İşte Fransa’nın O Kararı Alma Nedeni

Le Mond, Ermeni yasasının parlamentoda kabul edildiği günün ertesinde Türkiye ile ilgili ilginç bir yazı yayımladı.

Gerçekten günümüz Türkiye’sinin parçalanmışlığını, bir kesimin ak dediğine öbür kesimin kara diyecek kadar birbirinden uzaklaştığını, iktidarı ele geçirenlerin cumhuriyet boyunca dışlanmış olan kesim olduğunu biraz da hayıflanarak vurgulayıp şöyle diyor:

“Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkulduğu gibi, ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye;  Cumhuriyet boyunca süren ‘kültürel bölünme’ye gidiyor.

Bu artık iyice keskinleşti.

Şimdi bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısı önünde çıkaran, kadınlarının başı örtülü, erkekleri sokağa pijamayla da çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları tam bir baskı altında yaşayan, türkü ile arabesk arası bir müzikten hoşlanan, futbol izleyen, belki de hiç kitap okumamış, hiç dans etmemiş,  hiç karı koca birlikte yemeğe gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim alamamış, dinî inançları kuvvetli, kalabalık bir kitle var.

Diğer yanda ise kız lisesi-kolej yelpazesinde eğitim görmüş, en azından bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dans etmiş, sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okuyan, müzik zevki pop şarkılarla klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızlarının flörtüne göz yuman, kadınları modern görünümlü, şarabın kalitesinden pek anlamasa da kadın erkek bir arada içki içebilen, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da Batı standartlarına yakın bir grup var…  Bu iki grubun yasam tarzı birbirinden kopuk… Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden çok farklı! Hatta birbirine düşmanca…

Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış. Simdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabalıklar. Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.

İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha seçim kazanma ihtimalleri yok. Bu noktada da tarihî bir paradoks ortaya çıkıyor…”

Yazı, devam eden satırlarda, Türkiye’de Batılı değerleri daha doğrusu Batının çıkarlarını ayakta tutan kesimin darbe yapmaktan başka çaresi kalmadığını, darbe yapıldığı takdirde ise Türkiye’nin Rusya ve İran eksenine oturacağını ifade ederek kelimenin tam anlamıyla Batının ve Batıcılığın Türkiye’de iflas ettiğini vurguluyor. Tabi suçu de küstah ve tepeden bakmacı kuru bir öğretmenlik yapmaktan öteye gitmeyen Batıya yükleyerek konuyu noktalıyor.

***

Büyük bir üzüntü ile kaleme alındığı açıkça görülen yazıda bugün Türkiye’de iktidarı ele geçirmiş olan kesimin nasıl aşağılandığı da görülüyor.

İşte Batıyı da ve tüm Batılı güçleri de Türkiye aleyhine harekete sevk eden, Fransa’yı kendi ayaklarına kurşun sıkmaya götüren çıldırmışlık hali nin nedeni!…

Asırlarca çocuklarını Türkler geliyor diye korkutmuş batının eski bilinçaltı düşüdür Türk milletinin yeniden ayağa kalkması. Hayat hırsı asla söndürülemeyen ve dedesinin mirasına sahip çıkmak için can atan şu milletin azmidir ki Batının bilinçaltlarındaki kara düşün yeniden depreştirdi…

Onlar; değerlerinden koparılmış, Batıyı kıble edinmiş, Batı nasıl davranırsa davransın hep yaltaklanacak bir Türkiye tasarlamışlardı geçen asrın başında.

Sıklıkla tekrarladığım bir ifadem var: Batının, bizdeki ‘vesayetli’  Cumhuriyet ve ‘dayatmacı’  laiklik ile yapmak istediği; Türk milletini, ebediyen Batı için tehlike teşkil etmeyecek bir hale getirmekti. O yüzden ben bir tür yumuşatılmış Sevr uygulaması olan Lozan’ı hep, Türk milletinin, ‘çağdaş Ergenekon’u saymışımdır.  Batılı değerler sıra dağlarıyla çevrili bir varlık yokluk Ergenekon’una sıkıştırılmış Türkiye şimdi, o Ergenekon’dan çıkış çabaları içinde ve durduramıyorlar da.

Bu, Amerika’yı,  özelikle de Türk milletini çok iyi tanıyan Batıyı ve tabii onların Ortadoğu’daki efendileri olan İsrail’i endişelendiriyor.  Bu millet tüm dayatmalara ve baskılara rağmen ayağa kalkıyor.

Hatta Bediuzzaman’ın ta 1940’larda “Hem Türk unsurunda ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde (bir daha ittifak etmeleri mümkün olmayacak şekilde) bir inşikak çıkacak (parçalanma olacak). O vakit milletin kuvveti, bir şık bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mizanın iki gözünde bulunsa, bir batman kuvvet, o iki kuvvetle oynayabilir, yukarı kaldırır, aşağı indirir.” (Mektubat, 29. Mektup II. Kısım) dikkat çektiği ve sakındırdığı, toplumda kültürel parçalanmayı sağladıkları halde, millet uyandı ve ayağa kalkmaya başladı.

İsrail’in Tüm Türk düşmanlarını bir araya getirmeye çalışması, bin yıldır dost olan Kürt ve Türk halkının tüm Batılı ve Amerikalı stratejistler tarafından ayrılmaya zorlanması, dost olmak için Türkiye’nin her türlü çabasına rağmen Suriye ile aramızın bozulması… hep ama hep, bu milletin yeniden ayağa kalkmasını önlemeye yöneliktir.

Bir yazımda, bir Fransız sosyologun 1996 yılında yazdığı bir yazısından, “2010 yılına kadar Türklerin neye karar vereceğini gözlemek lazım. Eğer Türkler tarih içindeki eski misyonlarını yeniden üstlenmek isterlerse, Amerika dâhil herkesin geleceğe dair planlarında değişiklik yapması gerekecek.”  dediğini aktarmıştım.

Adamın ne kadar isabetli düşündüğünü hadiseler gösterdi. İşte Fransa’nın, hiçbir telaş duymadan, 75 milyonluk bir Türkiye yerine, dünyadaki toplam nüfusu 10milyon olan bir halkın dostluğunu tercih etmesi ve onlardan yana tavır koymasının çılgınlığının altında dahi, o sosyologun bu öngörüsü yatmaktadır.  Biraz da Sarkozy’nin Libya’da düşürüldüğü utançlı durumun etkisi var tabii…

Türkiye Batının kontrolünden çıkıyor. Yüz elli yıldır inşa etmeye çalıştıkları izansız, irfansız, İslamsız ve kültüründen kopuk insan tipinin artık iflas ettiğini, bugüne kadar ordu, yargı, bürokrasi baskısıyla kendi kontrolleri altında tuttukları Türkiye’yi artık zapt edemediklerini fark etmeye başladılar. O yüzden de Fransa, gelecekte belki de eskiden olduğu gibi bir nota ile haddini bildirecek bir Türkiye’yi durdurmak için dostu olan mevcut Türkiye’yi hırpalamakta beis görmedi…

Hiç de Fransız halkının çoğunluğunun fikrini yansıtmayan böylesi bir kararı Fransız siyasilerine aldıran şey, işte bu paranoyadır. Fakat geç! Batı’nın, -tıpkı Firavun’un, Hz. Musayı ve halkını bir oyun ile yok etmek isterken kendisinin denize gark olduğu gibi- tüm değerleriyle birlikte mazi denizine gömüleceği zamanlar pek uzak değil…

İslam vurgusu yapan, İslamiyet ile barışmış, Müslüman halklarla güç tazelemiş bir Türkiye’nin kara düşleri olacağını sandıkları için, aleni bir şekilde düşmanlık etmeye başladılar. Emin olabilirsiniz ki bu tavrı, artık başka ülkeler de takip edecektir. Hele bizim uluslar arası ilişkilerde ‘vasimiz’ olan İngiltere, Türkiye’den ümidini keserse siz asıl o zaman kızılca kıyameti görün.

Ama hepsi boş! Türkiye ayağa kalkmaya başladı. Şimdi onu Kürt meselesi ile durdurmak istiyorlar. (Onu geçtikten sonra da Alevi-Sünni badiresiyle karşı karşıya kalacağız. Bu onların son numarası… ) Bunlarla da Türkiye’nin yükselişini durduramazlarsa Türkiye’yi birileri ile savaşa sokmayı deneyeceklerdir.

Cenab-ı Hak ise inşallah bu milleti yeniden ayağa kaldıracak. ‘Fe-mekeru ve mekerallah. Fallahu hayru’l-makir’in’i bir de böyle okuyalım.  Yeter ki bu millet, İslamiyet ile bağlarını güçlü tutsun. İslam kardeşliği bağını, kan ve dil bağının önünde tutsun. Yani, bugün Anadolu halkı dediğimiz tüm insanlar arasında tam bir eşitlik yaratabilsin… İşte o zaman benim ‘Çağdaş Aşur’ dediğim ve dünya üzerinde devam etmekte olan -şimdilik kötülerin başarılı görüldüğü-  iyilerle kötüler savaşında, iyilerin galibiyetini sağlayacak güç ittifakı oluşmuş olacak.

Elbette, tüm dengeleri yerle bir edecek böyle bir gelişmeyi, bugün gücü elinde tutanların rahat bırakması beklenemez ve beklenmemeli. Bugün bizi Ermeni katliamı yapmakla suçlayanlar, yarın belki de herhangi bir bahane olmadan da bize savaş açacaklar, başımızı derde sokmaya çalışacaklar.

Dolayısıyla bugünkü iktidara da, bunun akabinde gelecek ve bana göre bunlardan daha düzgün ve dürüst olması mukadder olan sonraki dönem iktidarlarına da düşen, bu bilinci; yani insanlığın acil bir adalet örneğine ihtiyacı olduğu bilincini canlı tutmaktır. Ve tabii, bunun da  ‘Anadolu halkı’ tarafından gerçekleştirileceği bilincini korumak!

Komünizm, büyük Deccal’dı, o yıkıldı. Rusya şimdi yeni bir ruh arıyor. Eskiye dönemeyecek, sonunda İslamiyet’i kabule mecbur kalacak…

Türkiye’deki rejim ise Süfyan’dı. Yeni deccalizmin İslamlar içindeki örneği. O dahi yıkılmaya yüz tuttu. İnkar-ı uluhiyet ile insanın, pozitivizm ile de bilimin Allah’tan koparıldığı bir dönemden sonra bugün insanlığın önünde duran en büyük iş, bilimin yeniden Allah ile barıştırılması ve beşerin Rabbine kavuşturulması işidir. Bu görev, mukadderat, Anadolu’da yaşayan halkın defterine yazmıştır.

Bunu 2030’lara ulaşan herkes görecektir inşallah.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir