İstanbul Üçüncü Fethini Bekliyor

İstanbul’un fethinin, Peygamber Efendimiz (asv) tarafından teşvik edilmiş olması ve onun övgüsüne bir Türk komutanın mazhar olması birilerini hep rahatsız edegelmiştir.

En masumane ve samimi görünen bahaneleri de “efendim muazzam bir askeri dehanın sonucu olan bir hadisenin böyle ‘uydurma’ bir hadise dayandırılarak küçültülemeyeceği” şeklindedir. Allah, başınıza uydurma dediğiniz hadisler miktarınca hidayet indirsin!

Son zamanlarda İstanbul’un fethi ile ilgili birçok şey yazılmaya başlandı. Feridun Emecan Hocamızın Fetih ve Kıyamet gibi son derece kıymetli çalışması yanında pek çok kurgu roman, anlatı, dizi ve film gündemde. Esasında şu hadise bile İstanbul’un fethinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ve tabii tarihimizin en önemli vakasının bile hâlâ doğru dürüst anlatılamadığının da kanıtıdır.

Fakat benim temas edeceğim nokta, bunlar değil. Elbette birileri çıkıp bir tarihi hadiseyi farklı bir şekilde kurgulayıp ondan bir roman veya hikâye çıkarabilir ve meseleyi kendi gözünden irdeleyebilir.

Ancak ciddi bir sıkıntımız var. Çünkü meselenin gerçeği hâlâ su yüzüne çıkarılabilmiş değil. Maalesef Fatih’in kişiliğinden inancından tutun da savaş içindeki birtakım sembollere varıncaya kadar aydınlatılmamış birçok mesele askıda duruyor. Nerede ise Fatihi Hıristiyan yapacaklar ve İstanbul’u da hiç fethedilmemiş gösterecekler. Hele bir kesim var ki, adeta “İstanbul’un Türkler tarafından alınmış olmasından dolayı özür dilememizi isteyecek” durumdalar.

Böyle durumlarda konunun vâkıfı olmayanlar her yanlışı, her uydurmayı, her kurguyu hakikat zannedecekler. Bu bizim tarihçiliğimiz açısından da sanat ve edebiyat çalışmaları açısından da kocaman bir ayıptır, züldür, utançtır.

Ve yazıktır ki, İstanbul’un fethi meselesi -özelikle de bizim kaynaklarımızın yeterli bilgi içermemesi yüzünden- her türlü uydurma ve kurguya fırsat veriyor. Çünkü dönemin Osmanlı kaynakları İstanbul’un fethini büyütmeden, çoğu kere sıradan ama stratejik bir kalenin alınması gibi aktarmışlar.

Meseleyi büyüten, Hıristiyan tarihçilerdir. İstanbul’un fethedilmesini, (yani şehrin manevi kapılarının İslam’a açılmasını) felaket, düşüş, insanlığın sonu, kıyamet diye yansıtan Batılı kaynaklardır. Fethi en makul ve en orta karar anlatan Dukas bile, meseleyi dünyanın sonu gibigörmekten kendini alamaz.

Onların meseleyi küçültmeleri yahut bileğini bükemedikleri bir delikanlıyı kendilerinden göstermeleri, Fatih’in İstanbul’u aldıktan sonra Hıristiyanlığı kabul ettiği gibi meseleler bir aşağılık duygusunun farklı yansıtılması gibi algılanabilir.

Ya bizimkilere ne oluyor?

Onlara ne oluyor ki nerede ise fethi yok sayacaklar yahut Batı güruhundan özür dileyecekler.

Neymiş efendim, İstanbul’u müjdeleyen hadis, uydurmaymış.

Bir yığın geveze, sanki konunun uzmanı imiş gibi, güya ‘bilimsel davranma’ ayaklarıyla nübüvvetin ve Nebi (asv)’nin şeriat içindeki rolünü ve hadisi yok saymaya çalışan, düzmece din adamlarının yani  ‘ulema-ı su’un’ uyduruk gerekçelerini serişte ederek ‘şu hadis şöyle bu hadis böyle’ diyorlar. Kimse de çıkıp ‘hadi ordan’ demiyor!

Efendim fetih hadisini bir tek İmam Hanbel aktarıyormuş da efendim hadisler 100-150 yıl sonra derlenmiş de bilmem neler neler…

Peki, İstanbul fethedilmiş mi?

Edilmiş!

Bununla ilgili ta ilk devirlerden itibaren sahabe arasında bir çaba ve sayısız deneme var mı?

Var!

Sayısız İslam komutanı ve devleti bu müjdeye mazhar olmak için çabalamış mı?

Çabalamış.

Neden Kudüs için böyle bir uydurma(!) yok. O, kendi devri için çok daha sembolik ve önemliydi oysa.

Ey ulema-ı su’ ve ey İslam’a karşı yüreklerinde öfkeyi o âlimlerin saçma sapan ifadelerinin arakasına gizleyenler, siz gayzınızdan ölseniz de İstanbul İslam kalmaya devam edecek ve en az üç kere, tekrar tekrar fethedilecektir. Ve inşallah, hicri 1453’te, son defa ve ebediyen bir kere daha fethin tadını çıkaracaktır. Ayasofya bir kere daha ibadete açılacaktır. Onu maksadının haricinde kullananlar da vakfiyesindeki lanete muhatap olmakla kalacaklardır…

***

Bir diğer mesele de İstanbul’un fethi ile kıyamet arasındaki ilişkidir ki birileri onunla da dalga geçiyor.

Ebu Hureyre (ra)’dan rivayetle Peygamber Efendimiz (asv) bir gün ashabıyla sohbet ederken “Siz hiç bir tarafı kara bir tarafı denizlerle çevrilmiş bir şehir duydunuz mu?” buyurmuşlardır.

“ Evet Ya Resulallah…” denince Peygamber Efendimiz (asv)  “Beni İshak’tan yetmiş bin kişi işte bu şehre gaza edip saldırmadıkça kıyamet kopmayacaktır…” buyurur. Birilerinin aklı bunu izaha yetmediği için, “Hani İstanbul fethedildi, kıyamet niye kopmadı?” diye soruyor.

Kuran, 1400 yıl önce “Kıyamet koptu!” diyor. “Kıyamet kopacak!” demiyor. Peki şu kadar zamandır kıyamet kopmadığına göre Kur’an’ı da sümme haşa yalancılıkla suçlayacaksınız?

Zaten şu anlayışsızlığınız, ahmaklığınız ve beyinsizliğiniz değil midir ki sizi küfürde sabit kılmış. Peygamberimiz (asv) kendi zamanını “ikindi/asır vakti” diye tarif ettiğine ve akşam vaktini kıyametin zamanı diye ima etiğine göre bu ne geçmez zamanmış ki hâlâ kıyamet kopmadı?

Anlamıyor musunuz ki bu bir sembolik anlatımdır. İşarî lisandır. Bilmiyor musunuz ki Peygamberimiz “Ahir zaman Peygamberidir”. Zuhurundan sonraki tüm zamanlar, kıyamet zamanıdır. Bu ümmet de ahir zaman ümmetidir.

Bununla birlikte İstanbul’un fethi aslında hakikaten de kıyametle ilintilidir. Bilen bilir ki Batı düşüncesinin doğmasını hazırlayan Rönesans, İstanbul’un fethinin en önemli sonuçlarından ilkidir. Ve tabii bugün, insanlığı hırs, ihtiras, şehvet ve inkâr gayyasına sürüklemiş, ruhu Rabbinden, beşeri Yaratıcısından, insanı Halıkından koparmış ve böylece insanlığın meshine yol açmış; yani yerlerin ve göklerin insan aleyhine harekete geçmesine zemin hazırlamış ve hazırlamakta olan bugünkü Batı düşüncesi de Rönesans’ın eseridir. Evet,Rönesans Fethin eseridir, inkar-ı uluhiyet de Rönesans’ın! Aklınız almıyorsa da bu böyledir.

***

İstanbul’un fethi ile ilgili üç hadis var. Bunların ikisinde İstanbul’un fethi ile kıyamet arasında ilinti kurulur. İnkârcıların meseleyi reddine sebep olan o iki hadis -ki eski tarih kitaplarında da zikredilirler- bizim açımızdan çok önemli işaretler ihtiva ederler.

Asıl fetih hadisinde fiil, Arapça dil yapısı açısından ikisi açık, biri gizli üç pekiştirme taşır. Biz bundan anlıyoruz iki biri manevi olmak üzere İstanbul en az üç kere fethedilecektir.

Bunların ilki Fatih’in onunu zaptedip Müslüman dünyaya kazandırmasıdır. İkincisi İstanbul’un işgal kuvvetlerinden alınıp yeniden Müslüman Türk halkının yönetimine katılmasıdır. Üçüncü fetih ise ‘saklı bir fetih’ olacaktır. Evet, İstanbul zahiren özgür gibi de görünse, onun manası ve ruhu olan Ayasofya, kilit altında olduğu için işgal altındadır ve fethedilmeyi bekliyor. İşte üçüncü fetih, Ayasofya’nın yeniden Rabbine kavuşmasıyla gerçekleştirilecektir.

Bediuzzaman‘siyaset âleminde çıkacak mehdi’nin vazifeleri arasında, Ayasofya’nın açılmasınıda sayar. İşte o mabedin kubbeleri yeniden tekbir ve Kur’an sedalarıyla buluştuğunda -ki onun vakti çoook yaklaştı- yani onun manevi iklimi, kubbesi altında varılacak secdelerle bir kere daha nurlandığında İstanbul son defa fethedilmiş olacaktır.

İstanbul’un fethini müjdeleyen hadisin ilk kelimesi olan ‘le-tuftehan-ne’ (fetholunacaktır) kelimesi üç pekiştirme ihtiva etmektedir. Birincisi baştaki ‘le’ ikincisi sondaki ‘ne’ üçüncüsü ise, fiilin ‘edilgen gelecek zaman kipi’inde kullanılmış olmasıdır. “Filan İstanbul’u alır’denmiyor. ‘Türkler İstanbul’u alacak’ yahut ‘birileri İstanbul’u fethedecek’ denmiyor, ‘İstanbul fetholunacak’ deniliyor. İşte fiilin bu şekilde kullanımı Arapçada (ve Türkçede de) ‘pekiştirme’ ifade eder.

‘Le’ , Fatih Sultan Mehmet komutasındaki ordunun İstanbul’u almasına bakıyor. ‘ne’, Milli Mücadele neticesinde işgal altındaki İstanbul’un yeniden bize geçmesine bakıyor. ‘Edilgen gelecek zaman kipi’ ise, güya Milli Mücadele ile bize yeniden geçmiş olmasına rağmen, Batının dayatmaları sonucu, “Kostantiniye’nin ihtida ettiğinin zâhirî sembolü olan Ayasofya”nın kapısına kilit vurulmasıyla işgal altında tutulan şehrin, Ayasofya’nın ibadete yeniden açılmasıyla son ve ebedi fethin gerçekleşmesine bakıyor. İşte üçüncü fetih, o işgalin sona erdirileceği fetihtir.

Evet, İstanbul bir kere daha hakiki manada İslamın başkenti olacak. Ayasofya’nın ibadete açıldığı gün bilin ki üçüncü fetih de gerçekleşmiş. Madem haber verilmiş, olacak.

Sonra?

Sonrası, işte sizin beklediğiniz! Yani kibrinizle, küfrünüzle, ahmaklığınızla yerleri ve gökleri aleyhinize geçireceğiniz zaman! Kıyametin başlama vuruşu!

“Sizin” diyorum çünkü, kıyametin nesnel olarak başlamışından kısa bir müddet sonra tüm inananlar allahsız kitapsız zalimler eliyle yok edilecekler. Yani inananlar, sizin kıyameti doya doya yaşamanıza ortak olmayacaklar korkmayın. Tek başınıza yaşayacaksınız o sahneleri. Müminler keyfinizi kaçırmayacak! Tepine tepine, çocukların bile bir anda saçlarının ağaracağı o dehşetlerin keyfini süreceksiniz!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

5 YORUM

  1. Zeynep yakupoğlu

    Akşam haberlerde fetih suresi okundu ayasofya camiinde….bu yazıyı da okuyunca ürperdim…mübarek olsun

  2. Hocam yazının sonu muhteşemdi bu kadar zulmün bu insanlığa reva görülmesi zalimler için hem bu dünyada hemde ahirette yaşasın cehennem dedirtiyor

  3. Abdurrahim Çokgüngör

    1*İstanbul’un fethi konusu belirttiğiniz gibi bir çok kişi tarafından ele alınıp işlenen bir olaydır. Üzerinde ehl-i hakikat kadar naehillerin kurgu veya düzmece çalışmalarına da konu olmuş. Bunun önemi yoktur. Önemli olan Allah ve Resulü’nün ne dediğidir. Biz Kur’an’a ve Hz. Peygambere bağlıyız. Onların açık veya kapalı bildirimlerine bakarız. İstanbul yani Konstantiniyye dini açıdan ne zaman önem kazanmış? Kur’an’a göre ezelden işari olarak Sebe Suresi’nin 15. Ayeti ile. Sonra Hz. Peygamberin naklettiğiniz hadisi ile. Yani hem kitap hem sünnet bu olaya önem vererek işari olarak fethini ve de misyonunu müjdeliyor. Ayrıca Hz. Süleyman (as) kendisine mucizevi olarak tanınan uçan araçla mülkünü gezerken Boğaz üzerine geldiğinde Hz. Cebrail’in (as) ona ilerde burada bir şehrin kurulacağına dair ihbarı vardır. Şimdi gelelim Kur’an İstanbul’dan nerede ve niçin işaret etmiş. Ve kaç kez fethedileceğinin müjdesini vermiş.
    Bizde daha çok Sebe Melikesi Belkıs’ın kısasında geçen (beldetün tayyibetün) tarifi ile çokça zikredilir. Ancak o şehrin Hz. Peygambere Kevser olarak verileceği ve ne zaman fethedileceğini işari olarak Kevser Suresi ile haberi verilmiş. Kur’an’ın en kısa suresi olan Kevser külli manalar içerirken bunlarda biri fethini diğeri de hilafetin merkezi olacağı işari mana ile müjdelemiş. Bir diğer manası ile ahir zamanın dehşetli eşhasının ne zaman ortaya çıkacağı, kim olacağı, İslam’ın tevakkufu yani duraksamasına kadar sayısız mana içerir.
    Bediüzzaman (Devlet-i İslamiye’nin en mühimmi ve Hilafet-i İslamiye’nin en devamlısı Osmanlı Devleti olduğundan, küçük surelerden bir iki tanesi o devletin safahatına bir vecihle baktığı gibi bir iki sure-i ahir dahi işari tarzda yine bakıyorlar) der. Ve çok ilginç Osmanlı’nın son zamanlarına ve komitelerin fitne işlerine baktığını söyler.
    Kevser kelimesi kudsi, cami’, külli nurani bir kelimedir. Lügat manası ise hayr-ı kesirdir. (Hayrı çok olan) Bu sure Hz. Peygamberin fetihlerini de ihtar eder. Kevserin bir manası da Mekke’nin ve Kudüs’ün ve Şam’ın fethine baktığı gibi İstanbul’un fethine de bakar. Sebe Suresi sadece İstanbul’un 857’de fethine işari olarak bakarken, Kevser Suresi fethi öncesi ile birlikte 2 kez fethi tarihini haber verir. Tabi işari olarak. (El Kevser f) ile İstanbul’un (beldetün tayyibetün) işaret ettiği gibi Hicri 857’de fethedileceğine ebcedi olarak bakar.
    Kevser Suresi Hz. Peygamberin önemli fetihlerine baktığı gibi elbette 600 yıl kadar İslam’ın önemli bir merkezi ve Kur’an hakikatlerini yayan bir merkez ve Kur’an’ın muazzam ordusunun merkezi olmasının yanında Kur’an’ın bayrağını 400 yıl cihana karşı tutan İstanbul’u işaret eder. Ve öyleki İstanbul’un iki fethine iki ayrı aşamada bakar. Yani önce onun fethine namzed olacak olayı ve tarihi verir. Önce 757 yılındaki kuşatmayı fethin Fatihası olarak ve El kevser kelimesinin ebcedi değeri ile işaret eder. İslam’ın adına fethedileceğini bildirir. Yine o suresinin (k kevser f) ile 857’de fethedileceğinin müjdesini vermiş. Yani Bir asır önce 757’de fethini ima etmiş. Bir asır sonra da Hz. Peygamberin vekili Fatih’in kumandasında şehir fethedilmiş. Burada Kur’an iki tarih veriyor. Bir ön fetih sona esas fetih.

    Şimdi burada bir ara verip Miladi 1400’lü yılların başında ehl-i keşiften olan Hacı Bayram Veli’nin zamanında İstanbul’un yakında fethedileceğini konusu açıldığında bazı müritleri buna karşı çıkar ve “İstanbul’u Mehdi fethedecek. Şimdi değil” deyince Hacı Bayram Veli o zaman genç bir müridi olan Akşemseddin’i işaret ederek “Bir bunlar İstanbul’u alacak sonra ahir zamanda Mehdi fethedecek” der. Yani İstanbul’un tarihte üç değil ikiz kez fethedileceğini ilk kez açık olarak Kur’an’a dayanarak Hacı Bayram Veli müjdelemiş. Peki onun kaynağı ne?

    • Abdurrahim Çokgüngör

      2*Şimdi İstanbul’un ilk fethinden itibaren hicri yılla 484 yıl kadar İslam hilafetinin merkezi olarak salat-ı kübranın bir camii hükmünde kalacağı (fasalli li rabbik)in ebced hesabı ile 1341 yılına işaret var. Yani 1922’ye kadar. Bu ilk fethin tarihi 854 + elde kalacağı 484 = 1341 tarihini verir. İstanbul 857 yılında fethi ve 484 yıl salat-ı kübranın bir nevi camisi olarak vazifesini yapar. Sonra ise hilafet kaldırılır. Bundan sonraki olaylar konumuzun dışında olduğu için es geçiyorum. Şimdi 1922’de İstanbul siyasi anlaşma ile yani savaşılmadan alınır. Rivayetlerde şöyle bir ihbar var (İstanbul’un yeniden fethedileceği sırada “Deccal “ haberi gelince fetih yarıda kalır) Yani 1341’de İstanbul’un fethedilmesi yeniden eski misyonuna dönmesi mümkün olmaz. Çünkü ikinci fetih Hz. Mehdiye ait. Ve ortada Mehdi falan olmadığına göre. 1341 yani 1922 fetih olmaz, beklemeye alınır. Ne zaman olur? Mehdi’nin zamanında. Yani Mehdi’nin şahs-ı manevisinin hizmeti sonrası mümkün olur. O zaman ne zaman?.

      Şimdi çok önemli bir noktaya dikkat çekeceğim. Gaybi haberde bir kural vardır. Tevafuk ve emare. Yani bir konu hakkında dinen bir veya birkaç emare veya işaret olur veya uygun düşme olan tevafuk olmasına bakılır. Bununla bir kanaate varılır. Eğer emare veya işaret bir tane ise zayıf bir delil olur. Ancak birkaç zayıf emare bir araya gelirse artık kesin bir delil olur ve hükmedilir. Şimdi bunlara bakalım.
      İstanbul 1918’de işgale uğrar. Peki fethi ne zaman olur? Bu konuda bazı emarelere bakalım. Konu ne? İstanbul? Beldet-ün tayyiebütn işgale uğramış. Bu isim nerede geçiyor?
      Sebe Suresi’nden. Sure no 34 + ayet sayısı 54 + şehrin adının geçtiği ayet no 15 = 103.
      Peki konu ne Fetih? Bütün fetihlere külli mana ile bakan surenin adı ne? Fetih. Sure no 48 + ayet sayısı 29 + cüz no 26 = 103.
      İstanbul’un İslam adına fethi 1922’de gerçekleşmiyor. Çünkü bir deccal çıkıyor ikincisi hilafet kaldırılıyor, üçüncüsü fethi sembolü ve kılıç hakkı olan Ayasofya cami olmaktan çıkarılıyor. Ne zaman? Yani bu olay ne zaman olur 1931-1934. Bu mabedin puthane olarak kullanılması ve gerçek hüviyeti olan camiyi çevrilmesi ne zaman olur?
      Fetih Suresi bakar bu konulara. Sure no 48 + ayet sayısı 29 + fetih mükafaatın verileceği genel haberi ayet no 18 = 92.

      Bir başka işaret nedir. Ne fethedilecek İstanbul. Onun ünvanı veya adı ne idi? Beldetün tayyibetün. Hangi Surede geçiyor? İstanbul’un plaka numarası olan 34 + ayet sayısı ne 54 = 88.

      Şimdi İstanbul’un işgali ile ilgili işaret ne idi iki adet 103 yıl. İstanbul ne zaman işgale uğradı 1918 + 103 = 2021. Peki Fethin sembolü olan Ayasoya’nın mabed olmaktan çıkarıldığı tarih 1931 ve 1943. Onunla ilgili işaretler ne idi:
      1931 + 92 = 2013 ve 1934 + 88 = 2022.

      Şimdi ilk fethin namzed olduğu tarih 757 Hicri (miladi 1356) Fetih 857 hicri miladi 1453. Miladi ve Hicri takvimlerin arasındaki 100 yıldaki 3 yıl farkı hesaba katıldığında 1356-3 = 1353 +100 = 1453 eder..

      • Abdurrahim Çokgüngör

        3*Şimdi ikinci fetih ile ilgili rakamlar ne idi? Kevser Hicri 1341 tarihini veriyor. Ama o surenin tarif ettiği durum ortada yok. Çünkü İstanbul alınacağı sırada Deccal ortaya çıkıyor. Bu halde fetih yarıda kalır ve ahir zaman fitnesinin kaldırılması içen manevi cihad başlar. Deccal çıkınca Mehdi olur. Aynı zamanda Mesih de. Mehdi ve Mesih ahir zamanın iki manevi lideridir. Yani manevi mücahit bir çifttir. Kim gibi?

        Talut-Davut- Yahya-İsa (as), Yusuf-Yakup (as). Yani hizmet bu çiftlerin ifade ettiği mana üzere olur. Ve ahir zamanın hizmeti Mesih ve Mehdi’nin şahs-ı manevileri üzerine olacağından meseleyi ona göre yorumlayınız.

        NETİCE: Ahir zamanın bu halini nur-u Kur’an ile gayb aşina gözle bilen Hz. Peygamber 1922’deki fethin işgalci İngiliz ile anlaşmalı olacağı hakikati ve de o sırada baş gösteren harici bir tehlike olan deccaliyetin hurucu sebebiyle ifadesini böyle (‘le-tuftehan-ne’) diyerek müteşabih olarak haber vermiş. Yani ilk fetihte nasıl bir asır beklendi ise ikincisinde de böyle bir asır bekleneceği anlaşılmalı. Tabi bu fetih birincisi gavurdan alındığı için askeri güçle olmuş. Ama ikincisi silahla değil manevi cihadla olacak. Yani rivayetlerde belirtildiği üzeri (tekbir ve tehlillerle) fetih gerçekleştirilecek. Bu da manevi bir cihadı gerektirir.

        Mili Mücadele, Bediüzzaman’ın Şualarda izah ettiği üzere Kur’an’ın işaret ettiği dini bir cihad idi. Ancak o cihad düşmanı def ederken batının manevi ikliminin hakimiyetini çeşitli maddi ve manevi sebeplerle engelleyemedi ve Batı vesayeti İstiklali gölgeleyerek başladı. Nasıl mı? Mahir Kaynak Hoca bunu şöyle ifade eder: “Biz kuruluşumuzdan beri bağımsız olduğumuzu ve tüm siyasi kararları kendimizin verdiğini düşündük. Bunu tartışmak kuruluş ilkelerine saygısızlık sayılacağı için konuşulmadı ve resmi görüş olarak sayılarak okullarda bile okutuldu. Ama o dönemin dünyadaki etkili gücü ve bizi kontrol etmeyi hedef sayan İngiltere ülkemizde iyi örgütlenmişti. Bu konudaki önemli eylemlerden biri şuydu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD Türkiye’de etkin olmaya başlamış ve diğer güçlerin etkisi azalmıştı. İngiltere bunu bertaraf etmek için 1960 darbesini planladı ve gerçekleştirdi. Gerekçe olarak da yönetimin kuruluş ilkelerine aykırı davranışı gösterildi.) 7 Aralık 2014.

        Batı vesayeti ne ifade eder? Ekonomik, askeri, siyasi, akademik, kültürel, ve iş dünyası ile bizi etkilemesi ve çıkarları için yönlendirmesidir. Peki bu ne zaman bitecek? Burada fetih bir çok manaya geliyor. Türkiye’nin tam istiklalini kazanması, alem-i İslam’a yönelmesi, , ittihadı teşvik etmesi, Türk ve Arap milletlerinin tam istiklallerini kazanmaları, Tevhid noktasında Mesih cemaatine yardımcı olması söz konusu. Ki Tevhidçi Hıristiyanların Ayasofya’nın açılması konusunda siyasi desteği ifade eder. Yani iki büyük semavi din, kendilerine mabed olan Ayasofya’nın inanlara kavuşması için destek verir. Bu da cihan çapında genel bir barışı netice verir. Koronavirüs olayı bunun habercisidir. Her musibetten sonra ferahlık vardır. Bu kez Tevhid ferahı geliyor. Yakında çok ilginç olaylara şahit olacaksınız.

        Bediüzzaman’ın çok önemli bir talebesi Mustafa Sungur 2004-06 yıllarında Ak Parti için (Hayr-ı kesir) ifadesini kullanır. Hayri kesir bilindiği gibi Kevser’in lügat manasıdır. Fatih gibi bir vekil-i resulün İstanbul’u fethini gerçekleştirir. Ne zaman mı? Yukardaki tarihler bunun haberini veriyor. Ayasofya puthane olmaktan çıkarılması ile Mehdi-Mesih cemaatlerini küresel manada Tevhidin hakimiyetini destekleyeceği tarihtir. Ne kadar zamanda? İstanbul’un adının geçtiği surenin ayet numarası kadar bir zamanda. Bu bir vaad-i İlahidir.

        Dikkat edilecek husus şu. Bütün batılı stratejistler 30 yıldır Türkiye’yi yeni dünya düzenin nasıl olacağına karar verecek en önemli ülke olarak gösterir. Bill Clinton bile İstanbul’u ziyaretinde bunu söyledi. Bunu önlemek için küresel deccaliyet, 28 Şubat, 2007 krizi ve 2212 ve 2015 ve 2016 krizleri ile Türkiye’yi çökertmek istedi. Ama fethin nuru bunu önledi. Rum Suresi’nin işaret ettiği tarihte Türkiye yükselişe geçti. ABD’deki yeni kavga da bunun habercisi. Sabredin. Tabi gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Öyle ki istikbale ait müjde ve ihbarların şartları yerine getirilmediği anda kader-i İlahi tarafından ya ertelenir ya da iptal edilir. Türkiye’nin fecr-i sadıkının şartların oluşmaması yüzünden 70 yıl ertelendiği gibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir