Önden Gidenler, Takip Edenler ve Ahmet Hakan

Ahmet Hakan, eski bir imam hatipli olarak, bu okulların işlevlerinin sona erdiğini, o yüzden de bu okullarda okuyanların önünün açılmasına gerek kalmadığını söyledi.

Doğrudur! Bu okullar muhteşem bir dönüşümü başardı. Bundan sonra olamasalar da olurdu. Çünkü bu okulları bitirenler, -kendisi de dâhil- her biri, bulundukları alanda, bir dişi kurt olup, şu milleti, içine hapsedilmiş olan saklı bir Ergenekon’dan dışarıya çıkardılar.

Halil İnalcık hocaya göre Mustafa Kemal’in ‘mutlak Batılılaşma’ kararı alması,  Avrupa’nın sürekli meydan okumasına ‘dur!’ demek içindi. (bknz. Tarihçilerin Kutbu, “Halil İnalcık Kitabı, Söyleşi Emine Çaykara, İş Bankası Kültür Yayınları, sh,121). Mustafa Kemal; kör siyaseti ve stratejiden mahrum, harîs bir başka Mustafa’nın (Merzifonlu) ihtiraslarıyla, Osmanlı’nın -dolayısıyla Türk milletinin- içine yuvarlandığı çöküşü ve geri çekilişi durdurmak için bu kararı almış!

Mamafih, gerçekten de, mevcut imkân ve donanımıyla Osmanlı’nın, bilimde ve teknolojide büyük bir sıçrama kaydetmiş Batı karşısında dayanacak gücü kalmamıştı. İşte cumhuriyeti kuranlar, bunu bildikleri için, zahiren başka türlü davranmakla birlikte, Türk milletini, “Batı Kulübü”ne yerleştirmekten başka çare bulamadılar. Buraya kadar yapılanları anlamak mümkün!  Ama bu hacaletli durumu, bize büyük bir muzafferiyet olarak dikte etmeleri, onların niyetlerinin de farklı olduğunu millete gösterdi. O yüzden aklı başında herkes, yapılanları aksül amel ile karşıladı. Çünkü Cumhuriyet idarecileri ve siyasiler, uzun bir müddet, o kulüpte ‘peştamalcılık’ yapmamız, medeniyet ve ilericilik diye bize okuttular.

Belki gerçekten de Mustafa Kemal’in amacı bu değildi; kendi ayakları üstünde duracak güce ulaşıncaya kadar Türk milletine bir nefes aldırmaktı. Fakat onun takipçileri bu idrakten yoksun olduklarından milleti resmen, Batıya peşkeş çektiler. 600 yıl boyunca o topraklarda hükümran olmuş bir milletin evlatlarına gösterdikleri ufuk, Batının kapısında uşaklık ve sonra da -işçi göndermek ayağı altında- Batıya hizmetkârlık oldu. Onlar bizi aşağılayıp ittikçe, biz yanaştık. Diplomatlarımız, onların masasında oturup bizi azarladılar. İşte benim ‘Saklı Ergenekon’ dediğim bu!

Bu hal elbette ‘millî/manevi’ hassasiyeti olanları yüreğinden yaraladı. Başta Dr. Rıza Nur, Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu gibi millet sevdalıları, böylesi bir siyasetle içine sokulmak istendiğimiz durumun, bir uşaklık, bir saklı müstemlekecilik olduğunu bize aktarmaya çalıştılar ama sürgünlerden, hapislerden fırsat bulamadılar.

Sonunda, işte o malum okullar açıldı.  Bu okullarda okuyanlar şu insanlara kulak vermeye başladılar. Ezberlere kanmadılar.

Cumhuriyet elitlerinin çocuklarını bu okullara göndermesi düşünülemezdi elbette! Bu okullar, onların fasa fiso dediği millet evlatlarının, okumalarına zemin hazırladı. Benim babam, -siz kınayın veya kınamayın, haklı olarak- ‘gâvur olmayayım’ diye beni liseye göndermedi. Ne zaman ki, dinî bilgilerin de verildiği bir okulun varlığından haberdar oldu, o gün kalkıp Gaziantep’e gitti. Ve aynı gün kaydımı yaptırdı. Oğluna, kendisinin dinine, imanına küfretmeden tahsil yaptıracağı bir okul bulabildiği için adeta ayakları yere basmıyordu.

Ahmet Hakan bugün bunun ne anlama geldiğini anlamayabilir ama gidip bir de babasının yüreğiyle meselelere baksın, bakalım aynı şeyleri söyleyecek mi?

O tarihe kadar, bu milletin çocuklarına ilkokulda, lisede öğretilen, Atatürk’e tapmaktı(Bknz. Age, s.26) Millet ise evladının Allah’a tapmasını istiyordu. Evet, Mustafa Kemal milleti büyük bir badireden kurtarmıştı ama bu onun tanrı katına çıkarılması için gerekçe olamazdı. Ama Cumhuriyet idarecileri, Cumhuriyetin okullarını bu hale getirmişlerdi! Tek satır din ve iman öğretilmiyordu. Bütün millî ve hamasî günlerde, hep o “altın saçlı, mavi gözlü ilah”a neşideler söyleniyordu.

İşte İmam Hatip Okulları, imanî noktadan, böyle boğucu bir dönemden sonra alınmış temiz bir soluk oldu. Evet, bu okullar, Ahmet Hakan’ın gıpta ettiği -ta o zamanlarda belliymiş nerede karar kılacağı- düz liseler gibi donanımlı değildi. Evet, öğrencilerinin tamamı, yazları köyüne gidip karasaban tutan, bağ belleyen, harman döven, kara yağız, benizleri soluk, ceplerinde keyfi kullanabilecekleri tek kuruşları bulunmayan çocuklardı. Ama onlar “milletin efendisi”nin evlatlarıydı. Utangaç, biraz ürkek ama asil ve vakurdular. Okumayı, kendileri ve daha da çok, kıt kanat geçinen ailelerine katkıda bulunmak için istiyorlardı. Hırslıydılar ve önde gidenleri yakalamak için çok çalışmaları gerekiyordu.

Öyle de yaptılar. Hırsla, gayreti azık, edebi ve hayâyı katık ettiler. Çoğaldılar. ‘Sen giremezsin’ dedikleri yerlere girdiler, ‘sen varamazsın’ dedikleri menzilleri tutular, ‘sen başaramazsın’ dedikleri işleri başardılar. Ama asla, geldikleri yeri unutmadılar. Annelerinin iffetini, babalarının tokluğunu, milletin edebini de beraberlerinde taşıdılar.

Ve bir gün sistemin efendileri, birden bire fark ettiler ki, köşe başları, Batı uşaklığını reddeden, milletinin vakarını her şeyin üstünde tutan şu millet evlatlarının eline geçmiş. İşte bu, hazmedilemezdi! Batılı efendilerine izah edilemez bir durumdu! Hatırlarsanız Başbakan Davos’ta ‘one minute’ restini çektiğinde bizim eski diplomatlarımız korkudan . edeceklerdi! Çünkü onlara öğretilmiş olan, uşaklıktı!  Bunlarsa onu reddediyorlardı.

O yüzden hemen önünü kestiler, adeta kapattılar. Şimdi yeniden bu okulların önünün açılması gündeme geldi. Hâlbuki bin yıl açılmayacaktı o okullar! Bu gösteriyor ki, o okullarda okuyanların düzenleyip yola koyduğu kervan yürüyor. Eh kervan yürürken birileri de yapması gerekeni yapacak.

Ben de Ahmet Hakan gibi, bu okulların misyonunu tamamladığına inananlardanım. Cumhurbaşkanı ve Başbakan o okullardan mezun! Sistemi evirmeyi, rejimi millete hizmet edecek hale getirmeyi başardılar. Şimdi, Batı tarafından içine düşürüldüğümüz Saklı Ergenekon’dan bizi çıkarmaya çalışıyorlar.

Artık bu millet ışığı görmüştür. Çünkü çelikten dağları aştı, bu okullarda yetişen öncüler sayesinde! Ezelden beri hür yaşamış şu milletin, kendisine vurulmuş çılgın zincirleri bir bir kırdığını; kükremiş sel gibi bendeleri aşarak, dağları yırtarak, enginlerden istikbalin yüksek saraylarına doğru taştığını görüyoruz. Millet bin yıl o Ergenekon’da tutmak için darbe düzenleyenler ise şimdi Adalet önünde!

Bu iktidar da sadece bu hizmetiyle, yani bu okulların önün yeniden açmasıyla anılsa hakkıdır. Ve tabii sivilin askerî mahkemelerde yargılanmasına mani olmak da öyle!

Ahmet Hakan yükünü tutmuş, ilerlemiş, ötekilerin nimeti kursağına girdiği için bu okullara artık tenezzül etmez duruma gelmiş olabilir. Ama Anadolu’da hala bu okullara girmek için bekleyen milyonlar var. Onlar da o okulların tezgâhlarında yetişerek, tıpkı onun gibi belki o tarafta bile mevki tutabilecek ve evc-i alaya doğru uçup gidecekler.

Selam önden gidenlere ve selam onların ardından hakkın izini sürüp gidenlere.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir