Neden Kardeş Olamıyoruz? (I)

Hz. Ali ile Muaviye arasındaki iktidar kavgasıyla başlayan ve Kerbala’da, Emevi iktidarının işlediği elim bir siyasi cinayetle doruk noktasına ulaşan fitne, İslam dünyasını tam ortasından ikiye ayırmış ve bir daha da o çatlağı lehimleyecek, o ayrılığı ortadan kaldıracak bir kardeşlik tesis edilememiştir.

Kandehlevi’nin, Hayatu’s- Sahhabe’de anlattığı sahabeler arasında görülen, o dillere destan kardeşlik ve îsâr, İslam tarihinin diğer dönemlerinde hemen hemen hiç görülmemiştir. İslam toplumu, özellikle de Şia ve Ehlisünnet diye ikiye ayrıldıktan sonra, birlik beraberlik yüzü de görmemiştir. Ama ne zaman ki ehlisünnet üzere güçlü bir devlet çıkmışsa, Müslümanların kendi aralarındaki çekişmelere, kavgalara bir nebze bir son verilebilmiştir. Diğer bütün zamanlarda Müslümanlar hep birbiriyle didişip durmuşlardır.

Gerçi didişmek insan tabiatının kaynaklanan bir haldir amma İslam tam da o didişmeleri ortadan kaldırmak ve herkesin barış ve huzur içinde yaşadığı o büyük insanlığı[1] var etmek için gönderilmiştir. Ama yazıktır ki büyük barışı, beşeri huzuru, ‘insaniyet-i kübra’yı tesis etmek üzere gönderilmiş bir dini, biz niza ve çekişme sebebi haline getirmişiz.

Bugün de yaşıyoruz. Tüm İslam dünyası bugün de fitnelerle çalkalanıyor. Her gün mübalağasız -şurada burada, şu yüzden bu yüzden- yüzlerce Müslümanın kanı akıyor. İhtilaf ve cinayet Müslümanın sıfatı olmuş… Ve çoğunlukla da Müslüman Müslümanı öldürüyor.

İslam dünyasında fitnelerin nasıl başladığını az çok biliyoruz. Bir daha uzlaşmayacak şekilde fırkalara bölünmüşlüğümüzün nedenlerini de biliyoruz. Sizi temin ederim, o bölünme ve fitnelerin hiç birisi din ve iman kaynaklı değildir. Hepsi ama hepsi iktidar olma yahut iktidarı elinde tutma hırsından doğmuşlardır.

Yani kavgaların temelinde, ‘dünya rantının paylaşılması’ işi olan siyaset ve iktidar hırsı yatmaktadır.

Bu mücadeleye girişenlerde aynı zamanda dini hassasiyetler de var ise, siyaset mücadelesi, din iman mücadelesi imiş gibi gösterilmiş. Zahirde gördüğümüz ve aklın belirlediği budur. Geri planda nasıl bir kader işler ve kader planında nasıl bir gerekçe vardır biz onu bilmeyiz. Ama tarihi vesikalar ışığında konuşacak olursak denilebilir ki İslam dünyasında yaşanan fitnenin kaynağı, siyasettir ve iktidar olma hırsıdır… Bugün yaşanmakta olan sıkıntılar da aynıdır. İşin içine yabancı güçlerin de müdahil olması sizi yanıltmasın. Onların içimize müdahale edebilme zemininin de bizim kendi aramızdaki ihtilaflar sağlıyor zira… Birlik olsak tok olacağız. Kimseye müdanamız kalmayacak. Dağınık olduğumuz için yok oluyoruz.

-Peki, kangren olmuş bir geçmişe rağmen, bir birliktelik kurmak, İslam kardeşliği tesis etmek mümkün mü?

Evet, mümkündür ama ciddi fedakârlıklar gerektirir. Asırlarca birbiriyle didişen, yüreklerinde birbirlerine karşı besledikleri kin ve nefret ayetlere bile konu olan Avrupa’nın Hıristiyan kavimleri, bugün bir AB gerçeği var edebilmişlerse, emin olun biz çok daha kolay birliktelik sağlayabiliriz. Bizim aramıza onlarınki kadar kan da girmemiş. Bizim aramızdaki kan, bir tek Hz. Hüseyin’in şehadetidir. O da bin üç yüz yıl arkada kaldı… üstelik de o hadiseden elem duymayan bir Sünni de yok. Bunun dışındaki beynel islam mücadeleler, kavimlerin iktidar kavgasıdır. O da bir gün sana bir gün ötekinedir. İktidar ve iyi günler, milletler arasında tedavül edip gider…

Eğer biz, Kur’an gibi bir rehberin hala neden insanlığın yarısına bile ulaştırılamadığının gerekçelerini iyi belirlesek ve bu açıdan kendi kusurlarımızı görerek onların tadili, düzeltilmesi yönüne gitsek kısa zamanda netice alırız. Esasında Bediuzzaman’ın bize sunduğu Uhuvvet Risalesi tam da bu amaca hizmet etmek üzere yazılmış bir reçetedir. Nasıl ki İhlas Risalesi de bu memleketteki dini cemaatler arasında olası hal ve hareketlerin tanzimi için kaleme alınmışsa…

Ben bu bir kaç yazıda “neden kardeş olamıyoruz?” sorusuna cevaplar aramaya çalışacağım.

Bugüne kadar, hep ötekini kusurlu sayıp onu kendi bulunduğumuz yere çağırdık kardeşlik namına. Bunun doğru olmadığına hadiseler şehadet ediyor. Öyleyse başka bir yol bulmalıyız. Kuran ehli kitabı davet ederken “Gelin İslam olun” demiyor, “gelin üzerinde hemfikir olduğumuz ‘Allahtan Başka İlah yoktur’ kelimesinde buluşalım” diyor. Gelin biz de Müslümanlar olarak onu yapalım. Üzerinde hepimizin ittifak ettiği “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah” tevhidi üzerinde buluşalım. Bunu söyleyen herkesi kardeşimiz bilip öyle muamele edelim!

Şimdi ben nefsime bazı nasihatlerde bulunmak istiyorum. İsterseniz sizler de benimle irlikte dinleyebilirsiniz! Ve belki sizin himmetinizle ben de nefsime bu kusurlarımı kabul ettirebilirim!

Söyleyeceklerimin çoğunu sizler de zaten biliyorsunuz. Hayır meselelerinde tekrar ahsendir, biliyorsunuz. Bizi birbirimize düşüren, aramızda nefret ve düşmanlıkların oluşmasına neden olan halleri ve onların çirkin yüzlerini tesbit ve tahlil etmemize yarayacak hiçbir egzersiz de tekrar sayılmaz sanırım…

Tarih bize göstermiş ki fitnenin temelinde iktidar hırsı ve haset yatıyor. Dün olduğu gibi bugün de insanları nifaka, şikaka (ayrılığa), tefrikaya düşüren; kardeş olan müminler ibirbirine hasım haline getiren HIRStır, HASETtir, GIYBETtir ve TARAFGİRLİKtir. ‘Taraftarlık’ demiyorum, ‘tarafgirlik’ diyorum…

Bir mümine kin duymanın, düşmanlık beslemenin, ondaki hasletleri kıskanmanın, Allah’ın bir mümine verdiği bir nimeti elinden almak için şununla bununla işbirliği yapmanın ne murdar bir şey olduğunu bilsek bu hallerden kendimizi belki uzaklaştırabiliriz. Ve böylece, Kur’an’ın emri olan ‘İslam Kardeşliği’ni belki tesis edebiliriz, diye düşünüyorum…

İnanın Müslümanlar arasında birlik ve beraberliğin tesisi, bugünkü en temel cihaddır.  Bilinçli bir mümin, bu ittihad için değil nefsinin rahatından, onurundan dahi ödün vermeye mecburdur. Çünkü ene ve enaniyet işin içine girince asla birliktelikler kuramıyoruz. Müminler bir buz parçası olan enelerini tevhid havuzunda eritmedikçe asırlardır devam edip gelen TARAFGİRLİK, İNAT ve HASED belimizi kırmaya devam edecek!

Evet insanlığın acilen İslam ittihadına ihtiyacı var. Zira biz aramızdaki bu meseleleri çözemediğimiz için insanlık bile ıstırap çekiyor. Eğer Müslümanlar şu fitnelerden yakalarını kurtarabilseler, hemen birlik olup kendi iktidarların var edecekler ve âlemde terör estiren zorbalara ‘dur!’ diyebileceklerdir. Onlar da bunu bildikleri için sürekli içimizdeki ihtilafları kurcalıyorlar ki birlik olamayalım! Yani biz, aramızdaki kin, nefret ve inadı, tarafgirliği bertaraf edemediğimiz için beşeri, o BÜYÜK İNSANLIK, yani İslamiyet’ten mahrum ediyoruz. Çünkü halimiz, hiç de özenilecek, gıpta edilecek, örnek alınacak bir hal değil!

Şunu size rahatlıkla söyleyebilirim ki, her bir Müslüman, Kur’an’ın, hala insanlığın tamamına ulaşmamış olmasının sebepleri arasında, kendi nefsindeki kusurları da görmüyorsa; bunda, kendi payını da hissedemiyorsa; Müslümanların, içine düştüğü zilletten kendisini de mesul bilmiyorsa, biz o İSLAM KARDEŞLİĞİNİ asla tesis edemeyiz ve zillet içinde yaşamaya devam ederiz.

Onun için, bir mümine, kin ve nefret duymanın, körü körüne bir tarafgirlikle, kendisi gibi düşünmeyen Müslüman kardeşini ateşe vermenin HAKİKAT, HİKMET ve VİCDAN nazarında ne kadar murdar bir iş olduğunu mutlaka anlatmamız, anlatabilmemiz gerekiyor ki, İslam’ın saadeti, kendisine bağlı olan o kardeşliği tesis edebilelim.

Selam ve dua ile…


[1]) Bediuzzaman; “İslam, insaniyet-i kübradır” diyor ama biz Müslümanlar daha kendi dünyamızda dahi onu gerçekleştirebilmiş değiliz.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir