Hiç Kimseye Yaranamadım!

Şu dünyada hiç kimseye yaranamadım. Yukarıya tükürdüğüm her seferinde bıyığım; aşağıya tükürdüğümde sakalım alındı. Rüzgâra karşı tükürsem bana yazık. Bilmiyorum ne yapayım.

“Tükürme o zaman!” diyeceksiniz amma olmuyor. O kadar çok şey var ki mide bulandıran!

Keşke göremeyebilsem! Veya demeyebilsem! Cenab-ı Hak, bir kemiksizin (dil) önüne 32 diş koymuş, ama biz anlamıyoruz. Hâlbuki Ahkamsız Hükümler kitabımda kendime hüküm koymuşum “sus!”  diye. Ama insan işte!.

Acaba ne yapsam, genel yayın yönetmenimiz İbrahim kardeşim, yazılarıma son verir? “Kusura bakma M. Ali abi, teknik sebeplerden dolayı yazılarını yayınlayamıyoruz artık”. Siz de rahat ederdiniz eminim! Zaten habire bana simit satmak limon satmak işleri öneriyorsunuz!

Efendim, “Hoca Efendi Niye gelsin”  diye bir yazı yazdım. Yine hem sakal ıslandı hem bıyık. Kimisi dedi ki “Sen Fethullah Güleni peygamber yapmışsın!”   Allah seni cehennemde cayır cayır yakacak!

Kimisi dedi ki “O mübarek zata ve masum/mutahhar cemaate nasıl böyle iftiralarda bulunursun!  Başına bir bela gelsin görürsün!

Kimisi ise doğrudan Cehennemi adres gösterdi! Yahu be kardeşim, bir yazıyı dört başı mamur okuyacak kimse yok mu bu memlekette. Yani Hz. Lut gibi “Eleyse fikum raculün raşîd” diye bağırasım geliyor!

 Ben “Hoca Efendi de bir ‘elçi’dir” demişim. Hemen hücum. O zat şu kadar insanı etrefına toplamış. Senin çevrende kaç kişi var? O yüzden kızıyor olmayasın! Beden sen dururken ona rağbet ediyorlar diye…

“Cemaat de parti gibi hareket ediyor, Hoca Efendinin gelmesini cemaat içinde istemeyenler de var diyorlar”  demişim yalan mı? Hanginiz imparatorluğunuzdan vazgeçersiniz?

“Hoca efendiye karşı duranların büyük ekseriyeti sistemden beslenenlerdir!” demişim yalan mı? Hoca Efendi elinizin altındaydı. Kaçırtmasaydınız adamcağızı? Çıkmadan atsaydınız hapse yahut assaydınız! Zaten zindana dönüştürmemiş miydiniz bu memleketi!

Siz, İslam memleketlerinde sistemin ve siyasilerin hışmına uğramış mağdurların sığınabilirciği bir şehir, bir yurt bıraktınız mı ki Hoca Efendi ve gibiler oraya gitsindi!

Bu memleketten kaçan herkes Batıya sığınıyor. Amerika o sığınılanların en güçlüsü. Siz de insanlarınızı kaçırtmayın, zulmünüzle kardeşim. Şimdi Hoca Efendiye köpüren Kadir Mısıroğlu ağabeyimiz az mı dalandı o beldelerde. Boşuna mı İngiltere İngiltere diyor?

Erbakan neden İsviçre’ye kaçtı da Arabistan’a gitmedi. Vallahi kral onu baş tacı ederdi.

Humeyni -rahmetullahi aleyh- Türkiye’ye sığınmıştı Şah’ın zulmünden. Ne kadar tutabildiniz? Kaçıp Fıransa’ya sığınmak zorunda kaldı. Öyle değil mi? Efendim Bediuzzaman bütün zulümlere dayanmış da kaçmamış. 1400 senede üç tane Bediuzzaman gelmiş, onunla ne kıyaslıyorsun? Zulümden Rasululah bile yer değiştirmiş. Kıbrisi Hazretleri uzun süre İngiltere’de yaşadı. Neden?

1980 sonrasında Türkiye’yi terk etmek zorunda bırakılan ülkücüler ve solcular neden Avrupa’yı mesken tuttular da İran’a, Suriye’ye, Mısır’a gitmediler?

İran sığınılabilir bir yerdi de biz mi gitmedik? Arabistan korunaklı ve yaşanabilir bir yerdi de Hoca Efendi mi gitmedi? Siz ülkeyi yaşanmaz kılmasaydınız Hoca Efendinin aklından zoru mu vardı ki gitsin!

Yazık bize ki ne biz ne şehirlerimiz güvenilebilirdir! Siz birbirinize güven vermiyorsunuz ki, diğer ümmetlerin mağdurları sığınmak için sizi ve şehirlerinizi seçsinler! Ama bak elin gavurur Müslüman için bile sığınıak olabiliyor!

Yırtınıp duruyorum ‘İslam ittihadı şarttır’ diye. ‘Şia’yı işin içine katmadan ittihad olmaz’, diyorum. ‘Geçmiş dönemin şablonlarını koruyarak birlik sağlayamayız’  diyorum. Yalan mı?

İşte yeniden fitne ateşini getirip kapınızın önüne bıraktılar. İran, Irak Suriye kaynıyor. Aynı ateşin bugün yarın sana sıçratılmayacağını garanti edebilir misin? İşte Suriye! Bir yandan Şiiller üflüyor, bir yandan Sünniler! Yine kan ve gözyaşı bulutları yaklaşıyor. Rabbim bize acır mı bilemiyorum?

Bu tefrika oldukça, söz bu kadar maksatlı bozuldukça, herkes her şeyi ancak kendisinin anladığı kadarıyla bilip yargıladıkça, edep, izan fıkdanı var oldukça birlik beraberliğe ne hakkımız olabilir ki!

Cenab-ı Allah’ın Hz. Peygamber efendimizin ‘ümmetim birlik içinde olsun’ duasına boşuna mı “Hayır!” dedi… Cehalet ağanın, inat efendinin, garaz beyin, intikam paşanın, taklit hazretlerinin ve mösyö gevezenin bu kadar, müridi ve taraftarı varken, ittihat mı olurmuş? 72 fırka olmuşuz ve herkes kendisini merkez biliyor. Herkes uhuvetten/kardeşlikte söz ediyor ortada kardeşlik yok. İhlas desen, o artık bir marka…

Bediuzzaman hazretleri “Uhuvvet Risalesi” (kardeşlik risalesi) yazmış. Okuduk ezberledik ama onun aynı zamanda, İslam ümmetini oluşturan diğer halkaları da içine aldığı aklımıza gelmedi. Oysa Uhuvvet Risalesi, İran, Azerbaycan, Moğulistan. Uygur, Saraybosna, Sudan, Habeşistan, Yemen vs gibi tüm devletleri ve tüm İslami kavimleri dairesine alıyor. Sen Şiiyi, Nuseyriyi, Bektaşiyi, Alevi’yi o daire içine almanın bir yolunu bulamadıkça, birileri eski yaraları kaşıyarak bizi her daim birbirimize düşürebilir…

Keza İhlas Risalesi yazmış mübarek üstad. Biz onu da hizmette yol ve yöntem bilmişiz. Elbette onu da ihtiva ediyor ama eğer ihlas risalesi çerçevesinde bir nurcu, ehli tarik müslümanı, Süleymancısını, ışıkçısını, cübbelisini, cüppesizini vücudun bir uzvu gibi görmezse, o kitabın hakkını vermiş olmaz. Aynı şey her bir cemaat için geçerlidir. Elbette farklı renkler, yaklaşımlar, duruşlar olacaktır. Bu bir zenginliktir. Evet her bir taife diğerini ihlas ve uhuvvet çerçevesinde bağrına basmadıkça huzur bize haramdır. Herkes kendisini merkeze oturtup diğer herkesi ‘batıl’ sandalyesine oturtuyor!

Beyler “Ben Fetullahçı değilim”. Tabii ki ona hürmetim var. Cemaatine de sempatim var. Bu kadar hizmeti sen yap senin yolunun da türabı olayım!

Keza ben sizin bildiğiniz ‘Nurcu’ da değilim. Fakat Bediuzzaman’ın ifadesiyle ‘Nur’un talebisi’ olmayı iftihar vesilesi sayarım. Çünkü Risale-i Nur, Kur’an-ı Kerim’in bu asırdaki hakiki ve şifalı bir tefsiridir, hikmetin rahmani bir soluğudur.

Bu böyledir diye herkesin Risale-i nur’u sevmesini, beğenmesini beklemek en azından hikmetten yoksunluktur. Bir insan kendisini Kuran şemsiyesi altında biliyor ve -kendince de olsa- kendisini İslam ile ilintilendiriyorsa haddim değildir ki onu İslam’ın haricine atayım. Ama aklıma yatmayan haraketleri kınamak hakkımdır/ hakkınızdır. Nitekim siz de benim size uygun gelmeyen fikirlerimi yerden yere vurma özgürlüğüne sahipsiniz… Ama kimse kimseyi dinin haricine atamaz. Herkes Ferisî olmuş, asacak Mesih arıyor!

Cenneti cehennemi ipoteklerine almışlar. Onların tasdikini almadan oraya bile giremezsiniz. Ben girmeyeceğim sizin bağnazlıklarla cehenneme dönüştürdüğünüz cennetinize kardeşim, merak etmeyin! Cennetiniz size rahat rahat yeter! Zeten bir tek sen ve senin gibi düşünenler gidecek!

Senin iznin olmadan Cenab-ı Hak cennetine hiç birilerini alabilir mi? Hele Hıristiyan ve Yahudi olacak. Zinhar.

Peki, kardeş Hıristiyan’ın ve Yahudi’nin de iyisi olamaz mı? Allah buyurmuyor mu ki, ‘Siz İslam’a karşı en şefkatli olarak Hıristiyanları bulacaksınız” diye. Onları ne yapacağız. İyi ve şefkatli Hıristiyan bir tek  Necaşi -Allah rahmet eylesin- mi?

O ayetin hakikati ne sizce? Ne zaman göreceğiz o şefkati? Neden şimdi olmasın! Ben demiyorum ki “Hırıstiyanlar ehli necattır”. “onların da iyilerinin hakkı zayi olmayacaktır” diyorum. Bunun böyle olduğunun sayısız delilleri var Kur’an’da. Sen kim oluyorsun? En fazla benim kadar hakkın olabilir ahkamda!

 “Hıristiyanlar İslam’a tabi olacaklar” desem, gururdan mest olursun, sanki gelip senin şeyhinin hizmetine girecekler!

Ama desem ki “Hıristiyan ruhanileri arasında bir din-i hak zuhur edecek, Hıristiyanlar tasaffi edip İslamiyet ile omuz omuza gelecek!” hemen feryadı basarsın; “Vay sen İslamı inkar mı ediyorsun?” diye.  Bekliyorsun ki, Hıristiyanlar gelip senin mürşidinin önünde diz çökecekler “Aman efendim himmet!” diyecekler öyle mi? Çok beklersin.Yahudilerin en dindarı ve en kitabi olan kesimi Ferisî ve Yazıcılar da öyle yaptılar. İki bin yıldır bekledikleri Hz. İsa gelince onu deccal diye astırmak istediler!

***

Bir kısım da var ki hoca efendiyi ve AK Partiyi bir Amerikan projesi zannediyor. Hatta kimilerine bakılırsa Hoca Efendi Vatikan tarafından hususi yetiştirilmiş!

Kim bunlar?

Düne kadar, kendileri Amerika’nın kucağında oturmuş olanlar! Şimdi Amerika onları artık öpmüyor diye, cemaati ve akp’yi Amerikancılıkla suçluyorlar.

Amerika elbette çıkarını düşünen dev bir ülkedir. Gücünüz yetiyorsa karşı çıkın. Yetmiyorsa iyi geçineceksiniz kardeşim!

Hadi öyle yürekliydiniz, mani olsaydınız Irak’a, Afganistan’a girmesine. Sadece sonu hiç düşünülmemiş basiretsiz çıkışlarla mazlum insanlarınızı ateşe atıyorsunuz. İslam’ın izzeti ahmaklara kalınca başımız dertten kurtulmuyor!

Şimdi, doğudan ve batıdan insanlar Suriye’ye doluşuyorlar. Hepsi de cihad(!) için geliyor. Kimisi Sünni Yezidlere ders vermek için koşuşturuyor, kimisi sapık Şiilere ders vermeye koşturuyor. Sonra eminim Amerika şeytanı gelir iki kardeşin arasını bulur(!) Bağında, bahçesinde, çitinde ne varsa alır gider!

“Efendim Amerika bizi birbirimize düşürüyor”.

O zaman siz Müslümanlar olarak gelmeyin bu oyuna! Büyük devletler tarih boyunca etrafındaki ahmak toplumları böyle sömürmüşler. Sömürtmeyin kendinizi. Tarih önünüzde, büyük devletler bunu hep yapmışlar. Bir zamanlar kadim Mısır dönemin Amerikası idi. İnceleyin Hitit- Mısır ilişkilerini ve aradaki küçük devletleri. Benzer durumların yaşandığını göreceksiniz. Bu durum Roma için de Sasaniler için de Osmanlılar için de böyleydi. Bir zamanlar, batılı ülkelerin en büyükleri bile Osmanlı elçilerine yağcılık yaparak memleketlerinde mevki sahibi olurlardı. Hatta İstanbul’u görmüş olmak bile bir itibardı batılılar için!

Dünün cihan imparatorluğu İngiltere şimdi Amerika’hıh kanatları altında. Akilli adamlar güçleninceye kadar da öyle devam ederler eminim. İşte İsrailoğulları, dünyanın tüm büyük güçlerini kendilerine hizmet ettiriyorlar. Çin hala arkasına Rus ayısını almadan köşeden burnunu gösteremiyor Amarika’ya. “Türkiye niye kabadayılık yapsın ki kardeşim!” deseniz  “Vay Amarikancı!” diyorlar.

Bakın genelkurmay başkanımız, “Amerika izin versin Kandil’e girelim” demiş. Hiç yakışıyor mu bağımsız bir ülke komutanının böyle demesi! Ama adam biliyor işin hakikatini. O da biliyor PKK’nın araksında bir Amerika var. Ama işte bu işler böyle bir şey!

 Amerika’ya desiniz ki, “PKK’nın arkasında sen varsın!”, o da dese ki “He, ben varım!” ne yaparsınız… bir iki Cuma çıkışı üç beş Amerikan bayrağı yakarsın o kadar! Ona karşı çıkacak silahın var mı? Ha tabii ki yiğit adam canından da vaz geçer izzeti ve toprağı için.

Ama hiç yere değil. Sen Müslümansın ölümün bile işe yaramalı. Onun canavarlığının artmasına sebep olmamalı! Onu sevme. Ama düşmanlığını da üstüne çekme! Nz. Peygamber Ömer gelinceye kadar hep saklı saklıgizli gizli tebliğde bulundu. O senden daha mı korkaktı haşa!

Baş edemeyeceğini bile bile düşmanı üstüne çekmek akıl karı değil! Bu, İsrail için bile geçerli. Minnacık bir ülke! Ama bütün dev cüsselileri kendi hizmetine sokmuş. Sen İsrail ile bozuşursan sadece küçük bir ülke ile bozuşmuyorsun. Dünyaya savaş açmış oluyorsun. Bir Türk dünyaya bedeldir diyeceksi ama kazın ayağı öyle değil! Şu badireler durup dururken mi başına geliyor sanıyorsun?

***

Bir kısım da var, Artık Amerika nezdinde kredileri kalmadığı için gayzlarından köpürüyor. Amerika niye beni değil de AKP’yi ve cemaati öpüyor diye! Çünkü düne kadar, istedikleri zaman, o ilişkiye güvenip Türkiye’deki Müslümanları tartaklıyorlardı. Şimdi yapamıyorlar. İslamcılar da işi kaptı. Gidip kendileri o hizmeti veriyorlar Amerika’ya, kendilerini dövdürmüyorlar artık. Buna bozuluyorlar işte! Kendileri yaparken bunun adı çağdaşlaşma idi!

Ne ise uzun hikâye… Ben güya “Kuduz Hayvana Merhamet Etmek, Caiz midir” diye bir yazı yazacaktım.

Hakikaten, kuduz olduğu sabit olmuş bir hayvana ne yapılırsa caiz olur? Öldürmek mi, merhamet edip salıvermek mi? Bana biraz akıl verin! Onu yazacağım çünkü!

“Bi hâmime aynin sümme sînin va kafiha. Himayetüne minhe’l-cibalu tezelzelet!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir