Nur Talebeleri AK Parti’ye Artık Nasıl Bakıyor?

Uzun bir zamandır gündemden kopmuş bir durumdayım. Adeta kuvözdeymişim gibi geçirdiğim üç dört aydan ve ardından gelen 11 gün süren operasyonlardan sonra nihayet gözümü açabildim.

İki gündür hayatı izlemeye başladım. Ne ilginç sanki hiçbir şey ıskalamamışım. Her şey olduğu gibi devam ediyor. CHP hala vesayetçi, MHP yine yerinde sayıyor, HDP’de bir şeyler olmuş gibi görünüyor ama ne olduğu henüz tam belli değil. Yani hâlâ sadece Kürtlerin bir partisi mi yoksa Türklere de çare öneren genel bir parti mi olacak karar vermiş görünmüyor. Kendi söylemleriyle kendini azınlık psikozuna sokuyor.

Aslında makul ve genç bir lider Demirtaş. Önü de açık. Memleket için şans olabilir. Ama iktidar için, barajı aşmak için hiç da uyuşmayacak kan nakilleri yaparsa birilerinin vesayeti altına girer.

Bir trend yakalayan her parti bu hataya düşüyor. Kendilerini asıl iktidara taşıyacak olanın millet olduğunu unutarak, millet aleyhine dış güçlerle ittifak ediyorlar. Sonra da onların sultasından kurtulamıyorlar. Başlangıçta iktidar olmak için saklı bir yığın dış talebe evet diyorlar sonra altından kalkamıyorlar ve onlar eliyle tokat yiyorlar. Hâlbuki hakiki manada millete güvenerek gelseler bu zilletlere düşmeyecekler. Tabii burada muhatabım HDP ama sözüm tüm siyasi ekiplere…

Aydın Doğan Medyası

Vesayetçiler eskiden baş edemedikleri bir sağ iktidar olunca ona karşı askeri imdada çağırırlardı. Asker de onların fişteklemesiyle ve tabii biraz da dışardaki güçlerin talebiyle kalkıp ihtilal yapar müdahale ederdi.

Anlaşılan artık askere laf dinletemiyorlar vesayetçiler, batı medyasının içimizdeki daimi temsilcisi olan ön karakolu olan Doğan Medyası’ndan imdat istiyorlar.

Neymiş güya Mursi yüzde 52 ile geldiği halde bak ne hale düşmüşmüş. Olabilir, sivil güçler askeri güçler karşısında her daim mağlubiyetler alabilirler. Nitekim CHP, medya ve asker işbirliği ile rahmetli Adnan Menderes ve arkadaşları darbe ile iktidardan alınıp idam edildiler. Peki, halk size iktidarı verdi mi. Hayır.

Yani siz zannediyorsunuz ki, Erdoğan’ı alaşağı edersek iş biter. Zannınız batıldır. Çünkü siz ve dayandığınız zihniyet (CHP) ebtersiniz, neticesizsiniz ve meyvesizsiniz. Şeytan insana gururdan başka bir şey vermez. Sizin de üstadı küllünüz İblis olduğu için varın biraz oyalanın!

Bu ülke, bu millet size yani hamen hemen bir asırdır batının çıkarlarına uşaklık ve bekçilik eden mahut medyaya rağmen varlığını sürdürmüş, sürdürüyor. Ve sürdürecek. Kur’an sizin hakkınızda “inne şanieke huvel ebter” buyurmuş. Her işiniz hüsranla neticelenecektir bundan böyle.

Tabii ki işiniz tahrip olduğu için ve tahrip kolay olduğu için zaman zaman arzu ettiğiniz şeyi başarmış gibi görünebilirsiniz. Ama başaramayacaksınız… Siz ebtersiniz ve öyle kalacaksınız!

Ancak iktidara da bir iki şey hatırlatmak isterim. Vesayetçiligin ne kadar derinlere kök saldığını görsünler. Mücadele sadece zahiri olsa iş kolay!  İşgal edilen yurtlarımız olsa iş kolay. Maalesef çok insanımızın beyni, kalbi ve ruhu işgal edilmiş. Ruhları iblisin vahyi altında hareket ediyor. Şu şer odaklarının uruğunu kesmek gerekiyor. Bu mücadele sadece demokrasi mücadelesi değil ki iş sandıkla bitsin… Daha derinde ve daha aktif tedbirler gerektiriyor… Ve sanırım en iyi de Tayyip Erdoğan bunların hakkından geliyor. Kınayıcıların kınamasına da aldırmıyor.

Ehven-i Şer

Nur talebeleri siyasete “ehven-i şer” penceresinden bakarlardı hep. Yani genelde partiler kötüdür ama içlerinden en az kötüsü desteklenebilir diye siyaset yaparlardı.

Fakat şimdi bakıyorum – özellikle de Gülen hareketinin CHP ile ittifaka yanaşması üzerine – daha bir AK Parti etrafında kenetlendiklerini görüyorum.

Bana öyle geliyor ki merkez nurculuk, AK Parti’yi artık ‘ehven-i şer’ ekseninden çıkarmış, hayrın ve hakikatin taraftarı parti gibi bakıyor. Üstelik bu hali Bediuzzaman’ın ‘vekillerim’ dedikleri talebeleri de tasvip ediyor. Bu, çok çok önemli bir siyasi kırılma. Eğer gerçekten nur talebeleri AK Parti’yi ehven-i şer şablonundan çıkarıp hak ve hakikat namına taraf oldukları bir parti görüyorlarsa demek ki Ak Parti çok ciddi bir doku değişikliği yaşamış. Değilse diyeceğimiz ki nur talebeleri siyasallaşıyor… Gerçi nur hareketi siyasallaşmaz. Üstadın talebeleri de şer üzere ittifak etmez. Çıkar ve dünya hevesi onlara Risale-i Nur’u sattırmaz.

Böyle olunca diyebiliriz ki, yakında Ayasofya açılabilir. İttihad-ı İslam yolunda ciddi gelişmeler yaşanabilir ve Kuran mekteplilerin hayatına daha da ağırlık koyabilir.

Çünkü nurların ve talebelerinin nihayet maksadı iman ve ahirettir. Dünya ve siyaset ikinci üçüncü derecededir. İnşallah şu yakınlaşma nurların hakikatine zarar vermez…

Doku Yenilemesi Şart

Her ne kadar Çanakkale’de destansı bir kahramanlık göstermişsek de, her ne kadar İstiklal Savaşı’nı kazanıp düşmanı topraklarımızdan attığımız vaki ise de daha sonraki dönemlerde bizim hükûmetlerimiz, batılı hain güçlerin tüm saklı niyetlerini üzerimizde tahakkuk ettirdiler. O gün Çanakkale geçilseydi başımıza ne gelecektiyse hepsini getirdiler. İstiklal Savaşı’na kaybetseydik millet ne hale düşecek idiyse o hale düşürüldük. Bu milletin yarı nüfusu dinden ve Kuran’dan koparıldı. Müslüman bir toplumdan müşrik/pağanist bir toplum var edildi.

Okullarımızda tarihimize hakeret, atalarımıza ihanet, geçmişimize küfür içeren bir müfredat tatbik edildi…

Askerimiz kendi milletinin değerlerine düşman oldu.

Medyamız millet ve milletin değerleriyle mücadele etmeyi demokrasi diye yutturdu.

Liberallerimiz, manevi değerlerimizi inkâr etmeyi modernizm saydılar.

Dinden uzaklaşma çağdaşlaşma sayıldı. Kuran yasaklandı, ezan değiştirildi. Camiler ahır oldu…

Askerimiz tepeden tırnağa değiştirilerek ilay-ı kelimetullah için dört kıtada at koşturan asker İslamı yıkıcı güçler arasına kattı.

İstihbaratımız, milli değerlere sahip insanları fişlemekten din adamlarımıza işkence etmekten harice bakmaya gerek duymadı. Düşünün ki, 1990’lara kadar istihbaratta görevlendirilenler arasında köken bakımından da Türk olan hemen hemen yok gibidir. İstihbaratımız tamamen kriptoların, Ermenilerin ve Rum asıllıların kontrolünde idi. İstihbaratın insani dokusunun değiştirilmesi işlemi en fazla beş altı yıllak bir mesele…

İşte Türkiye’nin asıl değiştirilmesi, düzeltilmesi ve sarılması gereken yaraları bunlardır. Ekonomi düzeltilir. Okular inşa edilebilir, adliye sarayları yapabilirsiniz. Bunlar boş. Asıl oralarda icraat yapacak insanların akıllarını, yüreklirini ve bedenlerini imar etmelisiniz. Gereken bu. Ayıp olan bu. Bunu yapmadığınız takdirde, en küçük bir Gezi kalkışmasında en küçük bir gaflette tüm yaptıklarınız alaşağı edilir…

İktidarın şu meselelerde ne tür planlarıolduğunu bilmek isterdim…

Sağlık Sektörü

Türkiye hakikaten sağlık sektöründe dev adımlar atmış. Ortodoks tıbbına karşı tavırlı olduğum bilinir. Tabii ki bizim tavrımız tıbbın ve geliştirdiği imkanlara karşı değil. Anlayışa!

Tıpta hikimliğin öldüğünü söyleyebiliriz. Artık mütekamil hekimler yok. Bir konuda uzmanlaşmış doktorlar var. Bunun da iyi ve kötü yanları var elbet ama bu gerçek bu. Artık bilge hekimler yok. Hasta olmadan önce nasıl bir yol ve yöntem izlenmesi gerektiğini söyleyecek kimse kalmamış. Herkes patalojik neticeler üzerinden hareket ediyor. İş tamamen istatistikler ve veriler üzerinden sürdürülüyor. Bir uzuvda görülen bir neticeyi yok etmek için gereken yapılıyor ama o yapılanın diğer uzuvlara nasıl bir tahribat götüreceği tam hesaba katılmıyor.

Safra taşımın eriyip kanala düşmesi üzerine doktorlarım alarma geçiter ve bir ercp yaptırmamı istediler. Bezm-i Alem Vakıf Gruba Hastanesi’ne gittim. En iyi oparatörler ordaymış. Hakikaten de Hakan Hoca virtüöz gibi konusunda. Beni de kısa bir sürede taşımdan ve kanaldaki darlıklardan kurtardılar. Sitentler taktılar. Müşahede için de bir gün beni hastanede tutmaya karar verdiler. Rabbim yüzümüze bakmış. O gece bir iç kanama yaşandı. Kan seviyesi alarm derecesine kadar indi… Hemen apar topar kan yüklemesi yaptılar hayatta kalabilmem için… Uzun hikaye… Hepsini anlatmaya gerek yok. Şu kadarını söyleyeyim. Kelimenin tam anlamıyla ‘tıp tekmesi’ yedim. Bir operasyondan sonra görülebilecek tüm komplikasyonlar gelip beni buldu.  Üç dört saatlik bir iş için gittiğimiz hastaneden 12 gün sonra çıkabildik, elhamdülillah…

Bezm-i Alem Vakıf Gruba Hastanesi muhteşem bir hastane olmuş. Hakikaten tiril tiril, imkanları geniş ve son derece başarılı bir ekip oluşturmuş. Araştırma hastanesi… Mekandan, imkandan bir şey kısmamışlar. Lazom olanı yapmışlar. Ama yazık ki insan yönetimi zayıf. Benim kanama geçirdiğim gece, hemşireyi ikaz etmeme rağmen meseleyi algılayamadı. Sonradan öğrendim ki hemşire değil ebe imiş. Artı nöbetçi doktor da o anda yoğun bakımda acil bir mesel ile meşgul olduğu ve kendisine de olay doğru intikal ettirilemediği için, göz göre göre ben kan kaybından ölüyordum. Hemoglabin seviyem 14 den 7 ye düştü. Gece gerekli ilginin gösterilmediğini görünce, buzdolabındaki soğuk su şişeleriyle sürekli kompresler yaparak kanamayı asgaride tutmaya çalıştım. 7 saat boyunca müdahale edilmedi. Bir iki puan da düşseydi aleme veda edecektik. Diyeceğim şu ki, be kardeşim harika bir hastane yapmışsınız, muhteşem teknik imkanları var etmişsiniz. Neden personel konusunda bu kadar cimrilik yapıyorsunuz. Ebeler hemşirenin yerini tutmaz.

Maalesef insan yönetimini hâlâ bilemiyoruz. Hasta yatağında karaladığım bu satırmarımda müşevveşiyet olabilir, bağışlayan. Artık biraz daha sık yazarak, yokluğumu telafi edeceğim inşallah!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir