İkinci Gezi Kalkışması (mı?)

Belli ki ABD, bu hükümetten (özel olarak da Tayyip Erdoğan’dan) kurtulmak için çare aramaya devam ediyor.

Türkiye’de, Kobani etrafında koparılan fırtına bunun açık göstergesi oldu.

Bakın hadiselere! Gezi olayından farksız. Orada da eften püften bir ağaç meselesi yüzünden yüzbinler harekete geçirilmişti. Güya çevreye karşı duyarlılık istiyorlardı ama kendileri çevreyi katletmede hiçbir beis görmüyorlardı…

IŞİD’i kuranlar, kurduranlar, Kuzey Irak Kürt bölgesini inşa edenlerle aynı…

Bunu, “Kobani düşüyor” diye kalkışan Kürtler bilmiyor mu? Onları sevk ve idare edenler bilmiyor mu? PKK bilmiyor mu, HDP bilmiyor mu? Ellerindeki silahların Amerikan malı olduğunu görmüyorlar mı?

Türkiye mi Kobani’yi işgal etmiş ki bu çocuklar kalkışıp, şehirleri yakıyorlar! Yazık, şu hale bakın. ABD’nin ne kadar da taşeronu varmış Allah’ım!

Gerçi ABD’nin kendisi de o topraklara sahip olmayı arzulayan İsrail adına bir taşerondur.  Asalı efendi İsrail’dir. İsrail o toprakları istiyor. Geçen asırda da İngilizlere taşeronluk yaptırmışlardı… Şimdi onlar sütre gerisinde duruyor.

Benim yandığım, ecnebilerin bu ülkede her istedikleri vakat istedikleri kadar hain, ahmak, eylemci ve terörist bulabilmeleridir.

Eskiden Türkiye de ABD’nin taşeronu idi. Sistem tüm güçleriyle onların hizmetinde idi. İdarecilerimiz bizi ikna ediyorlardı ve ordumuza istedikleri hizmeti yaptırıyorlardı.

2000’li yıllardan itibaren bazı askerler, bu oyunu fark etti ve dizginlerini ABD’li ajanların ellerinden kurtarmak istediler. Türkiye’yi kendi coğrafyasının imkânları ve gerçekleri (Avrasya) içine çekmek istediler. Bazıları sesini de yükseltti Amerika’ya karşı.

Bunun üzerine Amerika, onları tedip etmeye karar verdi. En sevmedikleri, en çok mağdur ettikleri liderin önünü açtılar.

Mamafih bu iş, çoğumuzun hoşuna gitti. Zira uzun süre bu ülkenin derin devleti ve ordusu “laikliği koruyoruz” adı altında Zındıka hesabına hizmet ettirilmişti. Batı tarafından jandarma olarak ihdas edilmiş keyfî, küfrî ve cibrî (zorba) rejimin devamını sağlamak için halkın çıkardığı tüm alternatifleri bertaraf eden o insanların cezalandırılması bize keyif verdi…  Ama esasında operasyonu yapan biz değildik. Belgeleri başkaları getirip önümüze koyuyordu. Çünkü Amerika kendi açısından pirincin içindeki beyaz taşları temizlemek istiyordu. Sonunda, ordunun içindeki Avrasyacılar temizlendi.

Artık eski taşerona ihtiyacı kalmamıştı. Zira gönüllü hizmet etme esasına dayalı iki taşeron bulmuştu…

1 Mart Tezkeresinin reddine kadar bu böyle devam etti. O tezkere ret edilince, ABD, yeni taşeronlarından şüphe duymaya başladı. Hükümetin eskisi kadar ABD’nin taleplerine sıcak bakmadığını anlayınca birlikte hareket eden taşeronlarını birbirine düşürdü. Gezi olayları vs. patlak verdi.

Ve ondan sonra da her fırsat geziye dönüştürüldü ki, bu hükümetten kurtulsun.

***

Ancak Amerika da İngiltere de farkında ki artık bölgeyi kendileri gelmeden idare edemeyecekler. Kendileri geldiğinde de bu onlara pahalıya patlıyor. İran’a karşı Irak’ı taşeron devlet olarak kullandılar geçmişte. Allah Irak’ı helak etti. Mısır’ı kullandılar, onlar da şu anda zebun. Arabistan’ı sahaya süremiyorlar, çünkü bir tutamlık canı var, öyle bir hizmetkârı harcamak istemiyorlar. Türkiye’yi de kullanamıyorlar eskisi gibi. Ne yapacaklar? Taşeron örgüt kurmaya başladılar.

Ben bu yolda sayısız yazı yazdım, birçok yazıda işaret ettim ki, İslam dünyasında uzun soluklu acılar ve tefrikalar yaratacak bir çalışma var. Doğrusu Ben Şiiler arasından Hasan Sabah-vari bir örgüt çıkaracaklar diye bekliyordum. Hatta buna “PKK’dan daha tehlikeli bir örgüt geliyor” diye de işaret ettim. Ancak onlar tersten vurdular. Ben Şii bir örgüt kurmalarını beklerken onlar selefi ve güya Sünni–ama harici mantığını dayalı- bir örgüt ortaya çıkardılar. Örgütün kimin hizmetkârı olduğunu ellerindeki silahların menşei gösteriyor.

Güya Sünni bir örgüt ama bölgenin en sadık Sünni halkı olan Kürtleri vuruyorlar. Esasında örgütün ortaya çıkarılış dönemine birazcık dikkat etseler, hiçbir Kürt bu eylemlere kalkışmaz. Çünkü bu örgüt, Türkiye’nin tüm kırmızı çizgilerini ayaklarının altına alıp, Kürt Bölgesi ile samimi dostluklar kurmasından sonra başladı. -Tıpkı Suriye ile Türkiye arasında nerede ise sınırların kaldırılmasının gündeme geldiği bir dönemde Suriye ile aramızı açtıkları gibi- Barzani ile –hukuken ve şeran Abdülhamid’e ait olan- Kerkük petrollerinin, Türkiye üzerinden batıya pazarlanması anlaşması yapılır yapılmaz IŞİD sahaya sürüldü.

Çünkü böyle bir anlaşmayı Batı istemiyordu. IŞİD sahaya sürüldü. Bunu Kürtlerin görmesi lazım! Ama yazık ki Kürtleri idare edenlerin ipleri de değişik ellerde… Bir tek taşeron değil. PKK’nın ipi başkasında, HADEP’in başkasında. Ötekinin berikinin her birinin değişik efendileri var. Görmüyormuşsunuz ki hepsi ‘eş başkanlık’larla idare ediliyor! Başkan başkandır. Paralel Başkanlığa ne gerek var eğer idare eden gerçekten kendisi idare ediyorsa!

Aklı başındaki Kürt siyasetçilerin sessiz kalması da bundan olabilir mi?

Şimdi görülüyor ki Selahaddin Demirtaş da bir taşeron.  Eğer taşeron değilse, Kobani’nin başına gelenlerden Türkiye’yi mesul tutup şehirlerin ateşe verilmesine seyirci kalmazdı. Görmüyor mu IŞİD’in elindeki silahları! Hangi paralarla almışlar bu silahları ve hangi kongrenin onayı ile?

***

Yazık ki Türk milleti çepeçevre sarmalanmış. Eli kolu bağlanmış. İktidarıyla da cemaatiyle de sivil örgütleriyle de kardeş halkıyla da başı dertte. Herkes ona hıyanet etmekte yarışıyor adeta…

Ortadoğu’daki tüm stratejiler, Anadolu halkının ayağa kalkmaması üzerine kurulu… Çünkü bu halk ciddi manada ayağa kalksa, başta İsrail’in Arzı mevud projesi olmak üzere batının buradaki tüm oyunları bozulacak. Bir Selahaddin Eyyubi ortaya çıksın istemiyorlar. Bir Kılıç Arslan bu yeni Haçlılığın karşısına dikilsin istemiyorlar. O yüzden de sürekli içimizi bulandırıyorlar, karıştırıyorlar.

Tuzak üstüne tuzak kuruyorlar. Ama Allah’ın da bir hesabı var. Onu hiç hesaba katmıyorlar. Allah’ın değirmeni geç öğütür ama iyi öğütür.

Bendeniz bütün bu yaşananları gelmekte olan güzel günlerin ayak sesleri olarak işitiyorum. Çünkü tefessüh olmadan, kurulu düzenler  (kabuk) çürümedin yenisi ortaya çıkmaz. Çok fazla uzak olmayan bir zamanda Allah Batı’nın ve Amerika’nın içine de ateş düşürecek. Hem de düşürmeli.

İslam yurtlarını üç yüz yıldır ateşe veren şu mütegallibelere bu kadar fırsat vermesi O’nun Rububiyetine ve İlahlık Saltanatına zıttır. O, kendi mülkünde ‘firavunlara’ ila nihaye fırsat vermez. Bir Musa mutlaka gönderir…  Mazlumları kendi kudreti hakkında şüpheye düşürmez!

Fakat yazık ki biz daha mazlum olmayı bile hak etmedik, edemiyoruz!

Çünkü musibet bir hak edişle gelir. Ama gelip isabet edince, artık mazlum olursun. Mazlumun sahibi de Allah’tır.

Biz Müslümanlar, yaptıklarımızla, ilmi terk edişlerimizle, Kur’anın yolundan ayrılmaklığımızla, bu utançlı mağlubiyeti hak ettik. Üç yüzyıldır onun bedelini ödüyoruz. Üç yüz yıldır “La ilahe illa ente sübhaneke inni kuntu milezzalimin” (Kabul ediyorum Ya Rabi! Başıma gelenler benim yaptıklarımdandır. Sen zulmetmezsin) makamında idik. O perde yırtıldı elhamdülillah. Artık, mağduruz. Artık  “Rabbi inni messeniyed-durru ve ente  arhamur-rahimin”  (Ya Rabbi artık zarara uğradım ne olur bana merhamet et!) makamına geçme zamanıdır. Ümmet bu duayı çoğaltmalı ki imdad-ı ilahi gelsin! Vaktidir zira! Çünkü karanlığın en dip yaptığı zamanda feçir en yakındır!

***

Merak etmeyin, bu IŞİD olayı fazla sürmez. Yakında bir çare bulunur. Ama siz kendi ülkenizi parçalatmayın. Daha önce de belirttiğim gibi 2016’ya kadar birlik ve beraberliğinizi koruyun, yeter inşallah. Ondan sonra ufuk açılmaya başlar!

Yeter ki bu olaylar ikinci bir gezi kalkışması olmasın. Ey Millet buna fırsat verme. Sana güzel bir istikbal getirecek kaderine müdahale ettirme. Çünkü mukaddimeler bozulsa neticeler bozulur. Aman dikkat!

Ey Kürtler içinizde çok âlim var. Kur’an’ın rehberliğine razı olmuş çok molla var onları dinleyin. Fitneye düşmeyin! Elinizde Risale-i Nur gibi bir rehber var. Ona kulak verin. Bediuzzaman sizin içinizden çıkma bir mübarektir. Onun ayak izlerine bakın ve yürüyün. Ecnebiler sizi kendi kötü niyetlerine alet etmesinler. Deccal, Türk milletini muvakkaten de olsa (80 yıl) kendi hizmetlerinde kullandı. Biz yakamızı ondan kurtaramaya çalışırken, siz yakanızı kaptırmayın. Aynı tuzağa siz düşmeyin!

Deccalın bu zamanda İslamlar arasına attığı fitne ateşinin bu topraklara; Risale-i Nur’un vatanı olan bu mübarek beldelere sıçramasına sebep olmayın! Hem de ümit ediyoruz ki sıçramasın! Zira Risale-i Nur, bu toprakların hakiki bir huzur vesilesidir. Ve Kürtler dahi ittihadı İslam’ın en hakiki zamkıdır. Bu zamkı çürütmeyin! Bakın ne diyor üstad:

“Aziz, Sıddık kardeşlerim,

(…) “Risale-i Nur, bu mübarek vatanın manevî bir halaskârı olmak cihetiyle, şimdi iki dehşetli manevî belayı def etmek için matbuat âlemiyle tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.

(…) Hıristiyan dinini mağlup eden ve anarşiliği yetiştiren şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı, bu vatanı manevi istilasına karşı Risalei’n-Nur, sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’âni vazifesini görebilir ve âlem-i İslâmın bu mübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve ithamlarını izale etmek için matbuat lisanıyla konuşmak lazım gelmiş diye kalbime ihtar edildi.

‘Risale-i nur, Komünizm belasına karşı bu vatanı anarşistlerin kucağına düşmekten koruduğu gibi inşallah şu fitnelere karşı da koruyacaktır’ demeye getiriyor Bediuzzaman!.

Yeter ki siz ona ilişmeyin, tahrif etmeyin, bozmayın, siyasi maksatlarınıza alet etmeyin! “Hem ne vakit Risale-i Nur’a ilişilmişse, bir nevi umumî korku başlamış görüyoruz. Demek bu vatanın belâlardan muhafazası için Risale-i Nur bir kat’î vesiledir. Madem böyledir, millet ve vatanı sevenler Risale-i Nur’u serbest bıraksınlar ve okusunlar ve okutsunlar. (Emirdağ lahikası, 9. Mektup)

Evet ben fakir onun maneviyatının bu ülkeyi belalardan ve fitnelerden koruduğuna ve inşallah yine koruyacağına inanıyorum. Çünkü İslam’ın son ordusudur bu millet. O düşerse, beşeriyetin istikbali söner.

Buna inanın. Anadolu topraklarının siyaneti, İslam’ın geleceği açısından çook önemlidir. O kale düşmemeli. Eğer İslam bir kere daha hükümran olacaksa –ki madem haber verilmiş öyleyse olacaktır- ilk ve kalıcı şartı Anadolu topraklarının terörden, kargaşadan salim kalmasıdır.

Anadolu tüm Müslüman halkların sığınağı, kalesi ve melceidir. Balkanların, Kafkasların, Ortadoğunun… Her kim ki can derdine düşse kendisini Anadolu’ya atıyor. Ama Anadolu’nun sığınacağı bir Anadolu yoktur. O yüzden onun huzurunun devamı, her şeyden daha önelimdir!

Aklı selimin teskinine ne kadar da ihtiyacımız var ya Rabbi!

“Ve sellim bi bahrin ve a’tınî hayra berriha. Fi ente melâzî vel kurubu bike incelet!”

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir