Necaşiler Yaşıyor mu?

BM Genel Sekreter Yardımcısı Anthony Banbury, barış gücü askerlerinin Orta Afrika Cumhuriyeti’nde çocukları bir paket kurabiye ya da bir şişe su ile kandırıp tecavüz ettiğini anlatırken utanç içinde ağladı.

Genel sekteret sadece bir insan değil. O birleşmiş milletler genel sekreteridir. Esasında onun şahsında insanlığın vicdanını görmek gerekir. O zaman insanlığın düştüğü derekeyi de görmüş oluruz

Bunu, “batı” denilen kavramın gücünü ahlaksızca kullanan şu teşkilatın bir iç sorgulaması olarak da görmeyin. Şu gözyaşları, şu habis batının yaptığı şenaatleri temizleyemez. Şu gözyaşları,  onları mağdur insanların gözünde temize de çıkarmaz. Lakin bu bir itiraftır ki şu habis medeniyetin artık insan yüzüne bakacak yüzü kalmamıştır.

Ve şu gözyaşları gösteriyor ki Hristiyanlar içinde hala Necaşiler[1] ve Mukavkıslara[2] yaşıyor!

Batının o namussuz askerleri o ahlaksızlığı sadece orada mı yaptılar. Nice Müslümanın ırzına geçildi, Saraybosna’da Karabağ’da, Irak’ta Afganistan’da aynı alçaklıkları yaptırdınız. Şu anda da bulunduğunuz her yerde sizin askerlerinizin yaptığı şenaat budur.

Çünkü sizin tasarladığınız ve ön gördüğünüz insan tipi bu.  Roma dehasının, Grek felsefesinin iyi bir talebesinin en yüksek gayesi nefsinin arzularını tahsildir. İçinde Allah korkusu ve ahiret endişesi bulunmayan hangi sistemle insanın ali değerlerini koruyabilirsiniz ki?

Ama her şeye rağmen genel sekreterin şu utançtan ağlaması gösteriyor ki Batıda hala Hristiyanlık hakikatinden beslenen bir damar var.

Malum batının iki yüzü ve iki kalbi var. Biri insanlık tabiatının nesh edilmesiyle oluşmuş zulmanî  bir kalp. Onda imanın behresi kalmamış. Bütün bütün minkir olmuş. Deccala hizmetkar olan odur.

Diğeri, insanî kemallatan nasipdar ve Hristiyanlık hakikatinden haberdar ama şu anda fâsık ve facir olan nush ile tâib olmaya (tövbe etmeye) müheyya bir kalp!

Hala utanabilen, hala insanî acılara duyarlı, hala yüreğinde insanı barındıran bir kalp! Mazluma karşı müşfik, hakikate karşı duyarlı… Kuran ile musalaha (barış) edecek, ıslama karşı yapmış olduğu cinayetlerinden utanarak, gelip Kur’an’a teslim-i nefs edecek Batı!

Hristiyanlar içinde daima Necaşiler ve Mukavkıslar oldu ve olacak.

Hatırlayın Osman Bey’in de en iyi dostu ve yardımcısı bir Hıristiyan Tekfurdu; Köse Mihal! Osman Beyi diğer tekfurların oyunlarından haberdar etti. Eğer onun yardımları olmasaydı zahiri sebep olarak, Osmanlı belki de doğmadan ölürdü. Necaşi’nin ilk Müslümanlar için oynadığı rolü oynamıştı Köse Mihal üstlenmişti Osmanlılar için. Çünkü onları Bizans’tan daha adil bulmuştu Mihal!

Bugün de İslam zorda ve Müslümanların hakiki bir şefkat eline ihtiyacı var.

Kur’an bize o müşfik kalbin Hristiyanlar içinde aranması gerektiğini söylüyor:

“(Ey Muhammed! Ey Müslüman! Dikkat et) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da “Biz Hristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.” (Maide, 82)

Bu ayetin Maide (Yani Hristiyanların tabiriyle ‘Son Sofra’ anlamına gelen Maide) Suresinde yer alıyor olması da ilginçtir.

Türkiye’nin ne yapıp edip, Hıristiyanlar içindeki o samimi dindar Hristiyanlık ruhunu harekete geçirmesi gerekiyor.

Yoksa işte görüyorsunuz, düm dünya Sünni Müslüman aleyhine doğu ve batı, dinli ve dinsiz…  -hatta yanlarına bizden bildiğimiz Şiileri de alarak-  ittifak etmişler. Bir uçak bahane edilerek tüm bayırbucak yörükleri imha edildi. Hiç kimseden ses çıkıyor mu?

Iraktan Suriye’ye ve Akdenize kadar nerede bir Türkmen varsa hepsi yurtlarından edildiler yok edildiler ve yerlerine kendilerine hizmet edecek güruhları doldurdular! Kürt kardeşlerimiz de sanıyorlar ki bu kadar millet oraya kendilerine hizmet etsinler diye gelmiş!

Vâ esefa!

Dünya yeniden Mekke çağına dönmüş. Ve “Mekke” (bugünün dünyası) maalesef yeniden mazlum ve sahipsiz müminler için yaşanmaz hale geldi.

Obama başlangıçta belki sığınılabilir gibiydi ama o içimizdeki Süheyl’lerle, Amr İbnü’l-Aslarla[3] (İran’la)  ilişki kurmaya tercih etti. Onlara daha yakın duruyor. Çünkü onun da ipi efendisinin elinde. Efendisi (Deccalistler) ona, öyle yap, diyor.

Çünkü  Türkün elindeki toprağı alıp İsrail’e veremezler. Ama Kürdür emaneten eline verilmiş toprağı pekâlâ alıp İsrail’e verirle, hatta tam da bunun için yapıyorlar. Irak üç parça… Suriye beş parça… Arabistan sırada,  Türkiye sırada!

Bizim Necaşi’yi bulmamız lazım! Acilen! Mümine şefkat edecek, mümin ile ittifak edecek Necaşi’yi. Onlar New York merkezli Amerikaolabilir mi?

Ah şu Müslümanlar Mehdi ve Mesih buluşmasının böyle bir şey olacağını bir anlasalar!


[1]) İslamiyet’in ilk günlerinde, Kureyşli müşrikler Hz. Peygamberin etrafında toplanan mazlum ve kimsesiz Müslümanlara insafsızca işkence ediyorlardı. Sonunda peygamberimiz, Mekkenin sahipsiz Müslümanlarına gidin Habeşistan’a. Orada adil bir kıral var. Onun gölgesine sığının yeni bir emir ilahi gelinceye kadar demişti. O zaman içlerinde Hz. Peygamberin amcası oğlu Hz. Al’inin kardeşi Caferin de bulunduğu bir grup Müslüman Necaşiye sığınmıştı.

Kureşyliler onları getirmek üzere Amr İbnül As başkanlığında bir heyet gönderdiler necaşiye hediyelerle birlikte. Necaşi, onların başvurusu üzerine durumdan haberdar oldu. Müslümanları çağırıp dinledi. Sonra Amr İbnül As’a al hediyelirini git, dedi. “Mekke’yi önüme koysan bunları sana vermem”

Vefat etiğinde Rasulullah Necaşi’nin gıyabi cenaze namazını kılmıştı! Ne mutlu o Necaşiye ve çağımız Necaşilerine!

[2]) Mukavkıs da Rasulullahın mektubunu aldığında okutmuş ve dinledikten sonra ben şehadet ederim ki bu zat Peygamberdir, diyerek gıyabinda peygamberimize inanmış. Ona hedilyer ve iki cariye göndermişti. Onlardan Marie ile evlendi ve ondan oğlu İbrahim doğdu.

[3]) Küreyeli müşrikler o zamanlar, iyi bir entrikacı diplomat olan Amr ibnül-As’ı bir arkadaşıyla birlikte Habeş kralı Necaşi’ye göndermişlerdi ki, müşriklerin baskısından kaçıp Habeşistan’a giden ve Necaşi’ye sığınan mazlum Müslümanları alıp gelsin de imha etsinler! Ama yüreğinde şefkat ve iman parıltısı taşıyan Necaşi onları vermedi.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir