İngiltere’de İslam Geleceğin Dini!

Bir haftayı geçkindir İngiltere’deyim. Bu süre içinde bir toplum hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün değildir ama kıta Avrupa’sında müşahede ettiğim bıkkınlık ve salıvermişlik hali burada da gözlemleniyor.

Alman toplumunu bir yana bırakacak olursa, denilebilir ki Avrupa toplumu yorgun ve hasta. Batı uygarlığının, demokrasi ve özgürlük anlayışı, insan fıtratıyla uyuşmadığı; daha doğrusu batı uygarlığının dayandırıldığı felsefe –Hristiyanlık hakikatine de aykırı olarak-  insanı, “başıboş, tesadüfen var olmuş, yiyip için, geçip giden bir tür hayvan” saydığı için onun ruhunu yüceltme gereği duymamıştır.

Beni takip edenler, ısrarla “demokrasinin en ciddi zaafı ferdi onarma programı içermemesidir” dediğimi bilirler. Batılı bir hürriyet anlayışı, “başkasına zarar vermeme” kaidesine oturur. İslam gibi kişiyi, kendisine kötülük yapmaktan alıkoymaz. Başkasına zarar vermediği müddetçe insanın yaptıklarına müdahil olmaz.

Elbette bu da güzel bir haslet… Ancak siz kişiyi disipline etmez ve ‘kendi nefsine karşı da mesul’ olduğu yönünde bilinçlendirmezseniz, zamanla fert çürür, tefessüh eder. (Tıpkı bir bahçeyi kendi kendine gelişsin diye bıraktığınızda örenleştiği gibi). O zaman insan, ancak ağır kanunlarla zapt edilebilir bir vahşiye bir holigana dönüşür. Çünkü insanı kendi haline bırakırsanız; ona, ubudiyet ve dua ile nefsini ıslah, ruhunu yüceltme disiplini kazandırmazsanız, -ekseriyetle- yapacağı şey, hayvani hazlarını tatmin etmek olacaktır ki işte toplumları yıkan bu tür fertlerin çoğalmasıdır…

Elbette batıda bilim üretimi hala devam ediyor. Toplumu ayakta tutacak miktarda çalışan, devinen ne yaptığını bilen insanlar mevcut. Zaten galibâne hayat sürmeleri de bu yüzdendir. Ama sepetteki elmaların ekseriyeti çürümüş artık. Bu çürümüşlük beraberinde bıkkınlık, salıvermişlik ve tembellik getiriyor. Bir tür metal yorgunluğu da diyebilirsiniz. Yani şu medeniyet miadına ulaşmış, doğal ömrünü tamamlamış görünüyor. İnsanların çoğu, çalışmadan geçinme derdinde!

Haa şunu tespit etmeden geçersem haksızlık yapmış olurum. Batıyı çöküntüye götüren sebeplerin en başında medeniyet ve hürriyet algıları gelse bile bu, ‘çalışmadan geçinme’ –tüfeylilik- alışkanlığı, Asya ve Afrika kökenlilerin buralara taşıdığı bir maraz.

Kıta Avrupa’sında olduğu gibi İngiltere’de yaşayan tufeylilerin de çoğu eski sömürgelerinden –Hindt kıtasını özelikle anmak gerekir- gelme. Adeta kader intikam almaya başlamış. Geçmişte atalarını ve imkânlarını sömürdükleri insanların, bugün çocuklarını beslemek zorunda kalmışlar. Yani atalarını kendilerine hizmetçi ettikleri insanların torunları şimdi intikam alıyor. Beyazlar çalışıyor onlar yiyor. Hele siyahlar, hakikaten artık sistemi ve krallığı tehdit edecek boyutlara gelmiş. Ekseriyeti Karayip adalarından getirilip burada çok ağır şartlarda çalıştırılan –sadece metro inşaatlarında 50 bin kölenin öldüğü söylenir- insanların çocukları şimdi, çalışmadan, İngiltere’nin sırtından geçinmeyi hak görüyorlar. En ufak bir niza çıktığında da ortalığı kan revan ediyorlar. Ve İngiltere, iyice yabancı istilası altında olduğu için Almanya gibi kavmiyetçilik yapmaya da imkânı yok…

Tabii mesele bununla da kalmıyor. Avrupa, sömürdükleri ülkeleri kontrol altında tutmak için yarattıkları terör örgütlerinin de cenneti haline gelmiş. Şimdilik sistem onları da besleyebiliyor. Ama çark tersine döndüğünde, onların da şu kıtadan intikam almayacağını kimse söyleyemez. Çünkü hakikaten ataların işledikleri zulümlerin faturasını her daim çocuklar ve torunlar ödüyor. Avrupa fatura ödeme çağına girmiş. Hala aslan gibi ve diri görünse de yakından bakınca derisinin buruştuğu, ferinin solduğu, dişlerinin döküldüğü görülüyor.

Bana rehberlik eden arkadaşım, burada okumuş, Avrupa sanatı, felsefesi ve mimarisini iyi bilen bir mimar. Avrupa tarihini de iyi okumuş. Onun aktardığı anekdotlar ve özellikle 30 yıl öncesiyle yaptığı kıyaslamalar, zihnimdeki yargıların yere basmasını sağladı.

Şurası artık net görülüyor: Batının kendisini diriltecek, yeni bir soluğa, yeni bir Rönesans’a (Mesih’e) ihtiyacı var. Bunu yapmazsa en fazla yarım asır içinde geri dönüşü olmayacak şekilde çöküşe başlar. Tabii medeniyetlerin çöküşü kısa sürede olmaz. Mamafih batılı mütefekkirler de hemen hemen yarım asırdır, batının artık çöküşe geçtiğini kendisini yeni bir anlayış ile yeniden inşa etme imkânı bulmazsa tamamen çökeceğini söylüyorlar.

Benim şahsen hissettiğim bir hakikat de var. Batı iki şeyi hala sürdürüyor; biri bilgi üretimi, diğeri -nispeten azalmış da olsa- insana verdiği değer. Çünkü asırlarca kilise adamlarının sultasından çok çekmişler ve yaşadıklarından iyi dersler çıkarmışlar. Gayrıya karşı zalim olmakla birlikte kendi toplumlarına karşı hala saygılı ve merhametlidirler. Siz eğer sistemi bozmuyor ve kamu düzenini tehdit etmiyorsanız, kimse size karışmıyor. İdeolojiniz ve inancınız ne olursa olsun. Hükümetler, hakikaten halkın ihtiyaçlarını ve taleplerini öncelemeyi görev biliyor. Ferdin hakkı ve toplumun talebi en önde gelen bir kriter!

Doğuda, daha doğrusu İslam yurtlarında hasretini çektiğimiz hasletler! Bizdeki (yani Müslümanlarda.. Salt Türkiye’yi kast etmiyorum, üstelik Türkiye yine de insan haklarını en çok saygı duyan bir Müslüman ülke) yönetimlerin temel amacı, halklarını adam etmek! İran’da mollalar, bizde de Kemalistler halka hizmet etmeyi ona biçim vermek diye algıladılar yıllarca. Sanki düşman kuvvetlerin işgali altındaydık da iktidarlar, bizi uslu ve itaatkar insanlar haline getirmeyi temel amaç edinmişlerdi. Amaçları hizmet olmadı.

Arap idarecilerde böyle bir dert de yoktu. Saldım çayıra Mevla’m kayıra!

Mamafih Farsıyla, Arabıyla, Türküyle, Kürdüyle… hepimizin ahlaki zembereği dağılmış durumda. Yaşamla ilgili oturmuş kiretrlerden mahrum yaşıyoruz. Ahlaksızlık ve yalan diz boyu. Demokrasi, insan hakları, muhalife saygı… bizde olmayan şeyler. Baskıcılık, istibdat, kayırmacılık, tarafgirlik almış başını gidiyor. Hiçbir iktidar muhalefetine saygı göstermiyor ve hiçbir muhalefet iktidarına iyilik yapma şansı tanımıyor.

Buna rağmen şunların (Müslümanların) âbâd, ötekilerin (batılıların) berbad olmasını adalet-i ilahiyeden bekliyoruz. Adalete müstahak olup olmadığımız hiç düşünmeden!

Müslümanların bugünkü perişanlığını, onların zulmüyle izah etmeyi tercih ediyoruz. Ahlaksızlığımızı, cehaletimizi, tefrikaya düşkünlüğümüzü, tembelliğimizi, birbirimize düşmanlığımızı, tahammülsüzlüğümüzü hiç anmıyoruz.

Elbette Müslümanların bugün yaşadığı keşmekeşlikteki Batının rolü büyük! Ama batılıların, daima içimizde bize karşı kullanacakları adamlar –hainler- bulmaları onların kabahati değil! Biz kusuru başkasına atarak meseleleri çözme alışkanlığındayız. Cemel Vakası’ndan başlayın -Sıffin dahil- aramızda yaptığımız tüm savaş ve kavgaların müsebbibi hep başkalarıdır. Hain Yahudiler, münafıklar, Batılılar vs…

Elbette hain Yahudiler var, münafıklar çok ve Hıristiyan toplumlar, ta baştan beri İslamiyet’le didişiyorlar. Peki, bizim hiç mi kusurumuz yok? Var! Hem de çok.

Her şey bir yana, önceki dinlerin başına gelenlerin büyük bir kısmı Müslüman toplumların da başına geldi. İçimizde inananlar var ama “mağdubun aley” ve “dallin” olanlar ekseriyete geçti. “Onlar ahireti bildikleri ve inandıkları halde dünyayı tercih ederler” ayeti tahakkuk etti. “Vehen” hepimizin yüreğini kapladı, Kuran hayatımızdan göçüp gitti. Her gün Kuran okunuyor olması her gün peygambere milyonlar miktarınca salavat getirilmesi dinimizin sıhhatini sağlayamıyor, bizi ahlaklı kılmaya yetmiyor.

Şu meselede biraz mesafe alınabilse, zaten her şey kendiliğinden oturacak.  Allah’ın yardımının bize ulaşması için acilen ıslahı nefs etmemiz gerekiyor fert fert. O zaman “Allah’ın Yardımı” bize ulaşır, fetih (maddi manevi) müyesser olur ve bir de bakarsın ki insanlar kıtalar halinde İslam’a koşuyorlar.

O vakit çok yaklaştı. Bu dinin tüm dinlerden üstün olacağı, yani İslam dininin, beşerin ekseriyetinin dini haline geleceği günler… o zamanı görenlerden eyle bizi ya Rabbi.

1900’lerin başında Ayasofya Camii önünde bir kıraathanede yaptıkları bir sohbette Şeyh Bahid Efendi Bediuzzaman’a Osmanlı ve Avrupa için ne düşündüğün sorar. “Avrupa bir İslâm Devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa devletine hâmiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır.”  deyince Bahid Efendi, “Vallahi ben de öyle düşünüyordum ama bu kadar veciz söyleyemezdim” ifadesini kullanmış.

Avrupa’yı izleyenler, bu doğumun sancılarının kıta Avrupa’sında hissedildiğini görüyorlar. Nitekim gözle görülebilecek hale de gelmeye başlamış.  Almanya Bediuzzaman’ın da ifade ettiği gibi islama aday en birinci halk[1]. Sanırım onu İngiltere takip eder.

İngiltere’de Churchill’e atfedilen bir kehanet varmış. Churchill, “bir gün gelecek Londra’nın her caddesinin başında bir cami göreceksiniz”, dermiş. Bu, Churchill’in iç korkusu da olsa bugün artık tahakkuk etmeye başlamış…

Bundan birkaç yıl önce İngiliz Daily Mail gazetesi, bir haber yayınlamıştı, “İslamiyet İngiltere’de geleceğin dini” başlığıyla bir haber yayınlamıştı.

Çok büyük ve tarihi bir kilisenin Pazar ayinine 12 kişinin katıldığını, buna karşılık Müslümanların Cuma günü camileri sokaklara, caddelere taşacak şekilde doldurduğunu haber yapan gazete, iki de resim koymuştu. Resimlerin altındaki yazı da:

“Bu fotoğraflar nüfus sayımı sonuçlarından[2] daha iyi bir hikâye anlatıyor. Fotoğraflar, İngiltere’de artık şimdiki trendler, Hıristiyanlık geçmişin İslamiyet’in ise geleceğin dini olduğunu gösteriyor”

Gazete ayrıca son 10 yıl içerisinde İngiltere ve Galler’de kendini Hıristiyan olarak tanımlayanların oranının yüzde 71.1’den yüzde 59.3’e düştüğünü aynı yıllar içeresinde yine İngiltere ve Galler’de Müslüman nüfusun yüzde 4.8 artarak 2.7 milyon yükseldiğini aktardı. Daily Mail, gelecek 20 yıl içerisinde İngiltere’de kiliseye gidenlerden çok aktif Müslüman olacak fikrinin bundan 50 yıl öncesine kadar akıllara asla gelmeyeceğini belirtirken haberi şöyle noktaladı: Bir kaç on yıl içinde St George Kilisesi yine inananlarla dolabilir ancak bu defa bunlar Hıristiyan olmayacak’.

Ben de size bunu müşahede ettiğimi aktarmak istedim. Eğer, Siyonist medyalar, yayınladıkları, kasıtlı şiddet ve terör görüntüleri ile batılıların kafasını bulandırmasa bu süreç daha da hızlanacak.

Ben yine beylik ifadelerimden birini edeceğim: Müslümanlar, kendileri gibi Hıristiyanları da Siyonist iblislerin tasallutundan kurtarmalılar.

Nasıl mı? İyilerine sahip çıkarak!


[1]) Şimdi Avrupa’da Kur’an’a ve İslamiyet’e karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhassa bahtiyar Alman milletinde fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hâdiseler, o ihbarı tamamıyla tasdik etmişlerdir. Sözler, s. 709

[2]) 2011 yılında yapılan sayımda 33.2 milyon İngiliz kendisini Hristiyan olarak tanımlamıştı!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir