İsrail’in Sonu Yaklaşıyor mu?

İsrail’e karşı yeni bir politika oluşturmaya başlamış Türkiye’nin işi çok zor. Çünkü İsrail’e karşı çıkış dünyanın bütün kurulu düzenlerine karşı çıkıştır.

Size tuhaf gelecek ama şu anda yeryüzünün en temel mücadelesi Filistin topraklarında cereyan eden ‘Siyonist’ Yahudilerle ‘İslamcı’ Filistinlilerin mücadeledir.  Şurada burada yaşanan acılar, belalar ve musibetler ise Filistin’de yaşanmakta olan zulmün ya devamı veya o zulme müsamaha göstermenin eseridir…  İsrail, kendi zulmüne hoşgörüyle yaklaşan devletlerin, kendi mazlumlarına reva gördüğü zulümlere sessiz kalınmasını sağlıyor.

Çünkü şu anda dünya, İsrail’den ibarettir.  BM onun emrindedir, NATO onun hizmetindedir. Dünya Bankası onundur. Tüm medya onun kontrolünde ve hizmetindedir.

(Ara Not: İşte görüyorsunuz, Türkiye bile, çar naçar, onun havadan da korunmasını öngören füze kalkanı projesine dâhil oluyor.  Tam da Tevrat’ın tarif ettiği gibi:  “Ve Rab, Sion dağının her meskeni üzerinde ve onun toplantıları (demek ki Siyonistler orayı tam koruma altına alınca idare merkezlerini de oraya alacaklar) üzerinde,  gündüzün bulut ve duman (uzaydan gözlenip izlenmesine engel olacak digital perdeler) ve geceleyin alevli ateş parıltısı yaratacak! Çünkü bütün izzet üzerinde örtü olacak! İşaya, Bap 4, ayet 5)

Dünyanın bugün bilinen gizli ve açık tüm güçleri İsrail’in yanında konuşlandırılmıştır. Onun yanında yer almamış fakat oyunu bozabilecek olan güçler ise ya bloke edilmiş ya tarafsızlık ipiyle sımsıkı bağlanarak oyundan düşürülmüştür. O yüzden İsrail’in yapıp durduklarına mani olabilecek bir güç şimdilik yoktur.

‘Yoktur’ ifadesi belki çok uzak olmayan bir gelecekte ‘yoktu’ şeklini alacaktır inşallah, Türkiye’nin çabaları sayesinde. Türkiye, ne kadar mühim ve tehlikeli bir işe koyulduğunun henüz farkında değil. Eğer Türkiye insanlığı uyandıramaz ve yanına birilerini çekemezse yalnız kalacak ve belki de sonunu getirecek. Çünkü bu ‘Muhammed’ (asv) ve ‘Musa’ (as) ile sembolize edilen iki kavmin savaşını, ancak Nuh (as)  ile sembolize edilen kavim (Türkler) neticelendirebilecek.

Dolayısıyla Türkiye’nin başlattığı şu yeni çabalar, çağımızın en ceberut ‘Calut’u olan İsrail’e haddini bildirmeye yetmezse eğer, dünyanın ömrü, kısa programa geçer.

Esasında, bütün eski takvimlerde ve Tevrat etrafında yapılmış cifirî (şifresel/rakamsal) çalışmalarda, 2012 yılı, ‘deccal düzeni’nin (ruhunu, Tapınak Şövalyeleri’nin amacından alan, Dünya Siyonist Örgütü= Gizli Dünya Devleti’nin) sona ereceği zaman diye tanımlanmış. Elbette o tarihte ne kıyamet kopacak ne de İsrail devleti ortadan kalkacaktır. Sadece, Gizli Dünya Devleti –ki o da, aslında muharref Tevrat’ın öngördüğü ‘Dünya Krallığı’nın bir tahakkukudur – dediğimiz Zındıka Komitesi’ne de dokunulmuş olacak ve maskeleri düşecek.  Tıpkı bizim Ergenekon’a dokunulduğu gibi…

O düzenin Türkiye’deki uzantısı olan Ergenekon örgütünün deşifre olmasıyla, nasıl ki Türkiye’de çok şey değiştiyse, aynı şekilde Zındıka Örgütü’nün habis niyetlerinin anlaşılmasıyla da dünyada çok şeyler değişecek. Belki de gölgelenmiş, gasp edilmiş beşer aklı ve vicdanıyeniden harekete geçerek, insanlığın yırtılan dokularını tamire başlayacak. 2012’yi böyle anlamak lazım…

Ve kötülerin başına kıyametin kopacağı dönemi başlatsın. Biz umalım ki iyilerin yükselişine kötülerin çöküşüne hizmet edecek bir zaman olsun. Ve iyilerin başına kıyametin kopacağı dönemi başlatsın! Öyle olmasını umma hakkımız da vardır mamafih!

***

Kuran bize, ‘inananlara’ karşı (daha doğrusu Hz. Muhammed (sav)’in temsil ettiği fıtrata karşı) en tehlikeli düşmanın  ‘Yahudi’ler ve müşrikler olduğunu haber veriyor. (Maide, 82) Bu demektir ki, ‘El-Yuhud’ (Siyasal Yahudilik= Siyonizm) insana ait güzelliklerin düşmanıdır. Çünkü ayet ‘inananlar’ tabirini kullanıyor, ‘ Müslümanlar’ demiyor.  İnananlar tabiri içine şu dönemde ‘insanlık ruhuna uygun’ hareket eden her kesim girer. Dolayısıyla Siyonistler‘iyinin/iyiliğin’ düşmanıdırlar.

Bu çerçeveden bakıldığında esasında Siyasal Yahudilik,  inançlı İsraillilerin de düşmanıdır.  Nitekim Siyonizm’e karşı mücadele veren ciddi Yahudi örgütleri de vardır ve çoğunun başında da Beni İsrail ‘ehli beyti’nden gelen kişiler bulunuyor.  Onlar da biliyorlar ki Siyonizm, bir Şeytan-Deccal örgütlenmesidir ki beşerin dünya üzerindeki macerasının bir an önce sona ermesi için İblis’e hizmet ediyorlar…

Şu anda ‘İsrail’ devleti diye bilinen siyasi örgütlenmenin başını Siyonistler ele geçirmiş bulunuyor.  Tpkı uzun süre TC’nin de onların kontrolünde kaldığı gibi. Türkiye, son beş altı yıllık bir silkinişle ve kader-i ilahinin de yardımıyla kendisini o düzenin cenderesinden çıkarmaya başladı. Başladı diyorum çünkü henüz tam kurtulabilmiş değil. Zira o dönemin bakiyesi olan bir yığın siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik örgüt, teşkilat, dernek, kurum, mahfil, odak, cemiyet ve STK ayakta duruyor hâlâ.

Dolayısıyla İsrail’e karşı yeni bir politika oluşturmaya başlamış olan ‘yeni’ Türkiye Cumhuriyeti devletinin işi çok zor. Çünkü kendisi ile mücadele edeceği devin büyük bir uzvu da Türkiye devletinin içine yerleşmiş.

Türkiye şunu bilmeli ki İsrail ile mücadele sadece bir devlet veya herhangi bir ülke ile mücadele değildir. Dünyanın bütün kurulu düzenlerine karşı çıkıştır. Siyonizm bugün 7 başlı bir devdir. Ve o devin bir başı da bizim vücudumuzun içindedir. Gerektiğinde kolumuzu, ayağımızı felce uğratabiliyor;  gözümüzü kör, kulağımızı sağır edebiliyor. Unutmayın ki Türkiye’nin askeri ve istihbarî teşkilatı İsrail’in sağladığı teknoloji ile ayakta. Elbette zamanla değişir belki ama şimdilik öyle. Bugün hâlâ insanlı ve insansız uçaklarımızın görme yeteneği onların bir dokunuşu ile kör edilebilir durumda. En azından ben öyle biliyorum. Birinin beni çıkıp kanıtlarıyla yalanlaması beni sadece sevindirir!

Siyaseten hep CHP’nin uzlaşmazlığından söz ederiz malum. CHP bir parti olsa öpüp başımıza koyalım. Hâlbuki her alanda bir yığın ‘CHP’ var içimizde. Çoğu da ‘millete hizmet ettiği’ zannında ama Siyonizm’in çıkarına hizmet ediyorlar. O kurum ve kuruluşlar bir şekilde varlıklarını sürdürdükçe, Türkiye’nin siyaseten rahat yüzü görebileceğini sanmıyorum. Tabii ki bu bir süreçtir. Türkiye, kendini Deccal düzeninden şu veya bu şekilde kurtaracaktır inşallah! Bu kurtuluş da sadece Türkiye’nin kurtuluşu olmayacaktır. (Rahmetli Erbakan, buna ciddi vurgu yapardı; “Türkiye’ni kurtuluşu insanlığın kurtuluşudur” diye. O, lalettayin bir söz değildi.) Nitekim öyle olacağının emareleri görülmeye başladı. Türkiye İsrail konusunda dünyanın gözünü açmaya soyundu. Sanırım 2012 yılı, dünyanın gözünün açılmaya başlayacağı yılıdır. Ki o dönemde, insanlığın gözünün açılmasına hizmet edecek olaylar yaşanacak.

Türkiye Mavi Marmara olayı ile arı kovuğuna –hem de eşek arısı- çomak sokmuştur. Olmasaydı belki daha iyi olacaktı ama oldu işte. Artık Türkiye bunun idrakinde olarak hareket etmek zorundadır. Çünkü hiç ummadığı yerlerden ve hatta dostlarından bile zarar görme ihtimali vardır.

Dünya Gizli Devleti tüm hışmını Türkiye üzerine çevirecektir.  Fakat inşallah insanlık adına Türkiye bunun üstesinden gelecektir. Çünkü bir rivayette var ki Deccal ordularına kafa tutacak topluluk veya devlet, onun dünya üzerindeki azametine kıyasla ancak onun dizine kadar gelecek. Kısacası, Türkiye, İsrail ile değil, dünyaya son 150 yıldır şekil ve düzen veren saklı bir örgüt ile mücadeleye giriştiğini unutmamalı ve ona göre hareket etmelidir.  Ordusu da Türkiye’nin siyasi duruşunu desteklemelidir. (İhtimal ki bu hadiseler, askeri alanda çıkacağı haber verilmiş ‘asker mehdi’nin çıkışını da tacil edecektir!)

Düşünün ki, dünyanın en güçlü devleti sayılan ABD; İsrail’in ‘uşağı’.  Şu anda onun karşısına dikilebilecek Çin, onun sunduğu tuzu yalıyor. Rusya ses çıkaramıyor, İngiltere, Fransa ve Almanya, bir dediğini iki edemiyor…  İsrail yedi başlı dev demiştim. Her bir ülkenin içinde bir başı var. Her başın on ağzı (masonlar, rotaryenler  vs.), bin dili (medya) var.  Kimse hakiki manada onun dostu değildir (Maide 64) ama herkesi, her devleti bir şekilde kendisine hizmet etmeye mecbur etmiş!

Böylece İsrail, Cenab-ı Hakk’ı (cc) kendisine hasım kılıyor. Nitekim Siyonistler yeryüzünü fesada vermek için ne zaman bir ateş yaksalar, Cenab-ı Hak bir vesile ile o ateşi söndürüyor. (Maide 64) Bu da gösteriyor ki, ona haddini bildirecek bir güç çıkacak.

İşte sanırım Türkiye bu zor ama mukaddes işe soyundu. Ümitvar olalım ki muvaffak olsun. Çünkü Deccal’e (Siyonist Dünya Örgütü’ne) kaşı mücadeleye girişecek devletin ‘kameti’  verilirken, ‘Deccal’ın ancak dizine gelir’ deniliyor;  “ Yani o (devlet), o Deccal düzenine karşı daha zayıf görünecektir fakat onun dizinin bağını kesip yere düşürecek ve onu mağlup edecektir.”

***

Biz İsrail’in, despotluğunun sonuna yaklaştığına inanıyoruz. İsrail ise tarihindeki güçlü başlangıçları temsil eden Yeşua çağında olduklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar. Yeşua dönemi bitti. Şimdi İşaya’yı dinlemeleri zamanı geldi. Füze Kalkanı’nın gerçekleşmesi (bk. İşaya Bap 4, ayet 5) onun kesin işaretidir.  Unutmasınlar ki yüz yıldır, her yaptıklarının yanlarına kâr kaldığı bir dönem geçirdiler. “Orduların Rabbı Allah” hep onlardan yana idi. Bundan daha güçlü olacakları bir dönem mi yaşayacaklarını zannediyorlar? O dönem bitti.

Bakın ey Siyonistler! Rab size nasıl bir örnek getiriyor:

“Toprağı yağlı bir tepede sevgilimin bağı vardı (İsrail kavminin yeniden Filistin’e dönüp orada devlet kurma umudu). Ve onu kirizme edip taşlarını ayıkladı  (yeniden oraya dönmeleri için tüm manileri ortadan kaldırdı) ve ona seçme asmalar dikti (her türlü yaşam imkânı var etti) ve ortasında bir kule yaptı (iletişim imkânlarının her türlüsünü ellerine verdi ki dünyanın dört bir tarafını gözle görür şekilde kontrol edebilsinler), içinde bir de ma’sere kazdı (mevcut ürünlerden farklı ürünler ve neticeler elde etsinler diye teknolojinin her türlüsü); ve (o bağ= İsrail ülkesi) üzüm versin diye (huzurlu bir yaşam olsun diye) bekledi, fakat yabani üzüm verdi. Yani barış içinde ve adaletle hükmetsinler diye kendilerine yeniden imkân verilen, desteklenen İsrailoğulları (bk. İsra, 6. Ayet) ‘yabani üzüm’ (yani adalet ve barış yerine fesad, zorbalık, kan dökücülük ve hak hukuk tanımazlık) verdi. (İşaya, bab 5, 1-2. Ayet)

Rab bu örneği verdikten sonra der ki, “Ey Yeruşelim’de oturanlar (hüküm koyucular; bugün için Amerika, Rusya, İngiltere, Çin vs.) ve Yahuda erleri (cengaver kavimler) rica ederim (gelin) Benimle bağım (İsrail) arasında hüküm verin!”

Yani diyor ki Rab Teala, “Ey insanlık, şu İsrail devleti hakkında siz karan verin. ‘Bağımda yapmadığım, onun için yapacak daha ne var?’ Yani bugüne kadar insanlık İsrail’in hangi derdine bigane kaldı yahut ne istedi ki onu koparamadı? Daha ne istiyor bu serkeş ve kanun tanımaz halk? Ey İsrail halkı, ben size her şeyi verdim ve sadece sizden adaletle ve barış içinde huzurla yaşamanızı (üzüm) bekledim. Siz ise yabani üzüm (zulüm ve kahır) bitirdiniz.

Sonra şöyle devam eder:

“Ve şimdi bağıma (İsrail’e) yapacağım şeyi size bildireyim; çitini sökeceğim. Ve onu yiyip bitirecekler (Babil ve özellikle Romalıların bölgeyi işgalinde olduğu gibi); duvarını yıkacağım ve onu ayak altında çiğneyecekler. Ve onu harap edeceğim; budanmayacak ve çapalanmayacak ve onda çalılarla dikenler bitecek; ve üzerine yağmur yağdırmasınlar diye (belki bir nükleer patlama sonucu)bulutlara emredeceğim! (Burada geçen, çitini sökeceğim’ (=Savunma sistemi çökecek/yahut sonunda kimsede onu savunacak hal bırakmayacaktır) gibi ibareleri bugünün şartlarına getirirseniz, daha iyi anlaşılır) (İşaya, Bap 5, ayet 4-6)

‘Rabbin Bağından muradın İsrail, Yahuda erlerinden maksadın da Rabbin hoşuna giden, onun hizmetinde koşturan ordular olduğu anlaşılıyor. (Bap 5, 7. Ayet)

Böyle bir akıbete uğramalarının zamanını da yine sembolik şekilde Tevrat veriyor: “Yer kalmayıncaya kadar evi eve katanların, (Filistin halkının evlerini yakıp yerine kendi yerleşim alanlarını dikenlerin) ve tarlayı tarlaya birleştirenlerin vay başına!  (Aletin, tohumun ve toprağın bozulmasına neden olacak genetik çalışmalara da temas var ama konumuz dışında olduğu için o açılımlara girmeyeceğim.)

Evet, Türkiye için zor bir dönem başladı. Fakat ilahi metinler gösteriyor ki İsrail’in başı çok daha büyük bir belada. Esasında Müslümanlar birazcık birlik olsalar, aralarındaki eski husumet ve anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp akıllı bir direnç sergileseler, savaşmalara bile gerek kalmadan Deccal düzeninin dizinin bağı kesilir ve yere yığılır. O zaman onları çok güvendikleri derin yeraltı (Garkad ) şehirleri de kurtaramayacaktır!

Kader-i ilahi, böyle bir insanlık hizmeti için eğer Türk halkını hizmete hazırlıyorsa bu demektir ki istikbal de bu millete ait olacaktır. Elbette bu iş kolay değildir ve bir dizi maddi ve manevi mücadele ve çatışmaları beraberinde getirecektir.

Bu açıdan Türkiye, içindeki terör hareketlerine hızlı bir çözüm getirmeli ve bugün yabancıların bize yönelttikleri bir kama şeklini alan şu PKK belasından bir an önce kurtulmalı.

Yaman bir çağa giriyoruz. ‘El-Hakka ya’lû vela yu’lâ aleyh’ buyrulmuş. Hak üstündür, ona gelip gelinmez. Yeter ki biz ‘hak’ tarafta olalım ve hakkı temsil edebilelim…

***

TEREKEME

Bir önceki yazımda, bilmeden baltayı taşa vurmuşuz. Esasında zihnimin bana oynadığı bir oyun olmuş fakat sanırım onda dahi bir hayır vardır.

Evet ben ‘Beyaz Türklerin’ daha ziyade kimlerden oluştuğunu tarif ederken;  Türkiye’den ayrılan veya özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde, tebaa haklarından yararlanmak için kendilerinin de Müslüman olduklarını ilan eden ama İslamiyetle alakası bulunmayan bir kısım Ermeni kalıntılarına –daha doğrusu Türkiye’den giderken geride bıraktıkları; bazı avantajlar sağlayarak Müslüman ailelerin himmetine terk ettikleri çocuklarından söz etmek isterken, ‘terekeme’ tabirini kullanmışım. Bunu kullanırken de Oğuzların bir kavmi olan Terekemeler aklımın ucundan bile geçmedi. Sadece ‘terk edilen o çocukları ifade edecek bir kelime bulayım derken, baltayı taşa vurmuşum.  Onlardan özür diliyorum. Onları küçültmek diye bir kastımın olmadığını bilmelerini istiyorum.

Ne ise o da iyi oldu çünkü o hata sayesinde bu güzel ülkede öyle güzel insanların yaşadığını da öğrenmiş oldum.  Türkiye’de yaklaşık 114 Terekeme köyü varmış. Dilleri, örfleri hâlâ yaşıyor. Esasında bu tür kavimler ve boylar bir milleti zenginleştiren ciddi kaynaklardır. Araştırılmalı ve var olan özgün değerleri korunmalıdır.

Sünni Hanefi mezhebine bağlı olan şu güzel insanlar ve adetleri hakkında bilgi edinmek  isteyenler Türk Ansiklopedisi, Terekeme maddesine baksınlar. (Cilt: XXXI, Millî Eğitim Ankara Basım Evi, 1982, sf. 114).

Ayrıca terekemeyiz.com ve kaigenc.net adreslerine bakabilirler.

Bu konuda en önemli çalışma, Salih Yılmaz’ın Türkiye ve Kafkasya’da Yaşayan Karapapak (Terekeme) Türkleri Tarihi ve Kültürü, (İstanbul, 2007. Prizma Yayıncılık) adlı eseridir.

Ahmet Caferoğlu’nun “Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar”, (Cilt: I, TDK Yayınları, İstanbul. 1942) eserinde ise Terekeme dilinin zengin numunelerini bulabilirsiniz.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir