İlluminati’nin Sayacı: Şeytan İmparatorluğunun Çöküşü

Öncelikle şu gerçeği ortaya koyalım. Bu evren insanın tasarımı değildir.  Aklı gözlerine inmiş ahmaklar kabul etmese de âlem, tamamen bir akıl ve hikmetin eseri olduğunu her akıl sahibine göstermektedir.  Siz deyin bir aklı-ı küllün eseridir kâinat, biz diyelim Âlemlerin Rabbi Allah’ın.

Ve insan denen yaratık tesadüflerle izah edilemeyecek kadar muhteşem bir tasarımdır.  Atasının maymun olduğuna inananlar bile bu varlığın ‘hayvan’ diye tesmiye edilmesini akıllarına sığdıramamışlardır.

Çünkü en ahmak dahi bilir ki hiçbir tesadüf bu kadar mükemmel bir neticeyi var edemez. Bugün insan ve beyni üzerinde yapılan çalışmalar göstermeye başlamıştır ki insan, başlangıçtan önce tasarlanmış bir sonuçtur ve tüm yaratıklardan farklıdır.

Diğer tüm yaratıklardan farklı olarak insan dört unsurlu bir varlıktır. Son derece basit düzenekler bütünü (genetik sarmalı ikidir, bu da çok kayıtlarla bağlı olduğunu gösterir) olmakla birlikte öğrenmek, öğrendiğini göstermek, gördüğünün benzerlerini yapmak, Yaratıcısının eserlerinden ve işaretlerinden yararlanarak yeni icatlar yapmak; mevcudu bozmak veya tamir etmek, var olanı değiştirip yeniden ve farklı bir şekilde yapılandırmak bir tek insana mahsus kabiliyetlerdir…

O, aslı görmeden, eserinden ustasını bilmek, görmediği halde görmüş gibi bilip inanmak ve yüzde yüz haklı olduğu ve hasmını tamamen ele geçirdiği halde bağışlayan, empati kurmasını bilen tek yaratıktır.

Ne şeytan, ne cin, ne de aynı genetik sarmala sahip olan hayvan ve bitki… (melekleri saymıyorum çünkü onlar  ‘nefs’ taşımıyorlar) bildiğimiz hiçbir varlık yoktur ki hasmını ele geçirince onu affetsin.

İnsanın ‘suret-i rahman’da yaratılmış olmasının izahlarından biri de bu olsa gerektir.  İşte topraktan bu kadar yüksek kabiliyetli bir varlığın yaratılıp üstelik de ta başlangıçtan itibaren büyük bir hikmet ve himmet ile tasarlanan dünya küresinin ona emanet edileceğinin anlaşılması üzerine hem evrenin korunmasına memur kanunlar (melekler) hem de tahrip ile mesul (Bast ve Kabz) güçler itiraz ettiler. Özellikle İblis!

Adem’in mahiyetini kavrayamadığı ve sadece var edildiği unsurların gürünün yapısına bakarak onun sadece tahrip edici bir varlık olacağını sanarak, itiraz etti. Varlığı bir illüzyondan ibaret olduğu için, insanı var eden dört unsurun bir araya gelmesinden sadece balçık oluşacağını sandı. O balçığın kaynamasından nasıl bir hayat kimyasının açığa çıkacağını göremedi. Esasında sadece tabiatının gereğini yaptı. Çünkü Arapça b-l-s kökünden gelen İblis, aldanmak ve aldatmaktan ibarettir. Var olanı örtmek ve yokmuş gibi saymak (vücudumuzu örten, farklı gösteren elbise de aynı kökten gelir) demektir.

Dolayısıyla da insanın yaratılmasına en çok itiraz eden o oldu. İnsanın yaratılmasında onun fikrinin sorulmasının hikmeti de büyüktür ama bahsimiz dışındadır. İblis, toprak, su ve hararet üçlüsünün, bileşkesinden nasıl bir balçık çıkacağını bildiği için insanı ‘fesad’cılıkla suçladı.  ‘Toprakla su bir araya gelince balçık olur’ dedi. Hava ile temas ettiğinde ondan nasıl bir bilincin açığa çıkacağını düşünemedi. İtiraz etti ve büyük bir itina ile hazırlanmış güzel dünya küresinin böyle bir canavara teslim edilmesini -bilgisine dayanarak- uygun görmedi. Çünkü onun tabiatı  –b-l-s- işin batınını görmekten uzaktı. Zahire bakıyordu. O yüzden de itiraz etti.

Melekler de onunla birlikte itiraz ettiler. Fakat Cenab-ı Hak, dedi ki “Onun hakkında Ben sizin bilmediklerinizi de biliyorum.”

Melekler hemen itirazlarını çektiler ve ‘Biz senin bize öğrettiğinden başka bir şey bilemiyoruz’ dediler. İblis ise yaradılışı gereği zahire bakıp, itirazını sürdürdü.

Sonunda bildiğiniz cennet ve oradan sürülme seremonisi yaşandı, İblis de zahire bakan bilgisinin kurbanı oldu ve insanla birlikte yeryüzüne sürüldü.

Bu ona çok ağır geldi. İnsandaki kabiliyetlerin açığa çıkarılmasını ön gören şu ilahi senaryoda ona  ‘kötü oğlan’ rolünün düştüğünü fark edince hırçınlaştı. Cenab-ı Hakkın huzuruna dikildi ve dedi ki:

“Ben onun ne melanet bir şey olduğunu göstereceğim!”. Cenab-ı Hak da onu lanetleyip rahmetinden kovdu. O da bunun üzerine:

“Şerefin üzerine yemin ederim (Ey Rabbim) halis (gerçek) kulların hariç onların hepsini yoldan çıkaracağım. Onları sandığın gibi bulamayacaksın!” dedi.

Cenab-ı Hak da “Evet doğru söylüyorsun, ‘gerçek kullarım’ hariç hepsini yoldan çıkaracaksın! Bu sözün haktır ama benim de şu sözüm haktır; Cehennemi seninle ve sana uyanlarla dolduracağım!” (Sad, 82-85). Bu şeytanı daha da cesaretlendirdi ve şöyle dedi:

«Ant olsun ki, senin kullarından bir pay edineceğim; onları muhakkak saptıracağım, onları kuruntularla oyalayacağım (onları sandığın gibi bulamayacaksın);  onlara emredeceğim de (genetik yapılarını bozmak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar (çünkü klonlama için gerekli kıl kökü içermeyen hücreler sadece kulağın arkasında bulunuyor) ve yine onlara emredeceğim, Allah’ın yarattığını değiştirecekler»  (Nisa, 118-119)

***

ŞEYTAN SINAVIN BİR PARÇASIDIR

Kuran’ın biz e aktardığı bu gaybi diyalogun mahiyetini tam olarak bilemiyoruz ama biliyoruz ki Şeytan bizim sınavımızın bir parçasıdır. O bize yeteneklerimizin açığa çıkması için musallat edildi. Fakat neticede bu diyalogun sonunda Cenab-ı Allah,  insanlara şöyle seslenir:

“(İşte ey kullarım siz işin aslını öğrendiniz. Şeytan sizi kıskandığı için, sizi insan olmaktan çıkarmak için her yolu deneyecek). Artık kim(bunları bile bile) Allah’ı bırakır da şeytanı dost ve arkadaş edinirse, gerçekten o, açık bir ziyana uğramıştır!” (Nisa, 119)

İşte bugün yeryüzünde yaşanmakta olan hadiseler. Ta ezelde bildirilmiş zıtlaşmanın/düşmanlığın bir ucudur.  Bugün yaşanan ve adı konulmamış savaş, Allah’ın ‘gerçek kullarım’ dediği müminler ile ötekilerin yani ‘onlardan büyük bir pay alacağım’ dediği ‘ele geçirilmiş’ insanların oluşturduğu  ‘hizbu’ş-Şeytan’ın (Şeytan’ın partisi) arasında cereyan eden savaştır.

Bu savaş, yeryüzünde onlarca defa tekrarlandı. Çünkü onlarca belki yüzlerce veya büyük ihtimal, binlerce defa bu küre doldurulup doldurulup boşaltıldı. Sayısız Ademler geldi. Onların soyundan gelenlerle İblis’in adamları kıyasıya bir mücadeleye girdiler ve her seferinde, İblis galip geldi  ve Ademin zürriyeti yok edilip yerine yenisi gönderildi. Ama anlaşılıyor ki sonun sonuna geldik. Deccal düzeninin belinin kırılması ve kısa süreliğine de olsa Hakkın mutlak galibiyetinin zamanı geldi.

İşte şimdi dünya üzerinde yaşanan ister Neo Conlar deyin, ister İllüminati deyin, ister Gül Haç Örgütü deyin, isten Opos Dei deyin, hepsi ama hepsi, insanın insanlıktan çıkarılmasını öngören, neslin yok edilmesi, harsın tüketilmesi ve insan soyunun yeryüzünden kazınmasını netice verecek hizmetleri gören İblis’in hizmetkârlarıdır.

Peygamber Efendimiz, bizim atamız olan Adem neslinin sonunun nasıl geleceğini haber verirken şu meselelere de temas eder. Günlerin sonu yaklaştığında, İblis’in en büyük projesi olan Deccal ve onun en yıkıcı örgütlerinin ortaya çıkacağını, aldatmakla iş görüp, milyarlarca insanın kendi rızasıyla dininden ve insanlığından vazgeçmesine sebep olacağını, İblis’in bu hizmetlerini, ekseriyetle Yahudi’lere gördüreceğini haber vermiştir…

İşte bugün insanlığın yok edilmesini, mutasyona uğratılıp insanlıktan çıkarılmasını, insanlık düzenini tahrip etmeye çalışanların büyük ekseriyetinin Yahudi menşeli örgütler ve vakıflar veya cemiyetler olduğunu hayretle müşahede ediyoruz.

İblis, yeryüzündeki sürgün hayatının, ancak, insanın yeryüzündeki macerasının sona ermesiyle son bulacağını, bunun için de insanın, insanlıktan çıkması gerektiğini bildiği için, insanı insan olmaktan çıkaracak faaliyetler yaptırıyor bu örgütlere. Tıpkı Rabbin, insanlara yaptığı gibi İblis de kendi adamlarına vah yederek onları –güya iyilik yaptıklarını sanarak- şerre sevk ediyor.

Bu örgütleri finanse eden, hizmet eden, her türlü Şeytani ve yıkıcı yapılanmalarına destek verenlerin hep Yahudi milletinden olması esasında İblis’in en büyük başarısıdır. Zira Rabbin ‘en kıymetli halkının’ –Kur’anda bahsi geçen 25 peygamberden 18’i bu kavimden çıkmıştır- bu sefil ve süfli hale düşürülmesinden daha büyük bir başarı olabilir mi?

Yazık ki, Yahudilerin, uzun yaşama hırsları ve ‘Yeryüzü krallığı’ nı ele geçirme hülyaları, onları, İblis’in, insanlığın neslini ve harsını yok etme çabalarının gönüllü hizmetkarları haline getirmiştir.

Yahudiler bütün çabalarına rağmen çoğalamamışlardır. Diğer ümmetler ise sürekli artarak bunları hâkimiyetleri altına almışlardır. Yahudilerin en çok nefret ettiği ümmet Hıristiyan ümmetidir. İblis’in en çok nefret ettiği insanlar ise Cenab-ı Hakkın ‘gerçek kullarım’dediği inananlardır.

İşte İblis ve yeryüzündeki aveneleri şimdi bu iki ümmeti birbirine kırdırmaya çalışıyorlar. İblis her gün yeni bir nifak ve dehşet ‘vahyederek’, onlara görülmedik icatlar yaptırarak taraftarlarını azdırdıkça azdırıyor. Artık işi aleniyete döktüler.  Çünkü bütün çabalarına rağmen, ne Yahudiler arzı mevut dedikleri alanda krallık kurabildiler, ne de Hıristiyan ümmetini tamamen ellerine geçirebildiler.

Kendilerine tanınmış olan vakit de kalmadı. 2000 yılına (yani Milenyuma) kadar büyük israil’i kurmuş olmaları gerekiyordu, başaramadılar. Yeryüzünün sularını ele geçirmeleri gerekiyordu, muvaffak olamadılar. Beş nehrin sularını İsrail’e akıtmaları gerekiyordu, yapamadılar. Bunu ne zamana kadar yapacaklardı Milenyum’a kadar. Kendi tespit ettikleri zamanlar olan 2006 ve nihayet en son 2012’ye kadar bunları başarmış olmaları gerekiyordu. Bunu başaramadıkları takdirde İblis’in avenelerinin başına nelerin geleceğini, kehanetler  kitabı olan Kabbala’dan biliyorlardı.

Başaramadılar. 2006’ı geçti ve şimdi 2012’ de geçiyor. Artık şartlar onların aleyhine Türklerin lehine dönüyor. Çünkü her iş bir vakit tarafından rehin alınmıştır. Her iş bir vakt ile merhundur. O vakte kadar başarmaları gerekiyordu, yapamadılar. 7-12 Aralık 2012 o açıdan onların başına kıyametin kapacağı zamanın başlangıcıdır.

Bizim için, özellikle Türkler için iyi dönemin başlangıcı. Çünkü hem İsra Suresi, hem Daniel Peygamber’in Kehaneti –haşa peygamberler kehanette bulunmazlar, hakikati aktarırlar- gösteriyor ki, azgın Yahudilerin cezalandırılması Türkler eliyle olacak!

Daniel Kehanetinde Türkler ismen anılır. İsra Suresinde ise ‘Ey Nuh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizin Zürriyetinden gelenler!’ diye nitelendirilirler ki, ‘literal’ manada ‘Nuhun Çocukları’ Türkler olarak bilinir.

Bugün, bütün fitne örgütlerinin, nifak cemiyetlerinin, dehşet dengelerinin tam göbeğinde Türklerin bulunması bunu içindir. Çünkü eğer Türkler devre dışı kalırlarsa, nihayet kapışmada kütüler yine galip gelecekler.  Tevrat, yıkımın kuzeyden geleceğin bildirir Yahudilere. Kuzeyden maksat da Anadolu’dur.

Şu anda yeryüzünde ‘Allah’ın gerçek kulları’ ile İblis’in aveneleri arasında cereyan etmekte olan savaşın kimin lehine veya aleyhine sonuçlanacağına, Anadolu’da oturan halk karar verecek. Eğer o halk Türkler olsa, kaybeden taraf ‘İblis ve adamları olacak. Eğer Türkler Anadolu’dan çıkarılır veya Anadolu başka bir kavmin yurdu haline getirilebilirse Yahudiler kazanacak ve dünyanın sonu gelecek. (Çünkü ikinci ve son azgınlıkları yine Allah’ın ‘cengaver’ bir kavmi tarafından durdurulmazsa, bu azgınlık kıyametin kopmasına yol açacak, Bknz. İsra 7-8. ayetler).

Evet, iyilerin muvaffakiyeti için Anadolu’da Türk iktidarı devam etmeli ki Peygamber Efendimizin ‘yavmül melhame’ dediği günde, iyiler galip gelsin. Ahir savaşı da o kazanacak. Breivik’in söylediği ‘müminlerin katliamı’ operasyonu başlayacak.

İşte İsrail’in, kontrol ettiği tüm finansal örgütler ve nifak çeteleriyle Türkiye’nin üzerine saldırmasının sebebi bu. Can havliyle kendisini, onu bekleyen akıbetten kurtarmaya çalışıyor. Yok olmaktan!

Türkiye devre dışı bırakılır veya Anadolu’da iktidarı elinde tutan halk, Müslüman Türk halkı (ırk anlamında değil) olmaktan çıkarılırsa İsrail başarmış olacak ama insanlık kaybetmiş olacak!

O kaybederse iyiler galip gelecek.  İyilerin galebe çalması da Hıristiyan ümmetinin uyanması ve en azından dindar Avrupa’nın Türklerin yanında yer almasıyla mümkün olacak. Bu da sembolik olarak Hz. İsa’nın inmesi demektir ki, o zaman Şeytanın İmparatorluğu çökmüş oyacak! Bunu yapacak İsa (as)’dir. Bakmayın bir kısım aklı evvellerin ‘İsa gelmeyecek!” demelerine. Gelecek, ama onların sandığı gibi değil. Onu bekleyenlerin de büyük kısmı o geldiğinde karşı çıkacaklar. Çünkü gelecek olan Hz. İsa’nın nebi olan kişiliği değil, veli olan yönüdür! Ve bir lider olarak ortaya çıkar. Taa sonraları insanlar, onu yaptıkları işlerden dolayı bilirler ki o İsa (as)’dır.

Evet, bırakınız o sayaç dönsün. Onlar hakkında söz sabit oldu: Ve kaybeden taraf oldular. Tuzakçılara ve oyunbazlara müşevveş bir mazi bize parlak bir gelecek düştü!

Merak etmeyin, kazanan taraf Anadolu’da yaşanan Müslüman Tük halkı olacak.

Ve insanlık!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir