Oruç ve Çağımız İnsanı – 1

İnsanı, ‘sosyal bir varlık’ olarak düzenleyen üç temel ibadet vardır. Bunlar Oruç, Hac ve Zekat’tır.

Zekât, malumunuz mali bir ibadettir. Sayısız hikmetlerinden biri de sağlıklı bir toplum için, ekonomik dinamikleri düzenlemek ve dengelemektir. Hac ise, sosyal dinamikleri…

İsiam’ın insandan beklediği temel görev iyiliktir; yani salih amel!

Salih amelin çerçevesi çizilmemiş. Mutlak bırakılmış! Zaman, mekân ve ortama göre değişebilir çünkü iyilik ve iyilik adı altında kendisine ihtiyaç duyulacak eylem!

Ama iyi bir toplumun göstergesi, iyiliği kendine amaç edinmiş fertlerin ekseriyet haline gelmesidir. Ancak o zaman toplum, insanın ruhundaki özlerin yeşermesine müsaade edebilir, mümbit bir arazi olabilir.

Evet, İslam, ekonomiyi zekâtı farz kılmak ve faizi yasaklamakla dengelemiş sosyal yapıyı ise hac ile düzenlemeyi ön görmüştür.  İslam pratikte var olan sınıfların asıl olmadığını, kral ile kölenin Allah ve hak nezdinde eşit olduğunu hac ile ispat eder. Hac cinselliğin bile askıya alındığı muazzam bir yeniden formatlanmadır.

Ama bütün bu fonksiyonları icra eden ferttir. Ferdi bu görevlere hazırlayan ise Oruç! Çünkü oruç, Kuran’ın ifadesiyle “cahil, bencil, nankör, bozguncu ve kan dökücü” olan insanın, daha doğrusu bir yönüyle hayvan olan beni adem müsveddesi Nesnasın, ‘mükerrem’ ve ‘eşref-i mahlukat’ olan Beni Adem’e dönüştürülmesi simyasıdır.

***

Elbette ibadetleri, bizatihi ilahi emirler oldukları için yapmalıyız ve yapıyoruz. Ama biliyoruz ki, ibadetler aynı zamanda beşeri saadeti dokuyan, onu temin eden, onu teminat altına alan ilahi sırlardır. Ve daha çok dünya hayatımıza bakarlar. Kadın ve güzel koku gibi dünya nimetidirler…

Nitekim Hz. Peygamber, “Bana dünyadan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz” buyurur…

Oruç da bir dünya nimetidir. Cenab-ı Hak, bir hadis-i kudside “Ademoğullarınm bütün amelleri kendileri içindir. Oruç hariç; yalnız o benim içindir. Onun ecrini de ben vereceğim” müjdesi verir.

Oruç, insanı içerden ve dışarıdan donatan, teçhiz eden imar eden bir ameliyedir. Oruç, hem ferdin ruhu ve bedenî sağlığı, hem beşerin içtimai/toplumsal sağlığı bakımından sayısız hikmetler taşımaktadır.

Ramazan Orucu’nun,

1-Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine,

2-insanın sosyal hayatına,

3- insanın ferdi hayatına,

4-nefsin terbiyesine ve

5- ilahi nimetlerin şükrüne bakan sayısız I hikmetleri vardır.

Bu hikmetlerin de sayısız vecihleri vardır.

Birincisi; Orucun Rububiyete bakan yönüdür.

Cenab-ı Hak bu dünyayı, sürekli dolup boşalan, mevsim mevsim değişip tazelenen nimetlerle bezemiş. Ancak insanlar, ünsiyet ve süreklilikleri sebebiyle bu nimetlerin kıymetini layıkıyla bilemiyorlar. Hava’nın farkında olmadığımız, güneşin her gün doğmasının nasıl bir nimet olduğunu bilmeyişimiz ve düşünmeyişimiz gibi…

Oruç bunun hatırlatılması, fark edilmesidir. Bakarken görmediğimiz, görürken anlayamadığımız şeyin farkına varmak!

Ramazan ayında, müminler, muazzam bir ordu hükmüne geçerek, Ezeli Sultan’ın ziyafetine davet edilmişçesine akşam vaktinde bu Rahmani sofraya “buyur” edilmeyi beklerler. O haşmetli Rahmaniyet, Rezzakiyet ve Rahimiyyete karşı geniş ve intizamlı bir kulluk vazifesi sergilerler.

Böylece kul, yüzünü rızka ve nimete değil, Rızkı Veren’e ve Münim’e çevirir. Rızıkların fani, Rezzak’ın baki olduğunu görür. Başkasındakine tamah etmez, kendisindekiyle böbürlenmez. Kulluğun tadına varır. Rahmeti sonsuz bir Sultan’ın gözetimi ve koruması altında olduğunu anlayarak, hürriyetini elde eder, özgüvenine kavuşur.

İkincisi; Şükrün ve teşekkürün gerekliliğini insana ihtar eder.

Oruç gibi bir tecrübe olmasa insan, nimetlerin ne anlam taşıdığını tam olarak kavrayamaz. Ormanların bizim için oksijen üretmek, güneşin her gün üzerimize doğmak, ağaçların her mevsim eteklerini meyvelerle doldurup bize sunmak zorunluluğu olmadığını, ancak oruçla anlarız.

Yiyebilecekken yememek, içebilecekken içmemek, varken yok saymak, hatta helal dairesinde bulunun birçok nimetten belli bir süre Allah için el çekmek, sonunda insanı, “ya olmasaydı” murakabesini yapacak yüceliğe taşır ve kalp, his, nefis, Münim-i Hakikiye (Nimetlerin Gerçek Sahibine) şükretmeyi vazife bilir.

Demek ki oruç, halis, hakiki ve muazzam bir şükrün anahtarıdır!

Üçüncüsü; Oruç, kişiyi sosyal bir varlık haline getiren bir kimyadır!

Allah insanları, maişet açısından farklı yaratmıştır. Kimisine rızkı yaymış, kimisine daraltmıştır. Böylece insanları birbirilerine omuz vermeye mecbur etmiştir.

Fakat öyle zenginler var ki, oruç olmasa, fakirin gerçek halini, açlık psikolojisini hiç bir zaman kavrayamayacak.

Oysa hemcinsine şefkat ve merhamet duymak, beşerin en soylu erdemlerindendir. Cenab-ı Hak, bir hadis-i kudside “Ey yeryüzündekiler, siz birbirinize merhamet edin ki, Allah da size etsin!” buyurur. (Demek ki oruç, beşeri semavi afetlerden de koruyacak bir nimet!)

Hemcinsinin halini nefsinde duymayan, onun halini tam olarak anlayamaz ki, ona merhamet etsin.

İşte beşere bu güzel hisleri ilham eden temrinlerin/amellerin en soylusudur Oruç!

Dördüncüsü; Oruç nefsin en iyi terbiyecisidir.

Bir ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, “Ey kullarım yeryüzünde böbürlenerek yürümeyin. Ne sert basarak yeri delebilirsiniz, ne başınızı yükselterek dağları aşabilirsiniz” (İsra, 37)  buyurur.

Burada bir sınırlama, bir biçimleme söz konusu. İnsanın varlığını yapan ego’ya -nefs onun bir fonksiyonudur- sınırlarını hatırlatma bir had bildirme vardır.

Çünkü nefis dediğimiz ego, kendisini hür ve serbest ister, öyle bilir. Kayıt kuyut istemez. Daha da ileri gidip kendinde bir rububiyyet tevehhüm eder. Kendisini mülk değil, malik bilir.

Malumunuz, Cenab-ı Hak, Adem’i çamurdan -tabii bunu nasıl anlayacağımız kişilerin özel algılama kabiliyetine bırakılmalıdır- yaratıp Ruhundan üflemiştir. Demek ki Cena-ı Hak’da var olan her bir isim ve sıfatın bir numunesi insanda mevcuttur.

İnsanda, -benzetmede hata olmasın- küçük bir tanrıcık gizlidir. Ona vedia bırakılmış bu ilahi isim ve sıfatlar, Yaratıcı ile irtibat ve nisbetleri kesildiği zaman, içinde yer aldıkları mahiyete tanrılık fikrini ilham ederler.

Halbuki insana üflenen bütün bu isim ve sıfatlar, birer ölçücük, birer mistardırlar. Nasıl ki, metre mesafeleri, kilo ağırlıkları, derece hararetleri ölçüp anlamamıza yarıyorsa, ‘ene/ego’ de sonsuz azamet ve izzet sahibi Allah’ı kavramamıza, anlamamıza vesile olsun diye var edilmiştir…

Ancak, Cenab-ı Hak ile nisbetleri kesildiği an -Küfür, zaten bu intisabı görmezliktir- kendilerinde bir rububiyyet -çünkü O’na aittirler- vehmederler.

İşte oruç, helal nimetlerden bile el çektirerek, insana (daha doğrusu nefse bile ‘benim nefsim’ diyen Ego’ya), Rahman’ın müsaade ve izni olmasa’ yemek içmek gibi en sıradan işlerin bile yapılamayacağı gerçeğini ihtar eder. O an, o sıfat ve ismlerden ibaret olan Ego, malik değil memluk olduğunu anlar. Grur ve kibir ondan silinip gider…

(Devam edecek)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir