Mahmud Ahmedinejat Mehdi mi?

Ahmedinejat Mehdi mi? Şii Mehdi’ye karşı Sünni Mehdi nerede hazırlanıyor? Mehdilik nedir? Nasıl bir savaş yaşanıyor ve iyiler neden bu savaşı kaybetmemek zorunda!

Size bugün biraz küresel dedikodulardan –belki de izdüşümlerden demek gerekir- söz edeceğim ve sonra da bir iki konuda sizinle fikir paylaşımına gideceğim.

***

Bildiğiniz gibi İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat, cumhurbaşkanlığının yanı sıra sürdürdüğü petrol bakanlığı görevini geçen hafta bıraktı.

Gerekçe ne gösterildi bilemiyorum ama yakında -büyük ihtimalle- cumhurbaşkanlığı görevini de bırakabilir deniliyor. Bıraktırılabilir yani… Zira İran’ın şu günlerde biraz kafası karışık. Kafa karışıklığına sebep ise Ahmedinejat’ın ‘sanrı’ları. O da bizim Adnan Oktar hocamız gibi mehdilik meselesine takmış diyorlar.

El altından yayılan bilgilere bakılırsa, Ahmedinejat, kendisini ‘mehdi-i muntazır’ zannediyormuş veya onun gelmesi için hazırlık yapan bir ‘siyasi mezhebin’ –biz misyon diyelim- içinde bulunuyormuş. Bu da İran’ın siyasetinde etkin rol alan diğer kesimleri rahatsız ediyormuş. Dolayısıyla da makamını uzun süre elinde tutamayabileceği söyleniyor.

Bunlar dedikodu da olabilir… Ama bu dedikodu beni sizin sandığınızdan ziyade alakadar etti. Neden derseniz, geri planda yapılan işlerin bir kısmının dehşetinden haberdarım kendimce…

Yeryüzünde müthiş bir savaş var

Şu anda yeryüzünde müthiş bir savaş var. Küremizin gece ile örtülen tüm enlemlerinde her gece müthiş bir mücadele yaşanıyor. Cereyan eden bu mücadelenin öyle boyutları var ki, insan havsalasına sığmaz. Dua ve zikirden tutun da yönlendirilmiş ‘sanal büyü’lere varıncaya kadar çok değişik argümanlar kullanılmaktadır.

Hasımların, karşı taraftaki kabiliyetli insanları etkisiz kılmak veya oyundan düşürmek için sürdürdükleri çabalar, zahirde görünenden beş bin kat daha fazladır. Zaman zaman duyarsınız, birileri çıkar ve halkı toplu duaya ve hatim yapmaya çağırır. Çünkü geceleri girişilen büyük kavgalarda yeni desteklere ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu akıl almaz bir savaştır

Evet bu savaş akıl almaz bir savaştır. Bu bir tür Ahuramazda ve Ehrimen kavgasıdır Yahut Musa ve Firavun mücadelesidir veya İbrahim ile Nemrut çekişmesi. Kısacası iyilerle kötülerin, iman ile küfrün, ‘mutlak hayr’ ile ‘mutlak şerr’in savaşıdır. Ve maalesef savaşta yıkıcı veya yapıcı sona doğru hızla gidiliyor.

İblislerden şeytanlara, ifritlerden ‘kara setrililer’e, (filmlerde insan dışı varlıkların gece çalışması veya gündüz çıkmak zorunda kaldıklarında mutlaka siyah renkli gözlük kullanmaları boş ve tesadüf değildir) insansı iblislerden cinlere ve insansı cinnîlere varıncaya kadar bir yığın varlık bu savaşın içindedir. Savaşın görünen cephesi, görünmeyenin yanında binde birdir. Hatta denilebilir ki savaşın asıl kaderi arka planda, sanal âlemde, internette, siber âlemde, rüya âleminde, rüya içindeki ‘yakaza’larda cereyan ediyor. Rüyalar âlemi dahi bu savaşın içindeki ciddi cephelerden biridir. Bir zamanlar Amerikalılar Anadolu’da rüya devşiriyorlardı hatırlayın…

Çünkü bu savaş, ‘insanlığın ifsad edilmesini’ öngörenlerle insanlığın imarına çabalayanların savaşıdır. Yeryüzü ile gökyüzünün savaşıdır. Bu, savaş insanlığın mutasyona uğratılıp dünya üzerindeki insansı hâkimiyetin sona erdirilmesi savaşıdır. İblisin soyunun yani ‘Şeytansı insanlar’ın yahut ‘hayvansı cinnîler’in hükümran kılınması mücadelesidir ki bu gerçekleştiğinde kıyamet kaçınılmaz olacaktır.

İşte ‘tanrıyı kıyamete zorlamak’ diye milletin önüne konulan kavramın arkasındaki asıl niyet budur. İnsanın ‘nsh’ edilmesi; ‘insan’ şeytanların, ‘insan’ cinlerin çoğaltılarak insan soyunun bir kısmının İblis ve cin, bir kısmının maymun ve domuzlaştırılarak tüketilmesi çabasıdır.

Bu savaşı iyiler kaybetmemelidir.

Şeytanın, ‘Muhakkak ki senin kullarından hakkım olan payı alacağım.’ (Nisa, 18) dediği; Cenab-ı Hakkın da biraz da insanoğlunun nankörlüğünden dolayı İblis’e hitaben ‘Hadi o zaman, git onlardan gücünün yettiğini sesinle oynat, (onun iç mekanizmalarını kullanarak onları kendine köle et)  süvarilerin ve piyadelerinle (görünen görünmeyen/sanal ve reel bütün güçlerinle) üzerlerine bas gürültüyü, (onları şaşkına çevir)… mallarına, evlâtlarına ortak ol –(maalesef artık çok sarmallı genetik yapıya sahip -yani insan dışı- varlıklar zahiren de görülmeye başlandı)- ve onlara vaadlerde bulun.”  (İsra, 64) dediği ve ‘Şeytanlara ve Şeytan gibi olanlara’, kendi rızasıyla küfre sapmış insanlar üzerinde derin operasyonlar yapmasına müsaade ettiği kavganın en dehşetli safhalarıdır.

Bu savaşı iyiler kaybetmemelidir.

İyiler bu savaşı kaybettiğinde, Mülk suresinde bahsi geçen (ayet 17-18) ‘uzaylılar’ (men fi’s-semâi) geleceklerdir ki insanlık ‘korku nedir anlayacak’Independent Day’ filmindeki sahnelere rahmet okutacak hadiseler gelecek insanlığın başına… (Size hayal ve masal gibi gelebilir ama değil…)

İşte yeryüzünde sizin gördüğünüz ve görmediğiniz alanlarda yaşanan kavga böyle bir şey. Bu kavgadan, insanlar ancak sağlam bir inanç ve gerçek bir ilahi sığınma ile kurtulabilirler. Bu savaşın içinde bulunan insanları koruyabilecek; iman, dua, zikir, kanaat ve haya (haramdan sakınma) ipleriyle dokunmuş bir kumaştan yapılmış bir zırh olabilir. Ancak o zırh sayesinde ihtiyacınız olan ‘asayiş’i elde edebilirsiniz. Yani ancak bunlar sayesinde insan kalmaya devam edebilir ve iyilerden olabilirsiniz. Bunu gerçekleştiremeyenlerin, yukarıda İblis’e verilen yetkilerden kendilerini kurtarmaları imkânsızdır…

Zaten Deccal, bu faaliyetin adıdır. Bu faaliyetlerin tamamıdır. Yani insanı, bilerek ve isteyerek kendi kutsallarından vazgeçmeye, dinini terk etmeye, Rabbine sırt çevirmeye yol açan her hal deccaliyetin bir faaliyetidir ki, karşımıza bazen Komünizm, bazen Liberalizm, bazen Kapitalizm, bazen materyalizm, bazen Pozitivizm olarak çıkmıştır. Temeli ‘inkar-ı uluhiyet olan’ ve pozitif düşünce olarak kendisini lanse eden bu akımların tamamının arkasındaki külli ruhtur Deccal.

Elbette ki, her bir halinin temsilcisi bir isim vardır. (Komünizm denince Karl Marks, Liberalizm John Locke,  Materyalizm denince keza Engels, Marks, Hegel hemen akla geldiği gibi). O felsefeyi, o yaklaşımı ilk kim sergilemişse onun ismiyle anılır ama bunların hepsi Deccal diye haber verilen halin kolları, şubeleridir.

Keza İslamlar içinde bunları temsil edecek olanlara da Süfyan denmiştir. Bugün de temsilcileri vardır; ancak iş artık dev boyutlara vardığı için, kimin gerçek temsilci olduğu bilinmemektedir. Deccal ve Mehdi –daha sonra ise Mehdi’nin hazırladığı programı esas alarak Deccal ile mücadeleye girişip onun belini kıracak olan İsa gelecektir ki bu da aslında bilimin yeniden inancın hizmetine girmesinden ibaret olacaktır– bu kavganın sembol isimleridir.

Mehdi’nin temel görevlerinden biri

Evet, Mehdi’nin en temel görevlerinden biri bilimi imanın hizmetine vermektir. Nasıl ki Deccal bilimi kullanarak saptırmıştır, Mehdi dahi bilimi kullanarak imanı inşa edecek ve insanları yeniden Rableri ile buluşturacaktır. Çünkü geçmiş zamanda inkâr, cehaletten kaynaklanıyordu. Yaratıcıya ait isim ve sıfatlardaki bilgisizlik insanları yanlış tapınmalara götürüyordu. Ama bir ilah inancı hep vardı.

Deccal çağında ise inkâr bilimden kaynaklandı. Daha doğrusu bilim, Yaratıcı algısını yok etmek amacıyla kullanıldı. Hâlâ da bilim inkârın, tanrı tanımazlığın hizmetindedir. İşte MEHDİ ve mehdiyet, imanın yeniden bilim ile buluşturulması ve imanın aklî deliller ve kâinatta cari kanunlar ile yeniden tanımlanmasıdır. Bilimin din ile barışmasıdır ki insanlık o yönde ciddi adımlar atmaya başlamış durumadır.

En azından, artık 19. yüzyılda, asla tersi ispatlanamaz sanılan –Darwinizm dahil- tezler, hipotezler, savlar, din ile bilimin asla bağdaşmayacağı gibi iddialar artık yersiz görülmeye, hatta aksi ispat edilmeye başlandı. Evrenin, bir KADİR Yaratıcı fikri olmadan izah edilemeyeceği, maddeyi teşkil eden altı unsurun (foton, proton, gleon, 2 kuark ve Higs parçacığı = Ferdun, Hayyun, Kayyum, Hakemun, Adlun, Kuddus) İlahî bir kudret olmadan bir araya gelmesinin imkânsız olduğu, Canlılık ismi olmadan maddeden canlılığın açığa çıkmasının imkansız olduğu net anlaşılmaya ve ispat edilmeye başlandı…

O yüzden de karşı taraf, yani Deccal kuvvetleri, durumun aleyhlerine dönmeye başladığını görerek, tüm savaş alanını ateşe vermeye, kendileri ile birlikte tüm insanlığı yakmaya karar vermiş gibi her şeye saldırıyorlar. Tüm kutsallar, tüm insanî değerler yok edilerek, Ademiyet aşısıyla Tanrıya muhatap mertebeye çıkarılmış şu Nesnas denilen mahluku, derk-i esfel olan evvelki haline; hayvaniyete çevirmeye çalışıyorlar… İyiler ise Yani Mehdi ve taraftarları ise bu ateşi söndürmenin peşindeler…

***

Mehdiyet’in cepheleri

Mehdiyetin de elbette sayısız cepheleri vardır. Dinî hayat boyutundan insanî hayat mertebesine kadar her bir alanda yapılan tahripleri tamir etmek gibi derin gayretler görünmektedir.

Yırtılan atmosferin dikilmesinden kirlenen çevrenin temizlenmesine, israf ve sefahat yüzünden Deccal’ın tuzağına düşmüş insanların kurtarılmasına, ekonominin yeniden insanileştirilmesine varıncaya kadar birçok alanda mücadele vermek gerekmektedir. (Ve maalesef Deccal’ın en büyük hizmetkârları ve en ciddi yardımcılarının hep Yahudiler (Siyonistler) olacağını Peygamberimiz (sav) dürbünî bakışlarıyla 1400 yıl önce bize haber vermiş…)

İşte bu yüzden, şimdilik gücü elinde bulunduran Deccal ve taraftarları (Gizli Dünya İmparatorluğu’nun idarecileri= Siyonistler), nerede ve hangi zeminde, alanda, sektörde, bilimde ve sahada olursa olsun, savaşın iyiler lehine dönmesine sebebiyet verecek bir çalışma, iş, icat ve ilerleme kaydeden birini tespit etseler, hemen onu bloke ediyorlar. Onu, insanların güzündün düşürmeye çalışıyorlar. Bunun için kullandıkları ilk araç medyadır. Medya işe yaramadığı takdirde sanal güçler ve sanal büyü diyebileceğimiz uzaktan kumanda usullerini devreye sokuyorlar. Hedefi onu hasta etmek, çıldırtmak, saçma sapan işler yaptırmak, nefsine müptela edip ahlakî zaafa düşürmek vs… Zihninin arka planında dosyalarının sürekli açık tutulması yoluyla onu yormak ve çıldırtmak; bu da mümkün olamıyorsa kaza süsü vererek yok etmek için bütün imkânlarını seferber ediyorlar.

Mesela diyelim, hâkim gücün yeryüzündeki operasyonlarına karşı çıkan bir yerel lider çıktı herhangi bir yerde.

Sistemin tanrısı Deccal güçleri hemen onun üzerine projektörlerini çeviriyor ve onu dinlemeye alıyorlar. Önce var olan insan zaaflarını belirliyorlar. Kullanabilecekleri bir zaaf bulamazlarsa bedenî arazlarını veya genetik yapısının ne tür zaaflara yatkın olduğunu belirlemeye çalışıyorlar. (Mesela Hafız Esad’ın, saç kılından kanser olduğu ve yakında öleceği tespit edilmiş ve bu bilgi Mossad tarafından Amerika’ya bildirilmişti. Bunun üzerine operasyondan vazgeçildi ve Beşşar üzerine çalışıldı. Nitekim Beşşar babasıyla kıyaslanmayacak kadar Batılı ve Amerikan taraftarlısıdır. Bir ara not: ABD başkanlarının çişi ve kakası bile gittiği memlekette bırakılmaz!)

Ona dair, herhangi bir ipucu yeter de artar bile onu yere sermek için. Bir kılı, bir deri parçası veya onun tam olarak tanımlanmasını gerektirecek, insansı kodunu belirlemeye yarayacak bir veri elde etmeleri yeter de artar bile.

Esasında size biraz tuhaf gelecek ama hepsi aynı zamanda zamanın getirdiği birtakım ihtiyaçlar olan internet, google ve benzeri arama motorları, facebook, twitter, ve ileride çıkacak daha nice arama ve iletişim vasıtaları aynı zamanda, Deccal kuvvetlerinin kullandığı arama tespit ve teşhis vasıtalarıdır. Aradıkları, onların kurduğu sistemi yerle bir edecek olan ‘mehdî’  veya ‘mesih’ olabilecek yahut onlara katkı verebilecek donanımdaki insanları daha kemale ermeden tespit edip imha etmek veya en azından bloke etmek için kullanılan ajanlardır… Mehdi’nin ise bilimi yeniden imanının hizmetine alarak, Deccal’ın bugün insanlığı tahrip için kullandığı tüm bu ‘ajanları’ gerçek adaleti temin etmek maksadıyla kullanacağı haber verilmiş!

Ahmedinejad’ın iç mekanizmalarıyla oynanmış olabilir

Yazının başında belirttiğim hususa geri dönersek, en azından gösterdiği direnç sebebiyle Ahmedinejad’ın boş bırakılmayacağını, iç mekanizmalarıyla oynamış olabileceğini düşündüm ve ona acıdım. Bana göre bu tehlike, İslam yurtlarında çıkan ve Deccal’in global operasyonlarına engel olabilecek bütün liderler için mevuttur. O yüzden de bendeniz, millet adına hareket etmeyi kafaya koymuş tüm siyasi liderlere ve kanaat öncülerine, asla abdestsiz dolaşmamaları, özellikle namazı eksik bırakmamaları ve yanlarında paratoner vazifesi görecek, ağzı dualı bir ‘ak şemseddin’ bulundurmaları gerektiğini ısrarla tavsiye ediyorum.

Aksi takdirde kendilerini, ‘yuvesvisu fi suduri’n-nas’ ayetinin açık açık gösterdiği gibi uzaktan kumanda –bloetooth, mesaj, implus, spam… ne derseniz deyin- yoluyla insanları etkileyen, yönlendiren, değiştiren, tağyir ve tebdil eden, liderlerin içinin boşaltan, zihin ve algı şeklini değiştirerek onlarda ‘derin tahrip’ler ve değişiklikler yapabilen kötü nefesliler ve ‘Vesvas’ (insanı uzaktan etkileyebilen)ların şerrinden kendilerini koruyamazlar.

Bu tür yıkıcı tesirlerden kurtulmanın çaresi

Bu tür yıkıcı tesirlerden kurtulmanın yegâne çaresi, iman ve onun doğal kaleleri olan kebairden sakınma ve amel-i salih işleme ameliyeleridir. Kur’an o sığınakların en güçlüsüdür. Şeytanî güçlerin ve Deccal kuvvetlerinin saldırılarından kurtulmanın bir diğer çaresi de istiğfardır. Cenab-ı Hakkın, “İmma yenzeğanneke nezğun… festaiz billah” (herhangi bir sanal tehdit aldığınızda, hemen bana sığının) (Araf, 200; Fussilet, 36) buyurması da bu yüzdendir.

Evet, maalesef yeryüzü kıranlığını ele geçirmeye çalışan Siyonist güçler –biz yanlışlıkla onlara hep Batı dedik durduk- teknolojiyi, insanı avlamak açısından fevkalade iyi kullanıyorlar. Tabii ki sadece teknoloji de değil. Modifiye edilmiş, kime isabet edeceği net tanımlanmış ve ancak uygun zekâ ve insanı bulduğunda yakalayıp bloke eden sanal sihir topları atıyorlar uzaya. Bu sanal büyüleyiciler tıpkı telefonlardaki ‘The International Mobile Equipment Identity’ (IMEI) numaraları gibi insanda da var olan tanımlı kodu bulur bulmaz ona yapışıyorlar. Bu tur sanal kirlilikler ve hava içinde dağılmayan elektrik ve enerji blokları hep mevcuttur. Ancak uygun alıcı bulduğunda hemen ona yapışıverir.

Bilindiği gibi her insanın İsmi Frd’ gereği, bir yaradılış kodu, bir ‘identity’si bulunmaktadır. Eski müneccimler, astrologlar ve büyücüler de onu kullanırlardı zaten. İşte insanın o IDENTITY’si ele geçirildi mi, adeta, dışarıdan bağlantıya geçilmiş bir bilgisayar gibi ona her şey yaptırılabilir ve yapılmaktadır nitekim.

İnsanlar, onun şuursuzca yapılan şekline NAZAR demişler. Peygamber Efendimiz (sav), bir hadis-i şerifinde, “Mezardakilerin yarısı Nazar’dan dolayı oradadırlar.” buyurmaktadır. Bu demektir ki, insanların yüzde ellisi, sanal müdahalelerle öldürülüyorlar.

Demek ki bu sanal müdahalelere, adı ‘sanal’dır diye ehemmiyet vermemek olmaz. Çünkü sonuçları sanal değildir. Nazara okuyan insanların esnediği, genirdiği, hata bazen istifrağ bile ettiği bilinir. Bu durum, o insana yüklenmiş olan sanal izotopların, elektriğin diğerine geçmesinin neticeleridir.

Nazar, yine de bu işlerin en masum şeklidir. Bugün maalesef insanın ahiret hayatını dahi mahveden operasyonlar yapılıyor insan üzerinde. Evrensel kodu ele geçirilmiş insanla bağlantılar kurabiliyor, onun kafa ve inanç ayarları değiştirilebiliyor, kutsala karşı ilgisizleştirilebiliyor yahut kendisinde olmayan güçler yüklenip, kendisini Mehdi, İsa, Mesih veya kurtarıcı zannetmesine yol açabiliyorlar… (Hatırlayın Hasan Mezarcı’yı… Kısa zamanda ne hale getirmişlerdi. Yeter ki ellerine düşmeyin veya yeter ki IMEI numaranızı ele geçirmesinler.)

Bol miktarda Mehdi türemeye başladı

Evet, bendeniz Ahmedinejad için de aynı şeylerin yapılmış olabileceğini düşünüyorum. Şu saralarda bol miktarda Mehdi türemeye başladı. Bir yığın insan kendisinin Mehdi olduğunu zanneder oldu. Emin olabilirsiniz ki, ne Mehdi ilk etapta Mehdi olduğunu bilecek ne de İsa… Her ikisi de ahir ömürlerinde yaptıkları işler sebebiyle o olduklarını bilecek veya müminler hissedecekler… Bütün bu operasyonlar, sahte Mehdi çıkışları, hakiki kurtarıcının önünü kesmeye yöneliktir. Ama Allah nurunu tamamlayacaktır. Amma yazık ki, birçok insan onlara inanıp imanına zarar verecek. Ne yapalım, bu da ilahi sırlardan biridir. Gerçek iman erleri ile sahtelerinin birbirinden ayırt edilmesi için daima Samiriler çıkar ve daima, tanrısal işaretler taşıyan buzağılar inşa edilir. Onlara inanacak olanlar ancak yüreklerinde ‘buzağı sevgisini’ saklayanlardır.

Şii Mehdi’ye karşı Sünni Mehdi

Nitekim Amerika’nın da böyle bir Mehdi hazırlığı olduğunu işittim. Ahmedinejad’ın ‘Şii bir Mehdi” yaratma projesine karşılık, Amerika da –yani Siyonist zındıka komitesi de- bir ‘Sünnî Mehdi’ projesi üzerinde çalışıyormuş. Hatta hazırmış ve İstanbul’da el altında tutuluyormuş. İran mehdisini çıkarırsa, Amerika da Sünni mehdiyi devreye sokacakmış.

(Nerede? Tabii ki İstanbul’da. Neden İstanbul?

Çünkü İslam’ın uruku (hayat damarı) burada kesildi. Eğer o kökten yeniden Rahmani filiz yeşerecekse o kökün bulunduğu yerden fışkıracaktır. Bunu Siyonistler ve Amerikalılar bizden dana iyi bilirler. Adamlar, boşuna gelip Fatih’in gemilerini karayı çıkardığı yere Robert Kolej kurmadılar. Ne ise bizimkiler de aynı ferasetle karşısına Kuleli Askeri Lisesi’ni oturtarak hadlerini bildirdiler ve inşallah oradan yetişenler yarın Deccal kuvvetlerine de hadlerini bildireceklerdir diye bir remizdir. Ümitvar olunuz…

Görülüyor ki bu savaşın merkezi Türkiye. Daha doğrusu Anadolu! Dolayısıyla burada cereyan eden her bir siyasî ve sosyal mesele, dünyanın tamamını ilgilendiren bir hadisedir. Sıradan bir seçimin, bir anayasa değişikliğinin, bir cumhurbaşkanı değişiminin neden büyük kıyametlerin koparılmasına neden olduğunu anlayın işte!)

‘Böyle şeyler olur mu?’ derseniz, ben olur derim. Çünkü -yine bir kısım kesimler köpürecek ama- Vehhabiliğin kurucusu Muhammed Vahhap, bir İngiliz projesidir. İngiliz entelijansiyasının o mezhebin oluşmasında ve büyümesinde ciddi emeği vardır. Bunu bilen çok iyi bilir ve bu konuda yazılmış eserler de vardır… Koca bir mezhep kurdurabiliyorlarsa, bir Mehdi niye oluşturamasınlar? Üstelik Mehdi’nin bir yanı hep siyasete baktığı için, onu kurgulamak ve milleti ona inandırmak daha kolaydır. Taha suresindeki, ‘çocuk’ Musa’nın Firavun’un sarayına yerleştirilmesi bahsini aktaran ayet dikkatle incelendiğinde, sevginin de kimliğin de yapay yollardan üretilebileceği görülmektedir.

Elbette önünde sonunda foyası ortaya çıkar ama gözünün karalığının yapay olduğunu öğreninceye kadar milletin derisi yüzülmüş olur!

Bunları kesin doğrular diye algılamayın ama düşünün

Bu açıdan, şu meseleleri biraz izah etmekte yarar gördüm. Size Mehdi’den, Mesih’ten ve Deccal’dan, Sufyan’dan, Dabbetülarz’dan ve Zulkarneyn’den ayrıca söz etmek istiyorum inşallah.

Tabii bu izahlar da bana göredir. Bunları kesin doğrular diye almayın, siz de aklınıza vurun ve imanınızla inceleyin. Türkiye’de neden bazı kesimlerin –özellikle ulusalcı kesim- Mehdi meselesine mesafeli duruyor düşünün. Çünkü bu uğurda çok  yapay çalışmalar var ve global güçler kutsalların içini boşaltıp onları toplumları ele geçirmek amacıyla kullanabiliyorlar.

Evet, Mehdi haktır ve gelecektir. Hz. İsa da gelecektir. Fakat bunlar gerçekten bizim sandığımız gibi mi gelecek veya onlar gelmeden önce birileri onlara benzerini önümüze çıkarıp bu odur mu diyecek zaman gösterecek. Biliyorsunuz, Deccal için şöyle bir rivayet de vardır. Deccal ilahlık taslar. İnsanların ekseriyeti ona inanır çok az bir kesim inanmaz. O da onları da ikna etmek için bir insanı ikiye yarar ve sonra birleştirip diriltir ve der ki, ‘İşte bunu ancak yaratıcı yapabilir, hâlâ bana inanmayacak mısınız?’ Deccal’a inanmayan o azınlık kesim de, ‘Evet tam da bunu yaptığını gördüğümüz için senin Deccal olduğuna inandık.’ derler.

Mümin Allah’ın nuru ile bakar. Deccal’ın ve Deccal kuvvetlerinin tuzağını başına geçirir…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir