Pata Durumu (IV)

ZINDIKA KOMİTESİNİN AMACI NE?

Bir önceki yazımı  “Ergenekon operasyonu bir Amerikan işidir! Amerika, kendisine direnç gösterenleri temizliyor!” diyorlar. İhtimal ki öyledir. Peki, ya ‘direnç gösterdiği söylenenler(!)’, ta İttihat ve Teraki’den bu yana, aynı zamanda milleti canından bezdirmiş cuntacı taifesi ise, millet niye bunların tasfiyesinden rahatsız olsun ki? “ diye bitirmiştim.

Sahi neden olsun ki?

Şöyle düşünün:

Yaşadığınız mahallede bir çete var, her gün milleti dövüyor, asıyor, kesiyor. ‘Niye bu yoldan geçiyorsun, neden gökyüzüne bakıp derin nefes alıyorsun, neden başını kapatıyorsun, neden çocuğunu imam hatibe gönderiyorsun, neden sevmediğim adamı muhtar seçiyorsun…” deyip yakaladığını dövüp hırpalıyorlar, azarlıyorlar, aşağılıyorlar. Kimsenin de gücü yetmiyor ki bir şey desin. (İşte Danıştay ve Sabih Kanadoğlu’nun, CHP’ye iş yapan firması haline gelmiş Yargıtay’ın tutumu! Kim ne diyebiliyor?)

Sonra –diyelim- bir gün bir kabadayı geliyor ve bu çeteye haddini bildirmek istiyor. Her gün dayak yiyen millet ne yapsın? Tamam elini ovuşturup izlemesin ama gizli gizli keyif almasına da mani olamazsınız.

Şimdi birileri çıkıp diyor ki, ‘Neden şu kabadayıya(Amerika) karşı o çeteye (=ulusalcı ateistler ve Ergenekon örgütçüleri) yardımcı olmuyorsunuz? Yoksa siz vatan haini misiniz? Dövüyorsa, aşağılıyorsa bizimkiler dövüyor aşağılıyor. Siz yabancılar mı sizi dövsün istiyorsunuz? Bırakın, biz sizi dövmeye devam edelim.”

Yok kardeşim, kusura bakmayın. Milletin başına bela olmuş şu çetecilere, Amerika mı haddini bildiriyor, İsrail mi bildiriyor beni ilgilendirmez artık. Kendi zalimimi ben zulümden vazgeçiremedim yıllarca. Bunu başkasına havale ettiğim için elbette ben de bir bedel öderim ama başka çare de bırakılmadı…

İşte AK Parti’yi destekleyen büyük ekseriyetin meseleye bakışı böyle izah edilebilir. Çünkü millet AK Parti’yi rahatlıkla iktidardan indirebileceğini biliyor ama şu zındıka komitesini bir asırdır başından atamadı. Hele bir ondan kurtulsun, gerisi kolay! Sizce de öyle değil mi?

MHP’Yİ  ZAYIF NOKTASINDAN YAKALADILAR

Ama MHP böyle düşünmüyor anlaşılan. Başlangıç postülaları, ‘AK Parti haindir’ esasına dayandığı için, AK Parti karşıtı her yaklaşım, onlara şirin geliyor. Bu duruşları, siyaseten kabul edilebilir de…

Çünkü MHP’nin en zayıf noktası vatan ve milletin bekası meselesidir! Tabii ki bunu o zındıka komitesi de biliyor.

Hani Menderes’e Türk Ocakları’nı kapattıran komite var ya, işte o! O gün Türk Ocakları’nı tehlike gören o zındıka komitesi, bugün siyaseti ancak onlarla kilitleyebileceğini bildiği için onlara yaklaşıyor. Büyük ihtimalle bilgi bakımından da besliyordur…

Taraf gazetesine sandık sandık rapor ve belge taşıyanlar, başka yerlere de başka türlü hizmetler vermiyor mu sanırsınız? Pekâlâ, MHP’nin de önüne ‘milletin bekasının tehlikede olduğu’ yolunda kanıtlı manıtlı, ıslak imzalı belgeler koyuluyordur!

Evet benim ‘şahsi’ kanaatim bu yönde:

Senaryo tek ama yönetmen farklı farklı! Ergenekon dosyalarını peş peşe ortaya çıkaranlar kimlerse, MHP’ye ‘vatan elden gidiyor’ diyenler de aynı… Zındıka komitesi.

Peki, o komitenin amacı ne?

Bu millete bir daha ayağa kalkma fırsatı vermemek!

Adamlar şu durumu sağlamak ve Türk milletini Kur’an’dan uzaklaştırmak için koca bir dünya savaşına sebebiyet verdiler. Türkiye’nin içinde kanlı provokasyonlar yaptırmaktan mı çekinecekler?

BU DURUMA GELİNMESİNDE AK PARTİ’NİN ROLU YOK MU?

Şimdi ‘Peki bu durumda AK Parti ne yapsın?’ dediğinizi duyuyorum. Evet, biliyorum ülke yargıtayın, danıştayın, anayasa mahkemesinin, CHP’nin ve MHP’nin ve dahi -CHP’nin Kürtler içindeki uzantısı olan- DTP (BDP)’nin ve -Kemalistliğin Kürt anlayışı olan- PKK’nın elbirliği ve işbirliği ile bu noktalara geldi. Kabul!

Peki ya iktidarın suçu? İktidar işlerin bu duruma gelmesinde masum mu?

Anayasa’da, siyaset belgesinde, ekonomik düzende, eğitim alanında, kamusal alan düzenlemesinde hangi problemi çözdü ki bu akibetten yakasını kurtarsın? Daha bir buçuk yıl önce, kapatılma kararının bir oyla reddedildiği bir tezgâhın ardından Anayasa Mahkemesi başkanı, açık bir şekilde hükümete, “Bakın bunların niyeti belli. İlk fırsatta seni kapatırlar. Bir an önce parti kapatmayı zorlaştıran yasayı meclisten geçir!” demeye gelen bir açıklama yapmadı mı?

Yaptı.

Hükümet o zamandan bu güne ne yaptı?

Hiç!

Ama sıra birtakım danışmanların, açtıkları mağazalarda ilaç satmak için kanun değişikliğine gelince müthiş bir gayret gösterdiler.

Siz, iktidar olarak yapmanız gereken değişiklikleri yapmayın, sizi iktidara getirenlerin temel beklentilerini göz ardı edin veya yıllarca erteleyin, sonra da büyük ve toplumsal mutabakat gerektiren işlere girişin… Hem de 80-90 yıldır devam etmekte olan bir ceberut düzene karşı!

Şimdi şu aşamada millete ‘efendim bana yaptırmıyorlar!’ demeye hakkınız olmaz. Siz durumun böyle olduğunu bilerek iktidara talip oluyorsunuz. Halk da size o çetelere haddini bildireceğinize inandığı için o büyüüük desteğini veriyor, verdi. İnşallah bu kere de ümitleri boşa gitmez!

Tabii ki iktidara iş yaptırmayacak, başarısız olması için çabalayacak muhalefet. Çünkü Türkiye, siyasi yapılanması bakımından maalesef hala üçüncü sınıf bir kenar mahalle cumhuriyeti! Elbette o sistemden nasiplenenler, varlığını sisteme borçlu olanlar da değişimlere ve açılımlara karşı koymak için her yolu meşru görecekler. Ben küçük aklımla bunu görebiliyorum da o büyük siyaset adamları bunu öngöremiyorlar mı?

Hem üstelik şu anda Türkiye’de yaşanmakta olan hadiseler bir iktidarın el değiştirmesi meselesi değil ki sadece! Sizi temin ederim, şu safhada gerçekleştirilmek istenenler, en az, Tanzimat kadar, hatta bir milletin üç yüz yılda yapamayacağı işlerin bir gecede yapıldığı inkılaplar dönemi kadar önemlidir.

O yüzden birileri iktidarın icraatlarını, (açılım vs) bir ‘rövanş’ alma havasına sokmaya çalışıyorlar. AK Parti’nin sistemi değiştirmek istediğini söylüyorlar.

Gerçi toplum tam da o gerekçe ile AK Parti’ye oy verdi ama AK Parti bunu tam da algılamadı sanırım. Anladıysa bile bunun toplumsal mutabakat olmadan gerçekleşemeyeceğini öngöremedi. Menderes’in düştüğü hataya düştü. Sayısal üstünlüğe fazla güvendi. Oysa pekâlâ esnek bir siyasetle MHP’yi yanında tutabilirdi. Bahçeli başlangıçta son derece yapıcı bir tavır içindeydi. Ama AK Partiye kim akıl veridi ise onu yanlışa sevk etti ve MHP uzaklaştırıldı. Ve herkes karşı taraf olmaya zorladı. Böyle olunca da iş geldi bu noktalara dayandı.

Pata hali yani!

Seçim artık kaçınılmazdır yazık ki! Bu meclis’in çıkaracağı her kanun dönecek, her değişim karşısında Danıştay’ı ve Yargıtay’ı bulacak. Hem de CHP ve MHP’nin alkışları arasında.

Tabii ki millet bunu değerlendirecek ve seçimlerde kararını ona göre verecek ama ya  milletin kafası da –yazı boyunca aktarmaya çalıştığım gibi- karışıksa!

Sivil siyaseti vesayet kültürü altında ezen cuntacı taifesinden ve her türlü istibdattan yakasını kurtarma fırsatı doğmuşken, milletin basiretsizlik edip bu fırsatı kaçırmasını

Gerçi peygamber efendimiz “benim ümmetim şer üzere ittifak etmez” buyurmuş.

Evet, ümmet bile bile şer üzerine ittifak etmez. Fakat bu propagandalar çağında, medya büyücüsünün göz boyamaları arasında ümmet hayrı fark edinceye kadar postunu deldirmese bari!

Bu yazının amacı da bu ikazı yapmaktı. İnşallah hayra vesile olmuştur.


Not 1: İlk günkü yazıda, toplumun sembolik saplantılarına dikkat çekmek için verdiğim ‘altın alyans’ misalinin maksadı aştığını hatırlatan okurlarımın ikazlarını öpüp başıma koydum. Bu ümmetin bariz vasfı bu, çok şükür: ‘İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak!” O yüzden sizi seviyorum ey güzel insanlar. Hepinize teşekkür ediyorum. Bana sünnetin azametini bir kere daha hatırlattığınız için. Allah razı olsun!

Not 2: Beni samimi anlamda eleştirenlere de cidden minnet duyuyorum. Öfkesini yükleyeceği kelime bulmaktan acze düşüp küfredenlere de kızmıyorum… Onlar olmasa, terazimin tam veya eksik tartıp tartmadığını nerede bileceğim. Hem bu dialektik (zıtların birlikteliği) esaslar üzerine kurulmuş âlemde kimin haddine ki kendi zıddını kendi bünyesinde barındırmasın. Her ‘musa’nın ‘firavun’u, her firavun’un ‘musa’sı olacak. Kimin Musa kimin Firavun olduğunu ise yalnızca Allah bilir. Biz ise zahire bakar, bazen de hata ederiz.

Not 3: Ama okuyucularıma bir şeyi kınarken adil olmalarını tavsiye ederim. Çünkü eğer mümin iseler, unutmasınlar ki, kınadıkları başlarına gelmeden ölmezler. Söyledikleri ağır ifadelerle de kaderlerine yeni haşiyeler düşürürler. Bendeki kusuru ayıplarken, sonunda kendisi o kusurla müttehem olur. Hiçbir müminin o hale düşmesine gönlüm razı değil. Mümin değillerse onlara diyeceğim de şudur: ‘lekum dinukum veliye dini’

Not 4: Kardeşim ‘ben Müslüman Türküm’ derken ırkçılık yapmıyorum. Ama bu söz, bir çok ırkçı için trnusol kağıdı vazifesi görüyor. Yazılarımı takip edenler bilirler ki benim o taraklarda bezim yok. Kurann’ın bir hakikatine başım feda. Ama o hakikatin ne olduğunda elbette ihtilafımız olabilir.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir