‘Olmayan Türk’ün’ Milli Güvenlik Bildirisi

Rahmani bir kuraldır; elinin altındaki zayıf topluluklara zulmeden, dışlayan, hor gören veya asimilasyona tabi tutan ‘mütegallibe’ kavimler, önünde sonunda ‘zayıf’ sanıp ezdikleri topluluğa ‘miras’ olurlar.  (Kasas, 5)

Dolayısıyla, eğer gerçekten son yüzyıl içinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere uyguladığı zulüm, baskı ve asimilasyon Türk milleti adına yapılmış ve Türk milleti de buna seyirci kalmışsa, Türk milleti, iktidarını da tarihi birikimini de Kürtlere bırakmak zorunda kalır! İsterse bu ülkeyi idare edenler Firavun kadar kudretli, Karun kadar zengin ve ordusu da Firavun ordusu gibi güçlü olsun.

Kan yağar, çekirge istilası olur, sular yarılır ve yine de Allah, zayıf ve hor görüleni, kibirli ve despot olana galip getirir!

Yok eğer, yaşadıklarımız, -aslında öyledir- dünya çapında inkar-ı uluhiyet üzerine kurulmuş Deccalî (Süfyanî) düzenin, Türkiye’nin bahtına düşen, din ve insan onurunu hiçe sayan bir uygulaması ise ve Sünni Türkler de en az Kürtler kadar mağdur olduğu ve acı çektiği halde, fatura onlara kesiliyorsa bu dahi açık bir zulümdür ve bir cereme gerektirir.

Ben bu kanaatteyim.

Neden ‘Türkiye’de Türk yoktur’ diyebiliyorlar?

İstiklal Harbi, evet Türklerin bir harbidir ama onun neticesinde inşa edilen devlet anlayışı, ne Rahmanidir ne de Türklerin devlet ediş geleneğine uygundur.  İki bin yıllık Türk devlet geleneğinde iktidarın zulme ve baskıya ve asimilasyona başvurduğu hemen hemen hiç görülmemiştir. Türk, iktidarında hâkimdir ve adildir. Tebaasına zulmetmeyi şerefsizlik sayar. (Elbette birtakım ayaklanmalar ve ihanetler sert bastırılmış olabilir. Orantısız güç kullanılmış olabilir fakat bu ırkî bir kaygı ile yapılmış değildir. Mesela Osmanlı’nın Türkmen boylarının isyanlarına gösterdiği tepki bu türdendir) Hele İslam medeniyeti şemsiyesi altında kurulmuş Karahanlılar, Selçuklular (ve devamı devletler), Harizmşahlar, Osmanlılar… Hiç birisi tebaası durumundaki kavimlere, topluluklara asimilasyon türü bir zulüm uygulamayı aklına bile getirmemiştir. Hatta çoğu kere, kendileri asimile olmuşlardır. Yerli halk ile karışa karışa adeta onlar gibi olmuşlardır.

O yüzden de bugün birtakım araştırmacılar çıkıp, ‘Türkiye’de Türk yoktur’ diyebiliyorlar.

Gerekçeleri ne?

Gerekçeleri, yer isimleri ve Anadolu’daki gen haritası!

Efendim, Anadolu’daki gen haritasına bakıldığında nüfus Rumlardan, Ermenilerden ve Kürtlerden oluşuyormuş. Yani Türkiye’de Türk yokmuş.

Hadi Türk yok diyelim, Selçukluları nereye koyacağız?

Hatta söylenenlere inanacak olursak bu topraklara Türk hiç gelmemiş. Geldi sanılanlar da kendilerini Türk zanneden birtakım gruplarmış. Çünkü Türkmen ‘Türk’e benzeyen’ demekmiş. Türk bir kavim adı da değilmiş. Çinlilerin yakıştırdığı bir isimmiş.

Güya kendisini Türk gibi gören birtakım insanlar Anadolu’ya gelmişler, burada yaşayan eski kavimler de ‘aman bu insanlar ne güzel insanlar’ deyip onlara benzemek istemişler ve böylece Türkmen denilen bir grup ortaya çıkmış. Osmanlı’nın Oğuz Kayı, Selçukluların Kınık boyundan geldiği de düzmece imiş!

Peki, kardeş, bu Rumların, Kürtlerin, Çerkezlerin, Ermenilerin özenip ‘ah biz de onlar gibi olsaydık’ deyip kendilerine benzedikleri o topluluğa ne oldu? Havaya mı karıştılar? Ortada Türk yoksa kim neden Türkleşiyor, Türkmen oluyor ki?

Hadi Türk yok diyelim, bu Selçukluları nereye koyacağız? Gökten mi indiler? Onlarla birlikte öbek öbek Asya’dan İslam coğrafyasına gelen kavimler kim?

Türk yok tezi Kürt yok tezi kadar komik ve saçma

Anadolu’da Türk varlığını yok sayan bu tez, en az, Kürtleri yok saymak için uydurulan ‘kart kurt seslerine dayanan’ tezler kadar komiktir ve saçmadır.

Bu tezi ortaya atan sevgili Dr. A. Teyfur Erdoğdu ile önceki gece bir dostumuzun evinde sohbette idik. Ona da söyledim, “elindeki deliller, Anadolu’da Türk olmadığının değil, bu kavmin ne kadar âlicenap olduğunun delili olabilir. Çünkü galip ve yönetici topluluk oldukları halde yerli halkla karışmakta beis görmemişler. Bu  da normaldir ve beşeridir…”

Malum Türklerin esas kan grubu (B) dir. Hz. İbrahim (as)’in İshak (as) kolundan gelen ‘Beni İsrail’in (Yakub (as)’ in on iki oğlundan türeyen halk) de bilinen kan grubu (B) dir.  Ama zamanla ikisi de diğer kavimlerle karışarak çok karma bir kan yapısına kavuşmuşlardır.

Nitekim Kur’an,  ‘Tevrat gelmeden önce, Beni İsrail’e her şeyi helal kılmıştık ama onlar kendilerine birçok şeyi haram kıldılar’ der. (Âl-i İmran, 93)  Gerçekten de (B)ler ‘etobur’ bir kan grubudur ve her şeyi yer. Fakat Beni İsrail, zamanla diğer kavimlerle karışa karışa sanırım (A) grubunda olanlar çoğunluğa geçti ki, yine Kur’an’ın ifadesiyle, ‘onlara kemiğin içindeki yağdan ve iç yağından başka her türlü eti haram kıldık’ diyerek, ‘Beni İsrail’in yaşadığı genetik deformasyona dikkat çeker. Bu da açık bir şekilde gösteriyor ki, ‘Beni İsrail’, zamanla diğer kavimlerle karışıp Yahudi dediğimiz topluluğu meydana getirdi ki bunların asıl ‘Beni İsrail’ olan insanlarla genetik ilgileri azaldı.

Gen raporu milliyetçilik mikrobu kadar tehlikeli

Esasında bu gen raporu filan da en az, 19. yüzyılın başlarında ortaya atılan milliyetçilik mikrobu kadar tehlikeli ve maksatlı bir Siyonist icat ve fitnedir. Hatırlayın, bundan bir süre önce, dünya üzerinde ‘Beni İsrail’e en yakın genin Kürt geni olduğu iddia edilmiş ve dillendirilmişti. İşte şimdi o tezi ortaya atmanın meyveleri toplanıyor.

Ben, Teyfur kardeşimin maksadının rahmani olduğuna inanıyorum. O, bilinçli bir maksatla, -onun ifadesiyle ‘Kemalci ırkçılık’ın belini kırmak, ırkçılık belasını bu ümmetin gündeminden çıkarmak çürütmek için bu teze sarılıyor ama onun nasıl bir mekanizmayı tetiklediği de ortada.

Gen lokması, da tıpkı ırkçılık gibi şeytanidir. Kan birlikteliğini esas alan milli devlet fikrinin yerine ikame edilmek istenen yeni icad bir milliyetçiliğin başlatılmasıdır. Biz Türkler, milliyetçilik lokmasını yuttuk, tar u mar olduk, inşallah Kürtler ve sair kavimler de bu yeni lokmayı yutup geleceğimizi bir kere daha riske etmezler. Kürtlerin Yahudi geninden geldiği iddiasını Müslüman Kürtler yutmayınca şimdi aynı zehirli lokmayı tersten bize yedirmeye çalışıyorlar. Anadolu’da Türk yokmuş?

Delilin ne?

Genetik harita!

Evet sizi temin ederim bu, post modern çağa uygun yeni bir ırkçılık yaratma çabasıdır. Yeryüzünde hangi kavim arı duru kalmış ki? Belki bir parça sarı ırk olan Çin ve biraz da Aborjinler kalmış olabilir. Bunun dışındaki hiçbir millet, kavim, halk, “ben arı duruyum” diyemez.

Dolayısıyla bu gen işi, benim kanaatime göre İslam birliğini önlemek için uydurulmuş yeni bir fitnedir. Ancak acemi ve insanlık tarihini okumaktan yoksun birtakım insanlar buna takılıp kalabilir.

Bir ırkı inkâr etmenin, yok saymanın pratik bir değeri yoktur aslında.  Kimse de kimseyi asimile falan da edemez. Edemiyor işte! Çünkü mülkün sahibi Allah’tır. O dilediğini aziz, dilediğini zelil eder. Elbette onun dilemesi de bir hikmet iledir. Hak edişler olmadan ne bir musibet ne bir nimet insana/topluma ulaşır.

Dolayısıyla, eğer cumhuriyet döneminde yapılan zulümler gerçekten Türk milleti adına yapılmış ve Türkler de –tabii varsa(!)- buna sessiz kalmışsa, ceremesini çeker ve kimse onu Allah’ın hışmından kurtaramaz.

Yok eğer, Bediuzzaman’ın Şualar’da ifade ettiği gibi yaşadıklarımız deccalizmin, Türkleri ve Türklüğü muvakkaten İslam’ın bir kısım şeairine karşı kullanma girişiminin eseri ise, bunda Türkler de en az Kürtler kadar masumdur! (“Yediyüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur’an’ın elinde şeref-şiar … olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeairine karşı istimal etmeğe çalışır. …” dediği bahis. 5. Şua)

Müminler olarak asıl bunu görmemiz gerekiyor.

***

Milli Güvenlik Kurulu Bildirisini Hatırlatmak…

Efendim, malum Başbakan, iki dil ve özerklik taleplerini gündemde tutan BDP´ye cevap verdi. Ben daha önce de bu konuya temas ettim ve özellikle iki dilde eğitim konusundaki duruşunu beğendiğimi söyledim.

Fakat Başbakan’ın bir başka tavrı daha oldu ki onu kabullenmek zor. O da BDP’lilere Milli Güvenlik Kurulu Bildirisi’ni hatırlatmasıdır. Bence bu hatırlatma, talihsiz bir yaklaşımdır. Zira şu parti, o bildirilere meydan okuduğu veya en azından askerlerin dayatmalarına direndiği için mecliste bulunuyor ve iki dönemdir halkın büyük desteğini alıyor. O desteğe bugün de ihtiyaç var ve bu ancak sivil yaklaşımlarla temin edilebilir.

Askeri yaklaşımlar bugüne kadar hiçbir şeyi çözmedi. Çözmek şöyle dursun, hangi meselede asker görüşü alınmışsa çözülmesi imkansız hale gelmiştir. Rejimin kollanması adı altında, dahilde meydana gelen asayişsizliklere müdahalesinden tutun da başörtüsü sorununa kadar asker hangi meseleye dahil olmuşsa o mesele kördüğüm olmuştur.

Bunu en iyi bilen başbakanımızdır. Kim o metne o cümleyi soktu bilmiyorum ama AK Parti, en kritik zamanlarda bile sivil inisiyatif kullanmayı başardığı için bölge halkının gönlünde yer tutmuştur.

Bugüne kadar gelen tüm hükümetler en ufak bir kıpırdanmada hep askere gönderme yaptılar. Asker de işi eline yüzüne bulaştırdı. İşte 30 senedir bir gıdım mesafe alamadıkları gibi iş daha da azgınlaştı. Küskünler arttı, kırgınlar arttı, kırılmalar arttı.

Eğer sevgili Başbakanımız da sivil bir yapılanma olduğunu, terörle doğrudan bir ilişkisi bulunmadığını iddia eden BDP’yi  daha öncekiler gibi askerlerle, Milli Güvenlik Kurulu bildirileri ile ıslah ve tedip etmeyi düşünüyorsa yandık.

Çünkü, BDP’nin ilacı askeri değil, sosyal ve siyasaldır. Gerçekten Başbakanımız onları iddialarında samimi bulmuyorsa bunun yolu yine sivil yoldur ve bölge halkının kalbini kazanmaktan geçer. İcbar ile değil. Zira medenilere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değil.

Sayın Başbakanımız, her iki talep konusunda da askeri yolu değil sivil ve siyasi olan seçeneği öncelemelidir. BDP’nin iki yüzlülükleri varsa bunu halka anlatmanın bur yolunu bulmalı, özerklik ve Kürtçe ile eğitim –öğretim demiyorum- talebinin toplumu nasıl bir badireye sürükleyeceğini anlatabilecek bir dil ve üslup geliştirmeli.

Halkın ekseriyetinin kalbinde taht kuran bir siyasetçinin, sivillere –en azından öyle görünüyorlar- askeri göstermesi veya askerin çözümlerine ışık yakması talihsizlik olmuştur.


Bu arada Hür Adam filmi ile ilgili tenkit ve tespitlerim olacak inşallah. Ama önce, gidip izlemenizi arzu ederim. Gerçekten izlenmeye değer.

Yeri gelmişken tam da siyaset ve sivil yapılanmaları yani Türkiye gerçeğini, uygun argümanlarla izah eden bir kitaptan da sizi haberdar etmek isterim. Doç Dr. Ergün Yıldırım’ın Hayat Yayınlarından çıkan AK Parti ve Cemaat adlı eseri, hem tespitleri ve tahlilleri hem de yaklaşımları bakımından özgün bir çalışma olmuş. Yaşanmakta olan hadiselerin keyifli bir sosyolojik tahlili denilebilir… Ayağı yere basan fikirler edinmek isteyen kitap severlere duyurulur. (MAB)

Not: Bu yazıya gönderilen tekzip metnine Bu, Sevindirici Bir TEKZİP METNİDİR linkten ulaşabilirsiniz…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir