O Deprem İstanbul’da Olsaydı

İki yüz bin kişinin hayatını yitirdiği tahmin edilen Haiti depremi, sanırım tarihe, 200 bin kişinin hayatını kaybettiği deprem olarak değil, Çin ile ABD’nin, küresel güç gösterisi yaptıkları bir afet olarak geçecektir.

Çin, güya, deprem sonrasında yaşanan yağmalama olaylarını önlemek için Haiti’ye 3 bin asker gönderince Amerika, arka bahçesini Çin’e kaptırmamak için hemen bölgeye Çin’in üç katı asker çıkardı. Conilerin Haiti caddelerinde sergilediği tavır, Irak işgal manzaralarından farksızdı. Artık o askerlerin Haiti’yi ne zaman terk edeceklerini Allah bilir.

Bu da gösteriyor ki deprem, artık bir ülkenin işgal sebebi olabiliyor! Buraya bir ‘mim’ koyun.

***

Esasında deprem, Rusya, Fransa ve özellikle Amerika/İsrail gibi –bilmiyorum Çin de onlara katıldı mı?- ülkeler için, artık kurgulanıp yönlendirilebilir bir silah halini almış olmalı.

1999 depremi öncesinde, BRT televizyonu için bir ‘Güneş tutulması belgeseli’ hazırlarken, yapay depremler konusunda ciddi bilgilere ulaşmıştım. O bilgiler ışığında İzmit körfezinde de benzer çalışmalar yapıldığına dair bazı ipuçları yakalamıştım.

O yüzden de, güneş tutulması belgeselinde kullanılmak üzere, kendisi ile röportaj yaptığım dönemin Rasathane müdürü Ahmet Mete Işıkara Beye, ‘Körfez’deki deprem çalışmaları ile ilgili sorular da yöneltmiştim. Işıkara, bilmiyorum konuyu değiştirmek için mi bilmiyorum gerçekten vakti olmadığını için mi, “Güneş tutulmasını izlemek üzere Amasya’ya gitmem lazım, bu sorularını sonra cevaplandırayım” demişti.

Fakat konuşmak mümkün olmadı,  çünkü yapay mı doğal mı olduğu hala tartışılan 1999 Kocaeli depremi meydana gelmiş, ‘yakın şehirler bölgesi’ yerle bir olmuştu. Depremden üç gün sonra, verilerime kaynaklık eden o siteye yeniden girmek istediğimde o bilgiler yoktu artık! Zaten kısa bir süre sonra siteye erişim de engellenmişti. O günlerin gazetelerine bakılırsa İsrailli ve Amerikalı birtakım uzmanların Gölcük’teki mevcudiyetinin tartışma konusu edildiği görülür. Sonra o da kapandı gitti.

Anlattıklarıma bir komplo teorisi gibi bakanlara Mel Gibson ve Julia Roberts’ın aynı yıl, 17 Ağustos depremi öncesinde vizyona giren Komplo Teorisi adlı filminden bir kareyi hatırlatmak isterim: Filmde arka planda açık olan bir televizyon vardır ve haberlerde “Amerikan başkanı Bill Clinton Türkiye’ye yapacağı ziyareti Türkiye’deki deprem yüzünden iptal etti” diye bir sahne geçer. Filmin başrolünde, Amerikan hükümeti ve onun komplo teorileri üzerinde kafayı yemiş bir adamı canlandıran Mel Gibson, depremin, başkana suikast planlayan bir grup Amerikalı tarafından yapay olarak organize edildiğini düşünebiliyor… Merak edenlere bir not olarak aktardım.

-Bunu niçin anlattım?

-Tabii ki yapay depremlere dikkat çekmek için!

Şimdi tarihini net hatırlayamadığım – 1997- 98 gibi bir tarih kalmış aklımda- bir haberde, Fransa ile bilmem kimin, Avustralya’nın bilmem kaç mil güney batı açıklarında yapay ve yönlendirilmiş bir deprem denemesi yaptıkları ve ana karada amaçlanan bölgede ‘deprem yaratma’ denemelerinin başarıldığı bildiriliyordu. Tıpkı uzaktan atılan bir füze gibi, denizin içinde bir yerlerde yapılan bir patlama ile bir fay hattı tetiklenip hedeflenen yerde deprem meydana getirilebilmişti.

Bu hala mümkün mü ve bu tür çalışmalar yapılıyor mu yapılmıyor mu bilmem ama büyük tahribatlara sebep olan fay hatlarında birikmiş enerjinin yavaş yavaş boşaltılması çalışmalarının var olduğunu biliyorum. Ve tabii bu çalışmaların artık suni deprem oluşturabilme noktasına geldiğini düşünmek pek de garip olmaz.

***

Şimdi bu konuya nokta koyarak, artık hep İstanbul ile birlikte anılan Marmara depremine bir satır başı açalım.

Bilindiği gibi Marmara’nın altından biri güney, diğeri kuzey iki fay hattı geçiyor… 1999’daki deprem, güney hattında gerçekleşti. Bir de Kadıköy ve Eminönü’nden geçen ve tarihte ‘İstanbul depremleri’diye şöhret bulan depremlere kaynaklık etmiş kuzey fay hattı var.

Esasında Marmara’nın altında kilometrelerce devam eden ve lav çıkışlarının açık açık görüldüğü  öyle bir hat var ki, o hattı bile bile İstanbul’da müsterih yaşayabilmek mümkün değil. Fransızların deprem araştırma gemisinin çektiği o görüntüleri ben de gördüm. Elan da o görüntülerin, AKOM’un elinde mevcut olması lazım. İstanbul gerçekten açık bir magma yarığının yanı başında kurulmuş gibidir. Ne zaman harekete geçeceği belli olmasa da adeta ağzını açıp emir bekleyen bir ejderha gibi orada o hat, hep açık duruyor.

Depremlerin, tesadüfî hareketler olduğuna inanan bir insan için İstanbul’da yaşamak, pimi çekilmiş bir bombanın üstünde oturmak gibidir. İstanbullular için tek teselli bu hattın güney fay hattı olmasıdır. Ama kuzey fay hattı da en az onun kadar tehlikelidir. -Boğaz’ın bir tektonik yırtılma sonucu oluştuğunu unutmamak gerekir.-  Tarihte İstanbul’u, en az iki kere yerle bir etmiştir. Bunlardan biri 1509 depremi ki ‘küçük kıyamet’ diye de bilinir… 109 cami ve 1070 ev yıkılmıştır. -Üstelik o zaman İstanbul’un bina stokunun yüzde doksanı ahşaptır- Diğeri de 1894’te gerçekleşmiş ve gerçek anlamda İstanbul’u adeta harap etmiş depremdir ki o depremde Kapalıçarşı tamamen yıkılmıştır.

Keza İstanbul’u yerle bir eden 1766 depremi var ki, aynı zamanda büyük bir tusunami yaşanmış, sular surları aşıp İstanbul’un birçok yerlerini basmıştır. Öyle şiddetli gerçekleşmiş ki mezar taşları bile kırılmıştır.

***

Uzmanlar, şu sıralarda İstanbul için yeniden tehlike çanlarının çalmaya başladığını  söyleyip duruyorlar.

Belirttiğimiz gibi İstanbul için deprem tehlikesi sürekli var olagelmiştir. Fakat ilginçtir ki, ne şehreminleri, ne de Recep Tayyip Erdoğan’a gelinceye kadar belediye başkanları bunu kendilerine dert edinmişlerdir. Deprem olunca birtakım günü kurtarıcı tedbirler alınmış daha sonra da, deprem olasılığı hep unutulmuştur.

Bugün Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) diye karlı kış günlerinde sık sık adını duyduğunuz AKOM’un –ki Ali Müfit Gürtuna zamanında kuruldu- ilk harcı Recep Tayyip Erdoğan döneminde atıldı. İBB bünyesinde depremle ilgili birim, ilk defa Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde kuruldu. Fakat elinde hiçbir araç gereç yoktu. 1999 depremi İBB’yi de harekete geçirdi ve deprem, İstanbul’un bir gerçeği olarak algılanıp ona göre tedbir alınmaya başlandı…

Gürtuna son derece basiretli bir şekilde deprem için hazırlıklara girişti. İstanbul’un mevcut konutlarının elden geçirilmesi ve mikro bölgeleme yöntemiyle hane bazında, konutların depreme dayanıklı olup olmadığını incelettirdi.

Ortaya çıkan raporlar dehşet vericiydi. Sonra o raporlar, ciddi rant kayıplarına neden olacağı için -sanırım bölge idarecileri tarafından- konuşulması pek istenmediği için unutuldu. Japonlarla birlikte yürütülen JİCA projesi çerçevesinde, İstanbul’da 6 ve üzeri şiddette bir depremde kaç binanın yıkılacağı, kaç insanın öleceğine varıncaya kadar önemli raporlar hazırlanmıştı çünkü. Ve öncelikler de belirtilmişti. İBB dört yıl boyunca dört teknik üniversite ile çalışarak İstanbul için sağlam bir deprem envanteri hazırlattı.

Sonunda şu karara varıldı: Ya İstanbul’un yeri değiştirilecek, ya da mevcut binaların yüzde 50’si yıkılıp yeniden inşa edilecekti. O ana kadar da mevcut binaların, yıkılıp tost olmaması için, binalar takviye edilecekti.

Gürtuna o dönemde bu projeler için dünyadan krediler de buldu. Fakat gerek Anayol hükümeti olsun, gerek sonrasında kurulan AK Parti hükümetleri olsun, Gürtuna’nın bu kredileri almasına ve konutların depreme dayanıklı hale getirilmesine fırsat vermedi… Tabii Gürtuna’nın yapmak istediklerinin makul olup olmadığını bilemiyorum. Teslim edilmesi gereken bir hak varsa, o da İstanbul’un deprem envanterinin Gürtuna döneminde çıkarıldığı ve depremin ciddiye alınarak hazırlık yapıldığıdır. AKOM zaten o çalışmaların eseridir…

Kadir Topbaş döneminde artı neler yapıldı tam olarak bilemiyorum. Ama çalışmaların durmadığını, daha da iyileştirmek için birimlerin gayret gösterdiğini tahmin ediyorum…

En azından, bir zamanlar Avrupa’dan yükselen “Türkler İstanbul’u yönetmeyi bilmiyorlar, İstanbul, Türklere bırakılmayacak kadar kıymetlidir” gibi itirazların olmadığına, İstanbul’un bu yıl dünya kültür başkenti olarak –bu proje de Gürtuna döneminde başlatılmıştı- varlığını sürdürdüğüne bakılırsa hazırlıklar bakımından geriye düşmediğimizi tahmin etmek mümkün…

Fakat bir realite var ki, İstanbul hala depreme hazırlıklı değil. Zeytinburnu, Bakırköy, Ataköy, Avcılar, Fatih, Beşiktaş’ın bir bölümü, Ortaköy vadisi, Ayamama deresi boyunca uzayıp giden vadinin her iki yakası, Beylikdüzü vs birinci derecede deprem bölgesi oldukları halde hiçbir tedbir alınmadı. Alınmadığını şuradan anlayabilirsiniz ki hala oralarda yapılanma sürüyor…

Eğer biz İstanbul’u depreme hazırlayamazsak ve Haiti’de yaşanan manzaralar burada da yaşanırsa, hiç kimse dünyanın incisi olan İstanbul’u kendi haline bırakmaz ve tıpkı Haiti’nin başına çöküldüğü gibi birileri de yardım ayağı ile gelip İstanbul’umuzun başına çöker.

İstanbul’un, Toledu, Gırnata, İşbiliye, Budapeşte, Belgrat, Budin, Sofya, Selanik gibi yeniden Hıristiyan toplumların eline geçmesi için birilerinin can attığını çok iyi biliyorum. Ve birilerinin, Byzantium 1200 konseptiyle, İstanbul’u yeniden yapılandırma –minarelerden arındırma- hayalleri kurduklarını da biliyorum. Ve deprem gibi bir afeti böyle bir iş için kullanmaktan sakınmayacaklarını da… Eğer siz zaaf gösterir ve dünyanın en nadide eseri olan İstanbul’u yönetme hakkını hakkıyla deruhte edemezseniz, bu dünya kültür mirasının başkentini sizden almak için her vesileyi kullanırlar. Tabii ki bu olmasın, İstanbul ebediyen bizim kalsın diye bilinçli bir şekilde çalışanların, ortaya elle tutulur nesnel projeler koyanların hakkını da yememek lazım.

***

Evet, işin vahameti açısından size karamsar bir tablo çizdim ama o karamsarlığı giderecek çabaların olduğunu da bilmenizi istedim. Bunlardan birini yine İBB’ye ait olan Konut AŞ yürütüyor. Tabii ki İstanbul’u iyi bilen ve ilk çıkışını İstanbul Belediye Başkanlığı ile yapan bir başbakanın bu şehri bekleyen tehlikelere bigane kalması beklenemez. Nitekim onun da bilgisi ve desteği çerçevesinde Konut AŞ Genel Müdürü Musa Yetim’in yürüttüğü, projesi de kendisine ait olan dev dönüşüm ve yeniden yapılanma çalışmaları, geleceğe umutlu bakanlar için sağlam bir gerekçe teşkil edecek boyutta…

Tamamlanmış ve ana unsurları  ortaya çıkmış ama bir türlü start verilmeyen bu çalışma İstanbul’un büyük oranda taşınmasını ve Anadolu’da yeni merkezi şehirler kurulmasını öngörüyor. Bu yeni ulusal dönüşüm projesi gerçekten, bu milletin yeniden büyük bir medeniyet kurmaya ehil ve kabiliyetli olduğunu gösterecek kadar büyük ve kuşatıcı bir proje… Hem ülkeye hem millete yeni bir vizyon kazandıracak bu çalışmayı önümüzdeki yazıda size aktaracağım inşallah…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir