Hürrem’in Sultan Sülüman’ı – Görüntü ve Algı

Haber7.com bilmiyorum AK Parti yayın organı mıdır?

Ben bağımsız bir yayın organı biliyorum ama galiba bu algı okuyucularda bulunmuyor! Okuyucu burada yazılan her yazıyı AK Parti’ye övgü, her yazanı da AK Parti’den nemalanan bir mahlûk sanıyor.

Mustafa İslamoğlu hocanın pek beğendiğim bir sözü vardır; “su-i zan, gizli bir itiraftır” diye. Yani bir insan, aslını bilmeden birine bir şey isnat ediyorsa, demek istiyor ki “ben onun yerinde olsaydım öyle yapardım!”

Sıklıkla vurguladığım bir hususu burada tekrarlamaya bir kez daha ihtiyaç duydum: Benim ne parti ile bir bağım, ne de bir menfaatim var elhamdülillah. 56 yıllık hayatımın en verimsiz, geliri en düşük dönemini yaşıyorum. Ve hiçbir partiye veya partiliye de minnetim olmamıştır. Çünkü ayağımı yorganıma göre uzatmaya alışmışım ve yorganımın uzunluğu da bana yetiyor.

Acaba zerre kadar aklı olanlar, görmezler mi ki, bu sitede AK Parti’ye karşı yine de en ciddi ikazları ben başta olmak üzere bu sitenin yazarları yapıyor… Birtakım saftirozlar, güya beni karalamak için   ‘yalakalıkla’ suçlamışlar. Eğer maksatlı değillerse… Ben onları anlıyorum. Onlar diyorlar ki biz senin durumunda olsaydık, öyle yapardık.

Hakikaten kızmıyorum sadece acıyorum. Çünkü zavallı durumdadırlar. O kadar zavallı ki, gözlerindeki körlüğü âlemin karanlığı ile tevil ediyorlar. O yüzden de sizin ne olduğunuz onlar için çok önemli değil. Çünkü akılları var akıl değil, gözleri var görür değil.

Siz kulağı olan, gözü olan, kalp taşıyan her mahlûku aklı başında, muhatap bir insan mı zannediyorsunuz?

Hayır. Beyni de algısı da üç beş yaşında kalmıştır.

Malum her insanın içinde derin bir devlet var. O devletin yasaları var. O yasalar, 0 ila 5 yaş arasında konuyor. Eğer insan sürekli ve her daim o yasalarını güncellemezse asla gelişmez, büyümüz. Hep orda kalır.

İşte çoğu insanın algısı orada kalmıştır. Kişinin yetmiş yaşına gelmiş olması, hatta bir yığın bilgi toplamış olması da durumu değiştirmez. O insan, allame de olsa, algısı çocukçadır. Başına milyon gigabyte’lık bilgi de yüklemiş olsa, Kur’an’ın ifadesi ile “kitap yüklenmiş hamir”olmaktan kurtulamıyor.

Kuran’ın sayısız ayeti vardır, insanın bir göz, kulak ve kalp taşıyor olmasının bir mana ifade etmediğini anlatan. O kadar dar görüşlü ve o kadar cahildirler ki, kendi vaziyetlerini bile idrakten acizdirler. Ama büyük caka satarlar. Çünkü cehalet ve körlük onlarda muazzam bir kibir ve her şeyden haberdarmış gibi bir yanılgı var ediyor. O yüzden de kendilerini hep doğru yerde zannederler. Oysa ahmaklığın, körlüğün, basiretsizliğin ve ferasetsizliğin en dip noktasındadırlar.

Bu öyle bir kibir ki, şöyle dedirtir sahibine “Şu hal (İslam veya Kur’an) hayır olsaydı siz bizi geçebilir miydiniz hiç?”

Bu insanlar, bir kere insanın beden ölçüsünü alıp, hep o kalıba göre elbise diken terziye benzerler. Akılları almaz ki bu insan büyümüştür, genişlemiştir, kolları uzamış, vücudu sarkmıştır. Aklarlına bile gelmez. Çünkü onlar hep aynı yerde kalmışlardır. İnsanın değişmesini fikrini geliştirmesini bile anlamazlar; onu da döneklik zannederler. Küfrün ve nankörlüğün en bariz vasfıdır bu. Bir kere ölçer ve sonra hep o yargı ile hüküm verir.

Bu tipler marazlıdırlar. Hiçbir zaman değişmezler. Çünkü gözleri var görmezler, akılları var kıyaslamazlar, kulakları var duymazlar ve kalpleri var anlamazlar. Siz de bakar ve sanırsınız ki karşınızdaki insandır. Belhum adall!

Hür Adam ve Hürrem’in Sülümanı!

Söz buraya gelmişken; daha doğrusu insanların, hadiseleri ve eşyayı çook önceden şekillenmiş kurallar ve yasalar çerçevesinde algıladıkları gerçeğine söz gelmişken, konuyu Hür Adam ve Muhteşem Yüzyıl’a getirmek isterim.

Bilirsiniz, insan ilk doğduğunda, ne dini vardır ne milliyeti. Ne korkusu vardır ne cesareti. Ne hayrı bilir ne şerri. Bütün bunları eğitim süreci dediğimiz, ana rahmine düştüğü andan başlayıp taaa 4 – 5 yaşına kadar devam eden süreçte yaptığı kayıtlarla oluşturur. (Kendini bilen, ruhu olgunlaşmaya yatkın olanlar her fırsatta bu kuralları ve yasaları güncellerler. Kendini tam ve kâmil olarak gelmiş sananlar ise hep öyle kalırlar)

Evet, insan ilk doğduğunda, üzerinde sadece bios hafızası bulunan bir bilgisayara benzer, boştur ve bir işletim sistemi bile yoktur. Hepsini siz –anne, baba çevre-yüklersiniz ve sonunda o bilgisayarın bir işletim sistemi olur ve işinize yarar hale gelir.

Bu makineye Windows veya Vista veya herhangi bir program yüklemezseniz, ne ‘evet’i bilir ne ‘hayır’ı. Ne de ondan beklediğiniz işlemleri yapar. Siz klavyede ‘A’ tuşuna bastığınızda ekrana ‘A’ görünmesi için, hem klavyenin tanıtılmış olması lazım hem de o operasyonu öyle algılayacak aradili (Windowws vs) yüklemiş, tanıtmış olmanız lazım.

Tanıtmamışsanız, sittin sefer “a” tuşuna bassanız ekrana bir şey gelmez. Klavye değişikse mesela sizin klavyeniz “F”  klavyedir ama bilgisayara “Q” klavyeyi tanıtmışsanız, siz klavyeden ne kadar F’e basarsanız basın ekrana hep Q yazılacaktır. Çıldırırsınız karşısında ama değişmez. İnsanların büyük bir kısmı böyle bir tuhaflık içindeler. Yüzde doksanının ise ‘.dll’ leri bozulmuş (yani programları bozulmuş) ama farkında değiller.  Kendilerini sağlıklı zannediyorlar.

İşte bugün insanlarımızın büyük bir kısmı, içindeki klavye ile dışarıdaki hayatı senkronize edememiş zavallı durumdalar. Sizin yazdıklarınızı anlamadıklarında ‘Sentaks error’(yanlış yazdın)derler, ‘ben anlamıyorum’ demezler. Siz kendinizi yırtsanız da sizin yazdığınız ‘F’yi o tipler ‘Q’ gib algılamaya devam ederler.  Dolayısıyla, görev yine işin farkında olanlara düşüyor. Mademki adam, klavyesini değiştirmiyor, siz onun anlayacağı bir klavye kullanın diyeceğim.

Malum, şu Muhteşem Yüzyıl dizisi etrafında kıyamet kopuyor. Bana sayısız mailler geldi ki protesto edelim diye. Oysa o mailler başlatanlar, o protestoları tertip edenler, bizzat o filmi çekenlerdir veya onların dürtükledikleridirler.

Neymiş efendim, “Kanuni bu değilmiş”.

– Peki, doğrusu ne?

– Efendim kitapta yazıyor.

Kardeş, kitapta yazan kitapta kalır, ama artık isteseniz de istemeseniz de, Hürrem dendiğinde o çaçarun edepsiz kız akla gelecek ve Kanuni dendiğinde de yarı saçı kel, hani şu ekranlarda farklı farklı rollerde benzer bir imajla izlediğiniz çapkın bir zat akla gelecek. Çünkü toplumsal hafızada görsel bir Kanuni figürü yoktu ki, bu karakterin sergilediği Kanuni resmine yanlıştır diyebilsin.

Ama artık var. Sayısız güzel kadının bulunduğu bir haremin –hâşâ- aygırıdır Kanuni! Artık algı budur. Kanuni’nin mahrem kaldığında kadınlarıyla nasıl konuştuğunu kim bilebilir ki. Ama artık sayelerinde biliyoruz!

Yanlış – doğru, artık Kanuni ile bu yeşil gözlü zat ve o fettan kız ile Hürrem zihnimizde aynı yere kaydoldular. Ne zaman Kanuni dense, Halit Ergenç akla gelecek. Bu algı ne zamana kadar devam eder peki?

Bu insanlara en az onun kadar çarpıcı, güçlü ve albenisi yüksek, düzgün Kanuni imajı giydirilmiş bir başka görsel karakter oluşturulana kadar. Kim bilir belki de Batıda aynı tarihi karakterin onlarca yüzünü görmemizin sebebi, uygun olmayan bir imajın bir tarihi şahsiyete yapışıp kalmasını engellemek içindir…

Yani kısaca ya itiraz edenler çıkıp bu diziden daha iyi bir Kanuni filmi yapacaklar, ya da bu nesil artık Kanuni’ye öyle hayal edecek.  Böyle hayal etmenin sakıncası ne?

Onu bir süre sonra görürsünüz. Kutsalları tezyif edilmiş, iyileri değer yitirmiş, hakkı batıl olmuş bir toplumun yaşama şansı yoktur. Zaten yapılmak istenen de bu.

Karşı mücadele ancak, zihne çizilen bu resmin üzerine yeni ve daha güçlü bir fotoğraf koymakla olur.

Kimse klavyesini değiştirmeye yanaşmadığına göre artık herkes Kanuni’yi uçkuruna düşkün biri sanacak. Kimse onun, nasıl olup da 46 yıl Osmanlı sarayını ve ülkesini idare ettiğini düşünmeyecek bile! Kimse onun 3 yıl boyunca haremine uğramadan cephede oluşunu tahayyül edemeyecek!

Görüntünün nesnel bir değeri yoktur.  Eşyanın hakikati sabit de olsa, ben onu ancak görmek istediğim gibi görürüm. Neyi nasıl göreceğime de zihnime yapılmış ön kayıtlar karar verir.

Aynı şey Hür Adam için geçerlidir. Tabii ki bu bir kınama değildir Tanrısever’e. O hakikaten elinden geleni yaptı ve güzel bir çığır açtı. Birileri de çıkıp ondan daha iyisini yapsın diye, yapacaklar için bir cesaret olsun diye elini ilk o taşın altına koydu. Şayet bundan sonra kimse çıkmazsa, Said Nursi de birçok insanın hafızasında filmdeki gibi donar kalır. Bu işler böyledir maalesef. Bir şeyin zatında iyi olması çok şey değiştirmiyor. Ne kadar iyi veya kutsal olursa olsun, onun sizdeki algısı doğru değilse, o nesnenin veya o fenomenin yapabileceği bir şey yoktur.

Hepsi bu kadar! Ya çıkıp daha çarpıcı ama aslına uygun bir Kanuni dizisi yaparsınız –Hür adam için de bu geçerlidir- ya da…

Ya da ucuz mal, kıymetli malı pazardan kovar!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir