi olabilir…

Bilemiyorum, Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması bu savaşın işaret fişeği olabilir mi?

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir