Mü’min Şu Olaylara Nasıl Bakar?

İmanın şartları 6’dır. Kuran’da geçen şekliyle 5 olmasına rağmen fukaha, “kadere imanı” yani bir “yazgının var olduğu” gerçeğini kabul etmeyi de imanın şartları arasında saymışlar. Son derece isabetli! Büyük bir rahmet!

Yoksa müminler de hadiselerin baskısı altında inanmayan ve her şeyi tesadüflere bağlayan kimseler gibi, bunalır ve zebun olurlardı. Her hadisei karşısında tir tir titrerlerdi. Ama kadere iman, onlara der ki, “korkma her şeyin dizgini Allah’ın elindedir. O senin Rabbindir. Rabbin ise rahmet ve merhamet sahibidir…

Evet, elbette olan bitenlerde insanların da bir sorumluluğu var. Hele insanlar eliyle gelen bela ve musibetlerde zulüm açıkça görülür. Bununla birlikte her olup bitenin, bir takdiri de içerdiğini her mümin bilir. Zaten mümin, her bir şeyin bir mukadderat çerçevesinde gerçekleştiğini, her şeyin dizgininin Allah’ın elinde olduğunu bilmek ve hayatını ona göre tanzim etmekle mükelleftir.

O yüzden de hadiseler karşısında –imanı nispetinde- titremez, korkmaz, sarsılmaz. Zira neticelerin halk edilmesi işinin Allaha ait olduğunu bilir ve ona göre hareket eder. Kendi işini yapar, Allah’ın vazifesi olan işlere karışmaz. Rahat eder.

İkinci olarak, her mümin, kıyamet kopacağını bilir. Kendi vücudu gibi, şu üzerinde yaşadığı dünyanın da – çünkü o da büyük insan olan kâinatın vücudunda bir zerredir- da bir gün öleceğini bilir. Hatta o büyük insanın da (yani evrenin de) bir gün öleceğini bilir. Hayatını o çerçevede tanzim eder. Olup bitenleri;  âlemin o maksada doğru akıp gittiğine işaret sayar, felaketleri ve hadiseleri gördüğünde sadece imanı artar! Çünkü vaat edilenlerin gerçekleşeceğine inancı tazelenir.

Kıyametin Kopmayacağına İnanan Mümin Var mı

İmdi, bu dünya hayatının, sona doğru yaklaştıkça karmakarışık bir hal alacağını bilmeyen bir mümin var mı?

Madem kıyamet kopacak, bu dünya harap olacak öyleyse onun gelmekte olduğunu gösteren çok emareler de olacak.

Size haber verilmedi mi “Bir gün gelecek, diğer milletler İslam ümmetinin üzerine sineklerin leşlere üşüştüğü gibi üşüşecekler” diye! Bunun da müminlerin, dünya hayatını ve lezzetini ahiret hayatına –hem de inandıkları halde- tercih etmekten kaynaklanacağını…

Size haber verilmedi mi zina yaygınlaşacak, fâiz almak vermek yaygınlaşacak, çalgılı âletler yani müzik dinleme ve yapma imkanı) yaygınlaşacak, her yerde içki içilecek, koyun çobanları, (Katar, Dubai, Kuveyt, Bahreyn vs)  binaları yükseltmekte birbirleriyle yarışacak…. diye!

Duydunuz! Size haber de verildi… Öldürme olaylarının çoğalacağı, toplu ölümlerin artacağı, depremlerin çoğalacağı, insanların kılık kıyafet ve suret bakımından değişeceği… Düşünsenize zamane gençlerini! Kendilerini ne kılığa sokacaklarını bilmez olmuşlar. Şeytana İblise benzemek için yarışıyorlar adeta!

Siz işitmediniz mi nenelerinizden dedelerinizden “Bir gün gelecek de insanlar giyinik oldukları halde çıplak sayılacaklar!” diye. Kadınlarımız, vücutlarını,  yatak odalarında eşlerine sunduklarından daha cömertçe, çarşıda, pazarda yabancı gözlere sunuyorlar…

Yalancı şâhitliğin çoğalacağı, gerçek şahitliğin azalacağı, kadınların birçok alanda erkeğin önüne geçeceği, Arap yarımadasına, yeşil otlakların ve ırmakların geri döneceği,  vahşi hayvanların ve cansız cisimlerin insanlarla konuşacağı. Hanginizin elindeki cansız telefon sizinle konuşmuyor? Evinizdeki cansız televizyon sizi anlıyor, ışığınız, kapınız, dolabınız sizin sesinize göre hareket edebiliyor… siz bunların hepsini biliyorsunuz zaten.

Şimdi bütün bunları size haber verildiği gibi yaşıyorsunuz garipsemiyorsunuz amma bir patlama çatlama olunca garipsiyorsunuz. Garipsemeyin. Size haber verilenlerin hepsini yaşayacaksınız!

Peki, İsrail devletinin kurulacağı, Kudüs’ün elden çıkacağı, Irak’ta bir ateşin çıkacağı, Yecüc ve Mecüc’ün, (yani PKK, İŞİD, El-Kaide gibi terör örgütlerinin) ortaya  çıkacağı, Müslümanların kendi kılıçlarıyla vurulacağı, yavmülmelhame (etin ete geçeceği, dünya nüfusunun büyük bir kısmının kıyıma uğrayacağı savaş) gününün geleceği, bunun Suriye, daha doğrusu Halep ve Reyhanlı (Amik Ovası) civarında olacağını duymamış mümin var mı?

Ve siz, en son Müslüman- İsrail savaşının aynı zamanda kıyamete kapı aralayacağını da duydunuz! (İsra Suresi, 7. Ayet)

Bu dünyanın önünde sonunda harap olacağı, beş yaşındaki bir çocuğun bile dehşetten saçının ağarmasına sebep olacak hadiselerin yaşanacağı, yüklü develerin serbest kalacağı; yani yaşam dehşet, kargaşa, kaos, ölümler cinayetler ve tıpkı bugünün sanal animasyon filmlerinde görülen cinsten insanların birbirini cadde de pazarda yok ettiği, yaşamanın, cehennemi solumak kadar feci hale geleceği, insanlarda can kaygısından başka kaygı kalmayacağı ve bu yüzden de kimsenin mal ile mülk ile uğraşacak hali kalmayacağı… Ölüm korkusuyla kimsenin çarşıya, pazara, sokağa çıkamayacağı zamanların geleceğini de biliyorsunuz. Size söylediler, haber verdiler…

Ve bunun ekserisinin de dinini, diyanetini terk eden, inandığı halde dünya hayatının rahatını ahiret hayatına tercih eden Müslümanların başına geleceğini biliyorsunuz biliyoruz… Çünkü önce inananlar tükenecek. Hele siz bir 2063’lere ulaşın. Mümin olmanın ne büyük felaketlere gerekçe olduğunu göreceksiniz! İnsanlar modernlik adına, hayat adına müminleri sürek avı avlar gibi avlamaya çalışacaklar!  Bu da kaderin bir rahmetidir. Ta ki onlar daha sonra gelecek ve insan aklının taşıyamayacağı dehşetleri görmesinler diye…

Şimdi bu zaten bildiğiniz ve size haber verilmiş şeylerle karşılaşmaya başladınız. Ben size haber vereyim. Ankara’da yaşananlar küçük bir numune… daha büyük hadiseler olacak!

Kan ve Gözyaşıyla Yunuyoruz

Eğer dünya hayatına tapıyorsanız, haberiniz olsun o taptığınız şey elinizden sıyrılıp gidecek. Bırakmamakta ısrar ederseniz elleriniz de beraberinde parçalanır. Malum kıyameti müminler görmeyecek! Müslümanlar demiyorum, müminler diyorum. Defalarca yazdım, bugünün Müslümanı ayna zamanda mümin değil. Zaten bizler aynı zamanda mümin olsaydık, her şey farklı olurdu!

Geçen asrın başında ortaya çıkan ve süfyanın (islam deccalı) yaptığı manevi tahribatı eserleriyle tamir eden zatın İslam dünyasının üç temel marazından kurtulmak için biz bir yol bulamadık. O “Bizim düşmanımız cehalet, zarûret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san′at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.” demişti.

Bunları yapamadığımız için şimdi kader bize bunları zorla yaptırıyor. İslam dünyası kendi iradesiyle yapamadığı şu işlerden dolayı cereme çekiyor, bir tür bedel ödeyerek temizleniyor. İçimizi istila etmiş, türlü türlü istibdat ve tefrikalardan kurtulmaya çalışıyoruz. Kanla gözyaşıyla yunuyoruz. Çünkü mümin temiz bir varlıktır. Hem hadesten hem necesten tâhir olmalı.

Şu sıralarda kan ve gözyaşıyla abdest alıyoruz. Maddi manevi kirlerden temizlenmek için.  Bunu yapmadan, bize taalluk eden ubudiyeti tahakkuk ettiremeyeceğiz.

Nedir o kulluk vazifesi?

Resulllahın, “Bir gün bile olsa –ki bu dünya saatiyle 40 yıl eder- benim soyumdan biri dünyada hükümran olmadıkça (yani ‘Kur’an hakiki manada insanlığa hâkim olsaydı nasıl bir yönetim olurdu’nun numunesini göstermek için) kıyamet kopmayacak” buyurmuş ya. İşte kader Müslümanları o görevi deruhte etmeye hazırlıyor.

Bu da zahmetsiz, kıyımsız, kansız olmaz. Cenab-ı Hakkın Kur’an’da ‘ke te be’  (yazıldı) diye andığı beş temel meseleden biri de ‘kital’dir. Yani inananların hayrı ikame etmek veya bir halkın kendi imkânlarını çoğaltmak için savaşmak zorunda kalacağı gerçeği! Beşerin varoluşsal reialitesi!  Namaz ve oruç da onun içinde ama sanırım insanlık bunu anlamadan göçüp gidecek!

Maalesef insan barış içinde paylaşıp yaşamayı beceremedi. İblis onun hakkındaki zannını gerçekleştirdi. Savaşmak mukadder oldu. O yüzden de bu İslam halkları, istila edilmiş yurtlarını, sinelerini, zihinlerini bedel ödemeden temizleyemeyecekler. Nasıl ki ahir peygamber “Sahibusseyftir”,  yani dinini yaymak için kılıç kullanmak zorunda kalacaktır, “âhir mehdi” dahi “sahibusseyf” olacaktır. O gelmeden önce asıl mehdi, onun adına zemin hazırlayacak, sonraki mehdi onun programı üzerinden hayatı tanzim edecektir… (İnşaallah)

İslam âlemi o zemin için hazırlanıyor. Çünkü Müslümanlar ona liyakatlerini kaybetmişlerdi. Şimdi istidat ikmali (upload) yapılıyor. Yeni şartlara hazırlanıyor. O yüzden de eski tüm yapılanmalar, anlayışlar, istibdatlar, kültür kaynaklı islamsı kurumlar, Kur’anın ruhuna aykırı yaklaşımlar yıkılacak. Köhnemiş bir binayı tamir ve tanzim etmek kolay değil…

Malum, sayısız milletler İslam’a dâhil oldular. Bunların her biri kendi cahiliyesinden bir şeyler de getirip İslam’a kattılar. Ve nihayet bu hale geldik. Şimdi bu vücut, bedenine girmiş tüm “zâid”ledirden kurtulmaya çalışıyor.

Her Şey Yolunda Gidiyor Telaş Etmeyin

Her şey yolunda devam ediyor. Ya mümince olaylara bakıp müsterih bir şekilde yaşayacak ve olup bitenleri –eğer size de bir görev düşmüyorsa– kemal-i surur ile seyredeceksiniz. Veyahut her dakikada başka ve yeni bir felakete şahit olup, Ay! Vay! Ah! Vah! diyeceksiniz!

Gerçi bu ahların, vahların, ayy ve vayların da kader nezdinde bir değeri vardır. Nitekim Bedizamman Divan-ı Harbi- Örfi’de, “Ümidim kavidir ki: çok masumların kalplerinden hararet-i hüzünle tabahhur (hüznün acısıyla buharlaşan) eden Ay! Vay! Ve Ah! lar rahmetli bir bulut teşkil edecektir” diyor ve bunun dahi rahmetin celbine vesile olduğunu söylüyor!

Ben size müminâne hali tavsiye ederim! Her mümin imanının kemali nisbetinde hadiseler karşısında tavır alacak. Hakiki iman sahipleri, yaşanan olayların şahsında,  Hz. Peygamberin ve Kura’nın yeni yeni mucizelerine tanıklık ederek imanlarını arttıracak ve kendileri için gayb olan meselelerin bir bir tahakkuk ettiğini görerek hayırlarını çoğaltacaklardır. Resulullah ne buyurmuştu, “Ben gaybı bilsem hayrımı çoğaltırım!”

İşte size gayben haber verilmiş olayların tahakkuk edişini izliyorsunuz! İman ile temaşa edin! Siz de hayrınızı çoğaltın! “Rabbimizin ve peygamberimizin haber verdiği hakmış!” deyin inancınızın gururunu yaşayın!

Bunu yapmazsanız, siz de hiç inanmayanlar gibi her hadise karşısında titrer ve helak olursunuz. Bu hiç de mümine yakışır hal değildir. Siz bulunduğunuz yerde imanınızın icabını yapmakla mükellefsiniz. Eğer vazifeli değilseniz, vazifeniz kulluğunuzu ve hayrınızı çoğaltmaktır. Çokça Tövbe ve İstiğfar edin, kardeşlerinize acıyla ve şefkatle dua edin.

Bunlar olacak ve sonunda Rabbin vaadi gerçekleşecek. Bütün bu coğrafyalarda Kur’an’ın hükmü hâkim olacak. Tabii ki bu yolda epey bedel ödenecek.  Allah, olacak bir işi gerçekleşmek isteyince kim mani olabilir ki! Amma “…ölen açık bir delil ile ölsün, yaşayan da açık bir delil ile yaşasın!” diye kudretini esbap perdeleri içinde gösterir (Enfal, 42). Yaşananları böyle görün.

Son bir anekdotla bu bahsi kapayayım. Yavuz Özüdogru kardeşimiz göndermiş… Bediuzzamanın talebelerinden Kastamonulu Ahmet Feyzi Kul abiden…

“Ülkemizdeki istibdat rejimi (yani cumhuriyet adı altında bize dayatılmış olan keyfi, küfri ve cebri -ve dahi askeri- rejim) yıkılırken -(çünkü bu aynı zamanda Avrupa sultasının da yıkılması anlamına gelir)- arap ülkelerinde karışıklık çıkacak ve Ankara’da da birazcık kan akacak!” (Kaynak, Risale-i Nurun Manevi Avukatı Ahmed Feyzi Kul, Nesil Yayınları, 2011, s 263)

Mümin olanlar için Rabbin hükmü açıktır. Allah onun üzerine sekinet indirmiştir. Kalbi her meselede Allah’ı gördüğü için huzur içindedir. Hiçbir hadise -velev inanmayanlar açısından tam bir bela ve musibet olsun- onları çökertmez, üzmez! Onlar Rableri katından rızıklanırlar da kendilerine verilenle ferah ve suru içinde yaşarlar.

Bu günlerde şu tesbihatı çokça zikretmekte yarar var:

Allahu Ekber (10 kere)

Ferdun, Hayyun, Kayyuk, Hakemun, Adlun, Kuddus.

Fe enzelellau sekinetehu aleyhi. La yahzunuhumul fezeul ekber. Yurzakûna ferihîne bimâ âtahum. Selamun kavlen min rabbirrahim. Ya nâru kunî berden ve selaman. Lillezine âmenu huden ve şifâun ve nunezzilu minel Kurâni ma hüve şifaun ve rahmetun lil müminine. Vel hamdu lillahi rabbil âlemin!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir