Siz de Charlie Hebdo musunuz?

Ben sözü evirip çevirmeyeceğim. Tabii teröristleri savunacak halim de yok bir mümin ve Müslüman olarak.

Çünkü mümin bir insan böyle bir harekete kalkışmaz. Mümin, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği; altı cihetiyle fayda ve hayr olan, her varlığı emanet bilen merhametli bir varlıktır. Arı gibidir. Konduğu yere zarar vermez, her daimi en güzele talip olur ama dağıtmaz, bozmaz, tahrip etmez. “Muannid Kefir”e dahi, acır, merhamet eder. Çünkü onu dahi bir tür, inşa aklı gerektiren hizmetleri görmek üzere yaratılmış bir hayvan bilir ve merhamet eder. Hayvana eziyet haramdır.

Amma her Müslüman aynı zamanda mümin değildir. Öyle olması beklenir; ama değildir. Müslümanlık da –her din gibi- bir tür millettir. Bu çağda bir topluluğun ‘millet’ diye nitelendirilmesi kan ve dil birliğine bağlanıyor ya. Dinlerde ise kan ve dilin yerine dini esaslar konuyor. Nitekim küfür de bir millettir.

Dolayısıyla dinler arasındaki kavga, çoğu kere milletler arasındaki –menfaat- kavgalara benzeyebiliyor. Yani intikam arzusu ve öfke içerebilir. Hem de içeriyor. Sen edepsizce bir dinin peygamberine hakaret edersen, o dinin mensupları da sana haddini bildirmek ister. Bu haddini bildirme işi, maalesef çoğu kere na-ehiller eliyle olduğu için böyle trajik olaylar ortaya çıkabiliyor. Tabii bu hüküm bu iki gencin gerçekten kendi arzularıyla bu işi yaptıkları varsayımına bina edilmiştir. Ki ben öyle olduğuna kata inanmıyorum. Bu, sonunda ortaya çıkacaktır, ya MOSSAD’ın işidir veya onlar adına birilerinin taşeronluk hizmetidir. Müslüman işi değil yani!

Hakiki mümin her fiilinde doğrudan Rabbin rızasına baktığı için vicdanı el vermez ki, zulüm işlesin. Bir kan hakkı güdecek bile olsa, illa da a cinayeti işleyeni bulur. Gidip kardeşini, ailesinden veya halkından birilerini öldürmez. Öyle diyebilirim ki, şu cinayetleri işleyen teröristler iman noktasında sıkıntılıdır. Ama İslam olmak için örfen o dine tabi olmak yeter. Kendi milletine yapılan bir haksızlığa karşı duyduğu öfke ateşini o, haksızlığı yapan halkın herhangi bir ferdine yöneltebilir. Tabii bu onu cani ve zalim olmaktan kurtarmaz. Evet, o teröristler kendilerince neye hizmet ediyorlarsa etsinler, cinayet işlemişlerdir ve Allah katında öyle muamele görürler. Çünkü bu keyfi bir tasarruftur, meşru emir altında yapmıyor. Kendisini tayin ettiği bir hükümle o hakkı kendinde buluyor ve yapıyor.

Bütün bu izahları. Fransızlara (Belki Fransa’ya demek lazım) acıdığımı ima etmek için yapmıyorum. İşin hakikati açısından yaptım. Mamafih acıdığımı da söylemeyeceğim. Ve hatta can u gönülden diliyorum ki, Allah, asırlardır mazlumların kanı üzerinde yükseltilmiş şu vahşi medeniyetin kurucularını, sürdürücülerini ve destekçisi olan halklarını layık oldukları akıbete duçar etsin! Dedeleri dünyanın mirasını çalıp çırparak kıtalarına taşıdılar. Müsaade edin torunlarının da dişi kamaşsın.

Böyle tehevvürle yazıya girmemin nedeni, içimizdeki beyinsizlerin; medya kalemşörlerimizin ve özellikle de birtakım ‘dindar’ yazarların karşı tarafa şirin görünmek için yalakalık boyutuna varan tavırları!. Sanki birileri onları Müslümanları temsil etmekle görevlendirmiş de onlar da çıkıp “hepimiz Charlie Hebdo’yuz” demeye getiriyorlar. Size mübarek olsun, ben buna katılmıyorum. Üzüldüm bile desem yalan söylemiş olurum. Hatta nefsimde “işte böyle! Sizin de başınıza gelsin de görün” cinsinden sinsi bir his yaşadım.

Ama vicdanım pek ala işlenenin cinayet olduğunu ve orada ölenlerin çoğunun da masum olduğunu söylüyor. Benim o hissim, topraklarımızda insafsızca fırtına ekenlerin kendi yurtlarında da ateş biçmeye başladıklarını görmekten doğan bir vicdan yürütme çıkarsamasından kaynaklanıyor!

Türkiye’nin birkaç büyük acısının yaşandığı zamanlarda tesadüfen Avrupa’nın şu veya bu kentinde bulundum. Hiçbir zaman televizyonları, bizimkilerin yaptığı yalakalığı yapmadı. Değil yalakalık yapmak, Türk halkı adına olayı dramatize bile etmediler. Hatta çoğu kere o terör olayını gerçekleştirenleri haklı çıkaracak; nerede ise alkışlayacak yorumcular ekrana çıkardılar.

Ben isim vermeyeceğim –ama siz zaten bilirsiniz onları- şu bizim ünlü, burnundan kıl aldırmayan televizyonlarımız nerede ise Türkiye’ye yas ilan ettireceklerdi Fransa’da yaşanan cinayetlere duydukları teessür yüzünden. Sanki o fiili biz Türkler yapmışız yahut hükümetimiz onlara bunu yaptırmış gibi intikam hisleri taşıyan ağıtlar yaktılar iki gün boyunca.

Sizi temin ederim, bizim bir kısım medyamız Fransız medyasından hatta Charlie Hebdo dergisinden bile daha fazla İslam’a ve İslam medeniyetine düşmandırlar ki Fransa için ağıt yakıyorlar. Böyle bir şey Allah korusun bizim başımıza gelse –ki çok daha ağırlarını PKK terörü bize yaşattı- bu mahut basın Türkiye’yi suçlardı.

Hatırlayın, PKK’nın, çoluk çocuk demeden 10’larca 20’lirce 30’larca masum insanlarımızı katlederken, Fransa en tepedeki yöneticileriyle PKK’ya alkış tutuyordu.

Cezayir’de işledikleri cinayetler, değil Fransızların, insanlığın defterine telafisi ve kefareti bulunmayan bir dram olarak yazılmıştır. Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya halklarının herhangi bir ferdini alın, biraz elini yüzünü yuyun, dedelerinden kalma, binlerce Müslümanın kanı akacaktır ellerinden, yüzlerinden…

İntikam duygusu, elbette, insanlığın fıtratında var olan melanetli bir his! Ve o menhus sarmaşık, sadece, defalarca adaletsizliğe ve merhametsizliğe uğramış, imdadına cevap verilmemiş yüreklerin çoraklaşmış toprağında yeşerir. Ve bela hak etmeden gelmez. Eğer bu bir hak edişse zaten müstahaktır buna Fransa. Değilse, zulumasla onu talep etmeyene gelmez: Ne diyor Ziya paşa:

Yıldırım düşmek için bir mualla tak arar/ Herkese gelmez bela, erbab-ı istihkak arar!”

***

Şu noktada İslam’ı savunmaya kalkışmak; “vay efendim İslam’da terör yoktur” gibi -bir batılının ve Siyonist’in asla itibar etmeyeceği- savunmalara girişmek bile aksini kabul etmek olur. Onlara şu anda “Size oh olsun! Ektiklerinizi biçiyorsunuz!” dense, Fransız halkı için daha yararlı bir iş yapmış olursunuz. Ama nerde bunu diyecek babayiğitler! (Belki bir iki gün sonra yine de bizim Cumhurbaşkanımız, makul bir lisanla böyle bir hatırlatmayı)

(Ara not: Bu arada meseleyi tahlile girişmeyeceğim ama şunu diyebilirim: Bu terör baskınını ile yapılmak istenen, Amerikancı(İsrail) politikalara nispeten uzak duran Fransa’ya bir gözdağı vermektir. Tavır değişikliğine gitmezlerse daha büyüğü gelebilir. Cumhurbaşkanı Hollande’ın yaptığı konuşma, olayın farkında olduğunu hissettirir nitelikte idi. Putin’i cezalandırdılar ya şimdi Fransa’ya da küçük bir fiske vurdular. Arkasından Filistin’i tanımaya başlayan diğer Avrupa ülkeleri de gelebilir.  Haa Filistin’i tanıyanlar bunu Filistin için yapmıyorlar. Bölgede çatışan menfaatleri çerçevesinde bunu yapıyorlar. Amerika Avrupa kavgası çerçevesinde yani)

Ben o teröristlerin cinayetine ortak olmam. “Aferin!” deyip de alkışlamam. Ama “vah vah vah” demek de içimden gelmiyor. Zira, hiçbir kuvvet, hiçbir toplumu veya insanı, manen, ödenmesi zamanı gelmiş bir faturayı ödemekten alıkoyamaz. İşte Osmanlı. İstikametini kaybettiği için inhidama müstahak oldu. Allah yedi düveli üstümüze saldı. Kurtarabildik mi kendimizi. Osmanlı ki hakikaten ekser hareketlerinde adaleti gözetmiş bir devletti.

Şu Avrupa devletleri ise gırtlaklarına kadar zulme, haksızlığa, ikiyüzlülüğe batmışlar ve ellerinde milyonlarca mazlum halkların ve Müslümanların kanı var. Siz zanneder misiniz ki Firavun ila nihaye firavunluğunu sürdürebilir.

Hayır asla!

Cenab-ı Hakk’ın değirmeni geç öğütür ama iyi öğütür. Kader tarafından öğütülmenize karar verildiğinde hiçbir güç sizi o akıbetten kurtaramaz. Allah’ın bir sıfatı da ‘el-Müntekim’dir zira. Mağdurun, muztarrın intikamını mutlaka alır.

Batı birçok yönleriyle Kahr-ı ilahiyi üzerine çekmenin tüm sebeplerine sahiptir. Birilerinin, Endülüs katliamlarının, İnkaların, Mayaların, Kızılderililerin, Cezayirlilerin, Libyanın, Irak’ın, Afganistan’ın, tüm Ortadoğu’nun, Osmanlıya yaptıkları zulmün hesabını şu Kıtaya sorması gerekiyor. Bu olmazsa adalet adil olmaz! Eğer bunun gerçekleşmesi bir halk eliyle olamayacaksa, Allah’ın katında ordular çoktur. Bazen bir iki itini bir kavme musallat eder ve intikamını alır. Birikmiş adaletsizliği telafi eder.

Vicdanım artık, Fransız devletinin, İngiliz devletinin, İspanyol devletinin, İtalyan devletinin, Amerikan devletinin maruz kaldığı hallere zerre miktar acımıyor. Dikkat edin halkaların kast etmiyorum. Halklar masumdur ama bir zalim lidere göz yumuyorlarsa onlar da mesul olur ve İlahi intikama duçar olur. Bunun en iyi örneği Firavundur. Halkının helak olmasına sebep oldu. Kur’an, o hali bize aktarırken, halkının da Firavuna –ya korkudan veya kendisi de o fiilden hoşlandığı için- destek olduğunu haber verir. Kendi zalimine alkış uttan halk da o zalimin işlediği fiile ortak olur ve bedelini öder. Genelde de cinayeti işleyenlerin bedelini torunlar ödüyor. Fatura ödeme zamanı geldiğinde adalet insaf etmez, adalet eder. Yaptıklarının aynısını sana tattırır. Zalime insaf edilip acınmaz!

Bunlar daha başlangıç Avrupa için. Bir yudum adalete muhtaç olacaklar inşallah! Küfür, adaletle âbâd olabilir ama adaletsiz, ‘hak bile olsan’ iktidarını ila nihâye sürdüremezsin.

Ey Avrupa, siz sırf sizin menfaatlerinizi destekliyorlar diye elin teröristini alıp barındırır ve desteklerseniz, bir gün o hançer dönen sizin de yüreğinize saplanır. Merhamete de müstahak olmazsınız.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir