IŞİD İşi Nereye Varır?

“Zalim Allah’ın kılıcıdır; önce onunla intikamını alır, sonra döner onu da kırar”

Bu sözü kim niçin söylemiş bilemiyor ama ne kadar isabetli olduğunu vicdan hissediyor…

Aklını kullanmasını bilen hikmet ehlinin dikkatinden kaçmayan bir hakikat var ki o da şu âlemde dahi bir hükümet bulunduğudur. O hükümetin yasalarından kaçabilmek mümkün değildir:

Hilkat Hükümeti!

Hilkat hükümetinin kanunları o kadar şümullüdür ki sadece insanı ve hayvanı değil, camit, cansız cisimleri dahi içine alır. Hani denilir ya “kıyamet günü boynuzsuz keçi, boynuzlu keçiden hakkını alır” diye. İşte hakikat ehli biliyor ki bu âlemde dahi bu tür tahakkuklar mevcuttur ve gerçekleşiyor. Yeter ki insan yeterince beklemeyi bilsin!

Evet, masum(!) bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehiminin anlayamadığı bazı sebepler ve hikmetler vardır.

Doğrudan ‘meşiet-i İlâhiye’nin prensiplerini ve düsturlarını hâvi olan şeriat-ı fıtriyenin(tabiatın) hükümleri, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan bir şeye tatbik edilmesin.

O şeriatın hikmetleri ve hükümleri kalp, his ve istidada bakar. Bunlardan meydana gelen fiillere, o şeriatın hükümleri çerçevesinde ceza kesilir.

Meselâ, bir çocuk, yakaladığı bir kuş veya bir sineği öldürse, fıtri şeriatın (doğal yasaların) hükümleri gereği, insanda bulunan şefkat hissine muhalefet etmiş olur. Eğer en kısa zamanda onu telafi edecek bir tövbe veya iyilik yapmazsa ihtimal ki o da düşüp başını kırar. Hem de buna müstahak olur. Çünkü bu musibet o muhalefete cezadır.

Veya dişi bir aslan, kendi yavrularına karşı fıtratında var olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi (koruma güdüsünü) dikkate almaz, yavrularının karnının doyurmak için zavallı ceylânın yavrusunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, o aslan, fıtratındaki hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete kendisi mâruz kalır.

Cenab-ı Hak bu latif/ince hissiyatı, hac esnasında uyulması gereken  “İhram”  gerçeği ile biz kullarına ihsas ettiriyor ki; yaratılış bakımından bizim bir sinikten üstünlüğümüz yoktur. Bizim kadar onun da yaşamaya hakkı var. Kim onun elinden o hakki almaya kalkışırsa bedelini öder.

İhram, en küçük bir mahlûkun dahi ancak Hilkat yabaları ve İlahi izin ve rıza çerçevesinde istifade edilebil olduğunu gösterir. Ama insan o kadar nankör ve bencildir ki bunu görmez. Ve kendi hakkında evrensel yargıçların öfkesini biriktirir. Biriktirir biriktirir ve bir gün mukadderat, onu bir vesile ile yakalar ve hilkat hükûmetinin kanunlarını teslim eder. Ona ağır bir ceza kesilir ve o, “Ben ne yaptım ki Allahım bunlar başıma geldi” diye yakınır. Hâlbuki o onu hak etmiştir. Çünkü başa gelen belalar, hak edilenin en küçüğü, insana isabet eden nimetler hak edilenin en büyüğüdür.

Bir ayet-i kerimede, Cenab-ı Hak, “Ben insanın önüne ve arkasına koruyucular (Muakkibât) yerleştirmişim ki onu Allah’ın emirinden korusunlar” buyuruyor (Ra’d, 11).

İnsan bir gün içerisinde sayısız kural hatası yapar. Hâlbuki o bir halifedir. Kendinden daha alt mertebelerde olan tüm mahlûkların halinden anlaması ve onlara karşı şefkatli davranması gerekirken, o, onları hoyratça hırpalar, tahrip eder. Onların birer tanrı emaneti olduğunu düşünmez bile. Tahrip eder, yırtar, koparır, atar, çeker, çekiştirir, tükürür, ezer, basar, yakar… Bütün bunların bir faturasının olabileceğini aklına bile getirmez. Sonunda kredisini tüketir. Ve sonra hilkat hükümetinin kanunları onu yakalar ve insafsızca cezalandırılır.

Bu mesele son derece önemli ama ıskalanmış bir meseledir. İnsanlar vicdanlarına danışmayı bilseler başlarına gelen tüm musibetlere kendi yaptıklarından bir gerekçe bulurlar. Cenab-ı Hak, “her hatanızın karşılığını hemen verseydim yeryüzünde iki ayağı üzerinde yürüyecek dabbe kalmazdı” buyururken bu hikmeti bize hatırlatır[1]

***

Şu IŞİD meselesi uzun zamandır kafamı karıştırıyordu. Bu bir hak ediş mi yoksa nevzuhur bir bela mı diye… Evet, bir tarafıyla bela olabilir ama büyük miktarda bir hak ediştir, bölge halklarının hak edişleri.

Size şu kadarını söyleyebilirim. Bu bir bela ise daha bir süre devam edecek. Kimse onu durduramaz. Şurada durdurursunuz orada patlar. Orada durdurursunuz başka bir yerden patlar. Ta ki vazifesini yapıncaya kadar…

Nedir vazifesi?

Onu zaman netleştirecek. Evet, zalimdirler ve zulmediyorlar. Ama inanın kader-i ilahiye hizmet etmekten başka bir şey yapmıyorlar. Allah’ın mülkünde O’nun izni olmadan kimse tasarrufta bulunamaz. Bulunuluyorsa, demek oluyor ki müsaade ediliyor. Müslümanlara ve tabii Kürtlere ve Şiilere nasıl bir fatura ödeteceğini zaman gösterecek. IŞİD belasının, Müslümanların kangren olmuş yarasını dağladığını sonra öğreneceğiz ama Müslümanlara neye mal olur bilmiyorum.

Şu PEKAKA belasını düşünün. Bu milletin 35 yıldır ayağına takılmış bir pranga, 40 bin insanın hayatına mal oldu. Yüzbinlerce insanın hayatını mahvetti, yaşamını değiştirdi. Türkiye’nin gelişmeye ve ilerlemeye harcayacağı tüm performans ve imkânın yuttu. Oysa ilk ortaya çıktığında, birileri onu, nüfus hareketlerini maniple etme anacı sanmıştı. Doğudaki nüfusun batıya kaydırılması için faydalı bile bulmuştu. Sonra ne oldu? Kontrolden çıktı. Hafız Esat alıp onu Türkiye’ye karşı kullandı. Pekaka sergerdeleri gelip masum insanlarımızı öldürürken hiçbir Müslümanın gıkı bile çıkmadı. Suriye onlara destek verdi. Sonra zulüm dolandı kendi başlarına geldi.

Pekaka belası sadece Suriye ile sınırla kalsaydı iyiydi. Sonunda tüm Türk düşmanlarının tüm emellerine hizmet edecek bir manivelaya dönüştü. Yaptıklarına da milyonlarca Müslüman taraf oldu. Şimdi onlar bedel ödemesinler mi? İşte IŞİD belasına bir de oradan bakmak gerekir!

-Peki, biz hak etmeseydik, Allah PEKAKA diye bir belayı başımıza sarar mıydı?

-Hiç sanmıyorum. Hiçbir bela hak edilmeden gelmez. Peki Pekaka belasının bize faydası oldu mu?

-Çooook!

Düşünün! PEKAKA belası olmasaydı, bu ülkenin milli iradesinin nasıl bir ağır siyasi vesayet altında olduğumuzu bilecek miydik?

PEKAKA belası olmasaydı, ulusalcı devlet anlayışının ne kadar ayrıştırıcı olduğunu öğrenebilir miydik?

Kahraman ordumuzun içerden nasıl kriptolar tarafından işgal edildiğini, istihbaratımızın ne dandik bir yapılanma olduğunu; daha doğrusu yegâne hizmetinin Müslümanları fişlemekten ibaret olduğunu görebilir miydik?

Kürt kardeşlerimizin de bir dili, tabiatı, vicdanı, ruhu bulunduğunu öğrenebilir miydik?

İslam’ın ve İslam kardeşliğinin ne kadar acil ve mübrem bir ihtiyaç olduğunu anlayabilir miydik?

CHP’nin, her hayra mani olmayı huy edinmiş bir parti, Kürtler adına konuşanların ekseriyetle Kürt, Aleviler adına konuşanların da alevi olmadığını –ateisttiler çünkü. Alevi mümindir- öğrenebilir miydik?

PEKAKA olmasaydı, Pakraduni[2] diye Sebataistlere bile rahmet okutacak bir illetin varlığından haberdar olabilir miydik?  Ermenileri de bir takım zayıf karakterli Kürtleri de kullananların şu veya bu şekilde, şurada veya burada örgütlenmiş Yahudi komitacıların nifaklarını görebilecek miydik?

Hayır! Unutmamak gerekir ki PEKAKA belası, bütün bunları ve burada daha sayamadığım sayısız meyveleri bu millete ikram etti.

Evet, PEKAKA sebebiyle Türk’ün kuvveti de kırıldı, evet Kürdün de aklı selboldu, ikisi bir iyi adam eden[3] Kürt ve Türk, birbirine düşman edilmek istendi ama bu oyunu görmemize dahi PEKAKA ve onun siyaset içindeki uzantıları sayesinde oldu.

Şimdi o yaraların sarılması çabaları var diye, şu düzeneği kaybetmek istemeyenler işleri eski haline getirmek istiyorlar. Ama görüyoruz ki IŞİD de onların oyununu bozuyor. Öyle anlaşılıyor ki IŞİD bölgede birçok dengeyi bozacak. Bir takım küstah örgüt ve yapılanmaların hakkından gelecek!

Çünkü Zalim Allah’ın adalet kılıcıdır. Cenab-ı Hak, onun eliyle zalimleri cezalandırır sonra vakti geldiğinde o zalimi de kırıp atar.

***

Dün İngiltere Avam Kamarası Filistin devletini tanıdı. Onu hemen Fransa takip edecek gibi görünüyor. Anlaşılıyor ki Amerika bu kere kendi bıçağının üstüne düşecek. İngiltere inisiyatifin kaçmakta olduğunu görünce yeniden coğrafyaya ağırlık koymak istiyor anlaşılan ama artık hesapları eskisi gibi tutmuyor, tutmayacak inşallah.

Son yirmi otuz yıldır, Sünni onuruyla (ve tabii Türk halkının onuruyla) çok oynandı. Dünyada en küçük terör örgütüne cephe açan Avrupa PEKAKA’yı uzun süre terör örgütü bile saymadı. Gizli açık her türlü desteği verdiler. Yıllarca Çekiç Güç sayesinde tüm PEKAKA karşıtı çabalar akim bırakıldı. Sonra da kenara çekilip bizimle dalga geçtiler; “Bir PEKAKA ile baş edemiyorsunuz” diye.

Siyasetin ‘S’sinden anlamayanlar üzerinden Türk milletini tahkir ettirdiler. Aynı durumlar tüm Sünni dünyada da yaşandı. Dolayısıyla bizde olduğu gibi tüm Sünni dünyada bir öfke patlamasının doğmasına yol açtılar. Eserlerinin böyle bir gulyabani olacağını düşünmediler.

IŞİD’in büyümesinde emin olabilirsiniz ki bu tür psikolojik aşağılanmaların da büyük payı vardır.

Suriye’de Mısır, Libya, Tunus’ta yaşananların bir benzeri yaşandığı halde Suriye’ye hiç müdahale etmediler. Zira onların niyeti cumhurbaşkanının da ifade etiği gibi barış değil. Kendi imkânlarını korumak ve onu korumaya hizmet edecek güçlere imkân bırakmaktır. Öyle olmasaydı Arapların parasıyla işgal ettikleri Irak’ı bir Şii militan olan Maliki’ye bırakırlar mıydı?

***

IŞİD hakikaten Müslümanların birbirini yemesi için var edilmiş bir örgüt evet. Ben öyle sanıyorum ki, ‘Tanrıyı Kıyamete Zorlamak’ isteyen(!) ekip, birçok Müslümandan daha iyi takip ediyor Kıyamet Alametlerini. Tam da hadislerde geçen hali var etmişler IŞİD ile…

Evet, IŞİD de önünde sonunda Hasan Sabbah örgütü gibi, PEKAKA gibi hak ettiği akıbete kavuşur. Fakat o, akıbetine doğru giderken, birçok hain ve mikrobu da beraberinde ölüme sürükleyecektir inşallah. Benzetmede hata olmasın “Dinsizin hakkından imansız gelir” diye atasözümüz var!

Zira IŞİD ile ilgili olarak aktarılan –ki hakikaten da bire bir örtüşüyor[4]- hadis çok ilginç! Onlarla kolay kolay baş edilemeyeceği de anlaşılıyor. Nitekim ABD genelkurmay başkanlığından yapılan açıklamada  da bu acziyet itiraf ediliyor.

Belki de bir taktik. IŞİD’i biraz abartmak istiyorlar. Zaten batının genel taktiği budur. Büyük bir iş yaptıklarını göstermek için önce düşmanı büyütürler, sonra “biz başardık” diyerek böbürlenirler! Oysa tıptı El-Kaide gibi tüm dünya biliyor ki IŞİD de MOSSAD rehberliğinde CİA işidir. Belki MI 6 da taktik vermiştir. Fikir onların, para Arapların! Silahların büyük bir kısmı Amerikan menşeli, az bir kısmı da Çin ve Rus! Silah ana kütlesi Amerikalılara ait. Tabii bir yerlerden gasp etmişlerdir(!) Yoksa Amerika hiç teröre yardım eder mi(?)

Tabii hakikaten onların kontrolünden kontrolden çıkmış da olabilir. Zaman gösterecek! PEKAKA da başlangıçta bizimkilerin kontrolündeydi güya…

Hazreti Ali’ye (ra) dayandırılan hadiste şöyle denilmektedir:

“Siyah bayrakları gördüğünüzde yerinizden kıpırdamayın.  Ellerinizi ve ayaklarınızı hareket ettirmeyin (harekete geçmeyin).  Kendilerine ehemmiyet verilmeyen  zayıf bir topluluk olarak zuhur eder. Kalpleri demir parçaları gibidir.  Onlar devlet sahipleridir (hum ashabu’d devle, yani devlet kurmak için ortaya çıkarlar). Ne söz ne de ahit tanırlar. Hakka çağırırlar ama kendileri hak ehli değildir. İsimleri künyedir. Nisbetleri ise köy ve şehirlerdir (El-Bağdadî gibi). Saçları kadın saçı gibi uzatılmış ve salınmıştır. Kendi aralarında ihtilaf çıkıncaya kadar bakidirler. (Olarla baş edilmez) Sonra Allah hakkı dilediğine verir…(El Fiten, Hafız Nuaym Bin Hammad, Daru’l Beyan el Arabi, hadis numarası 558, s: 136)” (Hadisin kaynağını veren Mustafa Özcan kardeşimiz)

Ben öyle sanıyorum ki daha uzun süre IŞİD konuşulacak.

Bir başka hadis de Ebu Hureyre’den aktarılıyor:

Bu hadise göre Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Benden sonra size dört fitne gelecektir.  Birincisinde, kanlar (dökülmesi) helal kılınacaktır. İkincisinde hem kanlar hem de mallar helal kılınacaktır.  Üçüncüsünde ise hem canlar hem mallar hem de uçkurlar helal kılınacaktır. Dördüncüsü ise örten, kapatan, bürüyen kör ve sağır bir fitnedir; denizdeki dalgalar gibi kabarır, hareket eder. Hiç kimse ona karşı bir sığınak bulamaz.   Şam’da tayf ve karaltı gibi dolaşır; Irak’a çöreklenir.  Eliyle ve ayaklarıyla el Cezire’yi (Şimdi Kürtlerin yaşadığı bölge) vurur (Bazı yorumcular el Cezire’den maksadın Arabistan yarımadası olduğunu söylüyorlar). İhtimal ki Arabistan da ondan zarar görür). Ümmet, derinin tabakhanede çekiştirilmesi gibi çekiştirilir, belaya maruz kalır. Kimse ‘yeter, yeter’ diyemez: O bir yerden kalksa diğer yerde patlak verir ve çöreklenir (hadis no: 87, s: 31)…”


[1]) “Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” Nahl, 61)

[2]) Pakraduniler. Vaktiyle Ermeniler içine karışmış ve tıpkı bizim Sebataycılarımız gibi kendilerini gizlemiş, tehcir sırasında da Türkiye’de kalmak için “biz Müslüman olduk” diyen bir takım kürt alevi görünümlü Yahudilerdir ki uyuyan çekirdekler gibi uyanıp başımıza bela oldular… Pekakanın ipleri büyük oranda onların elinde…

[3]) “Türkler bizim aklımız, biz de onların kuvveti. Mecmuumuz bir iyi insan oluruz.” Bediuzzaman Said Nursi

[4]) Yeni Akit Yazarı Mustafa Özcan kardeşin bu konudaki yazısı çok ilginç. Okumanızı tavsiye ederim!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir