PKK’nın Patronu Kimmiş Anlaşıldı mı?

Mavi Marmara gemisinin Gazze’ye doğru yol aldığı saatlerde, birileri de İskenderun’daki deniz üssüne roketli saldırıda bulunmakla meşguldü. İki olayın aynı saatlerde gerçekleşmesini hiç kimse yadırgamadı. Zihinler iki olay arasında ilişki kurmakta hiç tereddüt göstermedi.

Üstelik de bağlantıyı doğrulayacak nesnel bir kanıt –henüz- bulunmamasına rağmen…  Peki, neden insanlarımız, biri PKK örgütünün, diğeri İsrail devletinin terörü olan bu iki hadise arasında bağlantı kurulmasını yadırgamadı.  31 Mayıs tarihinden itibaren PKK’nın “yeni bir görev almış” gibi başlattığı –ki başbakan da ona işaret etti- eylemlerin arkasında İsrail parmağı olduğu yolunda neden bir zann-ı galip hakim? Öyle ki Genelkurmay, ‘artan terör olaylarının arkasında bir devletin olduğunu kabul etmek doğru değildir’ açıklamasını yapma ihtiyacı duydu.

Milletteki bu zan, bir paranoya mı? Yoksa son dönemlerde, bu coğrafyada her melanetin altından onların çıkmasından oluşmuş bir vicdani kanaat mi?

İsrail muhipleri, İsrail’in eylemlerini sorgulayan her düşünceyi, Almanların  ‘Yahudi karşıtlığı’ ile denk tutuyorlar. Unutuyorlar ki, Türk milleti Müslümandır ve Alman değildir. Derisi geniştir, hiçbir kavme özel kini ve nefreti yoktur. Ama hain olanı hemen sezer. Yahudi’yi ve onun aramızdaki uşaklarının niyetlerini de bilir. Çünkü tarihi tecrübesi ve imanî sezgisi onu ferasetli kılmıştır. Hem Kur’an dahi Müslüman’ı Yahudi’nin sinsi düşmanlığına karşı uyarmıştır:

“(Ey Muhammed/ Ey müslüman!) İnananlara düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler (dikkat edin Beni İsrail demiyor) ile Allah’a ortak koşanlar (ateistler yahut kendisini tanrının yerine koyup yeryüzüne nizam vermeye kalkışanlar) olduğunu görürsün.” (Maide, 82)

İşte bu ayet, inananlara karşı kimlerin sürekli bir kin ve nefret içinde olduğuna net şekilde işaret ediyor. Nitekim ferasetle bakan görür ki, I. Dünya savaşı da dâhil, 130 yıldır bu coğrafyada dinmeyen acıların temelinde ‘Radikal Yahudiliğin’ (Siyonist terör) hayalî yeryüzü krallığını gerçekleştirme paranoyasıdır. O paranoya için İsrail halkını huzurunu da geleceğini de tehlikeye atmaktan sakınmıyorlar. Zerre kadar haysiyetleri olsa, kendilerini en az iki kere toplu imhadan kurtaran Türk milletine karşı bir vefaları olurdu.

Ama hayır. Dünya hırsı onların gözünü ve vicdanını o kadar kör etmiş ki, onları sırtında taşıyanları bile sokmakta beis görmezler. Dünyanın neresinde bir ihtilaf varsa, hemen oraya hücum ederler; tarafları birbirine saldırtıp, silah satarak servetlerini arttırırlar.

İslamiyet gelmeden önce Yesrib (Medine) Yahudileri, Evs ve Hazrec kabileleri arasında devam eden kan davasını sürekli beslemişler; hem Evslilere, hem Hazreclilere silah satmışlardır. Taraflardan biri ne zaman barışa yanaşacak olsa hemen araya nifak sokarak, sulha fırsat vermezlerdi.

Aynı Yahudi zihniyeti, bugün dünyanın birçok bölgesinde aynı yöntemle insanları birbirine kırdırarak para kazanmaya devam ediyor. Onların bu ticareti karşısında bizlerin durumu Evs ve Hazreclilerden pek farklı değil.

ORDUYA TEKNOLOJİ, PKK’YA SİLAH VE TAKTİK…

Bakın bir yandan Türk ordusuna, PKK karşısında daha etkili olması için silah ve teknoloji satıyor; ordunun modernizasyonu ve silahlarının güçlendirilmesi için işbirliği yapıyor. Diğer yandan da PKK’yı taktik, eğitim, silah ve strateji ile destekleyip üzerimize saldırtıyor. Kuzey Irak’ta Barzani kuvvetlerine eğitim veren de onlardır PKK’ya destek veren de onlardır, Ergenekoncuları sevk ve idare eden de…

Ve yazık ki Kürt şahinler de tıpkı  Türk şahinler gibi İsrail’i vazgeçilmez ‘dost’ biliyorlar. Onlar ise her iki tarafa silah ve nifak satarak servetlerini ve bölgedeki güçlerini arttırıyorlar.

Tabii, onun tuzağına düşmüş olanlar sadece biz değiliz. Dünyanın tüm sermayesini ele geçirmiş  olan Siyonist örgüt, kan ve gözyaşı üzerine bina edilmiş servetiyle istediği yerde istediği eylemi koyabiliyor. Ve en zalimane eylemlerini, ekonomilerini ele geçirdiği ülkeler tarafından alkışlatabiliyor.

Amerika, bütünüyle kontrollerinde…  BM, onların vahşetlerini meşrulaştırma kurumu. NATO, terörist örgütlere yaptıramadıkları işleri yaptırmak üzere kurguladıkları bir askeri güç! Hiçbiri hiçbir şekilde insanlığın hayrına olacak işlere bakmıyorlar. Saraybosna’yı hatırlayın. Boşnaklar Avrupa’nın göbeğinde yok edilirken BM’nin, NATO’nun gözü görmüyor muydu? Biz ısrarla çabalayıp, çifte standartlarını yüzlerine vurmasaydık müdahale ederler miydi?

Güya batılı değerleri ayakta tutmak için oluşturulmuş bu kurumlar, aslında adı İsrail olan dünyanın gerçek terör örgütünün ‘başına buyruk’keyfiliklerine kılıf uydurmak veya el altından destek vermekle mükellef.  BM Güvenlik Konseyi bizim Basın Konseyi gibi… Basın Konseyi’nde nasıl her şey Oktay Ekşi efendinin kriterleriyle oluşuyorsa BM Güvenlik Konseyinde de kriter koyma Siyonist para babalarına ait. Çünkü onların maaşlarını Dünya Bankası ödüyor. Dünya bankasının patronları da Siyonist baronlar…

O yüzden de dünyanın neresinde bir melanet varsa orada mutlaka bir Siyonist baron parmağı var. PKK da dâhil nerede huzuru bozmaya yönelik bir çaba varsa, müsebbibi değilse bile destekçisi Siyonist sermayedir.

Ta Şa’ya (İşaya) aleyhisselam zamanından beri bu böyledir. Aşırı tamahkârlıkları ve dünya hayatına karşı müptezel düşkünlükleri sebebiyle ilahi lanete uğradıkları tarihten bu yana, halkların içine fitne ve fesat atmakta beis görmüyorlar. Esasında bu dahi onlara yüklenmiş bir lanettir. Tevrat’ın İşaya bölümünde bu hatırlatılır. Allah hangi kavmi helak edecekse sizi onların içine salacak ve siz onların yıkılmasına sebep olacaksınız. Bu durum da tüm milletlerin size kin ve nefret duymasına sebep olacak, denilir.

Ellerinde değil. Fitnesiz duramıyorlar… Akrep gibi, illa sokacak… Hani akrebin biri bir gün yuvasından uzağa düşmüş. Dönüşünde fark etmiş ki sular taşmış ve yuvasına ulaşabilme imkânı yok. Kurbağaya yalvarmış beni su birikintisinin karşı tarafına geçir diye. Kurbağa yanaşmamış. Biliyor ki akrebin tıynetinde sokmak ve ihanet var. Kabul etmemiş. Akrep bin türlü vaatler ve yalvarmalar sonunda kurbağayı ikna etmiş. Zavallı kurbağa o vaatlere kanarak akrebi sırtına almış ve yüzmeye başlamış. Suyun tam ota yerinde akrep iğnesini kurbağanın sırtına batırmış.

Kurbağa, “ne yaptın, bak şimdi ikimiz de öleceğiz” deyince akrep, “ne yapayım, tıynetim ağır bastı. İhanet benim tabiatıma sinmiş, aksini yapamazdım” demiş…

Ben, İsrail ile ilişkileri bu meseldeki duruma benzetiyorum. Bu açıdan, son hadiseleri milletin hayrına gelişmeler olarak görüyorum.

Mavi Marmara’dan sonra yaşananları  değerlendirdiğimizde, bu hadisenin Türk ordusunun elindeki silahların İsrail tasallutundan kurtarmasına yol açması zaten başlı başına ciddi bir hamledir. Şahsen hangi akla hizmetle silahlarımızın modernizasyonunun İsrail’e emanet edildiğini hiçbir zaman anlamamışımdır. Belki askerimiz artık aklını başına alır da teknolojisini kendisi geliştirmeye karar verir…

PATRON KİMMİŞ MİLLET GÖRDÜ

Bugünlerde PKK gemi yine azıya aldı. Bu, kimin patron olduğunu da gösteriyor. Yeniden tırmanışa geçen terör hareketleri bize net gösterdi ki, PKK’nın akıl hocası İsrail’dir. Yaşananlar da ‘Feller’ operasyonları.

Böyle zamanlarda ülkenin milletiyle, askeriyle, iktidarı muhalefetiyle birlik olması gerekirken, bizde aksi yaşanıyor. Milletin, ihanet şebekelerinin nerelere kadar sızdığını görmek açısından bundan daha iyi fırsat olmaz. AK Parti iktidarı gerçekten milletin menfaati ve bekası doğrultusunda hareket etmeye başlayınca ne israil’in dostluğu kaldı ne Amerika’nın stratejik ortaklığı. Ama inşallah, hepsi birden tasfiye olacaklar…

Biliyorsunuz, PKK 1984’te faaliyete geçtiğinde basiretsiz bir yaklaşımla, ‘üç beş çapulcu’ diye nitelendirilmişlerdi. Eğer o gün meseleye ciddi eğilseydik, bugün çoğu, taviz gibi görünen açılımlar ve demokratikleşmeleri yapabilseydik, bu kadar kan dökülmeyecekti.

Ama Türkiye’nin o günlerdeki konjoktürel yapısı her insani talebi, bir ihanet gibi algılıyordu.  Çözümü askerlerin süngüsünde aradılar. Öldürerek yok edeceklerini sandılar ama yöntem aksi tesir yaptı.

PKK’yı bölgede ilk keşfeden Hafız Esad oldu. GAP projesiyle suları eksilen Suriye, PKK kozunu kullanabileceğini fark etti ve ona destek verdi. PKK’nın ilk öncü kadrosu Bekaa’da ve Filistin kamplarında eğitildi.

Derken Yunanistan fark etti PKK’nın Türkiye’nin yumuşak karnı olduğunu…  Ve sonra İsrail… İsrail, PKK’nın, arz-ı mev’uda giden yolda kendisi için bulunmaz bir fırsat olduğunu anlayınca Amerika’yı ikna edip, bölgeye kendisini konuşlandırdı. Çekiç güç, Türkiye’nin de onayı ile bölgeye yerleştirildi. Ondan sonra da Türkiye, PKK’ya karşı mevzi kaybetmeye başladı.

Bunca kan ve gözyaşından sonra Türkiye, izlenen yolun yol olmadığını gördü ve herkese rağmen ‘açılım’ yapmaya karar verdi. Rejimini insanileştirmekdevleti derin çetelerden temizlemek ve PKK’nın beslendiği bataklığı kurutmak yoluna girdi. İsrail ve Amerika, Türkiye’ye karşı kullandıkları en etkili kartın ellerinden alınacağı ihtimali karşısında bütün güçlerini devreye soktular. İşte tırmanan terör olaylarının izahı da bu…

Öte yandan, sanırım Amerika, içimizdeki derin cuntacıları tasfiye etmekten de vazgeçti. Hükümete ders vermek, Ergenekoncuları tasfiye etmekten daha büyük bir aciliyet kazandı. Mahkemelerin seri tahliyeleri gösteriyor ki, sadece cuntacılarımız ve PKK değil, dışarıdan kontrol edilebilen. Özerk ve bağımsız olduğu iddia edilen yargımız da kontrol altında.

Hatırlıyor musunuz Kurtlar Vadisi’nde, Feller, kimin içerde kalıp kalmayacağına kendilerinin nasıl karar verdiğini, istedikleri adamlarını nasıl tahliye ettirdiklerini anlatıyordu son bölümlerin birinde. Biz bütün onların birer film olduğunu sanmakta devam edelim…

ilginç  bir anekdot

Antakya’da bir iki memur arkadaşın da bulunduğu bir ortamda bana aktardılar. Güya, İskenderun’daki deniz üssüne saldırı yapılmadan bir gün önce o civarda 6 terörist görülmüş. Köylüler, roketatarlı bir terörist grubunun bölgede dolaştığını karakola bildirmişler. Karakol üzerine düşmemiş…

Baskının düzenlediğinin ertesi günü, müşteki köylüler karakola çağırılmış ve “Bir şey görmediniz, duymadınız, bilmiyorsunuz” diye sıkı sıkı tembih edilmişler. Bana rivayeti aktaran da, o köylülerden birinin yakınıydı…

Doğru mu yanlış mı bilmiyorum. Ama araştırmaya değer gibime geliyor.

Kaderini, gizli servis savaşlarının belirlediği bir ülkede, İsrail veya Amerika’nın elinin sadece istihbarat örgütünün yahut Ergenekonunun içinde veya sadece askeriyenin içinde olduğunu söylemek saflık olur. Yargı bile gün ortasında adalet hanımın ırzına tasaddi etmekte sakınca görmüyorsa milletin, ne kadar derin bir kuşatma altında olduğunu varın siz karar verin.

Ama sakın telaş etmeyin. İnanın bunların hepsi tasfiye olacaklar. Olayı bu kadar vahamet boyutlarıyla anlatmaya çalışmam, durumu iyi kavramanız içindir.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir