Önümüzdeki Dönemi Deşifre Eden Kıssa

Babamın bana anlattığı hikmetli bir hikâye vardı çocukluğumda. Anlattığı gibi mi kalmış yoksa zihnim onu restore ederek mi bugünlere taşıdı bilmiyorum. Hürriyet’ten Fatih Çekirge’nin CHP lideri Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeyi aktardığı yazısını okuyunca, o aklıma geldi.

“Her şeyin bir hükmü vardır. O hüküm gelmeden o şeyin kıymeti de manası da bilinmez” anlamına bir söz ve ardından şu hikâyeyi anlatırdı:

Vaktin birinde bir padişah ve yıldızların halinden zamanın gidişatını iyi okuyan bir kâhini varmış. Kâhin, ona “yakında yeryüzüne kıtlık hükmü inecek padişahım, tedbirini al” dermiş.

Padişah da memleket de bolluk içinde imiş. O yüzden de nasıl kıtlık olabileceğine aklı ermiyormuş. Aradan bir zaman geçmiş, kâhin de ölmüş.

Padişah bir gece müthiş bir açlık hissiyle uyanmış. Çağırmış mutfakçılarını, yemiş yemiş yemiş… Mümkünü yok açlık hissi geçmiyormuş.

Sonunda yine yatağına uzanmış ve tam dalacağı bir anda kâhin gözlerinin önüne gelmiş. “Padişahım bu gece yarısı kıtlığın hükmü indi. Artık hüküm onundur” demiş… Padişah bir sıçrayışla uyanmış. Ve anlamış açlığının ve doymamasının hikmetini…

Bunu anlattıktan sonra da askerlik yaptığı yıllara dair bir hatırasını anlatırdı genelde babam. Bizim yakın köylerden iki arkadaşıyla birlikte Silifke’de askerlik yapıyorlarmış. Dönem 1942, İkinci Dünya Harbinin tam ortası. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de açlık ve kıtlık var.

Dedem, ne edip bulmuş bir miktar un, 12 bazlama yaptırmış ve Silifke’ye oğlunu ziyarete gitmiş. Babam, o sırada uzak bir yerde nöbette mi yahut geç mi haber veriliyor bilemiyorum geç geliyor dedemin yanına. Bu arada babamın diğer iki arkadaşı haberi erken alıp geliyorlar. Dedem de bunlara ikram etmek üzere, beline bağladığı bazlama çıkınını açıyor.

Utanıyor “çocuklar, İsmail’e de biri iki tane bırakın” demeye. O iki aç genç, ‘evet, İsmail’e de biri iki tane bırakalım’ demiyorlar ve 12 bazlamayı dedemin gözleri önünde, üç dört dakika içinde bitirip tüketiyorlar. Sonra babam geliyor. Bir deri bir kemik kalmış. Dedemin içine oturuyor bu hadise. Tabii sanırım babamın da içine oturmuş olmalı ki, sık sık bu örneği verirdi. “Hâlbuki o arkadaşlar benim için canını verirdi, ama bir bazlamayı da bana bırakmayı akıllarına getirmediler” derdi.

“İşte kıtlık hükmü böyle bir şeydir’ derdi. Onun hükmü indi mi  “geven yersin de sana bal börek gibi gelir”. (Derdi diyorum, elhamdülillah babam hala yaşıyor fakat artık, onunla uzun soluklu sohbet edemiyoruz, ya duymuyor, ya dalıp gidiyor).

***

Evet, bir şeyin hükmü indi mi, artık o ‘trend’ oluyor. Herkes onu sahipleniyor.

Dolayısıyla yakında, birçok insanın bizden daha dindar, bizden daha demokrat, bizden daha âlicenap olduklarına şahit olursanız şaşmayın. Çünkü artık, iyi zamanların hükmü indi. ‘Cennet-asa bahar’ mevsimine kapıyı araladık. Eski dönemin canavarlıkları, yanlışlıkları, murdarlıkları çarşaf çarşaf dökülmeye başlar. Ziya Paşa’nın dediği gibi öyle itiraflar ve eskiyi karalamalar gelecek ki biz dahi şaşkına döneceğiz. Eski yaman cumhuriyetçi şahinlerin kanaryaya döndüğünü görme ihtimalimiz bile var…

Bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Hak, şöyle buyuruyor (mealen): “Ben insana bir şeyi murat ettim mi onun aklını selbederim ve o da o işi yapar. Sonra aklını iade ederim, o da önce bu işi nasıl yapabildiğine hayret eder, sonra “tabi ya, şu böyle oldu bu böyle oldu, ben böyle yaptım”diyerek bana şirk koşar”

Hüküm indi mi basiret bağlanır. Kader geldiğinde olduğu gibi… Konuşmalara, gelişmelere, itiraflara dikkat edin. Herkeste yeni döneme bir hazırlık hali bulursunuz. Çok yakında, düne kadar demokrasinin çanına ot tıkamak isteyenlerin birer demokrasi kahramanı kesildiğine bile şahit olabilirsiniz. Başa kalkamayın, “siz eskiden şöyleydiniz, nasıl böyle oldunuz” demeyin. Onları hoş görün. Çünkü hüküm indi mi insanın yapabileceği bir şey kalmaz.

İşte F. Çekirge’nin Sayın Kılıçdaroğlu ile yaptığı konuşma, BDP’lilerin AK Parti ile buluşması, Yirmibeşoglu’nun itirafı, Eşref Bitlis’in şehit edildiğinin itirafı vs. gösteriyor ki yeni bir döneme girdik. Girmemişsek bile hükmü inmiş. İşte bunu anlatabileyim diye babamın o kıssasını anlattım.

Evet, seksen doksan yıldır içinde bulunduğumuz, yönetim biçimi -maksadı başka türlü de olsa, bize yansıyan şekliyle- yani insanı kale almayan rejimimiz artık ‘fi’ oldu veya oluyor. Artık Hazar’ın yıldızı yükselmeye, milletin bahtı açılmaya ve milletin iradesi üzerine vurulmuş saklı ipotekler kalkmaya başlayacak. Emareler bunu gösteriyor. İşte görüyorsunuz, Ayasofya etrafında yeniden kıyamet kopmaya başladı. Yakında o mesele de çözülür inşallah.

***

Fatih Çekirge, yeni anayasa sürecinde CHP’nin ne yapacağını merak edip Kılıçdaroğlu’na sormuş. O da cevap veriyor:

“Biz Türkiye’de demokrasinin önünü açan bir partiyiz, yani AKP bir şeyler yapacak CHP de buna karşı çıkacak, böyle bir şey yok artık!”

“Öyle bir şey yok artık!”

Böylece itiraf ediyor ki “eskiden böyle yapardık”.

Evet öyle yaparlardı. Her türlü hayra mani olurlardı. İşte inşallah değişen budur. Artık kimse “hayra” mani olmayacak. En azından sosyal rekabet ortamı adil olacak. Pazarda hangi mal halkın makbulü ise o revaç bulacak!

‘Çekirge’ soruyor:

-(Hocam) CHP de BDP ve AK Parti ile görüşecek mi?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu yanıtlıyor:

“Fatih Bey, ben şöyle düşünüyorum, bu konuda artık bir kararımız da var. Yeni anayasa için neden seçim sonrasını bekleyeceğiz? Şimdi Meclis’te bütün partiler bir araya geliriz, bir süreç başlatırız.”

Çekirge yine soruyor:

– BDP ile (de) görüşecek misiniz?

Kılıçdaroğlu aynı kararlılıkla, “Evet niye görüşmeyelim, BDP de Meclis’te grubu olan bir siyasi partidir! CHP Türkiye’nin ve demokrasinin önünü kapatmaz tam tersine önünü açar, yardımcı olur, yol gösterir. Biz yeni anayasa için seçimi beklemeden çalışmaya hazırız.” diyor.

Ben buna ‘elhamdülillah’ derim. Artık, bu memleketin hastalıkları, üstadın Münazarat’ta ifade ettiği gibi, gidilip yerinde görülerek teşhis edilecek, hastalıklar Ankara’dan yazılan reçetelerle tedavi edilmeye çalışılmayacak demek ki. Demek ki, ‘yanlış yapanları’ birileri ‘iyi çocuklardır’ diyerek kimse onları adaletin elinden alamayacaktır. Bunlar, milletin ‘barış’ için ortaya koyduğu sivil iradenin, kendini rejimin sahibi zannedenlere de söz geçirmeye başladığına işarettir.

Artık CHP de öğrendi sanırım, uzaktan nişan alarak, insansız uçak gönderip atari oynar gibi “tetik kafa”yla, “namlu bakış”la terör çözülmüyor. BBG evi diyorlardı hatırlayın o bölgeler için. Meseleye ne kadar ‘oyun’ eksenli baktıklarının en net ifadesiydi o. BBG evi gözlemledikleri yerden defalarca haklanmalarına da aynı perspektiften bakıyorlardı sanırım.

Sonunda insanî sorunların, insansız uçaklarla, süper kobralarla, geliştirilmiş engereklerle, halka b.. yedirmelerle, köy yakmalarla, milletin direncini arttırmak veya kırmak için cami yakmalarla, sahte örgütler kurdurup faili meçhul cinayetler işlemekle, problemleri çözme azminde olan insanları yok etmekle çözülmediğinin anlaşılması azim bir nimettir ve Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri de azim bir merhaledir.

Tabii başörtüsü gibi meselesinde olduğu gibi bundan da caymazsa… Hoş caysa bile kendisi bilir; out olur, yok olur gider.


Bu arada, bir önceki yazımın (Sivil Densizlik) sonunda, şu ifadelere yer vermiştim:

“Esasında dini tamir etmekle görevli olanların dünya siyasetine el uzatması örfi bir haramdırEhli Beytin başına gelenler, bunun bir remzidir. Ehli Beyt ne zaman dünya siyasetine el uzatmışsa, kader, o eli kırmıştır. Zira, Mukaddir-i Hakim, onları dinin korunması ile görevlendirmiştir. Dünya saltanatına bedel, onların her birini gönüllerin sultanı kılmıştır ki, din sahipsiz kalmasın. Bu hüküm bugün dini cemaatler için de geçerlidir.”

O yazıdan sonra kalbime bir hissiyat geldi ki, “şu Kürtler dahi, ekseriyeti itibarıyla Ehli Beyt hükmü altına dâhildir”

Bu hissimi bir süre tarttım, içinde nefsin iğvası var mı diye düşündüm.

Sonra Ehli Beyt’in, Emevilerin zulmü ve siyasi baskısı altındaki hallerini düşündüm. Çünkü ta Ömer bin Abdülaziz’e gelinceye kadar, evlad-ı resul nerede ise sürek avı gibi izlendiler hep. Her nereye kaçtılar ise yakalanıp yok edildiler. Bir tek Kürtlerin yurtları olan Güneydoğu’nun sarp kayalarına sığınanlar hariç. Orada öyle bir itina ile saklandılar ve korundular ki, Emevîler elini oraya uzatamadı. Onlara hizmet eden, onlarla evlenip ırsiyeten evlad-ı resul haline gelen o insanları dahi, Cenab-ı Hak uzun müddet maddi siyasetten uzak tuttu. Şu anda dahi, Türkiye’nin dini hizmetlerini görenlerin ekseriyeti oradan çıkma insanlardır. Mevcut cemaatlerimiz içinde bir tek “Süleyman Efendinin talebeleri’ dediğimiz cemaatin imamı Balkanlar’dan gelmedir…  Diğerlerinin tamamı veya tamamına yakını Güneydoğu’dan çıkmıştır. Bizim manevi hayatımız onların şemsiyesi altında serpildi. Bu ilahi bir remizdir ki, onlar manevi sultan olmaya daha layıktırlar, çünkü evlad-ı resule hizmet etmişler.

Şimdi, bir kesim şu hizmete ve şerefe leke düşürmeye çalışıyor. Nasıl ki bir kısım Türkler de Türkler ile İslam’ın arasını kesmek için çabalamışlarsa. Bediuzzaman’ın, “Sufyan, Türkçülüğü ve Türk milletini, muvakkaten İslam’ın bazı şeairine karşı kullanır ama muvaffak olamaz. Kahraman ordu dizginin onu elinden alıyor” dediği mesele…

Aldı çok şükür. Şimdi de nifak ve ayrılık manivelasını kullanarak, Kürtlerin ipini ele geçirmeye çalışıyor. İnşallah onda dahi muvaffak olamayacaktır. Şu İslam milleti, ittihad-ı İslam’ı (yani Müslüman devletler arasında birlik ve beraberliği) kurar ve Ayasofya’yı yeniden ibadete açarak, Batının mütegallibe hegemonyasını ebediyen yok eder!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir