Tahiyye Mısr (Yaşa Mısır)

Bediüzzaman, yenilgiyle sonuçlanan Birinci Cihan Savaşı’nın üzüntülü ve belirsizliklerle dolu günlerinde, dehrin hadiselerininim de verdiği tazyik altında memleketine sığınmak ister. Derin bir keder içindedir.

Kürt halkının da medeni milletlere katılabilmesi için olmazsa olmaz gördüğü modern bir medresenin -Ezher benzeri- şarkta açılması için hükümetten talepte bulunmak amacıyla geldiği İstanbul’dan, şimdi onun da işgal edildiğini görme talihsizliğiyle memleketine dönmektedir.

 Üzüntülüdür, kederlidir, yalnızdır ve gariptir. Derdini anlatamamıştır. Kürdistan’ın derdini yüklenip gittiği başkentten, tüm İslam yurtlarının ve onun temsilcisi olan Osmanlı devletinin yıkılmışlığının ağır yünü de omuzlayarak yeniden memleket yollarına düşmüştür. Karadeniz üzerinden önce Batum’a oradan da Bitlis’e geçecektir.

Bölgeye gelmişken Tiflis‘e de uğrar. Tiflis o sıralar artık Ruslar tarafından kontrol edilmeye başlanmıştır. Bediuzzaman, ruhunun ona telkin ettiği bir ilham ile hep yüksekleri tercih eder. Yükseklerde oturmak, yükseklere çıkıp tefekkür etmekten hoşlanmaktadır. Tiflis’te de aynısını yapar. Çıkar, şehrin en hâkim yeri olan Sanan tepesine ve oradan şehri seyretmeye koyulur.

Bir müddet sonra yanına bir Rus polisi yanaşır ve orada ne yaptığını sorar. Bediuzzaman, tereddüt etmeden, “Medresemi nereye kurmam gerektiğini düşünüyorum” der.

Polis ile Bediuzzaman arasında ilginç bir diyalog geçer. Sonunda polis, İslam yurtlarının tar u mar olduğunu hatırlattıktan sonra mealen  “Tiflis artık Rus toprağıdır. Bütün İslam memleketlere işgal altında… Sen hangi güçle gelip burada medreseni yapacaksın” diye sorar.

Bediuzzaman, bu kötü günlerin geçeceğini, iyi günlerin geleceğini ifade babından “Her gecenin bir neharı(gündüzü) her kışın bir baharı vardır” dedikten sonra özetle, ona şu muazzam öngörüde bulunur:

“Hint İslam’ın ‘müstaid bir veledi‘dir. İngiliz’in mektebi-i idadisinde (ortaokul) tahsile gitti. Mısır, İslam’ın ‘zeki bir mahdumu’dur, İngiliz’in mekteb-i sultanisine (Lise) tahsile gitti. Kafkaslar ve Türkistan İslam’ın ‘bahadır iki evladı’dır, Rus’un harp akademisinde tahsile gittiler. Bir gün onların her biri şehadetnamelerini (diplomalarını) alıp her biri bir kıtanın başına geçer, ben de gelip burada medresemi kurarım”

Çok şükür ki bu öngörü, tam da tahsil sürelerine göre sırayla bağımsızlıklarını kazandılar. Önce Hint Müslümanları örgütlenip Pakistan devletini kurdular. Çünkü onlar ortaokulda tahsile gitmişlerdi. Orta okul kısadır. Onlar da kısa zamanda bağımsızlıklarını kazanıp medeni milletler içindeki yerini aldılar. Bediuzzaman, Hint Müslümanlarını -yani Pakistan’ı- ‘müstaid’ ve ‘veled’ tabirleriyle anar. Veled, çocuktur ve henüz rüşdünü kazanmamıştır. Ama müstaiddir, yeteneklidir. Nitekim Pakistan, hakikaten de İslam memleketlerin arasında en çok bilim adamı ve araştırmacısı olan bir ülkedir. İnşallah onlar yakında bu istidatlarının meyvelerini tüm İslam dünyasına sunmaya başlayacaklardır.

Mısır: İslam’ın Zeki Mahdumu!

Aynı konuşmada Bediuzzaman Mısır’ı da “İslam’ın Zeki mahdumu” diye tanımlar. Zeki malum. Mısır halkı hakikaten zekidir, hayat doludur ve esnektir. Kabil-i hitap ve itaptır. Mısır, Mezopotamya ile birlikte bugün yaşamakta olan medeniyetin en temel iki ana rahminden biridir. Hz. İbrahim’e Hacer‘i, Hz. Peygamber’e (asv) bir diğer Hacer olan Maria’yı hediye etmiştir. Hacer Hz. İbrahim için İsmail‘i (İsmail, Allah’ı duyan demektir)- doğurdu, evveliyatı Hristiyan olan Maria Hz. Muhammed’e ‘İbrahim‘i verdi.  Bu remizlerin üzerinde uzun uzadıya durmak gerekiyor ama yeri değil…

Mısır hükümdarı ( Mukavkıs), Resulullahın elçisini en yürekten bir samimiyet ve alaka ile karşıladı. Peygambere iki cariye ve do5ktoronu gönderdi. Fars hükümdarı ise  elçileri parçalamakla kalmadı, risaleti de tahkir etti.

Mısır, İslam’ı kabul etmekte hiç direnmedi. Hatta denilebilir ki İslam’ın kan dökülmeden girdiği ilk yerdir Mısır. Amr İbnü’l-As, Mısırlıları diyalog yoluyla İslamiyet’i kabule ikna etmiş ve Mısırlılar İslam’a ve Müslümanlara kalplerini ve yurtlarını açmıştır.

Yunan ve Roma medeniyetinin annesidir Mısır; onları verimli ve alicenap tabiatıyla beslemiştir. Yunan medeniyeti ta iliklerine kadar her şeyini Mısır’a borçludur.

Kuran’ın tarif ettiği ahiret inancının ilk ve en doğru şekli buralarda varlık göstermiştir. Beş bin yıllık Ölüler Kitabı‘nı okuduğunuzda hayretle göreceksiniz ki onların ahiret inancı Yahudi ve Hristiyanlarınkinden bile sağlam temellere oturmuştur. Zaten Yahudilerde ahiret inancı yoktur. Varsa yoksa dünya nimetleridir onların derdi…

Akineton, İsraillilerden çok önce tek tanrı inancını benimsemiş ve yaygınlaştırmıştır. Tutankamon, Hz. Yusuf’un ashabındandır. Kur7an’ı kerimde en çok adı anılan Firavun, mısır padişahıdır ve Musa dahi Mısırlı bir prenstir. İbranilerin çekindiği tek Arap devleti de Mısır’dır. Mısır ile hep iyi geçinmeye çalışmışlardır. Mısır, İslam toprağı olduktan sonra bu özelliğini daha da pekiştirmiştir. Çünkü İsrail’in en kadim kehaneti, dışlanmış, evden kovulmuş Hacer‘in çocuklarının bir gün mutlaka intikamını alacağı şeklindedir. (Not: Önce Hacer, İsmail’i doğurdu. Sonra Sarah, İshak‘ı doğurdu. İshak doğunca Sarah, koması olan Hacer’e tahammül edemedi ve onu kovdurdu. Tabii muradı-ı ilahi de o yönde idi ama bu, Sarah’ın kaprisi üzerine gerçekleştiği için, İsrail oğulları birgün İsmail soyundan gelenlerin dönüp intikamlarını alacaklarına inandılar. Şimdi de korkuları odur ama İsmail’i olan Müslümanlar henüz o Müslümanlar değiller)

Nil sayısız sırlara, mucizelere, kerametlere mazhar olmuş bir hayat ırmağıdır. Ganj kadar Fırat kadar ve hatta daha faza bilgelik ve hikmet akıtır, bereket dağıtır etrafına…

Mısır ‘mahdum‘dur, Nil ‘mahdum’dur; yani hizmeti görülmüştür. Her ikisinin de insanlığa ve inanca kattıkları katma değer o kadar yüksektir ki, esasında yeryüzünde Mısırla yarışabilecek bir hiçbir maddi manevi havza yoktur. Demek ki İstikbal’de de İslam için çok büyük hizmetlere gebedir ki Bediuzzaman onu, “İslam’ın zeki mahdumudur” sıfatıyla sena etmektedir. Nitekim kendi eğitim modelini de buradaki Ezher Camii (Medrese) ile ilintilendirir. Ezher, birçok manası yanında çiçeklerin birlikte yaydıkları koku anlamına da gelir. Fikirlerin harmanlandığı bir yer de adeta bir fikirler ezheridir…

MISIR, Âdem‘in de yurdudur İbrahim‘in de… Bugün de İslam’ın yurdudur. Tüm İslam yurtları gibi o da derin bir uykudaydı. Uyanmaya başlamış. Uyanmalıydı da. Çünkü İslam’ın bahtının açılması Arabın uyanmasıyla mümkün olacaktı. Mısır Arapların muallimidir, muhakkak ki uyanmışlığından tüm İslam alemi istifade edecektir.

İki üç gündür Kahire’deyim.

Hemen şunu söyleyeyim… Mısır’ın, Türkiye’den görünen manzaralarla hemen hemen hiç ilgisi yok. Birileri Tahrir’deki tepkileri gereğinden fazla abartıyor. Beraberimde buraları iyi bilen ve Arapçası mükemmel konuşan arkadaşlar var. Esnafla konuşuyoruz, gençlerle konuşuyoruz. Evet, sıkıntılar var. Zulme karşı ayaklanmalarından sonra işsizlik biraz daha artmış. Ama hemen hepsi, önlerinde güzel günler ve parlak bir gelecek olduğunun farkında. Esasında bugüne kadar nasıl uyutulduklarını anlamaya başlamışlar.

Henüz erken. Cumhuriyet için de demokrasi için de tolerans için de… Biraz zamana ihtiyaçları var. Mısır medeni tabiatlıdır. Her kavmi her ırkı, her dini bağrında besleyebilecek tecrübe ve kültürel zenginliğe sahiptir. Bunu kısa zamanda aşacaktır…

Mursi’ye karşı müthiş bir direnç varmış gibi gösteriliyor. Bu, her zamanki gibi batı basınının bir numarası… Esasında, Mursi’ye karşı gösterilen direncin Erdoğan’a gösterilen dirençle o kadar çok benzerlikleri var ki, insan hayret ediyor. Bizim beyaz Türklerimiz gibi burada ad beyaz Mısırlılar var ve nerde ise Ulusalcı Kemalistler‘le aynı tepkileri sergiliyorlar.

Yerli rehberlerimizden biri, annesi Türk bir mısırlı bayan… Onunla sohbet ettik. Mursi deyince cinler başına üşüşüyor. Ona Mursi‘den bu kadar nefret etmek için ne gerekçesi olduğunu sordum, iki şey bile söyleyemedi. Ama Mursi gitsin diye ülkenin işgal edilmesine bile nerede ise razı olacak.

Küfrün imana karşı tutumu ne kadar da benzerlik gösteriyor. Ülke, ırk, bölge kavim ayrılığı fark etmiyor. Boşuna denmemiş ‘küfür bir millettir’ diye.

Mursi gitsin diyenlerin hemen hemen hepsi aynı zamanda onun Müslüman kimliğinden rahatsız. Allah’tan Mısır halkının çok büyük bir kısmı farkında işin… Direnişçilerin, ‘iğva edilmiş bir grup’ olduğunu söylüyorlar ve olayların, Gazze olayı ile ilişkili olduğuna dikkat çekiyorlar.

Mamafih Mısır ayakta ve müteyakkız! Sıkıntılı günler bitmiş değil. Toplum yakaladığı değişim gücünü test ediyor. İşi nereye kadar götüreceğini bilmiyor. Tahrir meydanı zaman zaman taraflar arasında yaşanan arbedelere sahne oluyor. Birilerinin, Mısır’ı karıştırmak niyetinde olduğu açık seçik görülüyor. Cuma (bugün) kritik bir gün… İnşallah korkulan olmaz… Fakat yazık ki ezoterik bilgilere göre Mısır’da olaylar biraz daha devam edecek! Allah kötü niyetlilere fırsat vermesin…

Allahtan Mısır halkı hakikaten uyanmış. Emenim bu uyanış, Tüm Arapları da uyandıracaktır. Çünkü Araba, uyutucu ve uyuşturucu zehir Mısır’dan zerk edildi. Onun uyanışı inşallah diğer bölgeler için de diriltici bir nefha olur.

Mısır halkı Suriye’deki olaylarla da ciddi alakalı! Beşşar Esad’ın, bugün var yarın yok olduğunu müdrikler…

Elbette nifak ehli de boş durmuyor. Bu uyanışı tehir ettirmek veya en azından yöneticileri sertliğe sevk etmek için ciddi çaba içindeler. Fakat televizyonlardaki programlardan anlıyorum ki devlet de bunun farkında. Bizdeki Tamu Spotu gibi burada da tV’lerde kardeşlik ve birlik spotları dönüyor.

Mısır parlak bir istikbale gidiyor inşallah. Ve ümit ediyorum ki, insanlık ailesinin bu zeki mahdumu, bu İslam’a ve medeniyete büyük hizmeti geçmiş kabiliyetli evladı, ilerde dahi medeniyete katkıda bulunmak için büyük bir iştiyak ve devinim içinde…

Hakikaten Arap baharı, çiçeklerini açmaya başlamış. Halk sık sık “Tahiyye Mısr” diye nida ediyor şu günlerde. Biz dahi onlara katılıyoruz ve ‘Tahiyye Mısır’ (Yaşa Mısır) diyoruz!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir