İktidar Olmak İnsanı Haklı Kılar mı?

Şu sıralarda çok seyrek yazdığımdan sıkça yakındığınızı biliyorum. Şikâyetleriniz bana ulaştı. Ama emin olun elim değmedi…

“Elim varmadı” desem belki daha doğru olurdu ama yine de “elim değmedi” demeyi tercih ediyorum…

Esasında zihnim yazmaktan hiç geri durmadı. Sürekli notlar aldım. Bunu yazmalıyım, buna temas etmeliyim, buna dokunmalıyım, bunu es geçmeliyim şeklinde notlar… Ama yazamadım. Sevgili Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Erdoğan‘ın toleransına mağruren…

Ya ihmal ettim, ya fırsat bulamadım, ya da ‘henüz vakti değil’ diyerek es geçtim, sustum. Bu, belki fikirlerini insanlarla paylaşmak zorunda olan insanlar açısından kabul edilebilir değildir ama ben yaptım.

Neticede ben de bir insanım ve benim de çekincelerim, tedbirlerim, nefsimdeki bilgilerden kaynaklanan ön görülerim, zaaf ve korkularım olabilir.

Siz ne derseniz deyin, böyle kritik süreçler birçok insanı kalburun altına düşürür… Ya ölçüsüz tavırlar ve isnatlarıyla, ya pervasız duruşlarıyla ya hikmetsiz bakışlarıyla… Piyasada bugün iktidar adına ölçüsüz borazanlık yapanlar -ki bazılarının sadece beş altı yıl önceye kadar iktidara küfrettiklerini biliyorum- bir yığın yalaka ve her türlü ihanete bodoslama atlayan, sahiplenen dangalaklar var… Benim tabiatım bunu kaldırmıyor. Rahmani bir duruş sergilemek bana çok daha cazip geliyor. Ahlaki olmak zengin ve itibarlı olmaktan bana daha sevimli geliyor… Çünkü iktidarlar da cemaatler de fanidir! Ama Allah bakidir ve ahlaklı olmak her Müslümanın daimi görevidir!

Mesele (yani kavga), inanalar ile inanmayanlar arasında olsaydı iş kolaydı.

Hak ile batıl mücadelesinde oynak taraftarlık münafıklıktır çünkü.

Siz ‘resul’[1] olduğuna inandığınız zatın yanında yer tutmuşsanız, kalbinizdeki en küçük kaypaklık bile imanınıza zarar verir…

Ama içerde; beynel-islam arasındaki mücadelelerde (cemaat ile iktidar arasındaki kavga gibi), hak-batıl taraftarlığından ziyade, haklı – haksız, isabetli – isabetsiz, ahval-ı zamane mutabık veya aykırı kavramları üzerinden tavır belirlenir. O tavır da nitekim, sizin durduğunuz yer, bakış açınız, dünya ve siyasi görüşünüz etrafında şekillenir… Böyle olunca da iş değişir.

Şimdi düşünün, bugünkü siyasi ekip, daha 5 yıl önceye kadar, devlet kurumuna ve beyaz Türklerin devlete atfettikleri kutsiyetlerle karşı çetin mücadele veriyorlardı. Şimdi ise onu korumak için mücadele veriyorlar. Ve üstelik yakındıkları rejim (devlet) hala tam dönüştürülmemiş (insanileşmemiş/İslamileşmemiş) olmasına rağmen.

O devlet ki, yıllarca Müslümanların sırtında yumurta pişirmişti… Genel anlamda sağ partiler ve özelde de Milli Görüş temelinden gelen bir siyasi ekip, ‘keyfî, küfrî ve cebrî davranan devlete karşı mücadele vererek halkın beğenisini kazandı… Ve başarılı oldular ve iktidar oldular…

İmdi iktidar oldular diye o devlet kurumu ve rejim, tamamen dönüştü, İslamlaştı diyebilir misiniz? Hayır!

Ama bu ekip, her şey tamamlanmış gibi onu kutsuyor ve sahip çıkıyor! Milli Görüş çizgisinden gelen şu siyasi ekip, devlet gücünü kullanıyor diye rejim/devlet tüm kusurlarından ve cinayetlerinden masum hale mi geldi? Yani bütün sıkıntı, sistemin başında bir dindar başbakanın bulunmasından mı ibaretti? Öyle idiyse neden yıllarca o rejim ve sistem şeytani ve küfri addedildi?

Oysa o rejim, Deccalizmin İslamlar içindeki temsilcisi mesabesindeydi. Batının islamı içinden dönüştürmek maksadıyla oluşturduğu ve tatbike koyduğu bir projedir, bir ‘turuva atı’dır. Başarılı da olmuştur.  Ve hala da o sıfatlarını koruyor.

Siz anayasasını değiştirebildiniz mi?

Hayır. Her şey yerli yerinde duruyor.  O zaman o devleti nasıl kutsarsınız? Daha da önemlisi devlet, siz iktidar olduğunuz için temize mi çıktı? Yahut iktidar olmanız, aynı zamanda sizi de bütün kusurlarınızdan ari mı kılar? Haklı mı yapar?

Toplumun teveccühü yahut maslahat, sizi iktidar yapar, haklı değil! İktidar olmak aynı zamanda her iddiasında ve tavrında haklı olmayı da gerektirmez. Bunun iyi anlaşılması lazım.

İktidar olmak, insanı ve siyasi ekipleri, aynı zamanda her yaptığında haklı kılıyor ve temize çıkarıyorsa İttihat ve Terakki’ye de bir şey diyemezsiniz. Mustafa Kemal‘i de, tek parti döneminin şefini de yaptıklarından dolayı kınayamaz, eleştiremezsiniz.

İktidar olmak, devlet gücünü,  kanunlar çerçevesinde kullanma hakkı verir.  Sizi günahlarınızdan temizlemez, fiillerinizde la-yüsel kılmaz.  Size her istediğinizi yapma hakkı da vermez. Devletin imkânlarını kişisel intikamlarınıza alet etme hakkı da vermez.

***

Osmanlı bir çözülmeye doğru giderken, vatanperverler kendilerince çözüm önerileri getirmeyi ihmal etmediler.

Başlangıçta, Batılılaşma üzerinde duruldu. Osmanlıyı o çöküşten ancak çağdaşlaşma, yani batılı müesseseleri ve imkânları ithal etmek kurtarabilirdi. Bu fikir, bu gün bile etkili durumda…

Bir diğer akım da Osmanlıcılıktı. Devlet yeniden düzenlenmeliydi ve o zaman bütünlük korunabilirdi. Fakat Osmanlıyı oluşturan gayrimüslim unsurların ayrıştığı görülünce Pan- islamizim tezi işlenmeye başlandı. Ancak İslam’a dönüş Osmanlıyı kurtarabilirdi. Ama eldeki ve artık tamamen gelenekselleşmiş İslam, Osmanlıyı kurtaracak bir tez sunamadı. Bütünlüğü koruyamadı. En azından devletin önüne bunu bir proje olarak koyacak düşünceler yoktu. Zaten de İslam dünyası -bilim üretmek dâhil- tüm cepheleriyle Hıristiyan Batı karşısında çok geride kalmıştı. Arapların ayrılması ve Osmanlıya karşı İngilizlerin yanında yer almasıyla da bu tez rafa kalktı. Meydan Pantürkist Moderncilere kaldı.

Bu anlayışın siyasetteki ilk meyvesi İttihat ve Terakki Fırkası (partisi) idi. İktidarı devraldı ve 10 yıl içinde imparatorluğu kesin bir yıkıma götürdü.

Ama Türk milletinin bu anlayıştan çekecekleri henüz bitmemişti.  Cumhuriyeti kuranlar da aynı anlayıştan gelen insanlardı. Bir farkla ki, evvelkilerden biraz daha ‘modernci’ idiler. Türkiye Cumhuriyeti, bütün yaklaşım ve kodlarıyla onların eseridir.

İmdi soru şu: onlar da toplumu ikna ederek iktidar oldular. Her yaptıkları doğru muydu? “Evet!” diyorsanız! Söyleyecek sözüm yok.

Hayır, diyorsanız, o zaman biraz düşünün. İktidarın iktidar olduğu için her isteğini yapma hakkı onu nereye kadar götürür?

***

Bir sonraki yapıda paralelcileri yazacağım. Cemaat olmak, insana, sevmediği iktidara karşı her türlü tezviri, yapma hakkı verir mi vermez mi?

Üçüncü yazıda da inşallah “ne yapmalı ve iş nereye varacak?”ı yazmaya çalışacağım. Tabii ki kendi açımdan…

Çünkü yaşanmakta olanlar, kimin halife olacağı kavgasıdır biraz da…

Kimin hak kimin neye müstahak olduğuna kendi penceremden göz atacağım.

Selam ve dua ile…


[1]) Farklı maksat yüklemeyin. Gerçek anlamda nebileri kast ettim…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir