Ne Siz O Müslümanlarsınız Ne de Biz O…

Başta Türkiye olmak üzere tüm Sünni devletlerin/kesimlerin, İslam dünyasının birlik ve beraberliği adına, her türlü tahrike rağmen, Şii dünyayı gücendirmemeleri gerektiği fikrini hep savundum. Şu dakikada da bu fikir, bende yarı yarıya etkisini sürdürüyor ama Şii kesimin, tarih boyunca Sünni kesime karşı sürdürdüğü düşmanca tutumundan bir nebze bile vazgeçmediğini görmekten de acı çekiyorum.

Bir Müslüman olarak, bir Ortadoğulu olarak ve yıllarca Fars kültürüne ve diline hayranlık duyan biri olarak…  O koca kültür, o büyük medeniyet ve devasa şairler, demek ki şu millete mübalağalı bir övünmeden başka hiçbir şey katamamışlar. Ben isterdim ki devlet olmasa bile İran’ın STK’ları Suriye’deki mezalime karşı ayağa kalksın, insanlık adına bir duruş veya tavır sergilesin!

Hiç mi yüreği insanca vuran, acı karşısında tavır koymayı göze alabilecek erler yok koca İran sahasında? Bütün İran halkı, oluk oluk Sünni kanı akmasından keyif alıyor olamaz ya!

Ben bir yazımda, Kerbela olaylarının her yıl, hiç de uygun olmayan hal ve abartılarla anılmasının ne Şia’ya ne de Müslümanlara bir faydası olduğunu, yalnızca nifak, kin ve nefreti çoğalttığını yazdığımda, bir yığın tehdit mailleri almıştım. O tür bağnazca, fanatikçe çıkışlar tavırlar hep vardır ve hep de olacaktır. Takım tutar gibi taraf tutmak ve bu tarafgirlikle insanî acıları görmezlikten gelmek, maalesef ancak dinin beslediği cehalet ve bağnazlığın eseri olabilir. Maalesef insanın vicdanını kör eden, muhasebe yapmasına mani olan, cinayeti, zorbalığı, zulmü cihat zannettiren bu halettir ki, İblis’in bile insanın yaratılmasına itiraz etmesine yol açmıştır.

Bu nasıl bir vicdan bağlanmasıdır ki, koca bir Şii dünyasının Suriye’deki zulme karşı gözlerini kör, kulaklarını sağır, kalplerini basiretsiz kılıyor! Değil Müslüman’a, insana bile yakışmayacak şu mezalime karşı Şii dünyanın tepkisiz ve duyarsız kalması cidden, ama cidden altı çizilerek üzerinde durulması gereken bir durumdur.

İran’da kamu vicdanı diye bir tepki yok mudur ki şu ana kadar onu hissetmemizi sağlayacak bir tavır duymadık. İsrail’de bile defalarca halk, kendi hükümetlerinin Filistin’e karşı yürüttükleri mezalimi protesto ettiler. İran’da Musevilerdeki kadar da mı vicdan uyanıklığı yok?

Tamam, Müslüman Araplar Sasani devletini yıktılar. Tamam, İranlıların milli gururu incindi. Ama o hadiselerin üzerinden bin dört yüz yıl geçti. Hala mı içlerindeki intikamı söndüremediler? Bu nasıl bir milliyetçi öfke ki, asırlardır bir zerre bile etkisini kaybetmedi. Güya evlad-ı resule reva görülene acıyorlarmış da bilmem ne! Ben onun dahi bir abartılı seremoni olduğuna inanıyorum artık. Zira yüreklerinde cidden bir acıma duygusu olan insan, Suriye’deki acılara dahi bigâne kalmaz.  İran devletinin tutumundan söz etmiyorum, Müslüman İran halkından söz ediyorum. Siz hiç duydunuz mu İran’da Suriye’deki zulme karşı bir tepki gösterildiğini?

Demek ki Yezid’e öfke duymak zulme öfke duymak değilmiş. Öyle olsaydı Suriye’deki yeni Yezidiliklere de öfke duyarlardı. Hiç mi görmüyorlar şimdi o yezidin makamında oturan güya bir Şii’dir?

İran halkı adına kaygı duyuyorum. Yarın başlarına bir felaket geldiğinde yine de yalnız İslam dünyası onlar adına acı duyacaktır çünkü. İran halkı, bir kamu vicdanı taşıdığını göstermeli. Zira şu ana kadar, İran’da bir toplumsal vicdanın var olduğuna dair bir emare görmedik Sünniler olarak!

Tamam, demokrasi yok diyelim, insanlık vicdanı da ölmedi ya. Kamu vicdanı bir tepki vermeli değil miydi? Komünistlik olsaydı bile o tepki verilebilirdi. Güya strateji birlikteliği yaptıkları Rus halkından da mı örnek alamıyorlar ki onlar komünist rejim altında bile defalarca insani tavırlar sergilediler.

İran halkının Suriye’deki zulme hiç ses çıkarmamasını anlamak cidden zor! Değil Müslümanların, gayrı Müslimlerin bile seyirci kalamadıkları bir zulme koca bir halk nasıl tepkisiz kalabilir? Suriye’deki mezalime İranlı liderler Irak’ın Şii lideri Maliki, kandil yakıp zılgıt tutuyorlar nerede ise.  Onları anlamak mümkün ama halkı anlamak mümkün değil ve anlayamıyorum.  Yezide duydukları öfke insanî tepkilerini de mi yok etti ki, İran halkı mezalime hiç tepki göstermiyor. Türkiye’de pekâlâ birçok insan, Suriye’deki rejimden yana tavır alabiliyor. Suriye yönetimi aleyhinde yazanlara tehdit yollayabiliyorlar. Peki, Şii dünyanın vicdanı nerede? Vicdanını yönetimin cebine koymamış insani yok?

Yani zannediyorlar mı ki, böyle yapınca Suriye’deki zalim yönetim ayakta kalacak. İran ve Irak’ı bu kadar basiretsiz insanlar yönetiyor olamaz?

Hadi diyelim, İran’ın siyasi çıkarları Suriye’nin bu zalim ve basiretsiz yönetim altında kalmasını siyasi bir avantaj elde etme saikıyla destekliyor. Mollaların izanı, demokratların vicdanı, halkın insanî merhameti yok mu? Yani zulmü bir Nuseyri yapınca ölenlerin canı can olmaktan mı çıkıyor?

Hangi zalim ayakta kalmış ki İran, asırlık tecrübelerine rağmen basiretsiz bir inatçılıkla Suriye’yi destekliyor. Hâlbuki en azından Suriye yönetimini, halkının kanına elini batırmaktan alıkoyabilirdi.

Ben cidden merak ediyorum. İran’da, kendi meseleleri dışındaki insani ıstıraplar karşısında uyanan bir vicdanları var mı?

***

Cengiz han’ın 160 bin kişilik ordusuyla İslam topraklarına girmeden önceki 20-25 yıllık süreci ilk okuduğum dönemlerde, kahrımdan öle yazmıştım. ‘Müslümanlar nasıl bu kadar basiretsiz olabiliyor. Görmüyorlar mı Cengiz geliyor Cengiz!’  diye feryat ediyordum kitapların satır aralarında gezinirken! Tabibi ben filmin neticesini biliyordum. Biliyordum ki tüm o fitneler, kayırmalar, birbirine karşı insafsızlıklar, 20 yıl sonra ağır bir istila ile son bulacak. Okuyun o dönemleri, Sünni Abbasi halifeleri ile Şii topluluklar arasında cereyan eden vurmalar, kırmalar, ihanetler insanın midesini bulandırır.

O melikler ve beylikler arasındaki çekişmeler izlerken, birbirilerinin kuyularını kazdıklarına şahit olurken, insan sonunda Cengiz Han’ın gelip onları insafsızca tepelemesine, katliamlarına kütüphanelerini yakmasına, medeniyetlerini başlarına yıkmasına değil acımak alkış tutası, ‘Oh oldu!’  diyesi geliyor?

Şimdi de neden Amerika gelip buralarda ahkâm kesiyor diye dert yanıyoruz. Niye gelmesin? Şu kadar Müslüman devlet kendi içindeki bir zulmü durduramazsa, şu ateşi söndüremezse, bir Cengiz’in (Amerika’nın) uzaklardan çıkıp gelmesi ve bize demokrasi(!) dersi vermesi niye zulüm olsun?

Böyle giderse, bu topraklar daha uzun süre yabancı bayraklar altında hicrete mecbur kalır ve hem de müstahaktır ki kalsın!

Bir zamanlar İzak Şamir’“Kuran’da şöyle şöyle deniliyor. İsrail’i çok kötü bir akıbet bekliyormuş, ne dersiniz” diye sormuşlar. Şamir’in cevabı kısa olmuş:  Ne siz o Müslümanlarsınız, ne de biz o Yahudileriz!

Evet, maalesef biz Müslümanlar daha merhamete layık olmayı bile başaramadık!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir