Şu İki Fotoğrafın Hangisinde Bulunmak İsterdiniz?

Geçen televizyonların birinde, 28 Şubat döneminin –o günlerde darbecilere karşı nispeten yiğitçe sayılabilecek bir tavır takınmıştı- içişleri bakanı Sayın Meral Akşener’le bir sohbet vardı. Rahat izleyebileceğim bir ortam değildi. Fakat Sayın Aşnere’in bendeki fotoğrafı düzgün olduğu için merak ettim, neler söylediğini anlamaya çalıştım.

Baktım konu referandum. Neden ‘hayır’ diyeceğini anlatmada aslında o kadar zorlanıyor ki, acıdım. Birilerinin hatırı için konuşuyor diye düşündüm. Çünkü 28 Şubat sürecinin o dik duruşlu ‘bacısı’ sadece insanları ‘hayır!’ demeye çağırmakla kalmıyor, aynı zamanda 28 Şubat’ın da bir tür savunuculuğunu yapıyordu. “28 Şubat’a darbe denilemeyeceğini’ söylüyordu.

Sanki halkı değil de, kendi içindeki o dik duruşlu bacıyı, kendi iç vicdanını ikna etmeye çalışıyordu!

İçimde bir tel koptu, kızmadım ama üzüldüm. Sevdiğiniz birinin zor duruma düştüğünü/düşürüldüğünü gördüğünüzde ne hissederseniz öyle…

Onun bu tavrında yalnız olmadığını öğrenince daha bir afalladım.

Ömrünü ülkücü bir imam ve kuran kursu hocası olarak geçirmiş bir arkadaşımın da aynı sıkıntılı hal ve tutumlarla ‘Hayır!’ demeye şahit olduğumda milliyetçilerin dindar kesiminin nasıl ağır bir baskı altında olduğunu anlayacaktım.

Akşener’i dinlediğim o konuşmansın ertesi günü Gaziantep’e geldim. Ta imam hatip okulu yıllarında tanıdığım ve o zamanlar can ciğer dost olduğumuz sonra 30 yıl hiç görüşmediğimiz bir arkadaşım beni karşıladı. Alandan aldı ve ofisine gittik. O yıllardan sonra hızlı bir ülkücülük hayıtı olmuş. İki yıl önce bir tv programında beni izleyince yeniden irtibatımız kuruldu.

Okulda çok iyi anlaştığımız, aklıselim sahibi; dini ve milli duyguları eşit derecede gelmiş bir arkadaştı. Ben atlama yapıp iki yıl önce mezun olunca irtibatlarımız kesilmişti. Daha sonra diyanet teşkilatında değişik görevlerde bulunmuş, Gaziantep’in önemli camilerinden birinin imamlığını yaptıktan sonra da emekli olmuş. Şimdilerde serbest çalışıyor.

Eski günler, hayat, çocuklar vs den sonra söz geldi, referanduma.

Yekten “Sen evet için uğraşıyorsun ama ben hayır diyeceğim kardeş!” dedi. Şaşırdım ama aynı anda Sayın Akşener aklıma geldi. Şaşırdım, çünkü anlattıklarından sistemden bayağı canının yandığını anlamıştım.

“Neden hayır?” diye sorunca, bildiğim ve bilmediğim bazı gerekçeler sıraladı. Dikkat ettim, bütün gerekçeler, hükümetin dip icraatlarıyla ilgiliydi. Hükümete kızıyordu ama milleti cezalandırıyordu!

Kendisine şaşkınlıkla baktığımı görünce, “Vicdanım, gençlik döneminde yaşadıklarım ve mensubu olduğum inanç geleneğinin bana telkin ettiği ‘evet’ demem yolunda. Ama aklım ve nefsim ve şu hükümet ve hocaefendi cemaati adına hareket edenlerin tavırları gözümün önün gelince tereddütsüz “hayır!” demeye karar veriyorum” deyiverdi.

Ben diyeyim dakikalarca, siz deyin saatlerce ona neden evet demek gerektiğini, evetlerin asla hükümetin hanesine yazılmayacağını anlatmak için dil döktüm. Olmadı.

Sonra onu en hassa yerinden yakaladığımı fark ettim. Nasıl mı?

Ona şu misali verdim: dedim ki, hayır diyen siyasi ve sosyal gurupları yaz. Sonra ismini de onlarla birlikte yaz.  Bak bakalım yakışıyor musun oraya? Hatta rica ettim, bir kâğıt çıkar ve aklına gelebilen tüm ‘hayırcıları’ tek tek yaz. Sonra “evet” diyenleri yaz. Sen kimlerle beraber olmak isterdin bak. Kararını ona göre ver.

Kim hayır diyor?

CHP! Sen gençliğini, CHP zihniyeti ile mücadele yolunda harcadın.

Kim hayır diyor? Tüm komünist ve sosyalist örgütler! Sen ülkücü idin! Şimdi bunlarla aynı safta mı olacaksın?

Daha bitmedi. Hayır diyenlere bak. PKK hayır diyor. BDP hayır diyor, DİSK hayır diyor, Kemalistler hayır diyor, komünistler hayır diyor, kızlarımızı çağdaşlaşma adına alıp oralara buralara pazarladıkları mahkemelere kadar düşen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hayır diyor, ADD hayır diyor.

Daha bitmedi.

DSP hayır diyor, solak bütün kurum ve kuruluşlar, partiler hayır diyor.  Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), daha doğrusu iki sağ sendika dışındaki tüm solak ve solcu, ulusalcı sendikalar hayır diyor.

Hatta ayıptır, Türkiye Gazeteciler Sendikası bile hayır diyor. Ve tabii Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) de hayır diyor.

Sonra…

Sonra?

 Oraya iki üç tane daha isim yazacaksın. Yüzüme baktı. MHP de onların yanına yazacaksın!

Önündeki isimlerle MHP’yi yan yana yazmak ağır gelmiş olacak ki, eski bir ülkücü olarak, Sayın Bahçeli’ye bir savurdu ve rahmetli Türkeş’in onun hakkında sarf ettiği bir sözü aktardı.

“Ben onu bunu bilmem” dedim, “diyorum ki o listeye yani her yazdığında canın sıkıldığını gördüğüm o isimlerin yanına MHP’yi de yaz!”

Daha bitmedi, bütün marifeti mağdur ve mazlum menderesin avukatlığı olan o zatın ele geçirdiği partiyi de yaz dedim DP’yi.

Daha yetmedi, şimdi onların yanına Haydar Baş hazretlerini ve Kutlu mutlu efendileri de yazacaksın!

Ne de yakıştılar birbirine değil mi?

Şimdi evet diyenleri yaz.

Ak Parti, Saadet partisi, Büyük Birlik Partisi!

Şimdi, onların yanına “bana göre Türk dünyasına en büyük hizmetkarlarından biridir, en büyük ülkücü odur” dediğin zatın adını ve cemaatini de yaz!

Görüyorsun bir tarafta:

CHP, DSP, ADD, DİSK, KESK, PKK, Öcalan, BDP, Çağdaş Yaşamcılar, Kemalistler, ateist ulusalcılar ve MHP ve Haydar Baş veKutlular ve Cindoruk ve Demirel!

Diğer tarafa, Ak Parti, Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi ve Hocaefendi ve diğer bütün ehli tarik ve a dindar cemaatler?

Kardeş, bir Müslüman ve bir Türk olarak şu denklemin hangi tarafında yer almak istiyorsan adını oraya yaz” dedim.

Kafası karışmıştı.

Akşam beni evinde misafir etti. O mevzuları bir daha hiç konuşmadık. Ama bir cümlesinde, yine yerel ak partililerin ve özellikle milli eğitimdeki keyfi uygulamaların bazısını serişte ederek, “işte çoğu insan bu yüzden ‘hayır!’ diyecek. Hoca efendi cemaati ve Ak parti, referandumu, sanki yalnızca onların maksadı imiş gibi sahiplenince, en az yüzde 10-15’lik bir kesim ‘evet’ diyecekken, ‘hayır’ demeye karar verdi” diye bir cümle kullandı.

İşte pire için yorgan yakmak bu!

Evet, hayat bir tercihler düzeneğidir. İnsan sürekli tercihler yaparak sonunda saadete (cennet) veya şekavet (cehennem) dediğimiz nihai hale layık olur.

Aynısını size söylüyorum. Evet veya hayır demek dünyanın sonu olmaz! Bunun ahret ve dinle de bir alakası yok. Ama, HAYIR derseniz, şu milletin üç yüz yıldır içine yuvarlandığı perişan halin ve manevi sultanın devamını istiyorsunuz demektir. Yani mevcut zorba rejim, tağut vecalut düzeni devam etsin demiş olursunuz.

Bunun manevi sorumluluğu var mı yok mu bilmem.

Ben Atatürkçülerin, ulusalcıların, komünistlerin, dinsizlerin, ateistlerin ve mevcut rejimden beslenenlerin ‘hayır’ demelerini anlıyorum. Çünkü onlar bu rejim sayesinde bu milleti sömürdüler.  Ama sen güzel kardeşim, hele sen ülkücü –ülkücü, milletinin menfaati için kendisini feda etmekti ya hani- dostum, senin hayır demeni anlayamıyorum. Çünkü iman ile cuntacılığı bir karede düşünemiyorum!

Tabii ki bu mesele din iman meselesi değil. Hayır demenin uhrevi cezası var demek de kimsenin haddi değil. Hem zaten bu işin bir de ahret vebalinin olması gerekmiyor ki!

‘Hayır’ demenin dünyevi neticeleri zaten yeterince ağır olacaktır!


Mümin Müminoğlu kardeşim, bir iki düzelteme yapmış bir önceki yazım için. Vakanın Danyal (as) zamanında değil de Şamuel döneminde geçtiğini söylemiş ki doğrudur. Öyle müdakkik okuyucularım olduğu için kendimi bahtiyar hissediyorum ve onun şahsında tüm o güzel insanlara teşekkür ediyorum. MAB

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir