Peki Bize Kim Çeki Düzen Verecek?

Sayın başbakan, Moskova dönüşü  gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, Türk elçisinin İsrail’de düşürüldüğü halden dolayı doğan meseleye de temas etti. Türkiye’nin haklı tutumuna karşı İsrail’in özür dilediğini ifade ettikten sonra “İsrail kendisine çeki düzen vermeli.” dedi.

Yerinde ve alkışlanası  bir söz!

İsrail devletinin kendisine çeki düzen vermesi gerektiği bir hakikat!. Gerek Tevrat’ta gerekse Kur’an’ı Kerimde, Beni İsrail’in bekasının ve huzurunun, barıştan yana samimi bir tavır takınmasıyla mümkün olacağı vurgulanır.

Kitap’ta, Beni İsrail’e yeryüzünde iki kere hükümranlık verileceği ve her seferinde de, onların bunu, azgınlık ve bozgunculuk vesilesi yapacakları belirtilir ve denilir ki, ‘İn ahsentüm ahsentüm li enfüsikim ve in ese’tum fe leha’ (ila ahir, İsra, 7); “İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis yahut yeniden inşa edilecek Süleyman Mabedi’ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı göndereceğiz).

Ama maalesef, Beni İsrail artık ateist Siyonistlerin atına bindirilmiş ve inebilecek gibi de görünmüyorlar. İsrail’de liselerde yapılan bir ankette, Tevrat’ın Yeşu bölümünde geçen Eriha katliamına benzer şekilde ki o bölümde, şehre girmelerine yardımcı olan Rahab adlı fahişe kadın ve onun akrabaları dışında hiç kimsenin sağ bırakılmadığı, bir şehrin tüm canlıları ile birlikte yok edildiği bir vaka hikaye edilir- Filistinlilerin de imha edilmesine, gençlerin yüzde 66 ila yüzde 95’i ‘evet edilmeli’ cevabını vermişler. İşte, İsrail halkının, ateist Siyonistler tarafından nasıl bir paranoyaya sürüklendiklerinin işareti! Siyonistlerin tek derdi fesat, bozgunculuk ve İblis’e hizmet!

Dolayısıyla İsail’in yakasını Şeytanın elinden kurtarmp kendisine çeki düzen vermesi çok zor gurünüyor. Çünkü kendisine çeki düzen verebilmesi için önce yakasını dışarıdan devşirilişmiş ve Beni İsrail ile hiçbir alakaları olmayan devşirme Siyonist idarecilerden kurtulması lazım. Bu da mümkün değil. Allah ıslah etsin.

***

Peki, bizim halimiz çok mu iyi?

Hiç de dini vazifeler açısından söylemiyorum. Tamamen beşeri, ahlaki ve insan fıtratının gerektirdiği çerçeveden baktığımızda, bu toplumun da artık müthiş bir erime noktasına girdiğini görüyoruz.

Evet, birilerinin ‘kendilerine çeki düzen vermelerini’ istemek iyidir. Ama ben kendime çeki düzen vermemişsem, ben kendimi gelecek zamanlara hazırlayamamışsam, beni zamanın yıkıcı hışmından kim koruyacak?

Bugün İsrail, nerede ise İslam ülkelerinin tamamından daha fazla, bilim ve teknoloji üretiyor. 5-6 milyonluk bir halk, bir buçuk milyarlık bir ümmeti parmağında oynatıyor. Bu küçücük kavim, 72 milyonluk ve 2 bin yıldır kesintisiz iktidar sahibi olmuş Türkiye’den özür diledi diye bayram ediyoruz. Neden?

Çünkü biz de kendimizden emin değiliz. Bizi ısırıp çalıya dolaşan yılanı çıkardık da gerisinde ne yapacağız?

Teknolojide ve askeri mühimmat konusunda onlara muhtaç olan biziz. Ektiğimiz biçtiğimiz tahılın tohumunu vermeseler, aşılarımıza ambargo koysalar, medyamızı  üstümüze salsalar gık diyemeyiz.

Neden? Çünkü biz gücümüz suri onların ki fıtri. Bizim gücümüz ve nüfuzumun doğal dayanakları oluşmuş değil. Askerimiz kendi ürettiği silah ile değil, hibe ve satın alınmış silahlarla donatılmış. Müfredatı, tarihî misyonumuza aykırı! Cihanşümul mefkûreden habersiz yetiştiriliyorlar! Dost/düşman tanımlaması milletin milli ve dini değerleriyle çelişkili! Belletilmiş tek düşman irtica ve Müslümanlık. Belletilmiş dost ise, ne olduğunu kendilerinin de bilmediği tuhaf bir laikçi batıcılık! Bugüne kadar bol miktarda cuntacı üretmekten öteye gitmedi. (Fakat bu durum galiba değişiyor ki, sayın Baykal yakınıyor. İlk defa bir CHP lideri, Komuta kademesi istifa etsin diye tuhaf ve cidden üzerinde durulması gereken bir talepte bulundu.)

Eğitimimiz hakikaten dökülüyor. Şu kadar üniversitemiz var. Bilim dünyasında itibar edilir bir üniversitemiz yok. Kendi çabalarıyla bir yerlere varmış bilim adamlarımızın büyük bir kısmı da hasbelkader sistemin dışına çıkmayı başarmış olanlardır. Bizim eğitim yuvalarımız, maalesef yüksek zekâları barındıramıyor. Ya küstürüyor, ya kaçırıyor ya besleyemiyor.

Bildikleri tek şey ideoloji ve siyaset! Tabii masum çocukların mukadderatıyla oynamayı da unutmamak gerekir- Üniversitelerimiz daha düne kadar siyasi parti merkezleri gibi çalışıyorlardı. Bilim üretmek yerine, ideoloji üretiyorlardı. Atatürkçülük ve laiklikten başka kavram bilmediler, onu da yüzlerine bulaştırdılar yıllarca. Bilim ve bilimsellik açısından ne kadar acınacak durumda olduğumuzu anlamak istiyorsanız, dünya patent üretimine bir bakın da Türkiye yılda kaç tane özgün üretim yapabiliyor bir görün!

Sanayi sektörü fason üretimden öteye gitmiyor. Daha bize özgü bir otomobilimiz bile yok. Şu kendisine çeki düzen versin dediğimiz İsrail ve onun gibi bilimde birinci ligde oynayanlar, uzay teknolojisi çağını bile geçtiler de nano teknolojilerle bir mevsimlik arı üretebilir tabii ki tasvip ettiğimden değil- hale geldiler. Biz ise, gaz, yakıt ve sigara üzerinde yaptığımız ayarlamalarla bütçelerimizi denkleştirmeye çalışıyoruz.

Halk, ürettiğinin beş  katı harcar durumda. Zengin ile fakir arasındaki uçurum her gün biraz daha açılıyor. Toplum, şuursuz, edepsiz ve insafsız bir medya tarafından sürekli, tezyif ve dejenere ediliyor… Sürekli tüketime, beleşçiliğe, lüpçülüğe, fuhşa teşvik ediliyor.

Basın uzun bir süredir düşüş içinde. Mevcut reklâm pastası reel anlamda büyütülemediği için, televizyonlar o pastadan biraz daha fazla pay koparmak için en pespaye, en ahlaksız programları milletin önüne koymaktan utanmıyorlar. Nerede ibe Matild Manukyan’ın yaptığına rahmet okutacaklar…

Halk ve halkın gerçek ihtiyaçları hiçbir medya mensubunun umurunda değil. Büyük eskeseriyet, kendi patronlarının ihtiyacını görmekle meşgul! Tepede bulunanlar patronun beslemeleri haline geldikleri için, hakikati ancak patronlarının göz bebeğinden görebiliyorlar. Onların göz bebeğinin içine yansıyan da daha çok dolar daha çok kazançtır!

Dolayısıyla basın bütün cepheleriyle bitik vaziyettedir. Demokrasinin falan bekçisi olmaktan da çıkmıştır. O yüzden de hiç birinin ciddi bir itibarı kalmamıştır. Ne manşetin anlamı kalmış ne sür manşetin. İtibarsızlıklarının hınçlarını halktan çıkarıyorlar. Onların tiraj ve değer kaybı da o yüzden halkın umurunda değil. Onlar da halktan intikam alıyorlar. Sersemletici mankurtlaştırıcı programlarla bütün halk ‘raiting manyağı’ haline getirilmiş. Ve maalesef, medyaya, “kendinize çeki düzen verin” demek, İsrail’e ültimatom vermekten daha zor!

Bu basın kendisine çeki düzen vermedikçe, biz daha çoook demokratik açılımları ıskalar, daha çook cuntaları ve cuntacıları alkışlamaya devam ederiz. Hâlbuki demokrasi ile olmazsa olmaz şekilde nitelendirilecek herhangi bir meslek varsa o, medya sektörüdür. (Gazete, televizyon, radyo, internet vb) Şu ülkede demokrasi karşıtı tüm yapılanmalar, medya tarafından alkışlanıyor. İri iri medyacılar, gövdeleri ekrana sığmayan gazeteciler çıkıp pekâlâ darbecileri, faili meçhulcüleri, zulümleri meşru gösterebiliyorlar.

İşte asıl bunlara “kendine çeki düzen ver!” dememiz gerekiyor. İktidar yapamıyorsa halk yapmalı. Halk yapmazsa, müstahak olduğu zilleti bulur ve buluyor.

Bürokrasiye girmeyeceğim… O başlı başına bir iltihaplı kuyu. CHP, en başında, ‘rejimi zorla halka kabul ettirtmek için” memurları kullandı. Onlara bir tür ağalık verdi rüşvet olarak. Halka hizmet etmekle görevlendirilmiş ‘memur’ böylece, halkın başına canavar kesildi. Bürokrasi, işinizi halletmek için değil, iş yaptırmamak için var.

Herhangi bir belediyeye gidin parti falan fark etmez- içinde kazanç bulunan bir iş için müracaat edin. Doğal olarak, size yol göstermeleri gerekir değil mi, şunu şöyle yapın bunu böyle yapın diye!

Hayır, kafadan size ‘olmaz!’ derler. Sonra büyük bir inkisar ile kapıdan çıkarken ilgisiz biri gelir kolunuza girer ve o işi nasıl yapacağınızı size söyler. Sonuçta da bir bakarsınız ki yeni ortaklarımız olmuş!

Eğer o ortaklığı kabul etmezseniz, o işiniz yatar. Ve üç beş gün sonra bir de bakarsınız ki sizin götürdüğünüz ve ‘olmaz!’ dedikleri proje bir başkası belki de yandaş demek lazım- tarafından apar topar icraya konulmuş ve işleri de tıkır tıkır hal oluvermiş. Bu bahsi kapatıyorum. Başıma iş açmak niyetinde değilim. Ama buna  benzer, dosyalar dolusu vukuat biliyorum

Peki, siyasetçilere de temas edeyim mi?

Ona da cesaretim yok! ‘Dilsiz Ş falan diyeceksiniz ama umurumda değil. Bir tek şunu diyebilirim: Hakikaten devletin malı deniz! Bitmiyor mübarek!

Millette de ne kan varmış be kardeşim! Em em bitmiyor maşallah. Allah millete zeval vermesin. Aç sefil ama besliyor işte görüyorsunuz, şunca siyasetçisini, belediyecisini, bürokratını, medyacısını, mafyasını, lümpenini.

Evet, ne demiştik: “İsrail kendisine çeki düzen versin!

Hay hay, versin! Peki, bizim halimiz hal mi? Senin yaşantın hangi kitaba uyuyor? Bize çeki düzen lazım değil diyorsan ne ala! Eğer bize de çeki düzen lazım diyorsan söyle kim versin!

Tembellik sarayında şatafat koltuğunu kurulmuş, müflis ama israftan vazgeçmeyen sen, seni kim düzeltsin ey millet? Dehr mi, kader mi, kıtlık mı, taun mu, bela mı, musibet mi? İnsan eliyle gelen musibet mi istersin, hak edişle gelen takdir mi?

Sana ne ve kim çeki düzen versin! Ben aklıma gelenden merhamet sahibi Allaha sığınırım!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir